Ali Baba Karakaş – 18 Şubat 2026
Ey sabah, bu zalimlik niye,
odama doluşan gurbet kokusu
iklimin hüzünlerini sürüklemiş;
bugün bana gurbetsiz bir iklim ol.
Ah gurbet, ey özlem, çek üstümden
şu sopa gibi inen ağır yükünü.
Ozanların dilinde bir türkü söyle,
bir saatlik gülüşe razıyım bugün.
Ne çok özledim sevdiğimi, sordum:
“Çok mu istedim, hayat?” dedim kendime.
Yalnızlık sopasını sırtımda taşıdım,
gülüşlerim sürgün, gözlerim sürgünde.
Uykuya dalsam, al beni ey dağlar;
sessizce koynuna al ruhumu.
Doğduğum toprağa geri götür beni,
anamın mezar taşına, çocukluğuma, ilk aşkıma.
Ağlayan dilimden dökülür derin hasret.
Gönlüm kaldı özgür akan derelerde.
Anamın ninnilerine yasak koydular zalimler,
çocukluğuma kilit vurdular; sen hiç lâl oldun mu?
Zazaca konuşmayı hain sayanlara sor:
kaç dile, kaç kalbe yasak koydunuz?
Ben Zazaca ağladım, sokaklar sustu,
yıldızlar söndü; kanlı postallar dilime kelepçe vurdu.
Okul avlusunda sıraya dizilmiş çocuklar,
duvara dönük, yüzleri betona sürtülmüş;
falakanın sesi iner çıplak tabanlarına,
“Yanlış konuşma!” der, “Sus!” der cetvelli el.
Bir kelime ananın dilinden dökülünce
tahtaya yazdırılır “günah” diye, “bölücülük” diye.
Sesini unutmaya zorlanan her çocuk
içinde bir halkı toprağa gömer o gün.
Biz büyüdük; yasak büyüdü içimizde.
Adımızı kısalttılar, köyümüzü haritadan sildiler,
ninemin masallarını “uydurma” saydılar;
oysa o masallarda saklı kaldı gerçek vatanımız.
Ey sabah, bari sen adil ol bize:
bir kez olsun anadilimde doğ güneşim.
Bir kez olsun çocukların diline dokunma;
bırak Zazaca bir ninniyle uyusun bu ülke.