GIMGIM, CİVARKA, SÜRGÜN

Ali Baba Karakaş – 03 Mart 2026

Al beni, götür Gımgım’a,
Gımgım’ın soğuk sularına.
Sal hüzünlerimi derinlerine;
dağlarını özledim, kenger kokusunu özledim.
Buram buram geven kokusunu özledim,
ben annemin mezar taşını özledim.

Ben doğduğum evi özledim,
çocukluğumun iz sürdüğü eşiği.
Özgür koştuğum dağları özledim,
çağlayan nehirleri, çobanlık günlerimi.
Ben köyümü özledim,

Civarka’yı özledim iliklerime kadar.
Alın beni, götürün Civarka’ya;
gurbet can yakar, içten içe çürütür.
Tutsak oldum bu gurbetin duvarlarına,
sürgün diyarı ne çok acıtır yüreğimi.
Ne çok acıtır beni bu sürgün diyarı;
dilime kelepçe vurdular.

“Ben konuşursam Zazaca, vatan bölünürmüş,
bayrak iner, ezan susarmış” dediler.
“Ben konuşursam Zazaca, Kürtlüğüm duyulurmuş,
hükümdar rahatsız olurmuş” dediler.
Kahpe hüküm sahipleri, bilin ki:
dilime, kültürüme kelepçe vursanız da
ruhum özgür, o dağların asi ruhudur.

Okul yolunda yalınayak çocuklar,
defterlerinin arasına saklar anadilini;
öğretmenin bakışı demir bir kapı gibi
her “lo”, her “daye” sözcüğüne kilit vurur.
Tahtaya kalkar utangaç bir çocuk,
yanlış Türkçeyle kekeler adını;
arkadan kahkaha, öne falaka iner,

“Bir daha konuşma!” diye çatlar bastonun sesi.
O gün küçük bir kalp Civarka’dan kopar,
Gımgım’ın sularına düşer sessizce.
Yıllar geçer, o çocuk büyür sürgünde;
her dil öğrense de anasının sesiyle ağlar gizlice.
Al beni, götür o sese, o dağlara;

Gımgım’ın suyuna değsin yüzüm,
Civarka’nın toprağına düşsün gölgem.
Bilsinler: ben dönersem eğer bir gün,
zinciri kıran kelime yine Zazaca olacak.

Beni Gımgım’a götürün, köyüm Civarka’ya götürün;
orada bir çocuk hâlâ çobanlık yapıyor içimde,
orada dilim serbest, gökyüzü serbest,
orada hiçbir hükümdar dokunamıyor ruhuma.