Ali Baba Karakaş – 17 Şubat 2026
Gönül, yola düşürdün yorgun bedenimi;
dizlerime çöken gurbet ağır, ama sevdan hafifletir.
İçimde yanan ateş, denizin ortasında bir ada gibi—
her dalga kabardıkça sana yaklaşırım bilmeden.
Seni sevdiğimi fısıldadım denizin tuzuna;
martılar kanatlarına aldı adını, göğe savurdu.
Pelikanlar döndü, kıyıya kondu—her biri bir işaret gibi;
bir tek sen duymuyordun içimdeki çağrıyı.
Zambaklar açtı kıyılarda, kokusu değdi tenime;
ben sana yürüdükçe dünya beyazladı içimde.
Gölgem uzadı ufka, senin gölgende kaybolmak için;
çünkü bir güzelin adı, ışığı çoğaltan şeydir.
Gel, diyordum içimden, “bir adım at, ben on adım gelirim”;
avuçlarımın terinde biriken umudu görürdün.
Ne çok çağırdım seni dalga dalga;
her dalga bir harf oldu, her harf sana sürüldü.
Gözlerin… işte anlatamadığım o uçurum;
kıyıya vuran dalgadan daha güçlü çekiyor içimi.
Kirpiklerinde bir doğuş, bakışlarında bir yeryüzü;
ben o bakışlara her seferinde yeniden yaratılmış gibi düştüm.
Saçların rüzgârda savrulunca,
denizin üstüne düşen gölge gibi titredim.
Saçlarının ucuna dokunsa rüzgâr, ben ürperirdim;
teninin kokusu yağmur sonrası toprak gibiydi—
içime çeke çeke büyüdüm sana.
Sen yürüdüğünde deniz kıyıya yaslanırdı sanki;
eteklerinin ucunda ıslanan kum, benim kalbim olurdu.
Ayaklarının izi, kıyı boyunca uzayan bir cümle gibi;
ben o cümleyi içimden bin kez tekrar ederdim:
“Gel, sevgilim, gel…”
Göğsüne yaslanmayı hayal ettim gecelerce;
yüreğinin ritminde bulurum sandım kendimi.
Tenin bir yaz ikindisinin serinliği;
ellerin, tutuştuğum yerde beni yeniden büyüten ateş.
Bilir misin sevdiğim, omzunun tam burasında
insanın saçlarını koklayan bir rüzgâr yaşar.
Ben o rüzgâra teslim oldum;
boynunda bırakılan her nefes, içime bir mavi çizdi.
Sen maviye gülümsedikçe ben sustum.
Şimdi söyle bana:
Bu kavuşmayı engelleyen mevsim mi, yol mu, mesafe mi?
Ben yılmadım; ne yol bitti ne sevda.
Zamanı durduramasam da sözlerimi ateşten döşedim yollara;
ve bil ki, ben bu yola
senin teninin kokusunda başlayan bahar için düştüm.