Ali Baba Karakaş – 03 Mart 2026
İki dağın arasında bir kulübeye sığındım,
Issız vadinin sık ormanlarında saklandım.
Gökyüzü mavi kristal gibi berraktı o gece,
Ay telaşla göle akıttı renklerini sessizce.
Mor menekşeler serpti kokusunu serinliğe
Ben ilk darbe mi orada duydum içimde.
Vadi kaç yasaklı sevdaya kucak açmış meğer,
Ben kırılmış kalbimi toplamaya mecalsiz bir seher.
Dökülmüşüm dünyanın dipsiz kuyularına,
Yorgun düştü yüreğim zamansız darbelere.
Yetemedim dünyanın çetin hallerine
Her nefesimde bir ukde yaktı canıma.
Yaslanmışım gökyüzüne, hayaller kervanım yürür,
Keşkeler yüklenir, rüzgârı acıyla savurur.
Ruhum rulet gibi döner karanlığın içinde,
Gönül senin elinden kaçtı;
Ben mi sana yetemedim, zaman mı?
Zamana yenik düştü yıkılan tüm yanlarım.
Bir rüzgâr esti uzaktan, vadiye şiir döktü,
Her mısrası içimdeki sızıyı söktü.
Ben kendimi sende buldum çöken gecelerde,
Yolumu aydınlatan ışık bile kayboldu sözlerinde.
Yenildim, kabul; kirli kalpler aldı hevesimi,
Ama yine de aradım seni, gecenin nefesinde.
Sonra bir siluet belirdi vadinin kıyısında,
Elbisesi rüzgârla dalgalanan bir masal kadın.
Saçları zifirî gece, gözleri kandil ışığı
Yanağına düşen ay, gül kurusu ılıklığı.
Sesinde hem hüzün hem bahar vardı;
Beni yarım bırakan zamanın ilacıydı sanki.
Uzak diyardan gelen bir Leylâ mıydı o?
Yüreğine çöken gamı saklayan bir ceylan mı?
Dokunsam dağılır mıydı, yoksa beni mi toplardı?
Adı yoktu ama ruhu aşinaydı karanlığıma.
Mecnun gibi düştüm ayak izlerinin peşine
Ateşten geçsem, yine arardım onu gecenin eşiğinde.
Şimdi rüzgâr savurdukça şiirimi vadinin içinden,
Aşkımın sesi ulaşsın diye dağların üstünden.
Kırık kalbim seninle yeniden nefes alsın,
Geceye yazdığım adın yeni bir güneş doğursun. Ben bu dünyada kaybolmuş bir âşık değil,
Seni arayan bir nefesim: Leylâ’sını bekleyen Mecnun misali.