KAYIP SEVDA VADİSİ

Ali Baba Karakaş – 02 Mart 2026

Ben geldim, sen yoktun sevgilim...
Kırların sarp yamaçlarında
ismini rüzgâra heceledim.
Her hece vadinin duvarlarına çarptı,
ilk harfin geri döndü sadece
sanki sesimi geri gönderen kaderdi.

Ceviz ağacına yaslandım usulca;
yaşanmışlığımız dallarına asılıydı.
Hangi yana baksam gölgen,
hangi yere dokunsam kokun...

Yüreğime mi tutuşayım,
gidişine mi yanayım bilemedim.
Ey dağlar, duyun sesimi!
Sevdiğim giderken el etti mi bana?

Kokusu kaldı sizde
kır çiçeklerinin bütün toplamında o var.
Elimi tutan sıcaklık da söndü gitti,
yolun başında yalnız kaldım sevgilim.
Alın beni dağlar, koynunuza saklayın;
yüreğim yoruldu gurbetten,

gözlerim kurudu yollarına bakmaktan.
Türkülerde sevdamız vardı bir zaman
şimdi türküler benim yerime ağlıyor.
Sevdiğimin gözleri kır çiçeklerine dalardı;
bahar utanırdı güzelliğinden.

Arı peteğe nasıl bal işlerse
o da sevgiyi işlerdi yüreğime.
Kara saçları güneşe boy vermiş,
ince belinde saklıydı baharın gölgesi.
Sevda nehrine dalarken teni
soğuk suda bile sevişirdi ışıkla.

O an anladım:
bazı bedenler doğanın hafızasıdır
su bile hafifler onlara değerken.
Ben sana şiir yazmadım sevgilim;
seni vadilere sürdüm,
dağların yamacına işledim adını.

Sarp kayalarda yankın var hâlâ,
her yankı bir adım daha
sana yaklaşamayan yüreğimin sesi.
Nehirler bile soruyor bana:
“Aradığın kim ey yolcu?”

Suyun her zerresinde kokun var;
ellerimi suya değdirdik çe
senin tenine değiyormuş gibi
içim ürperiyor, titriyorum.

Özlem, papatyaların susuzluğu gibidir;
bir gün açar, bin gün solar.
Ben seni özledikçe, 
sarı papatyalar gibi
yüzüm sararır sevgilim
yokluğun beni güneşsiz bırakır.

Gel artık...
Dağların gölgesini geride bırak,
vadilerin yalnızlığını da..
Sevdamız bir yol bulur elbet;

Mecnun çölde Leyla’sını nasıl aradıysa
ben de seni öyle arıyorum
adımı unutacak kadar,
yüreğimi yakacak kadar,
ömrümü sana adayacak kadar...