Ali Baba Karakaş – 03 Mart 2026
Kıraç bir dağın eteğinde oturmuş bir kadın,
Dilinde bir türkü yankılanır,
Rüzgâr ezberlemiştir adını.
Çiğ düşer toprağa usulca,
Hüzün iner omuzlarına
Soğuk bir sabah gibi.
Gözlerinden süzülen yaş,
İnce bir dere olur,
Benim yüreğimde
Sessiz bir göl gibi büyür.
Bakışında yorgun bir dünya,
Uzun zaman taşınmış bir kader var.
Varıp desem ki sana:
Sen Yörük müsün,
Dağdan dağa göç eden,
Kıtlığı sabırla aşan?
Yoksa sürgün bir Kürt müsün,
Yurdundan koparılmış,
Acıyı ana dili gibi öğrenen?
Belki ikisi de değilsin,
Belki yalnızca bir kadınsın
Hayata tutunmayı bilen.
Ama bilirim;
Toprak gibi sabırlısın,
Dağ gibi dirençli,
Sevdayı susarak büyüten.
Yüreğini yaralayan her neyse,
İzin ver, merhem olayım.
Çatlamış toprağa düşen ilk yağmur gibi
Acını içime alayım.
Saçlarının gölgesinde dinlensin yorgunluğum,
Kalbin benim sığınağım olsun.
Çünkü sevgi artık eskisi gibi değil,
Aşka yalan karıştı.
Sevdalar kirletildi,
İhanet kurşun gibi saplandı kalplere.
Menfaatle ölçülür oldu duygular,
İnsan, insana uzak düştü.
Ama senin gözlerinde
Hâlâ temiz bir bahar var.
Dokunulmamış bir sevda,
Kirlenmemiş bir umut.
Bir bakışınla
Bütün yorgunluğum susar.
Gel,
Bu kıraç dağın eteğinde
Aşkı yeniden yazalım.
Ne yörük göçte kalsın,
Ne Kürt sürgünde;
Sevgi menfaate yenilmesin,
İhanet adımızı bilmesin.
Ben sana yürek olayım,
Sen bana yurt.
Dünya yıkılsa da
Aşk, ikimizin arasında
Dimdik kalsın.