KIRMIZI TRENİ BEKLERKEN

Ali Baba Karakaş – 17 Şubat 2026

Saat altı kırk beş; sabırsızlık çökmüş kalbime,
mimikler gözlerimden taşıp yola hükmeder.
Ellerim ter içinde, kah cebimde kah koynumda;
saat yıl gibi ağır, dakikalar kalbimi tırmalar.

Bu ne sabırsızlık, sanki şehir üstüme yıkılmış,
tren garı başlı başına bir telaş, bir kargaşa.
Trenler bir bir akıyor rayların içinden,
sanki hepsi yüreğime giriyor tek tek.

“Gel, kırmızı tren, sevdiğimi getir,”
diyorum içimden; avuçlarımda terli bir umut var.
Seni mavi düşlerde büyüttüm, sevdam;
rüzgâra savrulan saçlarına maviler giydirdim.

Eteklerin rüzgâra yelken açmış,
koşarken savrulur düşlerim koynuna.
Koynuna düşen hayallerim “biz” olsun isterim,
aynı vagonda, aynı koltukta yan yana.

Kaç kalemin mürekkebi bitti adını yazarken,
yazamadım tam olarak seni, sevgili kadınım.
Tren garında beklerken seni
kalbim göğüs kafesime sığmadı hiç.

Gökyüzüne savurdum içimi, şiirler yağmur oldu,
düştü gönüllere, gözlerimde özlemin kaldı.
Garda yankılandı kırmızı trenin düdüğü,
nefesim kesildi, sıcak ter içinde kaldı bedenim.

Bir çığlık koptu içimden: “Buradayım!”
O an açıldı kapılar, insanlar taştı perona.
Kalabalığın içinden mavi pardesü göründü;
saçların, rüzgâra karşı bildik bir isyan gibi.

Göz göze geldiğimiz an durdu bütün trenler,
raylar sustu, gar derin bir sessizliğe gömüldü.
Sen yürüdün bana doğru, ben kımıldayamadım;
yüreğim çoktan koşmuştu, bedenim peşinden geldi.

Elin elimde; yılların sürgünü iki yürek
kavuştuk kırmızı trenin gölgesinde.
Bu gar, bu saat, bu kırmızı tren bilsin:
sen geldiğin gün, aşk yerleşti yüreğime.

Bilsin takvimler, istasyon anlasın;
her sabahın altı kırk beşinde
bir adamın kalbi yeniden çarpar,
kırmızı trenle gelen o kadına…