Ali Baba Karakaş – 18 Şubat 2026
Deniz kıyısında bir akşam: gökyüzü mavi, su suskun.
Bir dalga gelip adını sordu içimdeki kuyuma.
Sen yürüdün—saçların rüzgârla çözülmüş akşam,
Gözlerin: iki derin koy, içinde yıldız uyuma.
O an, dizlerim kesildi; adım adım eridi yol,
Yutkundum; dilim lal, kalbim kıyıya vuran bir kol.
Gözlerin yeşil mi, mavi mi, yoksa ıslak bir çiğ mi?
Bakışın dokundu: omzumdan kuşlar uçtu bir bir.
Kirpiklerin uzun bir kıyı; gölge düştü nefesime,
Saçların geceyi ördü—gece benden bir şey ister gibi.
Yürüyemedim; taşlar bile beni tuttu yerimde,
İsmine uzandım içimden, sesim kaldı derinimde.
“Adın ne?” demek istedim; boğazımda kilitli bir kapı.
Nehir kıyısında mıyız, göl mü bu, yoksa deniz mi?
Her suda senin suretin: dalga, halka, çizgi çizgi.
Avuçlarım titredi; ceplerimde sakladım yangını.
Bir martı çığlığı kesti sessizliği—ben hâlâ sus,
Zaman, senin saçlarında düğümlendi: çözemedim, dur.
Güzelliğin ağır çekim bir sabah:
Yanaklarında gün doğar, alnında serin bir rüzgâr.
Gözbebeklerinde yıldız tozu, dudaklarında ilkbahar;
Kokun, ıslak ot gibi; içime serdi uzun bir bahar.
Bir adım attın—dünya yer değiştirdi ayaklarımın altında,
Kalbim suya düştü; sesini duydum, “çarp” dedi dalga.
Sonra döndün: “Selam,” dedin—bir pınar açıldı dilimde.
Adını öğrendim; harfleri göğe uçurup mühürledim.
Gökyüzünün mavisi kadar açık, gece kadar derin,
Adınla konuştum taşlara; nehirler bile dinledi.
Konuştukça açıldı yol; ben yine sende tutulmuş,
Yürüdükçe anladım: her adımda ben biraz daha susmuş.
Şimdi hikâyemiz suyun defterinde yazılı:
Ben, ilk bakışta tutuşmuş; sen, rüzgârda ışıldayan kız.
Dağ, yıldız, gök mavisi şahidimiz; deniz kıyısı sırdaşımız.
Dilim çözüldü sonunda: “Kal,” dedim; kalbim oldu kıyın.
Sen gülümsedin—dalga geri geldi, gece maviye döndü.
Aşkımız, ilk bakışın kilidi: açıldı; dünya sustu, biz büyüdük.