Ali Baba Karakaş – 03 Mart 2026
İndim gara... şehir üstüme çöktü.
Yüzler yabancı, diller yabancı, sokaklar yabancı.
Ben kendi sesime bile yabancıyım artık;
ürperir içimdeki çocuk,
köy yolunu özler ayaklarım.
Acılarım yayıldı sokaklara,
üşürüm taşlara dokundukça.
Binalar yürür üstüme, nefesimi keser.
“Üstüme gelmeyin,” der içimde bir ses,
“kırığım... tuzla buz olurum.”
Konuşurlar yanımda
ama söz değil, yabancı bir rüzgâr gibi eser sesleri.
Benim dilim Zazaca’dır;
buranın dili üstüme soğuk bir gölge gibi düşer.
Her korkum büyüyünce
mezar taşına sığınırdım köyde.
Taş soğuktu ama sen, ana,
sen sıcaktın içimde.
Şimdi taş yok, şehir var;
uğultusu karanlığımı büyütür.
Bütün gözler döver beni,
ince ince kar gibi düşmez bakışlar
iğne gibi saplanır canıma.
“Dağlı!” diye bağırır biri,
öteki fısıldar: “Kürt’tür, esmerdir...”
Sözleri taş, bakışları dipçik.
Korkarım kaybolmaktan...
“Beni köyüme götürün,”
diye ağlar içimdeki çocuk;
“Neresi burası?
Bulun beni... kaybetmeyin.”
Ama ben kalabalıkta görünmeyen bir gölge olurum.7
Öyle susamışım ki...
Köyümün gölünü hatırlayıp
bir su görürüm uzakta.
Koşarım kana kana içmek için;
dudaklarım yanar tuzdan
meğer denizmiş.
O an anlarım:
Ben bu şehre değil,
bu şehir bana yabancı.
“Bu nasıl su?” diye sızlar içimdeki çocuk,
“Biz gölden içerdik, burada niye içilmiyor?”
Kendi kendime kızarım,
yumruk olur ellerim
kendi nefesime bile yabancı olurum
bu şehrin karanlığında.
Ana...
Ne zaman üşüse içim
mezar taşını arar ellerim.
Taşın sessizliği bile
bu kentin gürültüsünden daha sıcaktı.
Şimdi sarılacak taş yok,
yutacak bir karanlık var.
Gece büyüdükçe büyür korkularım;
ışıklar göz kırpar ama yolu göstermez.
Her köşe bir uçurum olur bana,
her gölge bir yabancı.
Açım, üşüyorum...
kimse duymaz içimdeki çığlığı.
Sokak lambalarının altında
annemin sesini duyarım bazen.
“Üşüme oğlum,” der gibi geçer rüzgâr.
Ama saracak bir ana yoktur;
yalnızlığım açar koynunu bana,
üşürüm daha çok--daha derinden.
Yol uzun... gece ağır... Bu şehir benim değil, ben de bu şehrin değilim.
Bir çocuk yürür sokak aralarında
karnı aç, dili aç, yüreği aç.
Bir çocuk...
mezar taşını arar karanlıkta,
ama bulamaz; yalnızlık vardır,
korku vardır, bir de annesiz bir çocuğun
sessiz çığlığı vardır.