SÜRGÜNDE SAKLI KALAN SEVDA

Ali Baba Karakaş – 18 Şubat 2026

Bugün kalbim gurbetin hüznüne yenik,
sürgünden sürgüne yoruldu ruhum.
Bedenimde kaç darbenin izi kaldı,
hücrede beden tutsak, ruhum özgürdü.

Vahşetin kapısıdır gurbet;
alır seni senden, yabancı kılar adına.
Bir ülkenin soğuk duvarlarında sorarım:
sevmek, sevdiğini söylemek suç mu hâlâ?

Bir tek güne razıyım kokunu solumaya,
bir tek bakışına değsin yeter ömrüm.
Sevdiğim, sen kaldın hasret dağında;
sürgüne düştüm, senden kaçmadım hiçbir gün.

Kanadım yok, adım “sürgün”, aşamam sınırları;
göçmen kuş kervanına katılayım isterim.
Gözlerim okyanusu yara yara gitmek diler,
pasaportumda değil, yüreğimde mühürlü yerlerin.

Parkta bir bankta oturdum, içimde kavga büyüdü;
sonbahar iklimi karıştı içimdeki isyana.
Ellerim soğuktan, yüreğim hasretten titrerken
çiseleyen yağmurun kokusu bile yabancı toprağa.

Ben bu toprağa yabancıyım,
kaç yaprak döküldü saçlarıma, sayamam.
Toprak rengârenk sonbahar rengine boyanır,
sigaramın dumanı memleket kokar hâlâ—yanarım.

Sen Türktün, ben Kürt;
aynı meydanda, aynı sloganlarda yürüdük.
Devletin, ailenin, mahallenin duvarları
“bir Kürt bir Türk kızı sevemez” diye örüldü yüzüme.

Yıllarca aynı kulvarda omuz omuza durduk,
aynı copu, aynı gazı, aynı karanlığı yedik.
Sevdiğimi söyleyemedim, sen de söyleyemedin;
meğer iki yanık yürek, aynı korkuya yenik miş.

Şimdi yıllar geçti, saçlar kar beyazı;
beden yorgun, dizler çökmüş merdivenlere.
Ama yüreğim, sen söz konusu olunca
dipdiri bir çocuk gibi koşuyor hâlâ peşine.

Neredesin bilmiyorum,
sen de bilmiyorsun nerede yaşlandığımı.
Belki bir sokak lambasının altında beni,
ben de bir kalabalığın içinde seni arıyorum.

Belki aynı gökyüzüne bakıyoruz hâlâ,
iki ayrı ülkede, iki ayrı yalnızlıkta.
Ama bil ki, sigaramın dumanı her yükseldiğinde
memleketle birlikte saçlarının kokusu tütüyor havaya.

Ben sürgünüm, gurbetim, yalnızım;
adı konmamış bir aşkın tanığıdır kalbim.
Ne devlet affeder bizi, ne takvim;
ama sevdamız, içimde hiç sürgün edilmedi.