Ali Baba Karakaş – 17 Şubat 2026
Havada aşkın kokusu var,
soldukça seni bir nefeste…
Mahzende yıllanmış şarabı içmiş gibi sarhoşum;
yüreğimde kaç kalibre kurşunun izi var, kim bilir?
Ne yürümeye hâlim var ne adım atmaya;
sanki bütün denizler sustu bir anda.
Al beni tenine, sende çelikleşeyim;
yazılmamış aşk hikâyemiz seninle başlasın yeniden.
Bir zaman dilimi çözülürse eğer,
yüreğimin en sıcak köşesine yazacağım seni.
Günebakan çiçeği güneşe aşkıyla eğilir ya—
ben güzelliğinin yolunda toprak olurum.
Gönlünde yazılmamış aşk olayım;
gün suskun, zaman hoyrat.
Bülbül dilim senin güzelliğine kilitlendi,
kalbimdeki mevsimler birbiriyle karıştı.
Toplayın bütün kalemleri, renkleri;
ozanı, şairi, ressamı çağırın.
Seni yazan bir kalem var mıdır ki
hangi tuvale çizebilir seni bir ressam?
Ozanın teli lal, tınısı suskun;
alın beni gecenin koynuna.
Susar mı yüreğime düşen yangın?
Gözlerindeki gülüşe yıldızlar bile suskun.
Gülen yanaklarına güller soldu;
hangi renk, hangi kalem dokunabilir
yüreğin yazdığı sevdaya?
Öyle berrak ki bakışların—billur bir su gibi.
Gözlerin topraktan taşan bir pınar,
saçların Anadolu’nun barış rengi gibi,
el değmemiş bir orman kadar gür.
Seni anlatmaya alfabenin yetmediği yerdesin;
hiçbir harf dokunamaz güzelliğinin tam yerine.