Ali Baba Karakaş – 02 Mart 2026
Sen oturup beni tuvaline resmettin,
oysa ben seni yüreğimin en derin yerine çizdim.
Bir roman olmak isterdi hikâyemiz,
bir öykü, bir masal, bir ömürlük destan...
Ama kelimeler yetmedi sevgilim,
çırılçıplak kaldı dilim seni anlatırken.
Bir şair gibi diz çöktüm sevdanın önüne,
sözcük aradım, bulamadım.
Seni mısralara dökmek istedim, dökemedim;
çünkü yüreğimdeki sen, şiire sığacak kadar küçük değildin.
Aşkım sana akarken büyüyordu, gözlerin gözlerime değdiğinde
yıldızlar kıskançlıktan titrerdi göklerde.
Ay utançla yüzünü örter,
benim yüzümde parlayan mutluluğa hayran kalırdı.
Tenime düşen aşk sıcaklığını
hiçbir termometre ölçemez.
Yüreğim, senden içeri giren bir ateşti;
dilimi susturan, gözlerimi konuşturan bir yangındı.
Pozantı Dağları’ndan akan sular gibi berraktın sevda,
ormanların nefesi kadar canlıydın.
Kitaplar anlatmazdı seni,
sözler taşıyamazdı ağırlığını,
çünkü aşk tek renge hapis edilemezdi
renklerin toplamıydın sen.
Aşk yağmurdan sonra gökkuşağıydı,
kar altında filizlenen kardelendi.
Kararmış umuduma doğan bir güneşti, yeniden dirilişti aşk;
anne rahmine düşen ilk can gibiydi...titrek, masum, mucize.
Sen bendeki en büyük mucizeydin;
yüzün bahardı, sesin yaz, dokunuşun sonsuz bir sükûnet.
Gözlerin sevdanın dizeleri gibi akardı içime
her bakışında başka bir ömür başlardı.
Pozantı ormanlarında yürürken bile
seni duyardım dalların hışırtısında.
Her yaprak senin adını fısıldar,
her rüzgâr teninin kokusunu taşırdı bana.
Dağlar bile bilir insana neyin aşk olduğunu.
Göğe her baktığımda sen varsın,
yere her bastığımda izini ararım.
Aşk, yalnızlığın koynunda büyür bazen;
benim yalnızlığımın da adı sendin sevgilim.
Kelimeler yetmezdi, yetmiyor hâlâ
çünkü aşkın kendisi sensin.
Şimdi yazıyorum seni,
ne tuval yeter, ne defter, ne yeryüzü...
Teninde saklı bahar, gözlerinde yankılanan o ilk söz,
yüreğimde hâlâ alev alev, aşkım sana akıyor yine,
Pozantı Dağları’ndan süzülen su gibi berrak.
Ve bil sevgilim:
Ben seni sevdanın en eski yasalarıyla seviyorum
destanlara sığmayacak kadar büyük, şiirlere taşacak kadar gerçek...