Ali Baba Karakaş – 18 Şubat 2026
Aylar, mevsimler geçti; ömür, sende.
Bana hep kış verdin, ömrüm;
mevsimlerde bahar yok muydu,
çaldın benden yaz mevsimini.
Ömür, ben senden hep alacaklı çıktım;
sen ise acıyı katık diye sundun soframa.
Düğümlendi boğazıma, nefessizim,
gülmeyi öğrenemedim acıdan başka.
Ömür, ben sende soluksuz koştum,
yoruldum artık, dağıldım içinde.
Ne zaman gençtim, hiç anlamadım;
gençliğimi de benden çaldın, ömrüm.
Bana hep patika yollar düştü, sarp kayalar;
düşe kalka yürüdüm, kanaya kanaya.
Neye ağlayayım, neyim kaldı ağlanacak;
ne çocuk olup anne kucağına sığındım,
ne de gençliğimi doya doya yaşadım, ömür.
Yorgunum mevsimlerin karışık ikliminden;
mevsimler tarumar, insanlık pazarlarda,
tezgâhlarda tartılır oldu vicdanlar.
Ben sende geç kaldım, ömür;
gözlerimin önünde akıp gittin.
Vicdanlar vitrinlere düşmüş,
insanlık tozlu raflara kaldırılmış.
Ne yürüyecek yol bıraktın, ne yoldaş,
ne gönlüme gerçek bir gönüldaş kaldı.
Tutunacak umut kırık bir dal gibi;
dostluk boylu boyunca yere serildi.
Kime, nasıl anlatayım olanları;
ne dinleyen kaldı, ne anlayan.
İnsanlık ölüyor, ses verin,
bir yudum sevgi verin bu çağa;
bir avuç eşkiya hüküm sürüyor,
kalanlar suskun, kalanlar yaralı.
Diller mühürlü, nereye saklandı vicdanlar;
bu suskunluk niye, ölüyor insanlık.
Haydutlar çoğaldıkça mazlumlar eksiliyor;
ömür, ben acıların hamalı oldum.
Omzumda nasır, sırtımda kambur acılar,
gülmeyi yasakladın bana bu çağda.
Her gülene ben ağladım içimden;
“neden ben de gülmüyorum?” diye sordum.
Bir hayal kursam, biri çomak soktu;
sevdalanırsam, yüreğim yanıltıldı.
Umut bağladım sevdaya, yalan çıktı;
ömür, kaldır barikatını artık,
bırak yorgun bedenim toprağa yürüsün,
bırak bu kalp hak ettiği baharı görsün.