Ali Baba Karakaş – 17 Şubat 2026
Sevmek ve sevdalanmak, tarifi zor bir bilmece,
Yüreğe düşen yangının rengi, kim anlayabildi?
Uğur böceğinin papatyaya olan vuslatı gibi,
Arının lavanta çiçeğine tutkulu sevdası gibi.
Rengi olur mu sevdanın? Hangi şair anlatabilir?
Seni öyle sevdim ki, ne bir çiçekte, ne bir renkte bulabildim.
Gökkuşağının bütün renkleri toplandı adında,
Kıyıya vuran dalgalar gibi adını fısıldadı denizler.
Kumlar, maviye işledi ismini ince ince,
Palmiyeler güneşe anlattı seni, sessizce.
Hecelerle kıvrıldı adın dilime,
Dudaklarımda titreyip düğüm oldu boğazıma.
Açtım avuçlarımı gökyüzüne,
Yıldız mı, ay mı çare olur derdime?
Maral bakışında kayboldu yüreğim,
Yıldızların gülüşüne sindi ismin gizlice.
Teninde bahar sıcaklığı vardı,
Toprağa düşen terinle sevda filizlendi.
Sensizliğe düşmeden gece,
Gel, gündüzüm kararmadan önce gel.
İlk adresteyim, kestane ağacına yaslanmış,
Yüreğim umuda, gözlerim yola yaslı.
Gelişini rüzgârdan öğrenen ağaçlar,
Seni anlatır her yaprağında usulca.
Çiçekten öte renkten öteydin sen.
Doğanın özünde gizlenmiş bir sevdaydın.
Göklerde yankılanan bir çağrıydı ismin,
Geceme inen bir rüzgar bir ışıktın.
Ben seni sevdim bir ömürlük suskunlukla,
Ne kelimeye sığdı, ne zamana.
Sen hayalime değil, özüme gel bana.
Ben seninle tamam olayım, sen bende şiir ol.