Ali Baba Karakaş – 17 Şubat 2026
Bu ne haller anlayamadım…
Zamanı belli olmayan bir vaktin içinden geçiyorum.
Gelen gidişiyle yüreğimi
sonbahar yaprakları gibi çiğneyip geçti;
gönlüme düşen özlem sen oldun—
mevsimler yetmedi adını taşımaya.
Aylar aksın istemiyorum;
dursun vakitler, susun takvimler.
Geçen zamana, akıp giden ömre
hangi güzel sığdı da sevdamız sığamadı?
Dokunmayın sevdaya…
temiz kalsın, saf bir kaynak gibi içimde.
Yıldızlar gibi ışık saçsın gönlüm;
karanlık uzak dursun yollarımdan.
Savrulup kül olmasın umutlar—
daha kaç parçaya bölünecek yüreğim?
Sürgün düşmesin içimize;
hüzün, sevdanın üstüne gölge olmasın.
Dağlar tek sığınağım oldu yalnızlığıma;
rüzgârın sesinde seni aradım,
toprağın kokusunda yüzünü duydum.
Çünkü toprak bir anadır,
ana da bir topraktır—
sen ise ikisinin arasında kalan en sıcak sesti.
Bazen gözlerini düşündüm:
dağların doruğundaki berrak bir su gibi
usulca akardı içime.
Bedenini düşündüm—
bir yaz akşamında toprağın aldığı sıcaklıkla
benim içimde yeniden can bulurdu.
Saçlarının rüzgârdaki savruluşu
bir ömrü yeniden başlatacak kadar güzeldi;
tenin, yağmur sonrası toprağın kokusu gibi
tazelerdi içimdeki her hüznü.
Sana dokunmayı değil,
sana varmayı özledim sevgilim.
Gel…
Sevdamızın vakti tayin olsun artık—
aylar dağılmasın omuzlarıma,
yıllar savurmasın yüreğimin içini.
Sensizliğin çölüne dönmeden içimdeki dünya,
dön bana;
toprağa düşen ilk yağmur gibi
yeniden filizlensin içimizdeki sevda