Ali Baba Karakaş – 03 Mart 2026
Al bu canı benden, yok say beni,
götür doğduğum toprağın koynuna.
Hayat, sen bana cömert olmadın;
sürgün diyarlarını yükledin omzuma.
Sevdim, canımdan vazgeçecek kadar,
ama dilim kilitli, ismim sanık.
Bir Türk kızına bakmak bile suç sayıldı;
“Bölünür vatan.” dediler, “Sus.” dediler aramıza.
Boynuma görünmez bir “Kürt” kolyesi astılar;
esmerim, dağlıyım, uzak bir ülke dediler.
Masallarım gizlendi, öykülerim yakıldı;
ben yasaklı ninnilerin çocuğu kaldım.
Yatılı okul avlusunda üşüyen çocuk bendim;
Zazaca bir heceye tokat, Kürtçe bir söze falaka.
“Unut adını, unut dağını, unut köyünü.”
diye kazındı tenimize beyaz tahta kadar kara sözler.
Sınıfta o kız gülünce bahar olurdu içim;
saçları güneş, gözleri serin bir dere.
“Seviyorum.” desem suç delili sayılacak diye
yuttum kelimeyi, boğazımda düğümlendi ülkem.
Soyadımda dağ, alnımda görünmez kara yazı;
onun isminde şehirler, meydanlar, resmî marşlar.
Ben yalnız yüreğimle ona yürümek istedim,
onlar toprağımla onu birbirine kelepçelediler.
Şimdi alfabem Anadolu toprağına gömülü;
mezar taşsız harfler uyuyor derinlerde.
Yalnız içimden fısıldıyorum: “Gülüm,
ben seni sevdim; sınırları yıkmadan sevdim.”
Bir şafak vakti güneş bize de güler elbet,
dilime kelepçe vuran eller solup gider.
O vakit filizlenir küllenmiş ülkem,
ve ben korkusuzca söylerim:
“Ben Kürt’üm, Zaza’yım, sevdalıyım sana;
hiçbir bayrak, hiçbir ezan susmaz bu yüzden.”