MOR ERİK BAĞLARINDA KALDIM

Ali Baba Karakaş – 17 Şubat 2026

Gece sessiz; ince ince yağmur yağıyor.
Bu kentin yıldızları tutsak bulutlara,
sokaklar ıslak; “yağma üstüme,” diyorum,
ıslanan bedenim değil — içimdeki yurt.
Rüzgâr, sakın ılık esme; anılar kabarır.

“Kaşın ıslandı mı sevgilim?” diye sorar içim,
aynaya vurur yüzün, camlara düşer sesin.
Git benden öteye desem de olmuyor;
aklıma hep sen gelirsin — yağmurun çizdiği
her hat, adının ilk harfi gibi.

Mor erik bağları… Çocuk sesleri…
Islak toprağın kokusu yükselir memleketten.
Sürgün yollarında büyüdüm ben;
bir istasyon yaz, bir istasyon kış;
valizimde sen, biletim de ayrılık.

Mağrur bakışlım, düşer gözlerime birden;
gülüşün doğardı kara gecelerime.
Her “asi” kadının omzunda aradım seni;
bir sokak lambasının altında,
ıslak taşların üstünde, kayıp bir şarkıda.

Yağmurlu gecenin ıslak sokaklarında
dansını görür gibi olurum uzaktan.
O vakit geceye tutsak düşerim;
“alma beni, götürme” derim hatıraya,
kaç kalibrelik kurşun acısı varsa yüreğe iner.

Avcım olma, ey yalnızlık; ıslak sokaklar, çekilin.
Ateşler sarar ruhumu,
sevdam oturur göğsüme ağır bir taş gibi.
Yağarsan, pas tutmuş hüzünler açığa çıkar;
kabuk bağlamış yaralarım yeniden sızlar.

Yıllardır—çok uzun yıllardır—görmedim seni.
Sen beni aradın, ben seni; yollar sağırdı.
Ne bir posta pullu mektup yetişti,
ne bir telefon çaldı tam zamanında.
İki yakası tutmayan şehirlerde eskidik.

Yine de bil: ben hâlâ o mor erik tarlasındayım.
Yağmur diner bir gün; mavi, kararmadan kalır.
Bir gün bulutlar çekilir de,
köprü olur gece, ay mendilini sallar —
sen karşı kıyıdan “geldim” dersin,
ben içimden bütün yaralarıma “sus” derim.