Ali Baba Karakaş – 14 Ocak 2026
Soğuk bir kış akşamındayım, üşüyorum barakada
Kar yağıyor, fırtına her yanı bembeyaz kaplamış
Rüzgâr sızıyor tahta aralarından sinsi sinsi
Şöminede meşe odunu yanar, içim yine ayaz
Yüreğimde yanan ateş beni ısıtmaz, yakar
Sorgu sual çökmüş ruhuma, gece dar gelir
Kayıp giden insanlıksa eğer bu karanlıkta
Söyleyin, geriye kalan nedir bu dünyada
Nefes yalanın içinde boğulur, sözler kirli
Gözler kurşun gibi ağır, bakışlar yorgun
Doğru dedikleri şey nerede saklanır artık
Bu çağda dürüstlük hangi barakada üşür
Kaldıysa sevgi, deniz gibidir derin ve sabırlı
Geleni bağrına basar, yüreğinde büyütür
Saygı gökyüzü gibidir, mavi ve sessiz
Dost dediğin az olur, insan onu saklar içinde
Ama yaslanacak dal sonbahar gibi kurumuş
Sevdalar sararmış yapraklar misali dökülür
Tek bir yelle savrulur yere, paramparça
Ne gökyüzü mavi kalmış, ne denizler temiz
Pencere buz tutmuş, çiçekli saten perde suskun
Bir serçe ürkek gagalar camı, içeri giremez
Soğuk demiri de, camı da kilitlemiş
Açılmaz pencere, umut dışarıda kalmış
Gaz lambası titrer, odamı aydınlatmaz
Rüzgârla sallanır, is kaplamış fitili
Uğultu dolmuş içeri, korku ağır ağır çöker
İsyan sarar ruhumu, içimde kıvılcım büyür
Yüreğim kurşun gibi ağır, çığlıklar gecenin ortasında
Dost sandıklarım nerede, insanlık nerede
Yansın bu tahta baraka, kül olayım içinde
İnsanlık ölmüşse eğer, ben de kül olayım