Ali Baba Karakaş

Cıvarka’nın rüzgârı, karlı dağların eteğinde oyunlar oynayan bir çocuğun saçlarını savururdu.
Takvimler 17 Mart 1962’yi gösterdiğinde, Muş’un Varto’sunda bir bebek dünyaya geldi: Ali Baba Karakaş.

Köy okulunun tebeşir kokusu, soba başında ısınan eller ve defter yapraklarına karışan toprak…
On üç yaşına geldiğinde, onu sarsan iç kıpırtısı ve adı konmamış bir itiraz, baba ocağının eşiğinden dışarıya itti. Her giden gibi yalnız değildi; sorularıyla büyüyen bir yürekti.

Yol, onu İzmir’e taşıdı. Yoksul mahallelerin duvar yazılarında, gece yarılarına sarkan fısıltılarda tanıdı devrimci sözünü. Direnişlere tanıklık etti. Karakollarda koridor seslerini duydu. Defalarca gözaltına alındı, işkencenin paslı kapıları ardına dek açıldı.
Ama içindeki ses hiç susmadı: “Adalet.”

12 Eylül geldiğinde ülke değişti, hayat değişti.
İstanbul’da yeni bir sığınak aradı. 1982’de kurduğu evin içine çocuk sesleri doldu. Fakat devletin sert eli peşini bırakmadı: 1993 Adana, 1996 Ankara… Yine gözaltı. Karanlık günlerden geriye sadece izler kaldı.

Sürgün Yılları

2000 yılı bir dönüm noktasıydı. Hakkında verilen uzun hapis cezası, onu başka bir coğrafyaya sürükledi.
Uçak Türkiye’den ayrılırken ardında sadece bir ülke değil; Varto’nun karı, İzmir’in rüzgârı, çocukluk çınlamaları ve annesinin sesi kaldı.

İngiltere’ye vardığında, “mülteci” kelimesi sadece bir statü değil; insan ile dil, bellek ile geçmiş arasında kurulan ince bir köprü oldu.

Ve edebiyat bu köprünün üzerinde doğdu yeniden.


Eserleri ve Yayınlar

Türkçe:

  • Heybemde Mektup Var – Ceylan Yayınları

  • Sevdam Kaldı Memlekette – Ceylan Yayınları

  • Suya Yazılan Sevda – Ceylan Yayınları

İngilizce:

  • A Letter in My Satchel – Ceylan Yayınları

Zazaca:

  • Siya mı Welat de Mende – NAS Yayınları
    (Kitap Bingöl Üniversitesi’nde ders materyali olarak yer aldı.)

Ayrıca şiirleri YAŞA-DER Antolojisi ve çeşitli edebiyat dergilerinde yer aldı.


Bugün

Bugün Londra sokaklarında yürürken ayakkabısının ucuna takılan her taş onu Varto’ya çağırır.
Şiiri, çetin bir hayatın kayıt defteridir:
Gözaltı geceleri, sürgünün sessiz koridorları, çocuk seslerinin sıcaklığı…

Ali Baba Karakaş, siyasetin sert taşlarıyla edebiyatın ince dokusunu bir araya getirir.
Bir dizesi memlekete, öteki dizesi uzak bir kıyıya bakar.

Ve insan, bütün bu mesafelerin ortasında bir kelimeye yaslanarak ayakta kalır:

Sevda.