Sessizce çekiliyorum senden; bana ayrılan süre tükendi mi? Geldiğimi duyan olmadı belki, hiç değilse gidişimi duysun hayat. Üryan geldim bu dünyaya, hamal gidiyorum yine. Toplayamadım kendimi, vaktim olmadı benliğime varmama. Bu telaş da neyin telaşı— gidecek sevdam var, sığınacak limanım yok. Gözlerim seyir hâlinde, ruhum tutsak; pencerem gönlüm gibi kırık. Bir pencereyi tamir etmek kolay, peki ya kırılan gönlümü onuracak kim var dünyada? Dışarısı ayaz… Ruhumda kış boran. Gülen gözlerime kanmayın; ağlayan, kırıp dökülen içimdir. Ruhuma düşen haykırışı duyan olmadı şimdiye dek. Yüreğime sevgi değil, kor gibi bir yangın düştü. Feryadıma sağır kesildi gönüller; dil mi sustu, yoksa yürekler mi kapandı bana? Gidenin gölgesiyle kalan acı arasında savrulup duruyorum— beni duyan tek bir nefes var mı? Dipsiz kuyu gibi yüreğime her gelen bir taş attı. Gidenlerse hücre duvarı gibi üstüme çarpı attı. Kimse anlamaya çalışmadı beni; herkes yükünü bırakıp gitti. Ben, her gelenin yükünü bıraktığı bu yolun yolcusuyum; gidenlerin sessizliği kadar ağırdır omzumdaki dünya. Kimse bilmedi içimde kaç kez yıkıldığımı… hamalı oldum sonunda — penceresi kırık bu dünyanın.
XwendinKıraç bir dağın eteğinde oturmuş bir kadın, Dilinde bir türkü yankılanır, Rüzgâr ezberlemiştir adını. Çiğ düşer toprağa usulca, Hüzün iner omuzlarına Soğuk bir sabah gibi. Gözlerinden süzülen yaş, İnce bir dere olur, Benim yüreğimde Sessiz bir göl gibi büyür. Bakışında yorgun bir dünya, Uzun zaman taşınmış bir kader var. Varıp desem ki sana: Sen Yörük müsün, Dağdan dağa göç eden, Kıtlığı sabırla aşan? Yoksa sürgün bir Kürt müsün, Yurdundan koparılmış, Acıyı ana dili gibi öğrenen? Belki ikisi de değilsin, Belki yalnızca bir kadınsın Hayata tutunmayı bilen. Ama bilirim; Toprak gibi sabırlısın, Dağ gibi dirençli, Sevdayı susarak büyüten. Yüreğini yaralayan her neyse, İzin ver, merhem olayım. Çatlamış toprağa düşen ilk yağmur gibi Acını içime alayım. Saçlarının gölgesinde dinlensin yorgunluğum, Kalbin benim sığınağım olsun. Çünkü sevgi artık eskisi gibi değil, Aşka yalan karıştı. Sevdalar kirletildi, İhanet kurşun gibi saplandı kalplere. Menfaatle ölçülür oldu duygular, İnsan, insana uzak düştü. Ama senin gözlerinde Hâlâ temiz bir bahar var. Dokunulmamış bir sevda, Kirlenmemiş bir umut. Bir bakışınla Bütün yorgunluğum susar. Gel, Bu kıraç dağın eteğinde Aşkı yeniden yazalım. Ne yörük göçte kalsın, Ne Kürt sürgünde; Sevgi menfaate yenilmesin, İhanet adımızı bilmesin. Ben sana yürek olayım, Sen bana yurt. Dünya yıkılsa da Aşk, ikimizin arasında Dimdik kalsın.
XwendinBu gece meyhane meyhane dolaştım Ne sarhoş olabildim Ne de efkar atabildim Kemancı yüreğimi çiziyorsun. Vur darbukacı dağıtayım efkarı Bu gece her ne yaşandıysa Sırrımız olsun kırılan dökülen Hıçkıra hıçkıra ağladığımı. Kimseler bilmesin özlediğimi Onun için ağladığımı unutamadığı mı? Meyhaneci... Kırdığıma döktüğüme affola Doldur meyhaneci kırmızı olsun Boş kalmasın kadehim Bir türkü çal bağlamacı İçinde ayrılık geçmesin. Hüzünlü olsun ağlayım Varsın ağlatsın sazın telleri Dökülen gözyaşlarım olsun Kırılan yürekler olmasın. Onarması çok zor kırdığın sevdiğinse Gece bitiyor yıldızlar vedaya hazırlanıyor Meyhaneci... Siparişimi al gün başlarken. Bir kırmızı şarap şişe Mezesi Türkü Şiir içinde ayrılık olmasın Helle yalan hiç olmasın Katıksız sevgi garnitürü olsun. Ayrılık olmayan sevda olsun Kemancı sen dur... Sen çaldıkça yüreğime jilet sürülmüş gibi Yanıyor yüreğim avcının kurşunu gibi. Yaralıyım acılar içindeyim Sürüsünde koparılmış ceylan gibiyim...
XwendinVarto, taşın bile hafızası olan bir yerdir. Goşkar Baba’nın dağları yüzyıllardır susarak anlatır olanı biteni. O dağlardan bir ses indi mi vadilere bilinir ki, ya bir acı konuşur, ya da bir kadın. Berivan, adın sabahın en erken vaktidir burada. Güneş henüz söze başlamamışken sen başlarsın hayata. Emeğin süt kokusudur, ellerinde dağın soğuğu, yüreğinde yazdan kalma bir sıcaklık. Goşkar Baba’nın deresi sesini senden öğrenmiştir sanki; taşa çarpıp çoğalır, susmaz, yorulmaz. Sen yürüdüğünde su bile yolunu değiştirir. Kuğu Tepesi vardır ya, sabah güneşini en yalın, en yakın izleyen yer... İlk ışık oraya düşer, sonra bütün Varto’ya yayılır. İşte gözlerin öyledir senin ilk bakışta doğan bir gün gibi. Bakan, karanlığını unutur. Gözlerin... Kaç çoban yazabildi o gözlere? Kaç dengbej, kaç şair sesini kaybetti bakışlarında? O gözlerde bir dağ susar, bir nehir konuşur, bir memleket ayağa kalkar. Güzelliğin süsle gelmez, yerinde durur. Taş gibi, dağ gibi. Bakınca insan, diz çökmek ister, dokununca, incitmekten korkar. Sesin yükselince türkü olmaktan çıkar; hikâye olur, yük olur, emanet olur. Dengbejlik dediğin sesin omuzlayabilmek se eğer, sen sözün kendisi olmuşsun.. Aşk mı bu? Evet... Ama Varto’da aşk bağırmaz. Aşk burada bakışta durur, sesin içinde saklanır, saygıyla büyür. Berivan, Goşkar Baba şahittir, Kuğu Tepesi bilir. Güneş her sabah ilk sana dokunur. Ben dinledikçe kalbim Varto olur, yolum sana çıkar, özüm özüne varır. O gözlerde geceyi unutan bir ay var sabahı erken çağıran bir ışık Sen bakınca dağlar yer değiştirir. zaman susar Berivan konuşur.
XwendinUzakta seni sevmek yetmiyor, Yetmiyor bana can cana olmayınca. Sol göğsüne başımı koymadıkça, Ellerin saçlarımı usul usul okşamalı. Gözler aşkla sevişmedikçe Şafak koynuna düşer mi? Pencereyi açık bırak, rüzgâr dolsun; Üryan bedenlerimizi rüzgâr örtmeli. Vapur güvertesinde çaylar yudumlanır, Pelikanların dansına dalarız, kadınım. Deniz kokusu parfümüne karışmalı, Saçların savrulur rüzgârda, kestane rengi. Bırak dağınık kalsın saçların, Yanaklarımı usulca okşasın, şehvetle. Sen pelikanlara simit savur, Ben ellerine, gözlerine sessizce akayım. Vapurun korna sesi böler bakışanları, Uzaklardan bir kaval sesi yürek paralar. Kadıköy vapur iskelesinde işportacı çocuk, Mendil satan, yalın ayaklı, mavi gözlü çocuk... Memleketim sende, sevdalar acı çekiyor; Bu şehre aşk gelmeli çocukların gözünde. Masum bakışlarda sevda, aşkla büyümeli, Gönlüm sevgini yaşamak ister çocukça.
Xwendinİki dağın arasında bir kulübeye sığındım, Issız vadinin sık ormanlarında saklandım. Gökyüzü mavi kristal gibi berraktı o gece, Ay telaşla göle akıttı renklerini sessizce. Mor menekşeler serpti kokusunu serinliğe Ben ilk darbe mi orada duydum içimde. Vadi kaç yasaklı sevdaya kucak açmış meğer, Ben kırılmış kalbimi toplamaya mecalsiz bir seher. Dökülmüşüm dünyanın dipsiz kuyularına, Yorgun düştü yüreğim zamansız darbelere. Yetemedim dünyanın çetin hallerine Her nefesimde bir ukde yaktı canıma. Yaslanmışım gökyüzüne, hayaller kervanım yürür, Keşkeler yüklenir, rüzgârı acıyla savurur. Ruhum rulet gibi döner karanlığın içinde, Gönül senin elinden kaçtı; Ben mi sana yetemedim, zaman mı? Zamana yenik düştü yıkılan tüm yanlarım. Bir rüzgâr esti uzaktan, vadiye şiir döktü, Her mısrası içimdeki sızıyı söktü. Ben kendimi sende buldum çöken gecelerde, Yolumu aydınlatan ışık bile kayboldu sözlerinde. Yenildim, kabul; kirli kalpler aldı hevesimi, Ama yine de aradım seni, gecenin nefesinde. Sonra bir siluet belirdi vadinin kıyısında, Elbisesi rüzgârla dalgalanan bir masal kadın. Saçları zifirî gece, gözleri kandil ışığı Yanağına düşen ay, gül kurusu ılıklığı. Sesinde hem hüzün hem bahar vardı; Beni yarım bırakan zamanın ilacıydı sanki. Uzak diyardan gelen bir Leylâ mıydı o? Yüreğine çöken gamı saklayan bir ceylan mı? Dokunsam dağılır mıydı, yoksa beni mi toplardı? Adı yoktu ama ruhu aşinaydı karanlığıma. Mecnun gibi düştüm ayak izlerinin peşine Ateşten geçsem, yine arardım onu gecenin eşiğinde. Şimdi rüzgâr savurdukça şiirimi vadinin içinden, Aşkımın sesi ulaşsın diye dağların üstünden. Kırık kalbim seninle yeniden nefes alsın, Geceye yazdığım adın yeni bir güneş doğursun. Ben bu dünyada kaybolmuş bir âşık değil, Seni arayan bir nefesim: Leylâ’sını bekleyen Mecnun misali.
XwendinBahar yağmurları gibi çağlasın yüreğin Ay düşsün koynuna, gözlerinde yıldızlar Heybetli bakışın ne yürekler paraladı Bir bakışınla dağlar devrildi kadınım Anadolu’nun asi ve aşk dolu kadını Rüzgârlara sal saçlarını, bayrak bayrak Omzun güneşe yaslanmış, saçlarında kelebek Toprağın bereketi gibi doğurgan ve dirençli Dudaklarında en güzel sevgi sözcükleri Ela gözlerin uzaklara dalar Kısrak üstünde cirit kuşanmış kavga kadını Yüreğinde sevda, elinde cesaret taşır Yayla kokar tenin, dağ rüzgârı gibi serin Kına yakılmış ellerinle ekmeğe umut katarsın Bir türkü gibi yankılanırsın bozkırda Her ezgide bir başka sevda anlatırsın Geceleri yıldızlarla konuşur gözlerin Gündüzleri güneşe meydan okur duruşun Sen hem ana, hem sevgili, hem yoldaşsın Bir halkın direnişinde en önde yürüyen kadın Seninle başlar bahar, seninle yeşerir toprak Seninle çoğalır sevda, seninle büyür umut Anadolu’nun asi ve aşk kadını Sen şiirimin, yüreğimin en derin kıtasısın Gözlerinde tarih, sesinde ağıt Yüreğinde bin yıllık sabır ve sevda Seninle yazılır destanlar, türküler Seninle dirilir Anadolu’nun rüyası Ey kara gözlüm, yürek yakan kadın Seninle yanar, seninle parlar bu şiir Her dizede se hem vuslatım, kadınım.
XwendinYol uzun, ömür kısa yürümeye Yetemedim sana gönül, affet beni Memnun edemedim seni bir kere Vazgeç benden artık, ben çoktan tükendim Dost aramaktan yorgun düştüm Hakikat peşinde gönül kalmadı Dünya karanlıklar içinde bir zindan Sen beyaz görünürsün ama var olamazsın Vicdanlar delik cep gibi, dökülüyor bir bir Ne insanlık kaldı ne de vicdan Dost bildiklerim ekmeğime göz dikti Sevda sandım, inandım, yüreğimi verdim Ne gerçek bir dost bulabildim ne de sevda O da cebime baktı, meğer yalanmış Kiminle yola çıkayım, kim kaldı dost Gönül, sen geç kaldın temiz dünyaya Son kalan dosta da yetişemedin Geç kaldın, güzellikler tükendi Dost bildiklerim nefesimi kesti Gözümdeki ışığı söndürdüler Geç kaldın gönül, arama artık sevdayı Ömrün yetmedi doğru insana Çığlıkların doğruya ulaşmadı Aşka sesin olmadı... bari sen sus.
XwendinAl beni, götür Gımgım’a, Gımgım’ın soğuk sularına. Sal hüzünlerimi derinlerine; dağlarını özledim, kenger kokusunu özledim. Buram buram geven kokusunu özledim, ben annemin mezar taşını özledim. Ben doğduğum evi özledim, çocukluğumun iz sürdüğü eşiği. Özgür koştuğum dağları özledim, çağlayan nehirleri, çobanlık günlerimi. Ben köyümü özledim, Civarka’yı özledim iliklerime kadar. Alın beni, götürün Civarka’ya; gurbet can yakar, içten içe çürütür. Tutsak oldum bu gurbetin duvarlarına, sürgün diyarı ne çok acıtır yüreğimi. Ne çok acıtır beni bu sürgün diyarı; dilime kelepçe vurdular. “Ben konuşursam Zazaca, vatan bölünürmüş, bayrak iner, ezan susarmış” dediler. “Ben konuşursam Zazaca, Kürtlüğüm duyulurmuş, hükümdar rahatsız olurmuş” dediler. Kahpe hüküm sahipleri, bilin ki: dilime, kültürüme kelepçe vursanız da ruhum özgür, o dağların asi ruhudur. Okul yolunda yalınayak çocuklar, defterlerinin arasına saklar anadilini; öğretmenin bakışı demir bir kapı gibi her “lo”, her “daye” sözcüğüne kilit vurur. Tahtaya kalkar utangaç bir çocuk, yanlış Türkçeyle kekeler adını; arkadan kahkaha, öne falaka iner, “Bir daha konuşma!” diye çatlar bastonun sesi. O gün küçük bir kalp Civarka’dan kopar, Gımgım’ın sularına düşer sessizce. Yıllar geçer, o çocuk büyür sürgünde; her dil öğrense de anasının sesiyle ağlar gizlice. Al beni, götür o sese, o dağlara; Gımgım’ın suyuna değsin yüzüm, Civarka’nın toprağına düşsün gölgem. Bilsinler: ben dönersem eğer bir gün, zinciri kıran kelime yine Zazaca olacak. Beni Gımgım’a götürün, köyüm Civarka’ya götürün; orada bir çocuk hâlâ çobanlık yapıyor içimde, orada dilim serbest, gökyüzü serbest, orada hiçbir hükümdar dokunamıyor ruhuma.
XwendinTopladım kirli ne varsa, heybeme sığmadı. Ömrüm takvim yaprakları gibi döküldü, beni benden çaldılar, hüzne boğuldum. Pencereme bir martı gelmiş, hüzün bırakmış; benim hüzünlerim yetmezmiş gibi sessizlik çökmüş haykırışlarıma. Renkler anlamını yitirdi, gri her yer; akbabalar çökmüş, her yer talan. Ne çok birikmiş canımı yakan hüzünler. Ne bir dost buldum cemal cemale, ne de sohbetinde kendimi buldum. Dost bildiğim sofralar küf kokuyor, lokmalar boğazıma ilmek ilmek düğümleniyor. Bir çocuk çığlığı asılı kulaklarımda, okul avlusunda susturulan anadilim. Her harfi suç sayan soğuk bir ses, heybeme doldurdu büyümeyen yıllarımı. Her şehirde başka bir yüz taktım, adımı kısaltıp izimi sildiler. Yine de geceleri fısıldar içimden Babamın Zazaca öyküleri, dağların diliyle. Kahrolası, yürekleri kahreden zalimler; tırnaklarımda topraktan kan kokusu. Kirlendi toprak; insan özü temiz kalır mı? Sorgu sual etmeyin, parçaladılar yüreğimi. Ellerim korku kokuyor, değdiğim her şeye siniyor. Çınarın gövdesine döktüm kirli ve canımı acıtan ne varsa.
XwendinAl bu canı benden, yok say beni, götür doğduğum toprağın koynuna. Hayat, sen bana cömert olmadın; sürgün diyarlarını yükledin omzuma. Sevdim, canımdan vazgeçecek kadar, ama dilim kilitli, ismim sanık. Bir Türk kızına bakmak bile suç sayıldı; “Bölünür vatan.” dediler, “Sus.” dediler aramıza. Boynuma görünmez bir “Kürt” kolyesi astılar; esmerim, dağlıyım, uzak bir ülke dediler. Masallarım gizlendi, öykülerim yakıldı; ben yasaklı ninnilerin çocuğu kaldım. Yatılı okul avlusunda üşüyen çocuk bendim; Zazaca bir heceye tokat, Kürtçe bir söze falaka. “Unut adını, unut dağını, unut köyünü.” diye kazındı tenimize beyaz tahta kadar kara sözler. Sınıfta o kız gülünce bahar olurdu içim; saçları güneş, gözleri serin bir dere. “Seviyorum.” desem suç delili sayılacak diye yuttum kelimeyi, boğazımda düğümlendi ülkem. Soyadımda dağ, alnımda görünmez kara yazı; onun isminde şehirler, meydanlar, resmî marşlar. Ben yalnız yüreğimle ona yürümek istedim, onlar toprağımla onu birbirine kelepçelediler. Şimdi alfabem Anadolu toprağına gömülü; mezar taşsız harfler uyuyor derinlerde. Yalnız içimden fısıldıyorum: “Gülüm, ben seni sevdim; sınırları yıkmadan sevdim.” Bir şafak vakti güneş bize de güler elbet, dilime kelepçe vuran eller solup gider. O vakit filizlenir küllenmiş ülkem, ve ben korkusuzca söylerim: “Ben Kürt’üm, Zaza’yım, sevdalıyım sana; hiçbir bayrak, hiçbir ezan susmaz bu yüzden.”
XwendinErzincan’da kaldı yüreğim, Coşkun nehir gibi çağlar içimde. Ela gözlerime yaşlar düştü yaban ellerde, Mavi kamelya gibi boynum bükük yokluğunda. Kilim dokur gibi ilmik ilmik işledim sevdayı, Irmaklarına kat beni, akayım yüreğine. Lal olsa dilim, gözlerim anlatır seni, Iraklarda kaldı yüreğim, bedenimde alevler. Çarmığa gerildim, doğru yoldan sapmadan, Cihana haber salın: Dersim’in asi kızıyım. İnce ince kar taneleri gibi yağdı yüreğime sevda, Her tanesi bir özlem, bir sitem, bir çağrı. Yokluğunla soldu içimdeki bahar, Bir bakışınla yeşerir kuruyan dallarım. Ten kokunu özledim, bir tas ayran bahane, Gül yüzünü göreyim, soluklanayım yanında. Yüreğimde çoban ateşi, odunu meşe, Yanık yanık türkü tutturmuş saçları örgülü. Bir bakış attın, köz düştü yüreğime, Alev alev yanarım, seninle serinlerim. Sevda bir ressam gibi dokundu ruhuma, Her renk seninle anlam buldu tualimde. Şairin kalemi tükenmesin aşkı yazarken, Ben yüreğime anlatamadım, sen anla beni.
XwendinMevsimin gülü, gönlümün sevdası; Kasım sabahında şehir üşüdü. Sokaklar sustu, yağmur konuştu, kasımpatı kokusu karıştı yağmura. Sokak lambası yorgun, titrek ve sönük; yolunu mu kaybettin, güzel? Hangi rüzgâr savurdu seni kasımda; saçların ıslak, kasım gibi soluk. Saçının yanına bir beyaz kasımpatı; yeşil paltonda titreyen narin bedenin. Yağmurdan sonra gökkuşağı mısın; sessiz gözlerim kaç tur attı peşinden. Adım atmaya dizlerimde fer yok; kaç kez sözlendim, dilim lâl oldu. Bir bakışın içimde şimşek çaktı, ne çok soru düştü aklıma o anda. Titredi dudaklarım haykıramadım; bildin mi, yabancı diyarların gülü? Toprağın yağmura aşkını bilirsin, günebakanın güneşe sevdasını da. Şairim, yüreğine düşen: seni anlatmak; kasım soğuğu sinmeden cümlelere, yağmur süpürmeden bize yazılan şiiri mevsimin rengi, gönlümün sevdası diye. Şimdi elimi tut, ısınsın şehir; kasımpatı kadar dirençli olsun kalbimiz. Kasım geçer, kokun kalır üzerimde. Ali Baba der ki: Adınla ısınır içim.
XwendinGözlerde parlayan özgürlüğün ışığı, aşkın ateşi yürekte yanar. Doğanın kucağında, serin bir rüzgârla baharat kokuları göğe karışır. Zeytin ağaçlarının gölgesinde sevda; her adımda çiçekler açar yollar. Kırlangıçların şarkısında hürriyet, sedir dalları usulca bizi sarar. Karanfil kokulu rüzgârın tatlı dokunuşu, kırmızı biberin acısıyla canlanır ruhlar. Tarçınla tatlanır aşkımızın yolu, defne yaprağıyla süslenir umutlar. Zeytin dalı barışın dilidir, kökleri taşın hafızasında derindir. Kırdıkça zeytini, böleriz ekmeği tuz, yağ, gülüş... sofrada çoğalır ömrümüz. Akşam iner; yapraktan yıldız süzülür, ay denize ince bir yağ sürer. Gölge uzar, korkular kısalır, adını fısıldarım gece genişler. Bir bahar sabahında, doğayla el ele: özgürlüğün, aşkın, baharatın kokusu... Sonsuz mavilikte yüzerken hayaller, sevda denizinde buluruz kendimizi.
XwendinYokluğunda geceler ıstırap, Bir tek sesin düşse odama, Böler gecenin sessizliğini, Karanlığa aydınlık olur varlığın. Üşüyorum sevgilim, bedenim değil, Yüreğim buz kesmiş sensizliğe. Ruhum hayaline, dudaklarım ismine, Gözlerim gözlerine takılı kaldı. Ten kokun yastıkta, yorganda kaldı, Gecelerin hazzı dudaklarımda. Bir de şehvetli sevişmelerin kaldı, Beni benden alan gözlerin sevgilim. Yıldız kayar gibi düştü gözlerin gözlerime, Aşkla koynunda sarılmana özlemim. Gözlerim tavana takılı kaldı yokluğunda, Kapıda gözlerim, kulaklarım bir sese. Yolunu bekleyen kalbim kilit gibi asılı, Bir daha duyar mıyım sesini? Kulaklarıma “seni seviyorum” fısıltını, Sevdiğini söyleyecek dilin bir daha söyler mi? Aşkla bakışların kaldı gözlerimde, Usulca dokunuşların parmak uçlarımda. Bedenimde hatıraların iz bıraktı, Bir de çılgın sevişmelerin sevgilim. Pencereme bir güvercin kondu, Sürüsünden kopmuş, yapayalnız. Uçtuğun diyarlara, konduğun ağaca, Benden selam götür sevdiğim kadınıma.
XwendinBugün çok yalnızım seni düşlerken; Kafesteki bir serçe kadar ürkek, Anneden koparılmış masum bir çocuk kadar ağlamaklıyım. Ağzından memesi çekilmiş bir bebek gibi Hırçın ve öfkeliyim; Öfkeliyim yalnızlığıma, Güneş doğmayan karanlığıma. Aydınlık arıyorum bir tek ışık, Bir umut yeşerir mi yeniden içimde? Yalnızlık, barbar bir düzen kadar zalim; Küf kokan bir hücre kadar acısın. Sonu görünmeyen bir tünel gibi telaşlısın; Yıldızlara kollarımı açtım bu gece, Bir dilek tuttum içinde sen ve ben. Tez vakit ola sevgilim, Bu beden toprağa yar olmadan Yalnızlığıma şafak gibi doğ. Özledim gülen gözlerini sevgilim, Sevgiyle bakan yıldız bakışlım. Sılada sevda hasreti yokluğunda Yüreğime ok gibi bir hüzün saplandı. Bağrımı açtım güneşe karşı, Seni ve sevdamızı anlattım çıplak bedenle. Sevgilim... sensiz geçen her anım Yaşanmamış zamana döndü. Öpüşmelerin kaldı gecelerimde; Zifiri karanlıklar içinde Ruhum eksik yokluğunda.
XwendinÇoban oldum, düştüm dağlara Kavalımda aşkın ezgisi yankılanır Sevda türküleri dolsun vadilere Dağdan dağa sevda köprüsü kurulsun Harput’a yol almış gönül gözüm Gönlüme sevda düştü, engel tanımaz Güneşe boy vermiş gülüşlerinde aşk Gözlerinde yıldızlar, geceme umut Maviye düşlerimdeki kadınım Gönlümdeki sana vurgunum Ruhumu saran sevdana hapsolan ben Sol yanım yangınlarda, sana sevdam Ararsan beni Hazar Baba Dağı’ndayım Rengârenk fistanını giy de gel kadınım Taranmış kömür karası saçların İki örgüye mavi ve beyaz kelebek takmışsın Yaylalarda yankılanır adın Kavalımda her ezgi sana çıkar Bir bakışınla yeşerir bozkır Bir gülüşünle dağlar bile susar Ey mavi düşüm, yüreğimin kadını Seninle başlar sabah, seninle diner gece Bir türkü gibi içime işleyen sevdan Ben seni dağlarda değil, yüreğimde beklerim
XwendinBedenim sana tutsak, sıla; ruhum yaşanmışlıklara. Bugün kapımı çalan sen ol hasretimdeki sen, gülen gözlüm. Gözyaşlarımla suladım sevdamı, yüreğimde sevgiyle büyüttüm. Umutlarımla filizlendi sevdam; yüreğimdeki sen, sevgilim. Sal beni düş yakamdan, sıla; sende özlemler çoğaldı. Hasretim ruhumda kasırga; gözlerindeki gülüşte kaldım. Avuçla gözlerindeki yıldızları; bir dilek tut, sal gökyüzüne. Yıldızlarda gözlerini seyredeyim; yıldızlara karışsam gözlerini. Bulutlar yağmur olsun; yağmur olup toprağa düşsem. Ben yağmur, sevdam toprak filizlensin sevdamız, aşk. Başaklaşalım, büyütelim aşkımızı; üzüm olalım, salkım salkım. Sevdamız kırmızı şarap olsun dolsun kadehler, içelim aşk ile. Işıldayan gözlerin karanlığıma fener; şarabının adı Gönüldaş olsun. Mahzen, sevda pınarı; kadehler aşka, sevdâya yudumlar.
XwendinSenli geceleri arar gözlerim, sevdiğim; senden bana kalan tek hatırayla yaşıyorum. Her üşüdüğümde sızlar yüreğimin eski yarası; bende kalan anılara sarılıyorum sessizce. Güzel bakışlarının kurduğu hayallerde kaldım; gecelerin aydınlığını sende öğrendim. Göle düşen yıldızların parıltısı, kurbağaların sesi... gözlerindeki o ince fenerde saklandım ben. Gecenin keyifli gösterisini seninle seyreder, ten kokunda dem tutardı ruhum. Kurduğumuz hayalleri suya salar, şafakla birlikte yeniden doğardı tenlerimiz. Adlarımızı kazıdığımız söğüt kurumuş şimdi; o kaç geceyi sabaha erdirdi kim bilir. Söğüt saklardı sevişmelerimizi; her bir dalında ayrı bir anımız dururdu. Döndüm yine o söğüdün gölgesine gizlice; kabuğuna dokundum, elime sesin siner gibi. Rüzgâr yapraklarını savurdukça usulca, sanki kulağıma “döndüm” dedin, inanmak ister gibi. Yokluğunun ardından kayboldu izlerimiz; bende kalan ne varsa acıyla yanıyor içimde. Göle vardım: göl yok, su yok, bütün yüzey çamur... Bilemem, ömür yeter mi sana yeniden kavuşmaya.
XwendinSavruldum hain rüzgârlara, kapıldı gönlüm umutsuz fırtınalara. Lodos vurdu, ruhum alabora; kavruldu yüreğim sevda ateşinde. Tutuşturdun gönlümde üç mum; birini sensiz kalışıma yaktın, birini yıkılan hayallerime... Yıkma umutlarımı, mum gibi erimesin. Sensiz bırakıp hangi diyara kayboldun? Kasımda sevdaya düşmek zor, sararmış yapraklar gibi savrulur yüreğim; hayalden köprüler kurdum gökyüzüne. Çekme perdeyi, Kasım, yüreğim sızlar; ben sende düştüm sevdaya, ey Kasım. Sende yağmura döndü gözlerim, gökyüzünü gri bulutlar sardı. Kapatmayın maviyi; şiirler yazılsın, mavi temiz kalsın ki yazılsın sevdalar. Kurulur gönülden gönüle sevda köprüsü; Kasım, kal yanımda, savurma beni kışa. Zemherinin boranına koyma beni; mavi sayfalara yazdım “biz”i. Kışa inat çalar mı gönül kapımı aşk? Özümle, sözümle gönlüne geleyim. Kışın zemheri soğuğuna terk etme beni, dökme umutlarımı sararmış yapraklar gibi. Öyle bir yerdeyim ki: bir yanım özlem, öte yanım poyraza savrulmuş; sızlar ruhum...
XwendinUmuda yürür gönlüm, yollar çetin, sarp ve sessiz. Uykusuz geceler düşer payıma, gözlerim takılır dağınık hayallere. Şafağın alaca soluğu iner gözlerime, kah bir teselli ararım meyhanede; şarabın son damlası ıslatır dudağımı, ve gözlerim yine düşer kadehin içine. Kadehimde buğulanır anılar, karışır yaşlar sessizce geceye. Tutunurum bahara, kuşanırım umudu içimde bir telaş, bir kargaşa... Yüreğimde yanan ateş çam kozalağından, tutuşur aniden sessiz gecelerde. Sorgular kalır karanlıkta, dudaklar susar, sözcükler boğazda düğümlenir. Sığındığım her kıyı çıkar tenhaya, gözyaşımı gören, sesimi duyan yok Ağlasam... kimseler kalmamış artık, haykırsam... yankım bile dönmüyor ger Ve yine de gönlüm kuşanır umudu, Karanlıkta doğar bir ışık Her düşüşte yeniden kalkarım Bahara tutunurum sevdayla yürürüm.
Xwendinİndim gara... şehir üstüme çöktü. Yüzler yabancı, diller yabancı, sokaklar yabancı. Ben kendi sesime bile yabancıyım artık; ürperir içimdeki çocuk, köy yolunu özler ayaklarım. Acılarım yayıldı sokaklara, üşürüm taşlara dokundukça. Binalar yürür üstüme, nefesimi keser. “Üstüme gelmeyin,” der içimde bir ses, “kırığım... tuzla buz olurum.” Konuşurlar yanımda ama söz değil, yabancı bir rüzgâr gibi eser sesleri. Benim dilim Zazaca’dır; buranın dili üstüme soğuk bir gölge gibi düşer. Her korkum büyüyünce mezar taşına sığınırdım köyde. Taş soğuktu ama sen, ana, sen sıcaktın içimde. Şimdi taş yok, şehir var; uğultusu karanlığımı büyütür. Bütün gözler döver beni, ince ince kar gibi düşmez bakışlar iğne gibi saplanır canıma. “Dağlı!” diye bağırır biri, öteki fısıldar: “Kürt’tür, esmerdir...” Sözleri taş, bakışları dipçik. Korkarım kaybolmaktan... “Beni köyüme götürün,” diye ağlar içimdeki çocuk; “Neresi burası? Bulun beni... kaybetmeyin.” Ama ben kalabalıkta görünmeyen bir gölge olurum.7 Öyle susamışım ki... Köyümün gölünü hatırlayıp bir su görürüm uzakta. Koşarım kana kana içmek için; dudaklarım yanar tuzdan meğer denizmiş. O an anlarım: Ben bu şehre değil, bu şehir bana yabancı. “Bu nasıl su?” diye sızlar içimdeki çocuk, “Biz gölden içerdik, burada niye içilmiyor?” Kendi kendime kızarım, yumruk olur ellerim kendi nefesime bile yabancı olurum bu şehrin karanlığında. Ana... Ne zaman üşüse içim mezar taşını arar ellerim. Taşın sessizliği bile bu kentin gürültüsünden daha sıcaktı. Şimdi sarılacak taş yok, yutacak bir karanlık var. Gece büyüdükçe büyür korkularım; ışıklar göz kırpar ama yolu göstermez. Her köşe bir uçurum olur bana, her gölge bir yabancı. Açım, üşüyorum... kimse duymaz içimdeki çığlığı. Sokak lambalarının altında annemin sesini duyarım bazen. “Üşüme oğlum,” der gibi geçer rüzgâr. Ama saracak bir ana yoktur; yalnızlığım açar koynunu bana, üşürüm daha çok--daha derinden. Yol uzun... gece ağır... Bu şehir benim değil, ben de bu şehrin değilim. Bir çocuk yürür sokak aralarında karnı aç, dili aç, yüreği aç. Bir çocuk... mezar taşını arar karanlıkta, ama bulamaz; yalnızlık vardır, korku vardır, bir de annesiz bir çocuğun sessiz çığlığı vardır.
XwendinUzaklarda durup seyretme beni, çık gel beri ki gül yüzünü göreyim. Yüreğime dokunan o seni göreyim; gezdim âlemi, seni anlatan çiçek görmedim. Güneşe döndüm, gül yüzünü gördüm; yıldızlara sordum, gözlerini gördüm. Yürüdüm yalınayak cemalin şafağına, döndüm toprağa, ten kokunu soludum. Kadınım, cihan sende; sen cihanda, çaldım gönül kapını, yüreğim türabın olayım. Aşkımla geldim, sevginle büyüt, cihana sevda eyle; Haq, Haq ola; yekpâre canında can olayım. Gönül deryanda muhabbetin aşk olayım, baktım dünyanın penceresinden sana. Göçüp gitmeden göster gül cemalini, geçen mevsimler ömrümü alıp götürdü... Diz çöktüm eşiğine, niyaz ile geldim, yaralı yüreğimi avuçlarına serdim. Bir kelâmınla dirilir bu ten, bu can; sensiz her nefeste biraz daha eridim. Gözlerim akan nehir gibi çağlar, susuz kaldı yüreğim, çöl olmadan gel. Bahar ol da gel, yüreğinde çağlayayım; rüyalarıma değil, cemalini al da gel... Cemaline cemal olup eriyeyim nurunda, ne ayrılık kalsın, ne hicran yurdunda. Haq şahid olsun bu yanık duama; sen bende, ben sende kaybolayım -sırlaşalım.
XwendinAdımı sormayın; ben kır çiçeğiyim, yoldan esen rüzgâra, yoldan geçen sevdaya açık. Yolum sevgiyedir, gönlüm sevdaya; gönlüme düşene yarenlik eylemek niyetim, ki susuz kalmasın bir tek filiz, gölgesiz kalmasın bir tek yürek. Heybemi sormayın; topladım hüzünlerimi, bir küfesine yükledim eski yaraları, ötekine koydum çocukluk hayallerini. Toprak Ana’ya serpiştireyim hepsini, umutlar filizlensin, aşkın suyuyla şişsin, göğün mavi kasnağına tutunsun dal uçları. Bahar çiçekleri açılsın yüreğinde; ben bağdaş kurup oturmuşum sesine, Toprak Ana minderim, sabrım yastık. Ressam, tuvaline beni düşürür bir an, kirpiklerinin kıyısına konar renkler; gülüşünün tonunu gizlerim avucumda. Ve yüreğimdeki sevdayı, atlamadan tek bir ayrıntısını rengin, şair gözlerimle uzakları seyrederim: Yamaçlar çağırır, dere iç çeker, bir turna gölgesinde çoğalırım; dize dize akar içim, sana varır. Derviş gibi bağdaş kurmuşum; sazın akorda ihtiyacı yok, çünkü telin perdesi gönül perdemdir. Dokun, perde perde gezsin parmaklarım, hüzün düşmesin gönüllere artık. Kır çiçekleri yarenlik eylesin bana; her notada bir papatya, bir menekşe koksun. Sırtım doğan güneşe, gönlüm sevdana çevrili; arayıp durmayın yıldızları, gözlerimde toplandılar. Ay düştü kır çiçeğinin gönlüne, gümüş bir iz kaldı geceye; o izi sürerek bulurum seni, susuz bir pınara su yürür gibi. Heybemden çıkarırım kakılmış acıları; toprağa karıştırır, üstünü sevdayla örterim. Bir tohumdur sözüm, bir ışıktır bakışın; birlikte nöbet tutarız kırağıya karşı. Yel dindi mi, bilirim: kalbinin kıyısında kök salmıştır adım. Gelin, canlar; sevgi olalım, aşk olalım, paylaşalım ekmeği, göğü, gölgesini ağacın. Ben kır çiçeği, sen rüzgâr; birlikte eğilelim dünyanın yorgunluğuna. Adımı sormayın yine de ben sizin yüreğinizde açan o küçük, inatçı çiçeğim.
XwendinSöyle bana gönül... Ben neredeyim? Yıldızların sustuğu bir göğün altında mıyım, yoksa gökyüzü mü terk etti çocukluğumu? Yabancı ben miyim bu şehre, yoksa şehir mi bana yabancı kim bilir?.. Gurbet çöktü üstüme bir gece, dilini bilmediğim sokaklar üstüme yürüdü sessizce. Ben Zazakî bir çocuktum sadece; annemin mezar taşına sığınan bir çocuk... Dilim lal oldu, gözlerim konuştu, her taşını ezberledim İzmir’in ama yine de kayboldum kendi içimde. İndim gara; yüksek binalar bir orman gibi çullandı üstüme. Adımı bilmeyen yüzler, bakışlarıyla dövdü beni. Her korkum büyüyünce aklıma mezar taşı geldi annemin çocuk yüreğim orada titrerdi, orada güçlü hissedersin kendini. Denizi gördüğüm günü hatırlıyorum: Su sandım, koştum kana kana içmeye... Dudaklarım tuza değince ağladım sessizce. Köyde dağ göllerinden içerdik suyu; ben bilmezdim denizin içilmediğini. Ben bilmezdim bazı suların çocuğu daha çok susattığını. Ülkem vardı: adı yasaklanan, dili dövülen, bir çocuğun yüreğine saklanmış bir ülke. Ben o ülkenin tomurcuk sesiydim, rüzgârıydım, çığlığıydım... Ama kentler bana yabancıydı, ben de onlara. Büyüdükçe küçüldüm bu şehirde; şamarı yedim, ağlamadım. Öfkeyi içime gömüp sevgiyi büyüttüm. Ben sokakları güldüren o sessiz çocuk, karanlığa mum yakan o zavallı çocuk kimse bilmedi ki içimde koca bir ülke sürgündü. Ve bir gün... Sen düştün gönlüme, adınla aydınlandı bütün karanlıklar. Sevda değdi yüreğime, annemin elinin sıcaklığı gibi. Beni kendime çağıran ince bir ışıktın sen; ben sende büyüdüm, sende unuttum gurbeti. Çocukluğum bir şarkı gibi akardı gözlerinde; dilimi ilk kez saklamadan konuştum seninle. Sen anladın... Benim ülkem yoktu belki, ama yaram vardı. Sen elini koydun o yaraya acı çekmedim, ilk kez sevildim. Ben neredeyim gönül? Bir yarısı çocuk, bir yarısı sürgün, bir yarısı aşkla bütünlenen bir adam mıyım? Ben neredeyim? Belki bir annenin yokluğunda, belki bir ülkenin yasaklı adında, belki de senin kalbinde saklıyorum kendimi. Ve bil ki sevgilim; Ben her karanlığın içinden senin sesinle çıktım. Kökleri koparılmış bir halkın çocuğuydum ben; sen beni toprağa bağlayan nefes oldun. Artık soruyorum kendime: Ben neredeyim gönül? Senin olduğun yerdeyim. Hem kayıp, hem tamamım
XwendinNeredeyim gönül? Kapılar yüzüme kapanmış şehirlerin kıyısında mıyım, yoksa çocukluğumun gölgesinde yeniden kaybolan bir yolcuyum ben? Bir yanım dağların sessizliğinde, bir yanım tren garlarının gürültüsünde kaldı. İlk adımı attığım sokak soğuk bir taş gibi karşılayıp ürpertti beni. Köyün sıcak toprağından birden kentin yabancı rüzgârına savruldum. Kimse bilmedi içimdeki ürkek çocuğu, kimse duymadı içimdeki sızıyı. Köyümde gökyüzü avuç kadar yakındı, burada ise herkes göğe yabancı. Binalar üstüme yürür gibi nefesimi sıkıştırdı geceler. Ben neredeydim gönül? Kendi adımı bile tanıyamadığım bir karanlıktaydım. Denizi su bilip eğildiğim günü hatırlarım; tuz dudaklarımı yakarken çocukluğum gözlerime çöktü. Köyümde her su umut taşırdı, buradaysa sular bile yabancıydı bana. O an anladım: Her şehir çocuğu sevmez. Konuşulan dili bilmezdim; kelimeler yüzüme değen yabancı bir rüzgâr gibiydi. Benim dilim kor ateşinden çıkmıştı yanardı, kıvılcımlar taşırdı. Ama burada her harfi sessizliğe gömülmüş bir çocuktu. Annemin mezar taşını aradım gecelerce; ürktüğüm her köşede onun sıcaklığını sanırdım rüzgârdan. O taş olsaydı dokunur, yaslanır, korkumu dindirirdim. Ama gurbet... Bir mezar taşını bile esirgiyor insandan. Bu şehirde büyümedim ben; bu şehirde eksildim. Gözyaşımı saklayacak bir omzum yoktu, öfkemi gömecek bir toprağım. Suratıma inen her söz, çocukluğumdan bir parça kopardı. Ülkem... Adını fısıldamaya bile korktuğum ülkem. Yasaklı bir ninni gibi dilimde eksik büyüdü. Ben o ülkenin yetim sesiydim ve hiçbir şehir bir halkın yarasını saramaz. Sonra sen geldin... Adımın ağırlığını unuttum, içimde kırık olan ne varsa toparlandı. Sokaklara değil, senin gözlerine demirledim bu kez. İlk kez “buradayım” diyebildim kendime. Sen dokununca çözülür sandım geceler; korkularımın karanlığı inceldi biraz. Çocukluğum, senin omzuna yasladığında kendi sesini buldu yeniden. Aşk, bazen bir memleket kadar sıcak olurmuş. Gurbet ağırdır sevgilim; ama sen yanımdayken taşıyabildim o yükü. Bir halkın susturulan deliydim ben, sen avuçlarıma harf, Şimdi soruyorum gönüle: Ben neredeyim? Bir şehrin karanlığında mı, bir ülkenin yasaklı toprağında mı? Hayır... Ben senin sesinde, senin nefesinde, senin dokunuşunda yeniden doğan o çocuğum şimdi.
XwendinBen geldim, sen yoktun sevgilim... Kırların sarp yamaçlarında ismini rüzgâra heceledim. Her hece vadinin duvarlarına çarptı, ilk harfin geri döndü sadece sanki sesimi geri gönderen kaderdi. Ceviz ağacına yaslandım usulca; yaşanmışlığımız dallarına asılıydı. Hangi yana baksam gölgen, hangi yere dokunsam kokun... Yüreğime mi tutuşayım, gidişine mi yanayım bilemedim. Ey dağlar, duyun sesimi! Sevdiğim giderken el etti mi bana? Kokusu kaldı sizde kır çiçeklerinin bütün toplamında o var. Elimi tutan sıcaklık da söndü gitti, yolun başında yalnız kaldım sevgilim. Alın beni dağlar, koynunuza saklayın; yüreğim yoruldu gurbetten, gözlerim kurudu yollarına bakmaktan. Türkülerde sevdamız vardı bir zaman şimdi türküler benim yerime ağlıyor. Sevdiğimin gözleri kır çiçeklerine dalardı; bahar utanırdı güzelliğinden. Arı peteğe nasıl bal işlerse o da sevgiyi işlerdi yüreğime. Kara saçları güneşe boy vermiş, ince belinde saklıydı baharın gölgesi. Sevda nehrine dalarken teni soğuk suda bile sevişirdi ışıkla. O an anladım: bazı bedenler doğanın hafızasıdır su bile hafifler onlara değerken. Ben sana şiir yazmadım sevgilim; seni vadilere sürdüm, dağların yamacına işledim adını. Sarp kayalarda yankın var hâlâ, her yankı bir adım daha sana yaklaşamayan yüreğimin sesi. Nehirler bile soruyor bana: “Aradığın kim ey yolcu?” Suyun her zerresinde kokun var; ellerimi suya değdirdik çe senin tenine değiyormuş gibi içim ürperiyor, titriyorum. Özlem, papatyaların susuzluğu gibidir; bir gün açar, bin gün solar. Ben seni özledikçe, sarı papatyalar gibi yüzüm sararır sevgilim yokluğun beni güneşsiz bırakır. Gel artık... Dağların gölgesini geride bırak, vadilerin yalnızlığını da.. Sevdamız bir yol bulur elbet; Mecnun çölde Leyla’sını nasıl aradıysa ben de seni öyle arıyorum adımı unutacak kadar, yüreğimi yakacak kadar, ömrümü sana adayacak kadar...
XwendinBir kayıp ilanı yazabilsem, çalınan sevdamı, karanlıklara gömülen yüreğimi, çalınan baharımı. Prangalara vurulan ruhumu, ya umutlarımı, hayallerimi yazabilen kalem var mı? Bu gece sendenim, meyhaneci. Aç bir şişe kırmızı şarap, mezesi şiir olsun; yürekten bir tutam sevgi, kaldıysa yalansız bir sevda. Koy yanına garnitür olsun; bu gece sendenim, meyhaneci. Saymazsak bu gece dolup boşalan kadehleri. Eğer sarhoş olursam, içirdiğin şaraptan değil; içirilen sevdiğimin ihanetindendir meyhaneci, şafak vaktidir. Koy bir kadeh daha; en sadık dostum yalnızlığım. Ne kadehleri sayabildim ne de sensiz geçen zamanı. Bahar kokulum, yıldızlı bakışlım... Meyhaneci, sal gelsin sevdamın ten kokusunu; sal gelsin ki sarhoş olabileyim. Sokağın başına astım kayıp ilânımı: “Ben kayboldum.” Okuyan herkes geçip gitti, bir tek sen kaldın, meyhaneci. Camın buğusunda adımı parmağımla yazdım; silindiğinde anladım: kaybolmak, içeriden başlıyor. Masaya çöken gölge ahlatçı bir kederdir; dudak payında birikmiş eski yeminlerin tortusu. “Affetmek mi, unutmak mı?” diye sorma ikisi de aynı bıçak, kesişi farklıdır. Koy son kadehi; gün ağarırsa susacağım, dönmezse de adı, içimdeki yol dönmeyi bilir. Kırmızıdan bir damla toprağa dökeyim: payı olsun baharın. Ben kaybolan ben bulan olursa, kalbimdeki adrese bıraksın.
XwendinYüreğime mavi bir ses düştü; gel de, mavişelim, can gülüm. Mavi bakışlarında kaldı gözlerim, gökyüzü boyunca yürüyen mavi bulutlar gibi. Denizin mavi dalgalarında, köpük köpük ahenkle dans eder zaman. Saçlarına mavi dalgalar yükselir; üryan bedenini sarar o mavi, usul usul. Sen, gökyüzünde mavilere bezen; ben, şafakta güneşten kırmızı. Maviyle kırmızının sevdasında mavişelim; ressam, al tuvalini; her yeri maviye boya. Hayallerim mavi, özlemlerim bahar; mavi püsküllü ata binmiş can gülüm. Saçlarının örgüsü düşmüş tayın sırtına; şahlanma, kısrak; sevdiğim düşmesin. Ve sende rüzgârları sevdim; gözlerindeki o mavi derinliği sevdim. Ne yeminler bozdum senin için; geceler seninle aydınlık sende rüzgârı sevdim. Esince poyraz, adını taşır kıyılarıma; yakamoz, dudaklarının çizgisinde çoğalır. Bir martı sesi kadar gerçek, bir dalga soluğu kadar yakındır aşkın Dön bana yine, mavişelim; teninde tuz, saçlarında rüzgâr kalsın. Ben deniz olayım, sen kıyı; ve ben hep sende, rüzgârı seveyim. Bir gün kesilse rüzgâr, bil ki susmam ondan; adını içimde taşırım, sürgün yıllarımın tuzu gibi. Uzaklar maviye boyanır, yol kıvrılır, gün donar; ben yine de sana dönerim; kıyıya vuran bütün izlerimle. Gel, maviyi nefes sayalım; senin soluğunda çoğalsın benim ömrüm. Elin elime değsin, gece yerini sabaha bıraksın; deniz sussun, rüzgâr içimizden geçsin biz kalalım.
XwendinSen ay mısın, yoksa sarı yıldız mısın Sen mi yabancı, ben mi buraya yabancı? Başındaki sarı papatyadan tacın Geceme inerken bir ışık gibi Sen sarılan da, ben arı misali İşlerim gönlüme aşkın yollarını. Mevsimler kalın, durdurun zamanı, Varto’nun soğuğu üşütürken dağları. Sen kraliçem, ben güzelliğine turab olayım, Toprağına düşen her adımını kutsayım. Gözlerine sarı sürme çekmiş Kürdün kızı, Gecemi gündüze çeviren bir naz ile bakarsın. Dudaklarında türküm, mısralarım sarıya boyanmış, Teninde buğday kokusu, saçında güneş saklı. Oyalı fularını sarı bir düş gibi, Boy vermiş buğday başağına inat. Yayık yayar Kürdün kızı, sesi yaylaları dolaşır, Hele bir gülüşü vardır ki, dağlara meydan okur. Gıreboğa savurur dileğini göğe, Gözü yaşlı bir umut düşer toprağa. Haykırışı yankılanır dar vadilerde, Gelir göğsüme çarpar bir sızı gibi. Dillerde sevda türküsü, yolları sana çıkar, Aşkın rüzgârı eser, savurur saçlarımı. Yolları soğuktur Varto’nun, kışı keskindir, Ama senin sarı gülüşün ısıtır her taşı. Geceleri sularına saldığın gözyaşın Buz tutan dağlara hayat verir, Ben seni izlerim, yıldızlar şahittir, Aşkla dolan her nefesimde ismini fısıldadım. Dilek ağacına bağladığın sarı oyalı fular Rüzgârda titrer, sanki kalbinin sesidir. Bir uçurum kenarında bekleyen umut gibi Senden yana düşer tüm dualarım. Ey sarı yıldız, ey Varto’nun karlı güzeli, Benim yolum sensin, yüreğim sana emanet.
XwendinSessizce çekiliyorum senden; bana ayrılan süre tükendi mi? Geldiğimi duyan olmadı belki, hiç değilse gidişimi duysun hayat. Üryan geldim bu dünyaya, hamal gidiyorum yine. Toplayamadım kendimi, vaktim olmadı benliğime varmama. Bu telaş da neyin telaşı gidecek sevdam var, sığınacak limanım yok. Gözlerim seyir hâlinde, ruhum tutsak; pencerem gönlüm gibi kırık. Bir pencereyi tamir etmek kolay, peki ya kırılan gönlümü onaracak kim var dünyada? Dışarısı ayaz... Ruhumda kış boran. Gülen gözlerime kanmayın; ağlayan, kırıp dökülen içimdir. Ruhuma düşen haykırışı duyan olmadı şimdiye dek. Yüreğime sevgi değil, kor gibi bir yangın düştü. Feryadıma sağır kesildi gönüller; dil mi sustu, yoksa yürekler mi kapandı bana? Gidenin gölgesiyle kalan acı arasında savrulup duruyorum beni duyan tek bir nefes var mı? Dipsiz kuyu gibi yüreğime her gelen bir taş attı. Gidenlerse hücre duvarı gibi, üstüme çarpı attı. Kimse anlamaya çalışmadı beni; herkes yükünü bırakıp gitti. Ben, her gelenin yükünü bıraktığı bu yolun yolcusuyum; Gidenlerin sessizliği kadar ağırdır omzumdaki dünya. Kimse bilmedi içimde kaç kez yıkıldığımı... hamalı oldum sonunda penceresi kırık bu dünyanın.
XwendinSoğuk bakışına ruhum üşüyor; gözlerin kara bulut olur üstümde. Bir karanlık çöker ansızın, yıldızlar bile saklanır gecemde. Bu şehirde yitirilmiş sevdalar dolaşır; ardında hüzün bırakır giden herkes. Hasretler ağlıyor içimde, yüreğim yasta özlemler, üstüme gelmeyin, yıkılırım sesinizden önce. Bir tutam sevgi istedim ömrümden; yarama merhem değil, gönlüme gönüldaş aradım yalnızca. Ömrüne ömrümü katayım, aynı nefeste bir olalım diye. Sevgini al da gel... yoksa ayaz çöker saçlarıma. Çiy taneleri düşer omuzlarıma, üşürüm sensiz her gecede. Yüreğime kar yağıyor vakitsiz; üzerine su serptiler, buz tuttu saçak saçak. Kar yağıyor ölçüsüz, lapa lapa; ince dala konmuş serçe gibi ruhum. Sıcaklık arar, nefes arar, kendisini unutan bir kuş gibi titriyor içimdeki ben. Karla kaplandı içimin yolu; soluksuz kaldım bu beyaz sessizlikte. Her adımımda kırılıyor bir hatıra, her nefesimde çoğalıyor yalnızlığım. Uçup gitmek ister ruhum ama kanatlarının kılavuzu halen sensin sevgilim. Gel... ayazın hükmünü bozsun gelişin; yüreğimde erisin bu zamansız karlar. Sevdan değince içime bahar gibi uyanırım yeniden. Ben sende tüterim, sen bende ısın sevgiyi kendimize yurt kılarız sonunda.
XwendinYel düştü sol yanıma, ince ince sızlar hâlâ, Ben sana yanmışım, küllerim savrulur dağa. Köy köy dolaşır hasretim, aşar Varto’nun çayına, Baharda toprak konuşur, kışın buz düşer yanağıma. Sevdiğime söylemeyin, kul oldum bu sevdaya, Ben onu çok sevdim ama “töredir, olmaz” dediler bana. Varto’nun deli divane rüzgârı gibi savruldum yollara, Sustum sevgimden utandım, içim kanar gecelere. Ruhum titreşir derinden, düşmüşüm Bingöl yaylasına, Bin bir su pınarı aktı da dindiremedi içimdeki yarayı. Ateşim hiç sönmedi, köz köz durur yüreğimin ocağında, Bir adım atamadım ona, töre vurdu gurbet bağrına. Dağları aştı feryadım, yankılandı gıreboğa sırtında, Turnalar duydu sesimi, uçup götürdü sevdamın adını. Başımı bağlayan bulutlar, yağmur yağdırdı alın yazıma, Yolların ucunda hep o vardı, varamadım sevdamın kapısına. Varto’nun karı ayrı yağar, rüzgârı ayrı üşütür adamı, Ben sevdamı gizli taşıdım, kimselere söylemedim adını. Kaval sesinde yanık bir türkü olur içimdeki yangınım, Her notada biraz daha çöker omzuma ayrılığın ağırlığı. Yel esse de geçmez acısı, zaman işlemiyor yaramda, Bir ben bilirim onu, bir de Varto’nun sessiz dağları. Kavuşamadım, içimde büyüdü destan gibi bu ayrılık, Varto’nun yollarında kaldı sevdam, gönlümün tek yarası.
XwendinBu şehrin çocukları yarım, yıldızlar kayıp bu şehirde. Vurmayın, kahpeler, çocuk bedene; ülkesi işgal altında...! Dilini yok saydılar, vurdular kelepçe; yasak koydular diline, kahpeler. Rengime göz dikti kurşun bakışlı sokak; işgal ülkenin sürgün çocuğuyum ben. Ne çok dövdüler çocuk ruhumu; hayallerim yarım, öksüz koydular. Kurulan sofranın çocuğu değilim, kazanda pişen yemek değil acılarım. Esmerim, kara gözlüyüm, sürgünüm; vatansızım, üşüyorum! Sokaklar evim, barikat çıplak bedenim; yüreğim harlı ateş içinde, çeliktir iradem. Vurun kahpeler, tenim çeliktendir; güneşin çocukları, kalkın ayağa! Haykırışları bütünleyelim çelikten iradeyle; bedenim çocuk, yüreğim dünya... Renkler birliğimiz, sözümüz iktidar; birleşin çocuklar, ülkesi işgal altında olanlar. Sevdana yasak koydular, kahpeler; “Sen seversen ülkeler bölünür” dediler. Sen dağlı, ırgat, hizmetçi, hamal; yasaklı ülkenin yasaklı çocuğu. Sen piyanoyla değil, mazgal sesiyle büyüdün; vurmayın, kirletmeyin çocuk bedenlerini! Kah şarapnel parçaları, kah kurşun bedende; yasaklı dilin, yalancıların sofrasında meze. Kah çıplak ayaklı, kah sokağın dilencisi; mavi, yeşil, kara gözlü kız çocuğu mendil satar. Bir tek gülüşüne güneş doğar ülkeme; sen güldükçe çocuk, gökyüzü mavi. Yıldızlar ülkesi olur o zaman dilin; sen gül ki çocuk, savaş çığırtkanları, talancılar korksun gülüşlerinden Çocuk;
XwendinNar ağacı dilek ağacım, sırdaşım Seni hep gözli konuştum, tek sırdaşım Hüzünleri, özlemleri astım nar ağacına Gönül gözüm yağmur, yüreğim alev oldu. Böyle mi olur gizli sevmenin bedeli Maviliklere sayfalar dolusu seni yazdım Gece yıldızlarını araladım şiirler yazdım. Gün doğumunda denize yazdım seni. Kırmızı oyalı mavi duvağın nar ağacına asılı kalmış Nar ağacında kokun duruyor duvağında Seni ben hep gizli sevdim, nar yanaklım Öyle sevdim ki kendimden bile korudum. Sende beni gizli sevmişsin. Bıraktığın mektup ta yazmışsın Hangi rüzgar savurdu seni bilinmeze? Bana senden yadigâr bir tek mektup kaldı. Heybemin bir küfesine isimsiz mektuplarını koydum; Diğer küfesine anılarımı koydum Konuşan gözlerine yol aldım. Nar taneleri gibi dizildi sözcükler boğazıma. Bana bakışında yanakların nar rengi rengi olurdu Bağdaş kurdum sözcüklerine Seni yazmak istedim kitap sayfalarında Roman mı, hatıra mı, yoksa öykümü? Soluksuz bir nefeste seni okumak Nar tanelerinden bir başlık olsun kitabım Saçında kırmızı bir kurdele gözlerin buğulu Nar çiçeğim diyemedim, ömrü kısa olur diye..
XwendinSen susarsan dünya susar, sessizliğe gömülür evren. Gözlerini benden alırsan, karanlığa düşer hem ben, hem dünyam. Ben sende ben olabildim, sensiz her yer zifiri karanlık. Sen varsın, mevsim bahar tadında, güneş seninle ısınır, tek ışığımsın. Sevda gözlerinden anlam kazanır, aşk, yüreğinde yanan yangındır. Ben o yangının küllerinden kalayım, sen rüzgâr ol, savur bizi cihana. Güzel sevdalara tohum olsun küllerimiz, sen varsın, renkler can bulur yeniden. Baharın nemini koynunda tanıdım, yazın sıcağını sevginde öğrendim. Çağlayan nehirler gibi aktın yüreğime, vadilerde yankılandı sesinin tınısı. Yıldızları gözlerinin içinde gördüm, kurumuş dudaklarıma bir pınar oldun.
XwendinMahir oldum cana can katmaya, Alnı ak olana yoldaş, pürü-pak gönle sırdaş. Kadir kıymet bildim insana dair olanı, İnsan olana eğdim yüreğimin ateşini Bülbül oldum hakikatin dalında, Sözümün özünü sakınmadım kimselerden. Doğru bildiğim yoldan dönmedim asla, Labirentlerde her dem bir çıkış buldum. Evreni vatan bildim, bölmedim seni beni, Elif oldum gönüllere; dik, sade, dosdoğru. Bir rüzgâr kadar özgürdüm aslında, Ne estim inciten, ne savurdum kıranı dökeni. Turna oldum; kanatlarım ıslaktı uçamadım, Ukde kaldı içimde göklere değmek arzusu. Yine de gözlerim ufkun çizgisinde idi, Yolun ışığına sığınırdı her soluk alışım. Gölge olmadım eğri yola, Hakikatin güneşinden kaçmadı yüzüm. Riyakâra ne söz verdim ne selam, Eğilmedim korkunun ya da nimetin önünde. Ulak oldum güzel olana, Kelamımı sevdayla mühürledim. Lal olan gönüllere tercüme ettim umudu, Sessizliğin içinden kurdum en berrak dili. Yorgun gecelerden geçtim mavi bir kalple, Her darbe bir ışık doğurdu içimde. Kırılan yanlarımı sevdayla onardım, İncinen ruhumu sevgiyle yeniden kurdum. Ve vardığım yerde öğrendim ki: Mavi bir kalp, hakikatin en saf rengidir. İnsan, insana tutununca tamam olur, Ben de tutundum hayata; sevdayla, umutla, sözle.
XwendinSen oturup beni tuvaline resmettin, oysa ben seni yüreğimin en derin yerine çizdim. Bir roman olmak isterdi hikâyemiz, bir öykü, bir masal, bir ömürlük destan... Ama kelimeler yetmedi sevgilim, çırılçıplak kaldı dilim seni anlatırken. Bir şair gibi diz çöktüm sevdanın önüne, sözcük aradım, bulamadım. Seni mısralara dökmek istedim, dökemedim; çünkü yüreğimdeki sen, şiire sığacak kadar küçük değildin. Aşkım sana akarken büyüyordu, gözlerin gözlerime değdiğinde yıldızlar kıskançlıktan titrerdi göklerde. Ay utançla yüzünü örter, benim yüzümde parlayan mutluluğa hayran kalırdı. Tenime düşen aşk sıcaklığını hiçbir termometre ölçemez. Yüreğim, senden içeri giren bir ateşti; dilimi susturan, gözlerimi konuşturan bir yangındı. Pozantı Dağları’ndan akan sular gibi berraktın sevda, ormanların nefesi kadar canlıydın. Kitaplar anlatmazdı seni, sözler taşıyamazdı ağırlığını, çünkü aşk tek renge hapis edilemezdi renklerin toplamıydın sen. Aşk yağmurdan sonra gökkuşağıydı, kar altında filizlenen kardelendi. Kararmış umuduma doğan bir güneşti, yeniden dirilişti aşk; anne rahmine düşen ilk can gibiydi...titrek, masum, mucize. Sen bendeki en büyük mucizeydin; yüzün bahardı, sesin yaz, dokunuşun sonsuz bir sükûnet. Gözlerin sevdanın dizeleri gibi akardı içime her bakışında başka bir ömür başlardı. Pozantı ormanlarında yürürken bile seni duyardım dalların hışırtısında. Her yaprak senin adını fısıldar, her rüzgâr teninin kokusunu taşırdı bana. Dağlar bile bilir insana neyin aşk olduğunu. Göğe her baktığımda sen varsın, yere her bastığımda izini ararım. Aşk, yalnızlığın koynunda büyür bazen; benim yalnızlığımın da adı sendin sevgilim. Kelimeler yetmezdi, yetmiyor hâlâ çünkü aşkın kendisi sensin. Şimdi yazıyorum seni, ne tuval yeter, ne defter, ne yeryüzü... Teninde saklı bahar, gözlerinde yankılanan o ilk söz, yüreğimde hâlâ alev alev, aşkım sana akıyor yine, Pozantı Dağları’ndan süzülen su gibi berrak. Ve bil sevgilim: Ben seni sevdanın en eski yasalarıyla seviyorum destanlara sığmayacak kadar büyük, şiirlere taşacak kadar gerçek...
XwendinOy oy... Alevler düştü bağrıma; mor menekşeler yürür içimde gece gündüz. At üstünde göğsü güneşe duran bir düş gibi, sırtını Goşkar Baba’ya yaslamış ağır bir esinti... Berivan... Adın anılınca bile dağ hafifler, rüzgâr sende bir gölge bulur, usulca eğilir. Kış çekilir yamaçlardan, Varto’nun taşlarında buz susar. Toprak çatlar, derinden bir ışık doğar: Mor Çiğdem... Sessiz gelin... Baharın ilk nefesi. Kökü derin, sesi yok; ama her açışında bir sevda kıpırdar vadilerde. Çoban sürüsünü alır dağ yoluna, kavalında Varto’nun içli bir rüzgârı. Kıl çadırların dumanı yükselir yaylanın üstüne, göçebelerin sabah izleri siner ovaya. Her ötüşünde taşın kalbi kıpırdar, kuşların kanadı bile durur havada. Dağlar sezer bu sessiz akışı göçebelerin hayvan otlattığı uçsuz vadilerde. Çadır kapılarından geçen rüzgâr çiğdemlerin başını okşar ince bir esintiyle. Çiğdemlerin gövdesi titrer bu tınıya; yaylanın kalbi çobanın ezgisiyle aynı nefeste atar. Berivan... Sabahın yükünü omuzlayan kadın; helke’sinde emek kokusu, adımlarında bahar taşır. Kıl çadırların gölgesinden geçerken toprak uyanır, renkler yer değiştirir usulca. Badem gözlü güzelliğin esince Varto’nun gülleri bile susar derin bir sessizlikle. Oy oy... Dağların pusunda ağır bir sessizlik, aşkın göç yolu gibi çöker ovaya. Kurdu kuşu bile gölgede derinleşir, belli ki büyük bir şey yaklaşır vadilere. Toprakta bir Mor Çiğdem titrer usulca; Berivan’ın adının yankısıdır bu ince ürperti. Çoban kavalına dokunur yeniden, yalnızlığın külü savrulur ezginin ucunda. Göçebe akşamlarında tütmüş ocaklar bu sesle yeniden ısınır uzaklarda. Sürünün çanı ince bir tını salar; Varto’nun karı bile erir bu sıcaklığa. Berivan’ın bakışı bir an çobanın yüreğine yaslanır; gökyüzü durur, renkler başka bir nefes gibi düşer. Dağların gölgesi ince perde gibi iner Mor Çiğdem’e; sanki rüzgâr yön değiştirir çiçeklerin arasından. İki kalbin arasına sessiz bir yol iner, adsız bir şafak yükselir suskun bir vadiden. Gire-boğa’nın taşına yaslanır bu sevda, rüzgârın hafızasında saklı kalır Berivan. Mor Çiğdem açtıkça bahar genişler senin gözlerinde. Dağlar kadar derin bir sevdanın izi kök salar toprağa sessizce. Kıl çadırların dillerinde dolaşır artık hikâyen, göçebe obalarında kılama dönüşür; sonsuza çalar. Dağların ardında çoğalan bir türkü gibi Berivan’ın adı yaylanın göğüne yazılır. Sevdanın suları serin akar Varto’dan, yüreğe dokunan o ince sızıyla. Çobanın abasının altında saklıdır hatıralar; yürür dağ başlarına usul usul. Yaylanın dili titrer, ezgiye dönüşür; yalnızlığın dumanı savrulur kavalın ucunda. Her nefeste Berivan’ın gölgesi uzar vadilere; her adımda büyür bu adsız sevda yolu. Berivan... Mor Çiğdem’in kaderine yazılmış bir nefes gibi yaylanın ruhunda dolaşır adın. Dağlar seni duyunca hafifler; rüzgâr seni taşıyınca yumuşar taşın kalbi. Ben bilirim ki bu sevda Varto’nun çiçekleri gibi: soğukta doğar, ateşle büyür, hiçbir mevsimde solmaz.
XwendinSılaya düşen gölgem bugün daha ağır, Bir çiğ damlası gibi üşüdü gözlerim. Yollara baktıkça daraldı içim, Özlemlerimin kanadı çırpınır durur gecede. Bir türkü dolaşır yüreğimin kuytusunda, Senden kalan sızıyla çoğalır her nota. Bir yanım çocuk kalmış memleket dağlarında, Bir yanım gurbetin taşlarına yaslanmış yetim. Sıla, sen hangi rüzgâra verdin sıcaklığını? Hangi dağda unuttun ana kokusunu? Dişli bir yalnızlık çöker üstüme, Uzak şehirlerin ışığı sönük görünür bana. Körpe bir fidan gibi titrer içimde umut, Ne dokunan var, ne de dalımdan anlayan. Gecenin sesi bile yabancı gelir, Ay bile küs, ışığını esirger gönlüme. Ben gurbette bir kaptan misali, Fırtınada dümeni kırılmış bir gemiyim. Ufuk çizgisinde ne bir liman görünür Ne de “Gel” diyen bir el uzanır karanlıktan. Memleket, sen benim derimin altında Ağrısı geçmeyen eski bir yarasın. Ne zaman adını ansam, İçimde bir çay taşar, bir dağ devrilir sanki. Gitme diyemiyorum sıla, Çünkü beni en çok sen yaraladın. Ama bil ki ne kadar kaçsam da Sensiz alınan nefes yarımdır benim. Şimdi üşüyorum, Özlemlerim büyüdükçe daha çok üşüyorum. Bir gün rüzgâr diner, yol açılır belki; Belki bir bahar sabahı memleket, Yüreğimin kapısına yeniden vurur usulca...
XwendinYıkık duvara yaslandım Hayallere daldım çocukluğuma Yok bende, çocukluğumu kim aldı. Verin çocukluğumu, hayalinde kalayım. Âhh yaşanmış çocukluğum var mıydı?.. Düşlere dalıyorum yok! Kırmızı söğüt ağacına serçe kondu mu? Pencereden serçeyi seyre daldı gözlerim... Yağmur yağarken pencereden baktım mı? Penceresi ahşap, çürümüş Taş yığını altında anılar örtünmüş Yıkıntıların altında kalan çocukluğum mu? Öyle yabancıyım ki buralara Buralarda bana yabancı, beni bilen yok Karşı dağın ihtişamına dalıyorum Buğday başakları güneşe yenik düşmüş Yanık sevda türkü çalınır kulağıma Güneşe boy vermiş köylü kızı Elinde orak buğday biçer, güneşle dans eder Varıp sorsam köylü güzeline... Çocukluğun var mıydı? Ya korktuğum cevap “evet” ise Sanki prangalara vurulmuş ayaklarım Kalbim göğüs kafesime sığmıyor... Dökme çocuk boncuk boncuk gözyaşı Sen ağladıkça yüreğime neşter vurulur Yalın ayakları kızgın güneş altında “Anne” diye ağlar ya... benim annem var mıydı?
XwendinKadınım kırmızılar içinde Mahzendeki kırmızı şarap gibisin Narin ve aşk dolu bakışına Bir daha bir daha vuruldum aşk ile Ceylanlar bakışına mahçup düşer Geceye aydınlatan ay gibisin Şafakta kızıl doğan güneş misali Gül bahçesinde geçme Kadınım Yer kürede bütün kırmızılar kıskanır seni Ah bilsen yüreğime nar taneleri gibi Nasıl serpildiğini ve her bir tanesi aşk Her bir hücreme kıvılcım misali Bakışınla aşk ile kavruldum Gönlümde ki yaramın dermanı Yarım kalan hayalimin bütünü Kadınım Evim, Vatanım ol sonsuzun olayım aşk ile
XwendinSen aklıma düştüğünde sevdam Kurulmuş pusula gibi yol alır ayaklarım Her zamanki gibi tek sığınağım oldu Kuytuda ki küçük meyhane bakma gözyaşıma Sen yine yanıldın gönlüm Peşin sıra koşmaktan yoruldum İki damla gözyaşı yalan örtülmez Gönül acı çeke çeke kabuk bağlar yaraların Ben kavruldum piştim gönül yanılmana Kocadım kayıp giden ömrümün ardında Yüreğimin acısını ne lokman hekim Nede şarabın dindirir meyhaneci Meyhaneci koy şarabı otur karşıma Bugün ben anlatıcam sen dinle En kalın defterini al otur karşıma Başlık duş ihanetin resmi çizilmez Şair yalandan aşk dizeleri olur mu? Yalancı bahara ağaç meyve verir mi? Meyhaneci anlattıklarım sırrımız kalsın Yanıldı aşkı muhabbette gönül Kutsalları kahpeliğine şemsiye yapmışlar Kimi yalan kimi gerçek nasıl bileyim Şarap değil kahpelik sarhoş etti beni Yıldızlar bir bir çekildi gökyüzü kömür karası
XwendinGel otur yanıma iki gözüm Sen su ben toprak olayım Sen gelincik çiçeği ben arı Gönlünde aşkı bal eyleyim Kadınım düşlerimin sevdası Ömür geçti seni beklerken Kalan ömrüme aşk ile gel Silelim bütün rakamları Yekpare bir ve bütün olalım Ayrısı gayrısı sen, ben yok Bizim hikayemiz yazılsın Nehirlerin çağlayan sularına Kaldırın bütün tarihleri, takvimleri Yeniden yazılsın mevsimler Umudu büyütelim en yükseklere Çıkalım üryan üryan aşk ile güneşe Sen yoksan gül cam-alim Kim öper ruhuma düşen acıları Üşüyen yüreğimi kim sarar Gel gül cam-alim kalan ömrüme
XwendinO malum gece de kaldı gülüşlerim Unuttum bir bütün gülmeyi Senden ayrı düştüğüm gecede kaldım Yüreğimi sana bıraktım yücem Ah bilsen aklıma düştüğünde Ne fırtınalara tutulur gönlüm Bedenime ateşler düşer Sensiz zamanın anlamı yok Çam ağacın gövdesine yaslı kaldım Geçenler bakmayın gözyaşıma Hüzün düşmüş ruhum keder içindeyim Yarim yok ise yurdum, evim de yok Boranda kaldı bedenim kan revan Yoruldum deli gönül senin elinde Ne boranlar sardı ruhumu Bir tek sargı bezim oldu umut Gel yeter ki vakitli vakitsiz önemi yok Bebe'nin memeye hasreti gibi hasretimsin Kelebek olayım sol yanağında ben ne konayım Boncuk boncuk süzülen terine karışayım.
XwendinBen senden başka şarap tatmadım Doldurur içeyim kokunda demleneyim Teninde sarhoş olup koynuna düşerim Gözlerinden başka yıldız bilmem ah-hüm Sal saçlarını yanaklarımı okşasın O, Vakit yüreğimde çıra tüter Tüten aşkın çırası olsun ah-hüm Varsın tutuşsun bedenim ilmek ilmek Bir tek bakan gözlerine ah-hüm Aşkın çıra gibi tutuşur yüreğimde Kül olayım aşkında koynunda kalayım Kalbinde bütün zamanlar kül olsun Sen gökyüzüne, ben gözlerine dalayım Aşk ile niyaz eyleyim gönlümü Ay Cem-aline düşmüş gece aydın Yakamozda düş koynuma ah-hüm Üryan üryan yakamoza düşelim Kalalım gecenin şafağında ah-hüm Zülfüne vurulmuş gönlüm ateşte Ben sende kül olayım kalbine serpiştir ah-hüm
XwendinGel otur sol yanıma Onur em Vadinin orta yerinde bağdaş kuralım Derenin Çağıl Çağıl akışını seyre kal Ben gözlerinde kalayım sen Çağılla Hiçbir çalgı çengi istemez Onur em Kal derenin Çağıl Çağıl sesinde Ben kalbini kalbime ritim eyleyim Nefesinde harlanayım Özün olayım Süzüleyelim kalbine harlı harlı Şeklimi bulayım, özüm özünde Canım canında can olsun Onu-rem Gülüşlerine kat beni yıldızı olayım Vadiye haykır yankılansın gökyüzüne Aşkı ile turnalar semah dönsün Dereler çağlasın aşk ile nehirde öz ola Mavi deryasına gelincik çiçeğin özü ol Aşk harlansın vadide Onur-em Omuzdan omuza halaya duralım Türküler yazılsın sevdamızı haykıran Cihanda yankılansın sevda türküleri Sırtını ver sırtıma gecemin aydınlık yüzü Sen bir yakaya ben bir yakaya Haykıralım sevda türküleri Börte böcekler dile gelsin Onur-em.
XwendinÖmrümle rulet gibi oynadın dünya Ne mevsimler geçti ömrümde Bir tek kış uğradı Zemheri de kaldım Sokaklar caddeler evim oldu Ben sende yoruldum koca dünya Benden almadın neyim kaldı ki Bir tek umudum kaldı onuda vermem Sokaklarda büyüttüm umudu vermem Umuda sarıldım alınterimle büyüttüm Bir başım kaldı onuda al dünya Vermem sana yalancı dünya umudumu Ben senden alacaklıyım düş yakamda Henüz bebeydim ve savunmasız Ne Anam nede ben doydum Anama Çaldın benden Anamı acımasız ca Sığamadım Ana yurduna onikisinde Sıladan sılaya sürüldüm yurtsuz Ne çok ağladım Annesine sarılan Annesinin koynunda uyuyan Bebe lere Yıldızlar altında ne çok ağladım Ay ne çok üşüyen bedenimi sardı Şehri İzmir üstüme üstüme yıkıldı Ne çok kül oldum savruldum Zemheri fırtınalara direndim.
XwendinDayan gönlüm sılada hasrete Çıban misali hasret yüreğimde Ateşlere düştü bedenim harlandı Süpürün yalanı aşkı kirletmesin Kaybolan ben miyim insanlık mı? Özü sözü bir olan dost kaldı mı? Evrende temiz olanı kirlettiler Bırakın umutlar temiz kalsın yarınlara Dokunmaya kıyamadıklarım bana kıydılar Yalan uzak dursun sevdalar kirlenmesin Özü sözü bir olan sevda kaldı mı? Gönlüm bir tek gücün bana mı yetiyor Gönlüme düşen ateş biter mi? Kimim var kime gideyim sılada Geceler öylesine zalim yokluğunda Dayan gönlüm yalnızlığa umuduna sarıl Ey benim mazbut yüreğim Sevdaya tutsak yüreğim Sevda yangınları sardı bedenimi Kozalak gibi tutuştu bedenim yangınlarda
XwendinYaprağını yitirmiş ağaç misali gönlüm Öyle vakitsiz sonbahar düştü ki gönlüme Çıplak kaldı gönlüm üşüyorum Esen yeller kırmayın kalan dallarımı Tutacak tek dalımı kaldı umudum Umut beslen hayallerimle kal diri Sabreyle gönlüm bahar gelecek Sılada özlemler düşün yakamdan Karanlık engel şafağın doğumuna Çırpınışın beyhude karanlık Güneşin doğum sancıları yakın Şafak cenni gibi düştü umutlarıma Umutlarım sevdaya çiçekler açsın Harmanlayın renkleri mozaik olsun Desen desen bir ve bütün yekpare renkler Ben gönlünde demleneyim sevda olayım.
XwendinAnne rahmine düşen cenin gibi Sen umutla düştün gönlüme sevda Sürgün diyarlarında hayallerimle büyüttüm Gel gönüldaşım biz olmaya gel Seni aramakla geçti bunca ömür Gece yıldızsız zifiri karanlık olur Yokluğuna gönlüm zemheri boranda Gülen gözlerinle unuttuğum gülmeye gel Su topraksız ben sensiz hayat olmam Yokluğunda gülüşlerinle avunur oldum Sensiz düşmez gözlerime yıldız Gülüşlerin kaldı bende tek tesellim Gözlerim yol almış gidiyor ve bensiz Gönlüm bedenime barikat kurmuş Sol yanım bir bütün isyanda Kırıp dökmeyin toplamaya mecalim yok Marifet mevsimlerin nasıl geldiği değil Bahar gelir kışıyla ağaç meyve vermez Yüreğin bohçasını çöz dök hepsini denize Amasız keşkesiz yüreğini alda gel yüreğime
XwendinAnne rahmine düşen cenin gibi Sen umutla düştün gönlüme sevda Sürgün diyarlarında hayallerimle büyüttüm Gel gönüldaşım biz olmaya gel Seni aramakla geçti bunca ömür Gece yıldızsız zifiri karanlık olur Yokluğuna gönlüm zemheri boranda Gülen gözlerinle unuttuğum gülmeye gel Su topraksız ben sensiz hayat olmam Yokluğunda gülüşlerinle avunur oldum Sensiz düşmez gözlerime yıldız Gülüşlerin kaldı bende tek tesellim Gözlerim yol almış gidiyor ve bensiz Gönlüm bedenime barikat kurmuş Sol yanım bir bütün isyanda Kırıp dökmeyin toplamaya mecalim yok Marifet mevsimlerin nasıl geldiği değil Bahar gelir kışıyla ağaç meyve vermez Yüreğin bohçasını çöz dök hepsini denize Amasız keşkesiz yüreğini alda gel yüreğime
XwendinVakitsiz küsmelerine alışamadım Gelgitlerine nasıl dayanayım Gönlüm benimle muhakemede Kaçırma benden ceylan bakışlarını Mimiklerine fırtınalar düşmüş Dudaklarında sözcükler kasırga Her bir sözün gönlümde pare Vakitsiz benden kayboluşların Gönlüm harlı ateşlere düşer Yalancı bahar misali gönlüme Ayazda yüreğim üşüyorum Gözlerim senin dönüşünü bekler Ben yoluna düşmüşüm harlı ateşlerde Varsın yanayım yolunda sevda Bir yudum nefesini kat nefesime Özün sözün olayım sevdam Gözlerin ilk günkü gibi bana bakmıyor Bir nefesde ten kokunu solayım Sana nasıl aşık olduğumu anlatayım Şehvetli bakan gözlerine dalayım.
XwendinSeni yazmanın hazında değilim Seni okumak ister gönlüm şafakta Kahırlanma gönlüm keder içindeyim Kafşaktayım gönlüm yol ayrımında Gece sessiz sokaklar ayaz Ne bir ses nede bir nefes Korkularım cellat gibi peşimde Bir puntoda yağlı urgan nefesimde Yol kılavuzsuz ve patika Ben bilinmezleri heybeme aldım Gönlüm yasa düşme umuda sarıl Bir gün mutlak bahar çağlar gönlümde Gönül göze karanlık düşmesin Gece ayazda gönlüme boranda Kuytu karanlıkta yıldızlı gözlerini okumak Okumanın hazında olmak bir roman gibi Kilim dokur gibi sevdayı işle gönlüme Ben gönül gözüne turabın olayım Sen buğulu gözlerle bak gözlerime Ben yağmur olayım susuz bedenine
XwendinDost ararım derdimi anlatmaya Yar aradım yaralı gönlüme derman Yol yürürüm yarensiz yürünmüyor Gönül beni böyle perişan koyup gitme Kim kime yaren bilinmez oldu Gül bahçesi diken olmuş gönül Elma ağacı meyve vermiyor Mevsimler yalancı olmuş, bahar kayıp Mevsimlere boran düşmüş neyleyim Benim gönlüme bahar uğramaz oldu Sevmek istiyorum seninle baharları Uslan gönlüm darda koyma beni Acına gülerim, kederini çekmeye razıyım Sen yeter ki şafak gibi doğ gönlüme Avucumda kalbim sana geldim sevda Vakitsiz uçuşlarına uçamadım gönlüm Çıktım sokağa duvarlara seni yazdım Bir tek dileğim var sende gönül Aç kollarını dola boynuma aşk ile Ben sevda pınarın olayım üstüne akayim Dost olsun can cana gönülden gönüle Arının balından tatlı olsun muhabbeti Sen ben değil biz bize hakikat olalım Gönül kıraç olmadan dost olda gel
XwendinSılada sevda hüzünlü olur Gönlüne düştü mü sevda Gitmek ister gönülün sevdiğine Sıla sana yabancı sen yola yabancı Uzakları seyreler gözlerim Gitmeye yol yürümeye tükenmez Sürgün düşmüşsen yurtsuz olursun Biliyormusun sevgilim!... Seni ne kadar çok sevdiğimi Ben anlatmayayım gülüm beni Buğulu gözlerim anlatır beni sana Bir tek ten kokuna bahar gelir Sen gülen gözlerinle bana gel Ben turab olurum Cemaline Alırsan gülüşlerini benden Cemalime şafak doğmaz Evran masmavi papatya beyazı sen Gülüşlerinle gecemi aydınlatan Muhabbetinle gönlüme akışını Cemaline vuruldum gönlüm harap
XwendinVurmayın başıma yarını sormayın Sormayın geçen zamanı kanayan yaram Hatırladıkça gönlüme hüzün düşer Kime anlatayım incitilen gönlümü Hoyratça bir bir kırdılar dallarımı Çiğnemeyin kalan gövde mi? Gelen tepindi giden kanattı yüreğimi Yüreğime atılan çermikler kanıyor Dünü hatırlatmayın unutayım Yarını bugünden yaşamak Durdurun bütün zamanları Silin bütün yazılan çizilen tarihleri Kapatın saatleri akrebi yelkovanı kaldırın Dünü yarını değil, hepsini bugünden Düşmüşse gönlüne sevda yol al Yüreğine düşen aşk-ı kılavuzun bil Nerede olduğun değil nasıl olduğum Cevabını bildiğin sualleri sormak niye Seni ilk öptüğüm şafakta kaldım Kaldırın geceyi, gündüzü şafakta kalayım.
XwendinVurmayın başıma yarını sormayın Sormayın geçen zamanı kanayan yaram Hatırladıkça gönlüme hüzün düşer Kime anlatayım incitilen gönlümü Hoyratça bir bir kırdılar dallarımı Çiğnemeyin kalan gövde mi? Gelen tepindi giden kanattı yüreğimi Yüreğime atılan çermikler kanıyor Dünü hatırlatmayın unutayım Yarını bugünden yaşamak Durdurun bütün zamanları Silin bütün yazılan çizilen tarihleri Kapatın saatleri akrebi yelkovanı kaldırın Dünü yarını değil, hepsini bugünden Düşmüşse gönlüne sevda yol al Yüreğine düşen aşk-ı kılavuzun bil Nerede olduğun değil nasıl olduğum Cevabını bildiğin sualleri sormak niye Seni ilk öptüğüm şafakta kaldım Kaldırın geceyi, gündüzü şafakta kalayım
XwendinBizden kaybolan seni arıyorum Çok uzaklara gittiğini söyleme Bir nefeslik kadar yakınımdaydın Düşme öfkeye, yenik düşersin Bizden ayrı düşersen tarumar oluruz Kaç şafakta yıldızları uğurladı biz Ne yastık ne yatak gördü bedenimiz Geceler yenik düştü bize, şafakta kaldık Bizden kaybolan ben değilim sevgilim Benden aldığın yıldızlı gözlerine sor Gözlerin sevgilim, bana baktığı gibi Başkasına baktığını duyarsam Yüreğim dağlanır hüzün düşer gözlerime Başkasından değil senden duyayım Bana baktığın gibi başkasına bakma Sevmeyi gülen gözlerinden öğrendim Gönlüme gelen baharı kış eyleme Seni ne çok diyardan diyara aradı gönlüm Bir gün mutlak umutla bekledim seni aşk Biz olma yoluna boran düşmesin sevgilim
XwendinKar yağıyor sılada Umut çiçeklerim bir bir soluyor Yağan kar toprağa değil yüreğime Saçak saçak buz tutmuş yüreğim Hasretin yüreğimde kanayan yara Aklıma düşme paralanır yüreğim Hayallerimize prangalar vurdun Gidişin ardında umutlarım soldu Hasretin ruhuma düşen fırtına Sol yanıma poyraz vurdu Kayboldum sıla sende, ver beni geri Ruhumda fırtına, kasırgaya dönüştü Bedenim sılada acılar içinde Sürgünde vatan hasreti zor be dost Özledim İstanbul, deniz kokusunda kaldım Martıların ahenk içinde denize dalışlarını Vapurda gözlerin denizine dalışlarını Çingene kızın dansı darbukanın tok sesi Kemancı sen dur yayın yüreğimi çiziyor Birikti özlemlerim sıla sende
XwendinÖyle bir sevda olmalı ki Sorgu sual değil, sevgi olmalı Anne rahmine düşen cenin gibi Tatlı sancıları!.... Uykusuz geceleri olmalı Aklına düşen ruhuna düşmeli Candan Can vermeli Ahu hayat olabilmeli. Bahar gibi cömert, Gecenın karanlığına yıldız olmalı sevda Su gibi akmalı sonsuz deryalara Buğdayda başak, Üzümde salkım salkım büyümeli Mahzendeki şarap gibi yıllanmış aşk Buğulu gözlerinde bahar olmalı Dudakta haz olmalı Gözler de yıldızlar çoğalmalı Yüreği bahar nehirleri gibi çağlasın Baktıkça boncuk boncuk ter akmalı Gönülde Gönüldaş olmalı aşk ile
XwendinGötürün atın beni hırçın dalgalara Denizin derinliklerine dalayım Varıp kalayım balıklara yem olayım Kaybolayım denize karışayım Kirlenmiş dünyada arınayım Adaletin var mı dünya Zalimlere kalan dünya Fakirleri yok sayan dünya Dost bilip sarıldıklarım yalan olmuş Sevdalar yalan ile kirlenmiş Gözlerdeki bakış yalancı bahar İnsan kalayım istedim kirlenmeden Balıklara yem olmaya razıyım Alabora olsun yüreğim kirlenmesin Yalanı meziyet sananlar çoğaldı Vicdanlar yalana hapsolmuş İnsan olan kaldımı kaldıysa nerde Ne mevsimler tadında yaşanır Nede dostluklar kaldı tadında İnsan kalayım istedim kirlenmeden
XwendinSoracaksan beni gözlerine sor Beni yok sayan, gözlerinde kaldım Gör beni diye kaç gecede kaldım Ayazlı geceleri soldum seni beklerken Sen gönlümün kadını hasrettim Gülen yüzün tek özlemim oldu Korkularına yenik düşersen sevgilim O, vakit yüreğime boran dişer Savrulurum kasırgalara bilinmez olurum Sahip olmak istediğin gönülle sevgi gerek Gönül kapısındaki anahtarın kilidi ol Dil dudağa, dudakta yüreğe dokunur Her ne kusur ararsan dön gönlüne sor Gönlüne sor ki gözlerin nasıl da yanıldı Yüreğinden başka vatan bilemedim Gözlerinden başka ışık tanımam İki kaşın arasına kelebek olup konayım Bakışında ki buğulu gözlerine dalayım Har'lı ve sıcak nefesinde ısınayım Nefesine kat beni hazzın olayım Beni gülüşlerine katki kah kan olayım Buğulu gözlerine katki yıldızın olayım Gönül kapını aç ki sevdan olayım Baharım ol ki yağmurun olayım Sevgilim
XwendinBana bakışında kaldı kalbim Gülen yüzüne gözlerim daldı Kadınsı bakışına hayran kaldım Sende, gönlünde kalayım kadınım Bana yıldızlı bakışına sevdalandım Hüzünlü gecelerime şafak gibi doğdun Sevdaya susamış yüreğime bahar oldun Kuruyan göz pınarlarıma hayat oldun Gözlerinde ki şafak düştü üstüme Yüreğinde ki güneşle sar beni Koynuna ay gibi düşeyim kadınım Sar beni üşümeden sende kalayım Dokunma bahara dalında kalsın Yapraklarına gözlerim kelebek olsun Sen çiçeği ben uğur böceği olayım Kokunda sarhoş olup kalayım Sen bahar, ben yağmurun olayım Sen nehir, ben çağlayan yüreğinde Sen mor Leylak çiçeğinde özü Ben nemli ve ılık bahar esintisi olayım...
XwendinÖmrümde ne çok gecelerde kaldım Gün doğmadı ne çok şafak bekledim Gecelere yıldızlar değil karanlık düştü Gönlümdeki sevdayı ne çok aradım Şafak bekledim gönlüme düşmedi Gözlerime yıldızlar değil yaş aktı Ben baharı beklerken kış geldi Gönlüme ayaz düştü üşüyorum Hüzünlenme gönlüm sevdaya Ağlamak değil gülmek istiyorum Gönlüm yangın yeri ızdırap içindeyim Dilim suskun gönlüm isyanda Gönlüm hep seni aradı sevdam Ömrüme ömür kattım seni yaşamak Ben seni aramaktan yoruldum sevda Geleceksen gel ömrüm tükenmeden Kokun düştü bedenime kılavuz eyledim Bilinmez diyarlarda yola düştüm Bir tek gönlümde ki seni kılavuz bildim Gönlümün sesine duraklamadan yol aldım ...
XwendinBeni kaç kez öldürdüler sayamadım Karanlıklara haps ettiler yüreğimi Umuda sarıldım çıkarım bir gün aydınlığa Darda kaldım karanlıklar ülkesinde Bir beni birde seni aradım sevda Gözlerimde ki yıldızları aldılar Umuda sarıldım en hırçın dalgalarda Borana düştüm güneşi umut bildim Vurun beni, yüreğimde zalimler Ölemem göreceğim sevdam var Ne çok özlemle şafak bekledim Kimi gözleriyle kimi sözleriyle dövdü Bir gün olursa şafakta güleyim Güneşin doğuşu kahkahalarıma katılsın Gülüşlerim sıcak olsun ve sıcak kalsın Karanlık sende hep korkar oldum Ben yüreğimde ki umudu büyüttüm Seni sevdim bir tek seni umuda sarıldım Baharda toprağa cemre düştüğünde Seni bekliyor olucam yüreğimde ki SEVDAM
XwendinDüşlere dalmış kadınım kulaç kulaç Aşkı seninle sevdim kadınım Gecelere dalışını sevdim yıldızlı gözlerin Gözlerinde ki gülüşünde kadınım Hayran oldum gözlerine aşkla bakışına Gülmeyi seninle öğrendim kadınım Sevmeyi öğretti yüreğin bana kadın Bahar tadında sevişme de kaldım Dudaklarında ki güneş sıcaklığı Teninde dört mevsim kokusu Gözlerinde ki ılık bahar nemi Yanaklarından süzülen ılık tende Aşkla yüreğime akışında kaldım Ressam gibi yüreğime çizdin sevdayı Bir bağlama gibi işledin yüreğime aşkı Sevişmelerin türkü tadında dudaklarımda Bir eşkıya gibi dağlara sevdayı haykırışını Çobanın kavalında aşk ezgisi yankılanıyor İki vadinin ortasında çeşme başında kadınım Saçlarını sal omzuna kelebeği ben olayım
XwendinYine sen aklıma düştün sılada Bir garip duygu sarar yüreğimi Çilingir sofrada yudumlanan şarabı Ellerinle saçlarıma dokunuşunu Yıldızlı gözlerinle gözlerime bakışını Türküler tadında yüreğime haykırışın Dudaklarında ki aşk sözcükleri Utangaç ve malul bakışlarında kaldım Sende kaldım ben O, çilingir sofrada Sen şarabı yudumlarken kadınım Dudağından süzülen şarabın olayım Süzüleyim koynuna varıp kalayım Ben sende gözlerinde kalayım Sen aklımda yüreğim haykırışta Yüreğimde ki isyan dalga dalga Gel yüreğime boran düşmeden Gülüşlerin kaldı bende, solmadan gel Gözlerimde ki yıldızlar öksüz kaldı Güzel ne kaldıysa mahçup düştü yokluğuna Alibabayım sana yenik düştü yüreğim.
XwendinÖyle gel ki özün sözün bir ola Gönülle hakikat şehri olda gel Cana can, gönüle gönüldaş Özüne pak, dilin hakikat ola Özüne yaban, sözüne yalan olmuş Yaslandığın duvara nem düşmüşse Özüne nem gönlüne kem vurur Gönlüne zemheri kış düşsün Boranda kalasın yalan söyleyen gözlerin Yaban ellerde gariplik düştü gönlüme Özünü toprağa, gözün karanlığa bakar Yalana değil, özüne hakikat ol da gel Geleceksen arın puro pak olda gel Özün soluk bedenin toprak olur İnanmıştım özüne sözün yalan Gözün karanlığa gönlüne boran düşsün Gönlü ve sözü bir olan kaldı mı? Kadınım bildim gönlümü verdim Hakikat olda gel Ali Babanın gönlüne Turab olayım özü sözü bir olayım
XwendinKalk gidelim gönlüm, bu ellerden Bu eller bize yaban sığamadık Bu baharda gönlüm yurtsuz kaldı Bahar bana yaban ben bahara Gönlüm çoraklaştı, bahar benden uzak İz bıraktın gönlüme, gelde yarenim ol Sıkılan yumruğumda kaldı anılarım İsmini andıkça paralanır gönlüm sılada Göçmeni oldum gönlümdeki sılaya Yurtsuz diyardan diyara kayboldum Yurdum bana yabancı, ben yurduma. Sıla sararan yaprak gibidir soldum sende Yüreğime düşen yalancı bahara kandım Bu yaza meyve vermez gönlüm Bahara yalan bulaştı kirlendi mevsim Alibaba der ki özüne nuru-pak olda gel Kendini çiçek sanan kahpeler türedi Sözüne cahil, özüne yaban düşmüş Kendini nimetten sanan kahpeler Renkten renge, renksizler türedi
XwendinKırgınım, geceye gündüze !.... Seni bana vermeyen tanrıya kırgınım Kalbim yorgun seni aramaktan sevda Şafak örter gönülden sevişenleri Sevda olup düş kalbime şafakta Harlı yangını olayım sevdanın Kalbime düşen kışa üşüyorum Gel ki kalbime bahar olasın Sonbahar düşmesin bedenime Yapraklar gibi sararıp düşerim toprağa Kuşlar kışa harıl harıl yuva yapıyor Ya benim ne evim nede yurdum var Ne çok kırıp döktüler kalbimi Bilmem kaç kez dövüldü kalbim Vurdular kahpeler yıkılmadım. Umuda sarıldı Alibaba karanlığı inat Ekmeğim aşım oldu umut Vurun beni söz ile kirlenmem Namerde verecek ömrüm yok Kalbimde çizilecek yer kalmadı
XwendinSeni yazayım bir solukta şair diliyle Gönlümde ki seni tuvale dökeyim Seni kalbimde büyüttüm sualsız Ömrümün kaç yılını verdim sormayın Hüzünlerim, içimde saklı kalsın Hayalimde ki seni umutla büyüttüm Sana varmak için ne yollar yürüdüm Gecelerde yıldızlar yoldaşım oldu Ne zemheri kış sana yürümeye engel Nede kavurucu yaz sıcaklığı Gecenin şafağında üryan üryan Düş koynuma sen yıldızları seyre dal Ben gözlerinde ki mavi duşun olayım Sen güneşin harlı doğuşunda Ben Gönlüme düşen sende kalayım Ömrümün geçen yılları değil Seni yaşamak en güzel ömrümdür Kalbime gelde seni yaşayayım Gecemi aydınlatan bakışında kalayım Ali Baba der ki gel ki ömrüm ola
XwendinHüzne çağlayan kalbim Uzaklara seyre dalan gözlerim Hasretlerimi kime pay edeyim Ağlayan gözyaşımı kim siler Dudaklarıma dokunan sözlerin Yoksa vurun kilidi sessizliğe gömün Sen anlayamazsın suskunluğumu Kalbimde ki çığlıkları duymasın Ruhuma düşen isyan ateşi Yangın yeri bedenim alev alev Tutuştu çam kozalağı gibi kalbim Mavilere yangın düşmüş Gönlüm harabeye dönmüş Sol yanım yıkıntılar altında ezildi Çalmayın sevdaları umutlar yıkılmasın Sen ağlama gözlerim dökme gözyaşını Yakın mı uzak mı mesafeler anlamsız. Geleceksin biliyorum vakti tayın olmamış Bir seher vaktinde buğday başağı gibi Ali Babanın kalbinde boy verir mi Aşk
XwendinHüzne çağlayan kalbim Uzaklara seyre dalan gözlerim Hasretlerimi kime pay edeyim Ağlayan gözyaşımı kim siler Dudaklarıma dokunan sözlerin Yoksa vurun kilidi sessizliğe gömün Sen anlayamazsın suskunluğumu Kalbimde ki çığlıkları duymasın Ruhuma düşen isyan ateşi Yangın yeri bedenim alev alev Tutuştu çam kozalağı gibi kalbim Mavilere yangın düşmüş Gönlüm harabeye dönmüş Sol yanım yıkıntılar altında ezildi Çalmayın sevdaları umutlar yıkılmasın Sen ağlama gözlerim dökme gözyaşını Yakın mı uzak mı mesafeler anlamsız. Geleceksin biliyorum vakti tayın olmamış Bir seher vaktinde buğday başağı gibi Ali Babanın kalbinde boy verir mi Aşk
XwendinHüzne çağlayan kalbim Uzaklara seyre dalan gözlerim Hasretlerimi kime pay edeyim Ağlayan gözyaşımı kim siler Dudaklarıma dokunan sözlerin Yoksa vurun kilidi sessizliğe gömün Sen anlayamazsın suskunluğumu Kalbimde ki çığlıkları duymasın Ruhuma düşen isyan ateşi Yangın yeri bedenim alev alev Tutuştu çam kozalağı gibi kalbim Mavilere yangın düşmüş Gönlüm harabeye dönmüş Sol yanım yıkıntılar altında ezildi Çalmayın sevdaları umutlar yıkılmasın Sen ağlama gözlerim dökme gözyaşını Yakın mı uzak mı mesafeler anlamsız. Geleceksin biliyorum vakti tayın olmamış Bir seher vaktinde buğday başağı gibi Ali Babanın kalbinde boy verir mi Aşk
XwendinDüşmüşüm sende yangınlara Halimi hatrımı soranım yok Gurbet bana hücre gibisin Sen bari gardiyanım olma Sığamadım daraldım sende gurbet Kilidi vurda git ardına bakmadan git Söylemeye dilim varmıyor ihanetini Gönlüme bahar değil kış oldun Ne çok çektim dünyanın kahrını Bir günde sen çek dünya kahrımı Dokunma yaralarıma kanamasın Gönlüm yaralı neşter vurulmuş Bandaj değil dert ortağım ol Varsın kanasın yaralarım Yalana tahammülüm kalmadı dünya Ömür bitmeden gülecek miyim bir gün Alibaba der ki Aşk yalan olmuş Sevdaya düşmesin gönlün ayazda kalır Doğru İnsan kaldımı ki gönlüm varayım Dünya sen de yalansın öksüz kaldım sende
XwendinBir kopuş oldu çığlıklar içinde Sen dur ve durulan sol yanım Kopan olsun gidenin ardına bakma Kalana sarıl, gideni yok say Seni terk etmeyen umutta kal Yüreğinde ki sevdana sarıl Gelmeyen bahara sen git Yüreğinde ki sevda özün olsun Aldanma gönlüm özü sözü yalana Üryan geldin gönlün üryan olsun Etrafında çapak olana itibar etme Kahırlanma gönlüm özünde kal Çemkiren haydut ta, öfkelenme gönül Boğazına ilmek olur öfkesi haydutun Sen gönlünde ki sevdanı kılavuz eyle Revan ol güzelin yoluna yoldaş ol Alibaba derki günebakan çiçek ol Güneşten başka eğme boynunu Korkma her akşamın bir sabahı vardır Bir avuç toprak ol binbir çiçek özün olsun
XwendinSevdiğim ağlama dayanamam Döktüğün gözyaşına mendil olayım Yüreğine düşen hüzne ortak olayım Sen dilini, ben yüreğimi vereyim Sen anlat yüreğine düşen hüznü Ben yüreğime pay edeyim ortak olayım Sen susarsan hüzünler susmaz Dök acı vereni savur rüzgara Gül-Cemaline düşmesin hüzün Sana varıp dokunayım aşk ile Kuşan sevdiğim umudu aydınlık günlere Akşamın yıldızı, gündüzün güneşi var Gönlüne, gönlüm Turab olsun Yüreğine düşen ayaza harlı ateşi olayım Sevda yürüyüşüne yoldaşın olayım Bakışlarında beni olayım sevdiğim Sayısını bilmediğim mevsimler geçti Ömrüm tükenmeden seni yaşayayım Umuda sarıldım yüreğimde ki sevdaya Ne çok çizdiler Alibaba'nın yüreğini
XwendinAyrılık, ne gökyüzün mavisidir. Nede okyanusun mavi dalgalarıdır. Nede şafak vaktinde Doğan kızıl güneş tır. Ayrılık yüreğe düşen Bir ateş topudur. Ayrılık bedeni saran isyan ateşidir Yürekte isyan ve acıdır Ayrılık göz pınarlarından Süzülerek akan gözyaşıdır. Ayrılık yüreğine dokunduğunda Ruhunda kasırgaya etkisi Bilinmez denizlere yelken açmaktır Lodosa karşı kürek çekmektir ayrılık Denizde hırçın dalgalarla boğuşmak tır, Pınarından kopup süzülerek Denize akan sudur ayrılık Ayrılık toprağından koparılan Bir demet papatyadır Ayrılık bazen vakitsiz Çalan telefon yada kapı zilidir. Sevda yüreklere çalınan Hoş bir sedadır ayrılık gelmeden Sen, kapımı çalmadan ayrılık, Yüreğimde gökyüzünün mavilikleri vardı Sevdanın sevginin hoş güzellikleri vardı. Yüreğimin derinliklerinde sevda Sen kapımı çaldığında ayrılık, Gözlerimde yaşlar aktı yüreğime Sen yoksan sevda yolculuğunda, Bu yolculuk yarım kalır ve sevgisiz
XwendinKadınım nefesin nefesim ola Yokluğun zemheri kış gibi Oturdu döşüme üşüyorum Kirpiklerine ıslaklık düşmesin Yüreğime alev topu düşer Dört bir yanımı yangınlar sarar Her neredeysen kadınım Döşünde üç düğmeyi çöz Sal ten kokunu rüzgara Açtım döşü mü ten kokuna Yokluğunda ki yangına Bahar yağmurum olsun kadınım Seni öptüğümde kaldım Boynum öksüzler gibi bükük Saran kolların yoksa Kadınım Nefesin yoksa nefessiz kalırım Seninle sevdim ıssız geceleri Sevişmelerimizi yıldızlar örtü Şafağın nemli rüzgarında Savrulan saçlarında kaldım Uryan uryan sarılmalarımızı Kızıl doğan güneş örttü Ali baba der ki suya yazdım adını Sevdamıza kılavuz olsun gözlerin kadınım
XwendinSeni okumak şairin dizelerinde Şiir tadında gözlerinde kalayım Ürkek serçe gibi sığınayım koynuna Turna kuşu gibi etrafında semah ya durayım Gönül gözüne yaren olayım Saçının örgüsüne kelebek Dudaklarında hazın olayım Boylu boyuna gölgen kalayım Gönlüne düşen sevdan olayım Otur kadınım çilingir sofraya Göz göze, can cana aşkın şarabı Koy meyhaneci kırmızı olsun şarap Mezesi şiir, Türküde, bir tutam sevgi Mahzendeki şaraptan galon galon koy Sen şarabı yudumla Ben dudağında süzüleni şarabı Sen galondan ben gözlerinde içeyim Sual eyleme meyhaneci Kemancı yayın yüreğimi çiziyor Vur darbukacı sende vur ki çizilsin kalbim..
XwendinSana haps olan ruhumu serbest bırak Yüreğimde ki acı on iki kırk beş kabreli kurşun Yokluğun boğazıma yağlı urgan gibi Düğümledi ismin dudaklarımda Tam unuttum derken aklıma düştün Bitecek mi sana olan özlemim Garipler vadisini mesken eyledim Evim yurdum oldu incir ağacı Kaç gün batımı geçti sayısını bilmem Ozanın dili olsam haykırsa yüreğim Akortsuz perdesiz haykırsa yüreğim Yankılansın vadide, gözyaşında teselli Özlemlerimi Türkü tadında söylesem Kemanın yayında dolaşsa acılarım Ozan çalarken dokunma bam telime Gözlerim bahar yağmurları gibi Şair, beni ve içime düşen hasreti Dizelerine yaz nakış nakış yaz Kanaviçe işler gibi işle sevda mı Alibaba 'yım dünü unutup bugünde kalayım
XwendinNergis tarlasında gönlüme düşen Maral gözlerin de kaldım gözlerim Kısrak tay gibi heybetli Nergis gibi naif boy vermiş güneşe Bu diyarda sen ilk misin Yoksa ben mi bu diyara yabancı Gönül bağım çözüldü güzelliğine Nisan Nergisler arasında Durdurun bütün zamanları Nisan Nergislerin De kalayım Boy vermiş güneşi zapta Gözlerine gözlerim takılı kaldı Gitme Nergis güzelli Kadınım Beni bu yaban ellerde sensiz koyarsan Sen gidersen gönlüme hasret düşer Susuz kalmış Nergis gibi solarım Sen tesadüf mü yoksa kaderimsin Diyar diyar savruldum sevda yolunda Ne çok seni aradım gönlümde ki sevda Alibaba'yım ömrümü yoluna sereyim Nergis güzeli
XwendinDuydumki sevgilim beni sormuşsun Orman bekçisine sormuşsun Beni değil biz neredeyiz sor Soracaksan bizi sor gönül yarenim Bilinmezlere savrulup kayboluşuna Kasırgalara kapılıp savrulan Sonbahar da sararan yaprak misali Kayboluşunda kayboldum ben Kilidi açık han misali gönlün Ben nasıl varayım han olmuş gönlüne Benden kayboluşunda Kayboldum Açık denizlere kulaç atanda Nice boğulmalarına boğuldu gönlüm Yüreğim sana kuruyan şelale gibi Gözlerime hüzünler düşmüş Gelgitlerine tahammülüm kalmadı İki vadinin arasında ki çeşmedeyim Aklıma düştü avuçlarınla içirdiğin Su Sor gönül yarenim orman bekçisine Alibaba'yım gönül yaralı, tarumar Atma ne olur bir çentik daha Kabuk bağlayan yaramı kanatma Saldım gönlümü aksın bulsun arkını Unutayım seni bir başka bahara kalsın aşk
XwendinVadiye kurulmuş çadır kampı Çadıra yaslanmış bir elinde çay Öteki elinde kitap, gözleri sayfalarda Var mı yüreğinde acep bir başkası Dayanamam bir başkasının varlığına Bir bakışın ve birde dokunuşun Beni benden alır ömrüm senin olsun Vadiyi güzelliğiyle aydınlatan kadın İsyan düşmüş bütün çiçeklere Solmayın vadinin çiçekleri Kraliçeniz olsun güzel kadın Güzelliğine gönlüm Turabın olsun Kaldır başını gözlerini göreyim Öyle bir sızı düştü ki ruhuma Yüreğime sanki çoban ateşi yakılmış Harlı, yangın yeri yüreğim sana Kadın Giymiş Fistan-ı eflatun rengi Saçları iki örgü kömür karası Biri sol biri sağ omzunda Alibaba der ki örgüne kelebek olayım
XwendinOy benim çileli başım Sevdasına yaralı gönlüm Hasretlerim çoğaldı yokluğuna Seni dört mevsim de aradı yüreğim Tam buldum derken kayboldun benden Sevincini yaşayamadan gelişini Yokluğun zemheri kış gibi yüreğimde Bir tek tesellim hayalimde kaldın Can-parem gönlümün tek dermanı Bir sabah vakti gel gönlüme Güneşin doğuşuyla sar bedenimi Dalgalara savruldum yokluğunda Alabora oldu sana yaralı gönlüm Poyrazlara karşı durdum Nice kasırgalara teslim olmadım Bir tek seni sevdim ve sende kaldım Büyüdü özlemlerim kucak dolusu Sakındım seni fırtınalar dan Alibaba Yım sana yar ve yoldaş olayım Gel seninle ıslanalım yağmurlu geceler de
XwendinGündüzler bana suskun Geceler bana küskün Yıldızlar benden kayıpta Sabah güneş bana doğmuyor Umudu bıraktım başka bahara Sonbahar sararan son yaprak Ben olmadan toprağa düşmeden gel Gel yüreğimin en güzel kadını Çoban güzeli kadınım Kekik kokulu, malul bakışlım At yazmanı savrulsun rüzgara Kestane rengi saçlarını sal Sal yüreğini, yüreğime demlensin Sevdamız özleşsin demini bulsun Özlemine kahır olmadan gel Yıldızlar gözlerimi terk etmeden Sabah güneşim olda gel Sen unuttuğum gülmeyi öğret Ben kucak dolusu yıldızlarla geleyim Alibaba der ki dilinde Türkü ile gel
XwendinÖyle bir zindana düşmüşüm ki Ruhum parçalanmış sılada Sen beni sığıntı gör sıla Ben seni ne yurt, nede vatan bildim Sen bana zindan ben sende mahpus Kapıları çelik demirden olsa da sıla Mazgalların özlem ve hasret Kahrolası penceresi sılaya açılıyor Bu dünyanın yükünü omuzladım Sırtımın kamburu yüreğimin acısı sıla Ruhuma düşen acının tarifi yok Vurun yüreğime neşteri kanasın Benden almadığın neyim kaldı sıla Sende bitecek birgün mahpusluğun Kıyı köşelerde biriktirdiğim umudum var Yüreğimde ki sevda sılayı okyanusu aşar Gökyüzünün mavisini özgürce Vatanıma güneş eşit ve özür doğacak Zindanların yıkıldığı, özgür vatan Kadının, Erkeğin eşit, çocukların özgür
XwendinGelde gör beni, senden yok olmadan Kaybolup gitmeden gel gör halimi Hangi vakit bu kadar zalim oldun Beni perişan hallere koyup gittin Birlikte kurduğumuz hayaller Orta yerde sere serpe dağınık Uykusuz geçen gecelerimiz Biz yalan mı olduk söyler misin Gün geceye evrildi kahrolası Seni sevmedim gece, yakamdan düş Odam da volta atmaktan usandım Sessizlik çökmüş ruhuma Bir çığlık düştü yüreğime Sessizliğe bir tokat gibi çığlık Gözlerim saçakta eriyen buz misali Damla damla süzülüyor yanaklarımdan Dut yaprağı gözyaşıma mendil oldu Yaslandım dut ağacına seni haykırdım Sevişmelerimiz dut ağacın gövdesinde kaldı Saçların ahengi hayalimde çıkmıyor
XwendinKalkar mavi tren hüzne yol alır, Korna çalar yüreklere ayrılık acısı. Bu kentte özlemler gri.! Sevinçler kaldıysa, bana hüzün? Gönül sevdiğini bekler hasretle Gar mahşer yeri, dökülen gözyaşı El eder sevdiğinin ardında hüzünlü gözler Cemre düşmüş havaya bu kentte, Ya benim yüreğime.! Düşen özlem bitecek mi? Sabırsızlık çökmüş dizlerime Kaç volta attı yüreğimin çarpması? Gögüs kafesim darbelendi, Sızlar ruhuma düşen süallere. Gel gayrı tren, bitsin bu ayrılık hasreti; Kaç gözü-yaşlı, ayrılık koydu yüreklere Uykusuz gecelerim kaldı garda Kaç şiir yazdı yüreğim sana sevdiğim Savurdum havaya cemre'ye karıştı Şiirler Düşerse toprağa filizlenir sevdalar . Kah buğday başağında ferik Kah Üzümün salkımında Şaraplanır mehsenin serin havasında Yıllanır sevda, yüreklerde aşk olur. Bu kentin ressamları çizebilir mi? Sevdiğim portresini tuvale? Hangi renk cüret eder aşkın rengi olmaya? Sensiz mevsimler anlamsız sevgilim. Gözlerim seyreyler tren yolunu, Açtım göğsümü, koy başını sevdiğim. Teninde ılık terin olup süzüleyim, Sevdanın sıcaklığıyla sarayım, bitsin Özlem.
XwendinTez vakit geldi senden ayrılık, Gözlerine bakmaya doymadım. Sevdiğimi söylemeden gittin, Yel gibi vurdu sol yanıma bakışın. Rüzgar gibi esip kayboldun, Ardında gözlerim sağanak. Dudaklarıma sözcükler dizildi, Zemheri soğuk düştü yüreğime. Bana öyle güzel bakmanı sevdim, Ben kusmelerin sürgünüyüm. Bu dağları yurt eyledim, Taşlara yazdım gönlümdeki sevdayı. Adım çıksada eşkiyaya bu dağların, Yolum sarp ve çetin olsa ne nafile. Sen bir adım, ben yalın ayak koşardım, Bir tek gülüşüne yüreğimle gelirdim. Sol yanım kayboluşuna yaralı, On iki kırk beş kalibre kurşun Acısı ruhumu yaraladı, gelde biz olalım. Yaram kabuk bağlar mı? Sevdamıza güneş doğar mı? Yolum sevda, yoldaşım sen Sen gönlüme sevda koyup gittin. ruhumun huzur bulduğu ilk bakışın... Şimdi her rüzgâr sende iz taşıri geçtiğin yerde zaman durur. Ben ayrı dağda, aynı taşta kaldım, giden sensin, ama içimde hâlâ sen yürürsün.
XwendinHayallerimiz kaldı öksüz Bu kente beni sensiz koyma Umutlarım uçup gitmeden Seni benden neden aldılar ''Ve kimler aldı..!! ''Bilinmezlere düştüm'' Kayıp düşlere asılı kaldım. Vakitsiz gecelere düştüm Orda şafak var, bana çok uzakta Ne geceler senli tadında.. Nede bu kentte sevgi var Beni bir tek sen güzel sevdin.. Hasretine kaybolan ruhum Bahar yağmurları gibi sualler Peş peşe dizilir cevabı yok bende Hepsi bir bir göğsüme oturdu Nefesim hapsedilmiş kargaşa içindeyim Avcumda saç tokan kaldı Birde beni öptüğün kaldı İsmini haykırayım kuşlar salın sevdiğime haber..
XwendinGözlerin bir şeyler anlatıyor Alma gözlerini gözlerimden Ah gülüm, dur bir soluklan Ben usulca akayım gözlerine Gözlerin gecenin en parlak yıldızı Uzat kollarını, ellerin limanım Gözlerin deniz, koynun güvertem Yüreğine hapset beni, orada kalayım Ellerim bu gece telaşlı martılar gibi Uçamadılar, saçlarına konup kaldılar Ben gözlerine hapsolsam, mevsimler geçsin Bilmem kaç kitap sığmış o gözlere Kaç şiir yazılır yıldızlı gözlerine Ne keyifle okunur içindeki roman Gün akşama evrilirse çekilir kılıçlar Gökyüzü barikat kurar yıldızlara Seni ne geceye ne gündüze Seni bir tek yüreğime sığdırdım Takvim yapraklarını koparmayın Saatler dursun, zaman yeniden yazılsın Sorun dervişlere, bize yazılan manileri Ressamın tuvaline çizildi mi aşkımız Hangi dağın soğuk suları Yüreğimdeki sevda yangınını söndürmeye yeter..
XwendinBu kenti Eylül sarmış.! Her yer sarıya boyanmış Yağmuru vakitsiz yağar Sararıp solan yapraklar üstüne Bulutlar güneşi çalmış kayıp kent Gözlerim bulutlara asılı kaldı Hayallerim sararmış.!! Düşmesin toprağa hayallerim Umudum tez vakit baharı kuşan Bütün çiçekler özgürce boy versin Toprağa düşen aşklar filizlensin Halaylar, horonlar, zeybekler çekilsin Yağan yağmur mu? Ağlayan Eylül mü? Yoksa ruhuma düşen hüzünler mi? Burası neresi kayıp kent mi? Yoksa kaybolan ben miyim... Bir bir sorular dizilir boğazıma Nefesim kitlenir prangalar boğazım da Hüzün ve yorgunluk çöker gözlerime "Sevdiğimi ararken" Ben sende kayboldum Eylül Vakitsiz acılara boğdun beni Çok üşüyorum güneşi özgür bırakın bulutlar...
XwendinKadın, şafakta doğan güneş gibi; Ve en sevdiğim roman gibi kadın. En güzel aşkı sayfalara döken, Kadın, efsane aşk romanın taa kendisidir. Kitabın özü olmalı kadın, Okudukça derinleşen bir anlam. Her paragrafında başka bir bahar, Noktası virgülü bile hayat kokmalı. Her bir cümlesine aşk sığmalı, Satır aralarında sabır büyümeli. Okudukça ruhunda güneş açmalı, Sayfalar kısrak tay gibi akmalı. Daha kitabın ortasına varmadan Dönüp önsözü yeniden okumalı insan; Kadın, her seferinde başka bir keşif, Her dokunuşta yeni bir başlangıç. Dokundukça eksik yanını tamamlayan, Erkeğini yeniden var eden bir sır. Ressamın tuvale bıraktığı ilk renk gibi, Yürekte çoğalan bir armoni. Sol yanına güneşi çizer kadın, Karanlığı sabırla aydınlatır. Kadın sanattır; Sanatın, kültürün, felsefenin kendisi. Okumalı kadını, öğrenmeli incelikle, Kitap sayfasına dokunur gibi. Dokundukça öğretir aşkı, Yüreğinde sevdayı nakış nakış işler.
XwendinBu gece yorgunum Odam soğuk ve ben üşüyorum Senin ardında gönlüm öksüz kaldı Gönül yorgun düştüm aşka Kederler dizildi sol yanıma Sol yanım başkaldırma Aşk barikatında radikal solcudur Sana terörist deyip vurmasınlar Sol yanım dağları seversin Özgür akan derelerde su içersin Çobanın kavalına dertlenirsin Dervişin curasına ağlarsın Gözlerim efkara düşme Ne çok yangınlarda yandım Düşmüşüm gönül sorgu suale Dört duvar arasında Yıkıntılar içinde gönlüm Bana sözün vardı biz olacaktık Şimdi nerelerdesin dön gel Yüreğimde açtığın yarayı sar Yoksa meyhaneler evim olur Gazeteler kalın puntolar yazmadan Ali Baba meyhanelere düşmüş derler Dön gel bize Eylül gitmeden sevdiğim
XwendinVarto, taşın bile hafızası olan bir yerdir. Goşkar Baba’nın dağları yüzyıllardır susarak anlatır olanı biteni. O dağlardan bir ses indi mi vadilere bilinir ki ya bir acı konuşur ya da bir kadın. Berivan, adın sabahın en erken vaktidir burada. Güneş henüz söze başlamamışken sen başlarsın hayata. Emeğin süt kokusudur, ellerinde dağın soğuğu, yüreğinde yazdan kalma bir sıcaklık. Goşkar Baba’nın deresi sesini senden öğrenmiştir sanki; taşa çarpıp çoğalır, susmaz, yorulmaz. Sen yürüdüğünde su bile yolunu değiştirir. Kuğu Tepesi vardır ya, sabah güneşini en yalın, en yakın izleyen yer… İlk ışık oraya düşer, sonra bütün Varto’ya yayılır. İşte gözlerin öyledir senin— ilk bakışta doğan bir gün gibi. Bakan, karanlığını unutur. Gözlerin… Kaç çoban yazabildi o gözlere? Kaç dengibej, kaç şair sesini kaybetti bakışlarında? O gözlerde bir dağ susar bir nehir konuşur, bir memleket ayağa kalkar. Güzelliğin, süsle gelmez, yerinde durur. Taş gibi, dağ gibi. Bakınca insan diz çökmek ister, dokununca incitmekten korkar. Sesin yükselince türkü olmaktan çıkar; hikâye olur, yük olur, emanet olur. Dengbejlik dediğin sesin omuzlayabilmek se eğer, sen sözün kendisi olmuşsun.. Aşk mı bu? Evet… Ama Varto’da aşk bağırmaz. Aşk burada bakışta durur, sesin içinde saklanır, saygıyla büyür. Berivan, Goşkar Baba şahittir, Kuğu Tepesi bilir. Güneş her sabah ilk sana dokunur. Ben dinledikçe kalbim Varto olur, yolum sana çıkar, özüm özüne varır. O gözlerde geceyi unutan bir ay var sabahı erken çağıran bir ışık Sen bakınca dağlar yer değiştirir. zaman susar Berivan konuşur..
XwendinKime ne söyleyeyim bu ıssız diyarda? Küçük kayık, büyük hayallerim. Denizi hapsetmişler yorgun yüreklere, kürek çekecek kollar zamana yorgun. Kayığım akasya ağacından yontulmuş, zamana yenik düşmüş umutlarım. Takvimde yaprak kalmadı, başımda saç; bunca yıl seni aradım bu kayıp şehirde. Güne hüzün çökmüş kara bulutlar gibi, dalga dalga vurur içime geçmişin sesi. Ufuk çizgisine bakarım, gözlerim buğulu; martılar bile bilmez dönüş yolumu. Bir kıyıda unuttular çocukluğumu, ceplerimde paslanmış deniz kabukları. Adını yazdığım ıslak kumları her seferinde alıp götürdü sular. Geceleri fenerlere sorarım yolumu, yanıp sönen ışıklar suskun cevap gibi. Belki başka bir ülkede, başka bir limanda sen de küçük bir kayıkla beni ararsın gizlice. Biliyorum, bu deniz sadece su değil; içinde sürgünler, kayıp aşklar yüzüyor. Her dalga, bir mektup getirip götürüyor okunmamış, gönderilmemiş cümlelerimi. Yine de vazgeçmem, tutarım kürekleri; titreyen ellerimle suya inerim. Küçük kayık, büyük hayallerimle bir gün senin kıyına varacağıma inanırım. Belki saçlarım bembeyaz, dizlerim yorgun, ama içimde hâlâ genç bir çocuk var. O çocuk inatla fısıldar kulağıma: “Deniz biter, yol biter; ama arayış bitmez yar.”
XwendinBugün kalbim gurbetin hüznüne yenik, sürgünden sürgüne yoruldu ruhum. Bedenimde kaç darbenin izi kaldı, hücrede beden tutsak, ruhum özgürdü. Vahşetin kapısıdır gurbet; alır seni senden, yabancı kılar adına. Bir ülkenin soğuk duvarlarında sorarım: sevmek, sevdiğini söylemek suç mu hâlâ? Bir tek güne razıyım kokunu solumaya, bir tek bakışına değsin yeter ömrüm. Sevdiğim, sen kaldın hasret dağında; sürgüne düştüm, senden kaçmadım hiçbir gün. Kanadım yok, adım “sürgün”, aşamam sınırları; göçmen kuş kervanına katılayım isterim. Gözlerim okyanusu yara yara gitmek diler, pasaportumda değil, yüreğimde mühürlü yerlerin. Parkta bir bankta oturdum, içimde kavga büyüdü; sonbahar iklimi karıştı içimdeki isyana. Ellerim soğuktan, yüreğim hasretten titrerken çiseleyen yağmurun kokusu bile yabancı toprağa. Ben bu toprağa yabancıyım, kaç yaprak döküldü saçlarıma, sayamam. Toprak rengârenk sonbahar rengine boyanır, sigaramın dumanı memleket kokar hâlâ—yanarım. Sen Türktün, ben Kürt; aynı meydanda, aynı sloganlarda yürüdük. Devletin, ailenin, mahallenin duvarları “bir Kürt bir Türk kızı sevemez” diye örüldü yüzüme. Yıllarca aynı kulvarda omuz omuza durduk, aynı copu, aynı gazı, aynı karanlığı yedik. Sevdiğimi söyleyemedim, sen de söyleyemedin; meğer iki yanık yürek, aynı korkuya yenik miş. Şimdi yıllar geçti, saçlar kar beyazı; beden yorgun, dizler çökmüş merdivenlere. Ama yüreğim, sen söz konusu olunca dipdiri bir çocuk gibi koşuyor hâlâ peşine. Neredesin bilmiyorum, sen de bilmiyorsun nerede yaşlandığımı. Belki bir sokak lambasının altında beni, ben de bir kalabalığın içinde seni arıyorum. Belki aynı gökyüzüne bakıyoruz hâlâ, iki ayrı ülkede, iki ayrı yalnızlıkta. Ama bil ki, sigaramın dumanı her yükseldiğinde memleketle birlikte saçlarının kokusu tütüyor havaya. Ben sürgünüm, gurbetim, yalnızım; adı konmamış bir aşkın tanığıdır kalbim. Ne devlet affeder bizi, ne takvim; ama sevdamız, içimde hiç sürgün edilmedi.
XwendinŞafakta yüreğime düşen güneşim, yıldızlar gökyüzünü terke hazırlanır. Sakın sen de terk eyleme yüreğimi; dayanamam gidişine, yangın düşer içime. Öyle bir yangın ki yokluğun yüreğimde, toprak suya sevdalı, yüreğim sana. Senli hayallerim çoğaldı, taşıyamam gayrı; gözlerini yıldızlarda, yüreğini güneşte buldum. Bırakmam gönlüme düşen seni, ararım; çok uzaklardasın, yola revan oldum. Yüreğime düşen seni kılavuz eyledim, istemem başka kılavuz; gözlerin ışığım. Eğer sana varmadan toprağa düşersem, kokladığın her papatyada ben olacağım. Güneş toprağa değdiğinde buharı ben, kasımda kalayım, yüreğime kış düşmeden. Rüzgâr eser, sararıp dökülür yapraklar, her biri senden ayrı geçen bir günü sayar. Sen gelmezsen uzar gece, kısalır umut; takvimde kasım, içimde ince bir sızı kalır. Gel ki gönlüm baharı yeniden yaşasın; yağmur engel değil sana gelmeye. Bir damla gözyaşında ıslanır yüreğim, boğum boğum düğümlenir boğazıma yokluğun.
XwendinBu şehrin çocukları yarım, yıldızlar kayıp bu şehirde. Vurmayın, kahpeler, çocuk bedene; ülkesi işgal altında…! Dilini yok saydılar, vurdular kelepçe; yasak koydular diline, kahpeler. Rengime göz dikti kurşun bakışlı sokak; işgal ülkenin sürgün çocuğuyum ben. Ne çok dövdüler çocuk ruhumu; hayallerim yarım, öksüz koydular. Kurulan sofranın çocuğu değilim, kazanda pişen yemek değil acılarım. Esmerim, kara gözlüyüm, sürgünüm; vatansızım, üşüyorum…! Sokaklar evim, barikat çıplak bedenim; yüreğim harlı ateş içinde, çeliktir iradem. Vurun kahpeler, tenim çeliktendir; güneşin çocukları, kalkın ayağa! Haykırışları bütünleyelim çelikten iradeyle; bedenim çocuk, yüreğim dünya… Renkler birliğimiz, sözümüz iktidar; birleşin çocuklar, ülkesi işgal altında olanlar. Sevdana yasak koydular, kahpeler; “Sen seversen ülkeler bölünür” dediler. Sen dağlı, ırgat, hizmetçi, hamal; yasaklı ülkenin yasaklı çocuğu. Sen piyanoyla değil, mazgal sesiyle büyüdün; vurmayın, kirletmeyin çocuk bedenlerini! Kah şarapnel parçaları, kah kurşun bedende; yasaklı dilin, yalancıların sofrasında meze. Kah çıplak ayaklı, kah sokağın dilencisi; mavi, yeşil, kara gözlü kız çocuğu mendil satar. Bir tek gülüşüne güneş doğar ülkeme; sen güldükçe çocuk, gökyüzü mavi. Yıldızlar ülkesi olur o zaman dilin; sen gül ki çocuk, savaş çığırtkanları, talancılar korksun gülüşlerinden Çocuk;
XwendinBugün kalbim gurbetin hüznüne yenik, sürgünden sürgüne yoruldu ruhum. Bedenimde kaç darbenin izi kaldı, hücrede beden tutsak, ruhum özgürdü. Vahşetin kapısıdır gurbet; alır seni senden, yabancı kılar adına. Bir ülkenin soğuk duvarlarında sorarım: sevmek, sevdiğini söylemek suç mu hâlâ? Bir tek güne razıyım kokunu solumaya, bir tek bakışına değsin yeter ömrüm. Sevdiğim, sen kaldın hasret dağında; sürgüne düştüm, senden kaçmadım hiçbir gün. Kanadım yok, adım “sürgün”, aşamam sınırları; göçmen kuş kervanına katılayım isterim. Gözlerim okyanusu yara yara gitmek diler, pasaportumda değil, yüreğimde mühürlü yerlerin. Parkta bir bankta oturdum, içimde kavga büyüdü; sonbahar iklimi karıştı içimdeki isyana. Ellerim soğuktan, yüreğim hasretten titrerken çiseleyen yağmurun kokusu bile yabancı toprağa. Ben bu toprağa yabancıyım, kaç yaprak döküldü saçlarıma, sayamam. Toprak rengârenk sonbahar rengine boyanır, sigaramın dumanı memleket kokar hâlâ yanarım. Sen Türk’tün, ben Kürt; aynı meydanda, aynı sloganlarda yürüdük. Devletin, ailenin, mahallenin duvarları “bir Kürt bir Türk kızı sevemez” diye örüldü yüzüme. Yıllarca aynı kulvarda omuz omuza durduk, aynı copu, aynı gazı, aynı karanlığı yedik. Sevdiğimi söyleyemedim, sen de söyleyemedin; meğer iki yanık yürek, aynı korkuya yenik miş. Şimdi yıllar geçti, saçlar kar beyazı; beden yorgun, dizler çökmüş merdivenlere. Ama yüreğim, sen söz konusu olunca dipdiri bir çocuk gibi koşuyor hâlâ peşine. Neredesin bilmiyorum, sen de bilmiyorsun nerede yaşlandığımı. Belki bir sokak lambasının altında beni, ben de bir kalabalığın içinde seni arıyorum. Belki aynı gökyüzüne bakıyoruz hâlâ, iki ayrı ülkede, iki ayrı yalnızlıkta. Ama bil ki, sigaramın dumanı her yükseldiğinde memleketle birlikte saçlarının kokusu tütüyor havaya. Ben sürgünüm, gurbetim, yalnızım; adı konmamış bir aşkın tanığıdır kalbim. Ne devlet affeder bizi, ne takvim; ama sevdamız, içimde hiç sürgün edilmedi.
XwendinNar ağacı dilek ağacım, sırdaşım Seni hep gözli konuştum, tek sırdaşım Hüzünleri, özlemleri astım nar ağacına Gönül gözüm yağmur, yüreğim alev oldu Böyle mi olur gizli sevmenin bedeli Maviliklere sayfalar dolusu seni yazdım Gece yıldızlarını araladım şiirler yazdım. Gün doğumunda denize yazdım seni Kırmızı oyalı mavi duvağın nar ağacına asılı kalmış Nar ağacında kokun duruyor duvağında Seni ben hep gizli sevdim, nar yanaklım Öyle sevdim ki kendimden bile korudum Sende beni gizli sevmişsin. Bıraktığın mektup ta yazmışsın Hangi rüzgar savurdu seni bilinmeze? Bana senden yadigâr bir tek mektup kaldı. Heybemin bir küfesine isimsiz mektuplarını koydum; Diğer küfesine anılarımı koydum Konuşan gözlerine yol aldım. Nar taneleri gibi dizildi sözcükler boğazıma Bana bakışında yanakların nar rengi rengi olurdu Bağdaş kurdum sözcüklerine Seni yazmak istedim kitap sayfalarında Roman mı, hatıra mı, yoksa öykümü? Soluksuz bir nefeste seni okumak Nar tanelerinden bir başlık olsun kitabım Saçında kırmızı bir kurdele gözlerin buğulu Nar çiçeğim diyemedim, ömrü kısa olur diye..
XwendinAşkın reçetesi yoktur ki Sevda düştü mü yüreğe, Kramplar sarar içerden, Alev alev yanar beden. Bacası yok ki duman tutsun, Tütseydi dumanı bacadan, Anlardı herkes bu yangını Aşk, gizli kalır iki candan. Yürekten yüreğe uzanır, Adı konmaz, tarifi yoktur. Anlamdır, özdür, sessiz dua, İki gözde yankı bulan sevda. Her şafak vakti sevgilim, Güneş dolarken odaya, Yanımda senin nefesin, Yanaklarımda sıcaklığın. Bir saç teli alnımda, Kokunla dolu duvarlarım. Ruhumdaki eşsizliğinle Kelimeler yetersiz kalır, sevgilim. Yoksun belki yanımda, Ama her an seninleyim. Günümde sen, gecemde sen Düşlerim seninle örülür. Hayal kurarken içinde sen, Umudumda, dualarımda sen. Birlikte yaşarız zamanı Kalbimin derinliklerinde.
XwendinBerivan… Adın düşer şafağın taze suyuna, süt kokar rüzgârın, ağır ağır dağlardan gelir. Bir kadın görünür uzak çizgide; emekle yoğrulmuş, sessizliği bile türkü söyleyen. Berivan… Sen, sabahı omuzlayan kadınların adı; her adımın toprağa umut serer, her nefesin bir yaylanın ömrünü uzatır. Sesinde hem hüzün akar, hem direniş; hem sevda durur, hem ana yüreği. Dağlar bilir seni, yamaçlar tanır yürüyüşünü. Senden geçer rüzgârın hafifliği, her gülüşüne bir papatya doğrulur. Berivan… Bir türkü başlar dudaklarında, sözlerinde gizlidir kadının alın teri. Yalnızlığın koynunda bile ışık taşırsın; gece çöker, sen yine şafak getirirsin. Ve bil… Bu şiirin her dizesi, senin sesine ulaşmak için dağlardan aşağı inen bir su yoludur. Sen söyle Berivan, benim mısralarım nefes olsun türküne; sen yürürken ardında bir sevda izi bıraksın bu sözler.
XwendinSen susarsan dünya susar, sessizliğe gömülür evren. Gözlerini benden alırsan, karanlığa düşer hem ben, hem dünyam. Ben sende ben olabildim, sensiz her yer zifiri karanlık. Sen varsın, mevsim bahar tadında, güneş seninle ısınır, tek ışığımsın. Sevda gözlerinden anlam kazanır, aşk, yüreğinde yanan yangındır. Ben o yangının küllerinden kalayım, sen rüzgâr ol, savur bizi cihana. Güzel sevdalara tohum olsun küllerimiz, sen varsın, renkler can bulur yeniden. Baharın nemini koynunda tanıdım, yazın sıcağını sevginde öğrendim. Çağlayan nehirler gibi aktın yüreğime, vadilerde yankılandı sesinin tınısı. Yıldızları gözlerinin içinde gördüm, kurumuş dudaklarıma bir pınar oldun.
XwendinMahir oldum cana can katmaya, Alnı ak olana yoldaş, pürü-pak gönle sırdaş. Kadir kıymet bildim insana dair olanı, İnsan olana eğdim yüreğimin ateşini Bülbül oldum hakikatin dalında, Sözümün özünü sakınmadım kimselerden. Doğru bildiğim yoldan dönmedim asla, Labirentlerde her dem bir çıkış buldum. Evreni vatan bildim, bölmedim seni beni, Elif oldum gönüllere; dik, sade, dosdoğru. Bir rüzgâr kadar özgürdüm aslında, Ne estim inciten, ne savurdum kıranı dökeni. Turna oldum; kanatlarım ıslaktı uçamadım, Ukde kaldı içimde göklere değmek arzusu. Yine de gözlerim ufkun çizgisinde idi, Yolun ışığına sığınırdı her soluk alışım. Gölge olmadım eğri yola, Hakikatin güneşinden kaçmadı yüzüm. Riyakâra ne söz verdim ne selam, Eğilmedim korkunun ya da nimetin önünde. Ulak oldum güzel olana, Kelamımı sevdayla mühürledim. Lal olan gönüllere tercüme ettim umudu, Sessizliğin içinden kurdum en berrak dili. Yorgun gecelerden geçtim mavi bir kalple, Her darbe bir ışık doğurdu içimde. Kırılan yanlarımı sevdayla onardım, İncinen ruhumu sevgiyle yeniden kurdum. Ve vardığım yerde öğrendim ki: Mavi bir kalp, hakikatin en saf rengidir. İnsan, insana tutununca tamam olur, Ben de tutundum hayata; sevdayla, umutla, sözle.
XwendinSen oturup beni tuvaline resmettin, oysa ben seni yüreğimin en derin yerine çizdim. Bir roman olmak isterdi hikâyemiz, bir öykü, bir masal, bir ömürlük destan… Ama kelimeler yetmedi sevgilim, çırılçıplak kaldı dilim seni anlatırken. Bir şair gibi diz çöktüm sevdanın önüne, sözcük aradım, bulamadım. Seni mısralara dökmek istedim, dökemedim; çünkü yüreğimdeki sen, şiire sığacak kadar küçük değildin. Aşkım sana akarken büyüyordu, gözlerin gözlerime değdiğinde yıldızlar kıskançlıktan titrerdi göklerde. Ay utançla yüzünü örter, benim yüzümde parlayan mutluluğa hayran kalırdı. Tenime düşen aşk sıcaklığını hiçbir termometre ölçemez. Yüreğim, senden içeri giren bir ateşti; dilimi susturan, gözlerimi konuşturan bir yangındı. Pozantı Dağları’ndan akan sular gibi berraktın sevda, ormanların nefesi kadar canlıydın. Kitaplar anlatmazdı seni, sözler taşıyamazdı ağırlığını, çünkü aşk tek renge hapis edilemezdi— renklerin toplamıydın sen. Aşk yağmurdan sonra gökkuşağıydı, kar altında filizlenen kardelendi. Kararmış umuduma doğan bir güneşti, yeniden dirilişti aşk; anne rahmine düşen ilk can gibiydi… titrek, masum, mucize. Sen bendeki en büyük mucizeydin; yüzün bahardı, sesin yaz, dokunuşun sonsuz bir sükûnet. Gözlerin sevdanın dizeleri gibi akardı içime— her bakışında başka bir ömür başlardı. Pozantı ormanlarında yürürken bile seni duyardım dalların hışırtısında. Her yaprak senin adını fısıldar, her rüzgâr teninin kokusunu taşırdı bana. Dağlar bile bilir insana neyin aşk olduğunu. Göğe her baktığımda sen varsın, yere her bastığımda izini ararım. Aşk, yalnızlığın koynunda büyür bazen; benim yalnızlığımın da adı sendin sevgilim. Kelimeler yetmezdi, yetmiyor hâlâ— çünkü aşkın kendisi sensin. Şimdi yazıyorum seni, ne tuval yeter, ne defter, ne yeryüzü… Teninde saklı bahar, gözlerinde yankılanan o ilk söz, yüreğimde hâlâ alev alev. Aşkım sana akıyor yine, Pozantı Dağları’ndan süzülen su gibi berrak. Ve bil sevgilim: Ben seni sevdanın en eski yasalarıyla seviyorum— destanlara sığmayacak kadar büyük, şiirlere taşacak kadar gerçek…
XwendinOy oy… Alevler düştü bağrıma; mor menekşeler yürür içimde gece gündüz. At üstünde göğsü güneşe duran bir düş gibi, sırtını Goşkar Baba’ya yaslamış ağır bir esinti… Berivan… Adın anılınca bile dağ hafifler, rüzgâr sende bir gölge bulur, usulca eğilir. Kış çekilir yamaçlardan, Varto’nun taşlarında buz susar. Toprak çatlar, derinden bir ışık doğar: Mor Çiğdem… Sessiz gelin… Baharın ilk nefesi. Kökü derin, sesi yok; ama her açışında bir sevda kıpırdar vadilerde. Çoban sürüsünü alır dağ yoluna, kavalında Varto’nun içli bir rüzgârı. Kıl çadırların dumanı yükselir yaylanın üstüne, göçebelerin sabah izleri siner ovaya. Her ötüşünde taşın kalbi kıpırdar, kuşların kanadı bile durur havada. Dağlar sezer bu sessiz akışı göçebelerin hayvan otlattığı uçsuz vadilerde. Çadır kapılarından geçen rüzgâr çiğdemlerin başını okşar ince bir esintiyle. Çiğdemlerin gövdesi titrer bu tınıya; yaylanın kalbi çobanın ezgisiyle aynı nefeste atar. Berivan… Sabahın yükünü omuzlayan kadın; helke'sinde emek kokusu, adımlarında bahar taşır. Kıl çadırların gölgesinden geçerken toprak uyanır, renkler yer değiştirir usulca. Badem gözlü güzelliğin esince Varto’nun gülleri bile susar derin bir sessizlikle. Oy oy… Dağların pusunda ağır bir sessizlik, aşkın göç yolu gibi çöker ovaya. Kurdu kuşu bile gölgede derinleşir, belli ki büyük bir şey yaklaşır vadilere. Toprakta bir Mor Çiğdem titrer usulca; Berivan’ın adının yankısıdır bu ince ürperti. Çoban kavalına dokunur yeniden, yalnızlığın külü savrulur ezginin ucunda. Göçebe akşamlarında tütmüş ocaklar bu sesle yeniden ısınır uzaklarda. Sürünün çanı ince bir tını salar; Varto’nun karı bile erir bu sıcaklığa. Berivan’ın bakışı bir an çobanın yüreğine yaslanır; gökyüzü durur, renkler başka bir nefes gibi düşer. Dağların gölgesi ince perde gibi iner Mor Çiğdem’e; sanki rüzgâr yön değiştirir çiçeklerin arasından. İki kalbin arasına sessiz bir yol iner, adsız bir şafak yükselir uskun bir vadiden. Gire-boğa’nın taşına yaslanır bu sevda, rüzgârın hafızasında saklı kalır Berivan. Mor Çiğdem açtıkça bahar genişler senin gözlerinde. Dağlar kadar derin bir sevdanın izi kök salar toprağa sessizce. Kıl çadırların dillerinde dolaşır artık hikâyen, göçebe obalarında kılama dönüşür; sonsuza çalar. Dağların ardında çoğalan bir türkü gibi Berivan’ın adı yaylanın göğüne yazılır. Sevdanın suları serin akar Varto’dan, yüreğe dokunan o ince sızıyla. Çobanın aba'sının altında saklıdır hatıralar; yürür dağ başlarına usul usul. Yaylanın dili titrer, ezgiye dönüşür; yalnızlığın dumanı savrulur kavalın ucunda. Her nefeste Berivan’ın gölgesi uzar vadilere; her adımda büyür bu adsız sevda yolu. Berivan… Mor Çiğdem’in kaderine yazılmış bir nefes gibi yaylanın ruhunda dolaşır adın. Dağlar seni duyunca hafifler; rüzgâr seni taşıyınca yumuşar taşın kalbi. Ben bilirim ki bu sevda Varto’nun çiçekleri gibi: soğukta doğar, ateşle büyür— hiçbir mevsimde solmaz.
XwendinBugün bütün özlemlerim, anlaş mışcasına, Bir film şeridi gibi dizildi yan yana. Yakamdan düş artık; sıla, zindan gibisin, Sılada özlemler yürekte çekilmiyor, kanıyor. Öyle bir hüzün sardı ki ruhumu, Garip bir sızı düştü yüreğimin ortasına. Ağla gözlerim, hıçkıra hıçkıra ağla, Haykır göğe, çığlık çığlığa; duyan olmaz nasıl olsa. Gariptir; yalnızlıktır sıla, gören yok. Sıla öylesine zalim, öylesine soğuk; üşüyorum. Sılada öksüz kalmış körpe bir çocuk gibiyim, Ne koynuna sığınacak bir anne şefkati var, Ne de sevdiğinin sıcak yüreği… Dost arama; yabancısın bu diyarda artık. Bildiklerim yanılttı beni sılada, Denizin ortasında dümeni kilitlenmiş İmdat çığlıkları atan bir kaptan gibiyim. Güvenecek bir liman ararım, sığınacak bir yurt. Her yanımı sızı sardı; yüreğim kasılıyor. Memleketim, sana özlem içimde bir kor, ruhumda bir sızı. Romatizma ağrıları gibisin ey sıla, Benden uzak dur; çek elini yakamdan artık. Nefesimi kesiyor memleket hasreti, Ben üşüyorum… özlemlerim büyüdükçe daha çok üşüyorum. Dönmek isterim belki bir gün diyarlara, Ama yollar taş, ama yollar diken dolu. Bir yanım “git” diye bağırır hoyratça, Bir yanım “kal” der; üşümesin çocukluğumun soluğu. Sıla, sen büyüttün içimde bu yangını, Gurbetse her nefeste kül savurur avluma. İkisi arasında sıkışmış bir göçmen kuşum; Kanadım kırık, yönüm kayıp, göğüm darmadağın.
XwendinTurnalar gökyüzünde semah döner, Aşk ile kanatlanır sevgiyle haykırır. Turnalar, yolunuz İstanbul’a düşerse, Soluklanın; sevdiğime selam götürün. Alın yüreğimi kervanına katın, Sevdiğime götürün tek servetimdir. Söyleyin: “Seni ömrüm kadar sevdim,” Kanatlarım kırık, uçmaya izin yok artık. Olur da ben uçamazsam bir gün, İsmini dile değil, yüreğime yazdım. Gözlerini karanlık günlerime ışık yaptım; Gülen cemalini özleyince güneşe bakarım. Mevsim kış… yüreğine düştü mü sevda, Sonbahar bile ılık, nemli bir bahar olur. Sevinç, bebeğin annesine sarılması gibi; Kanatsız bir kuş gibi çırpınır insan en sıcak ana. Haber alamazsam sevdiğimden, Kalırım kara kışa teslim bir serçe gibi. Kar yağar ince ince, titrer yüreğimin teli; Şafakta bir çığ düşer anılarıma, pusarım üşürüm. Geceler uzun, yollar gurbet kokar, Turnalar geçmezse haberim de düşmez. Bir ses ararım rüzgârın kıyısında gizli, Bir iz ararım toprağın hafızasında saklı. Hayallerim tuz ile buz oldu, Koyma beni senden ayrı seven gönülden. Turnalar geçerse bir gün o yollarından, Sevdiğime salın haber: “Ben hâlâ onunla nefes alırım.”
Xwendinİki dağın arasında bir kulübeye sığındım, Issız vadinin sık ormanlarında saklandım. Gökyüzü mavi kristal gibi berraktı o gece, Ay telaşla göle akıttı renklerini sessizce. Mor menekşeler serpti kokusunu serinliğe— Ben ilk darbe mi orada duydum içimde. Vadi kaç yasaklı sevdaya kucak açmış meğer, Ben kırılmış kalbimi toplamaya mecalsiz bir seher. Dökülmüşüm dünyanın dipsiz kuyularına, Yorgun düştü yüreğim zamansız darbelere. Yetemedim dünyanın çetin hallerine— Her nefesimde bir ukte yaktı canıma. Yaslanmışım gökyüzüne, hayaller kervanım yürür, Keşkeler yüklenir, rüzgârı acıyla savurur. Ruhum rulet gibi döner karanlığın içinde, Gönül senin elinden kaçtı; Ben mi sana yetemedim, zaman mı? Zamana yenik düştü yıkılan tüm yanlarım. Bir rüzgâr esti uzaktan, vadiye şiir döktü, Her mısrası içimdeki sızıyı söktü. Ben kendimi sende buldum çöken gecelerde, Yolumu aydınlatan ışık bile kayboldu sözlerinde. Yenildim, kabul; kirli kalpler aldı hevesimi, Ama yine de aradım seni, gecenin nefesinde. Sonra bir siluet belirdi vadinin kıyısında, Elbisesi rüzgârla dalgalanan bir masal kadın. Saçları zifirî gece, gözleri kandil ışığı— Yanağına düşen ay, gül kurusu ılıklığı. Sesinde hem hüzün hem bahar vardı; Beni yarım bırakan zamanın ilacıydı sanki. Uzak diyardan gelen bir Leylâ mıydı o? Yüreğine çöken gamı saklayan bir ceylan mı? Dokunsam dağılır mıydı, yoksa beni mi toplardı? Adı yoktu ama ruhu âşinaydı karanlığıma. Mecnun gibi düştüm ayak izlerinin peşine— Ateşten geçsem, yine arardım onu gecenin eşiğinde. Şimdi rüzgâr savurdukça şiirimi vadinin içinden, Aşkımın sesi ulaşsın diye dağların üstünden. Kırık kalbim seninle yeniden nefes alsın, Geceye yazdığım adın yeni bir güneş doğursun. Ben bu dünyada kaybolmuş bir âşık değil, Seni arayan bir nefesim: Leylâ’sını bekleyen Mecnun misali.
XwendinBütün renkleri ve kalemleri Alın, getirin— sorgu sual eylemeyin. Maviye boyansın bu kent, Gri tonlar kalmasın duvarlarda; Birleşsin haykırışlar, Talana, zulme karşı sessiz bir ısrar gibi. Türküler söylensin özgür yarınlara, Mevsimler tadında aksın zaman. Nehirler eğilmeden yürüsün yatağında, Hepsini hapsedebilirsin, bay zalim— Ama benim sevdam Dağların özgür renklerinde saklıdır. Denizler yazdı kendini dalga dalga, Okyanusa uzanan bir mektup gibi. Ne kâğıt dayandı buna, ne mürekkep, Suya yazıldı umut, silinmedi. Bir resim çizildi içimde, Ressamın boyası sevgiydi yalnızca. Yorgun eller bilir ekmeğin ağırlığını, Güneşin altında eğilen sırtları. Bu düzen kirlidir, evet, Ama alın teri ak ve onurludur. Ben sözü oradan alırım, Sessiz kalanların gözünden. Haydutluk bir gün boğazına dolanır, Yağlı bir urgan gibi adalet. Talana alışanlar unutur sanır, Oysa toprak hafızalıdır. Bahara bir nefes kaldı, Aşk olsun direnen yüreklere. Salın suları, özgür çağlasın, Denizlere kavuşsun ırmaklar. Betona sıkışmasın rüzgâr, Gökyüzü paylaşılsın kuşlarla. Bu dünya bize emanet, Tapu senedi zalimin değil. Kardelenin dirayeti ol, Karın ortasında açmayı bil. Güneş doğacak— Bunu takvimler değil, İnanan yürekler söyler. Renkler özgür olsun, İnsan da.
XwendinUzakta seni sevmek yetmiyor, Yetmiyor bana can cana olmayınca. Sol göğsüne başımı koymadıkça, Ellerin saçlarımı usul usul okşamalı. Gözler aşkla sevişmedikçe Şafak koynuna düşer mi? Pencereyi açık bırak, rüzgâr dolsun; Üryan bedenlerimizi rüzgâr örtmeli. Vapur güvertesinde çaylar yudumlanır, Pelikanların dansına dalarız, kadınım. Deniz kokusu parfümüne karışmalı, Saçların savrulur rüzgârda, kestane rengi. Bırak dağınık kalsın saçların, Yanaklarımı usulca okşasın, şehvetle. Sen pelikanlara simit savur, Ben ellerine, gözlerine sessizce akayım. Vapurun korna sesi böler bakışanları, Uzaklardan bir kaval sesi yürek paralar. Kadıköy vapur iskelesinde işportacı çocuk, Mendil satan, yalın ayaklı, mavi gözlü çocuk… Memleketim sende, sevdalar acı çekiyor; Bu şehre aşk gelmeli çocukların gözünde. Masum bakışlarda sevda, aşkla büyümeli, Gönlüm sevgini yaşamak ister— çocukça.
XwendinBu nasıl çaresiz, çözümsüz bir sevda, Nereye kaçtıysam ardımdan ulaştı bana. Ben sürgün oldum, o izimi sürüp geldi; Gözyaşlarım karıştı koca okyanusa. Aylar Ekim olunca yüreğim kazınıyor, Gülmeyi unuttum, ağlamaya düştüm. Gönlüm, nasıl bir yangına düştüm; Yürüdüğümüz sokaklar yokluğunda sönüyor. Kıyısında oturup gözlerine baktığım Nehir, Yokluğunda öylesine durgun, öylesine ağır. Sessizce akarken gözyaşım iner Nehir’e; Ah bir bilsen, soyunup koynuna girmek nasıl çağırır. Yangın içindeki bedenimle soğuk sularına, “Akıntına ver beni” derim gurbet diyarında. Bir yanım sıla diye kanar, sol yanım sevda; Yüreğimdeki rengârenk nergisler boynu bükük şu anda Yokluğunun çökerttiği hüzünle ağırlaşır içim, Bugün seni arar durdum sol yanımda. Ekimdir; nefesim buğ olur camlarda, Üşürüm yokluğuna—üşürüm aynı suçsuz gecede. Aylardan yine Ekim; rüzgâr savurur isimleri, On dört parçaya bölünür yüreğim her Ekim’de. Dön, Nehir; bir damla ısıt yeter bu üşüyen şehri— Ben, gözyaşımı bırakırım usulca senin içindeki denize.
XwendinBu nasıl çaresiz, çözümsüz bir sevda, Nereye kaçtıysam ardımdan ulaştı bana. Ben sürgün oldum, o izimi sürüp geldi; Gözyaşlarım karıştı koca okyanusa. Aylar Ekim olunca yüreğim kazınıyor, Gülmeyi unuttum, ağlamaya düştüm. Gönlüm, nasıl bir yangına düştüm; Yürüdüğümüz sokaklar yokluğunda sönüyor. Kıyısında oturup gözlerine baktığım Nehir, Yokluğunda öylesine durgun, öylesine ağır. Sessizce akarken gözyaşım iner Nehir’e; Ah bir bilsen, soyunup koynuna girmek nasıl çağırır. Yangın içindeki bedenimle soğuk sularına, “Akıntına ver beni” derim gurbet diyarında. Bir yanım sıla diye kanar, sol yanım sevda; Yüreğimdeki rengârenk nergisler boynu bükük şu anda Yokluğunun çökerttiği hüzünle ağırlaşır içim, Bugün seni arar durdum sol yanımda. Ekimdir; nefesim buğulanır camlarda, Üşürüm yokluğuna üşürüm aynı suçsuz gecede. Aylardan yine Ekim; rüzgâr savurur isimleri, On dört parçaya bölünür yüreğim her Ekim’de. Dön, Nehir; bir damla ısıt yeter bu üşüyen şehri Ben, gözyaşımı bırakırım usulca senin içindeki denize.
XwendinNe çok çaldılar beni benden Seni benden aldılar, umutsuz kaldım Hayallerimi gömdüm kalan ömrüme Kirlendi dostluklar, kime inanayım Sözü özü bir olan kim kaldı şimdi Payıma hüzün, gözüme yaş düşer Gözüm dalar keşkelerime Saklı uktelerim baş kaldırır Hesabı tutulmamış ihanetler ömrümü yedi Yüreğim darbelendi, izleri derin Söyleyin bana, tamiri mümkün mü? Zemheri fırtınalara kaldı yaralı kalbim Dost sanıp gönülden hizmet eyledim Sevda sanıp verdiğim değeri geri verin Dost sandıklarım sırtımı basamak yaptı Sevdam dediğim yüreğimi hoyratça çizdi Kime varıp derdime derman eyleyeyim Kaybolmadan beni bana geri verin Aldandım sahte gülüşlerine Yalancı bakışlarına nasıl da kandım Kalan ömrümü al da git, sahte bakışlarını Geriye neyim kaldı almadığın? Gün aydına dönmeden gönülden vurgunu yedim Ah şu vakitsiz gidişlerine, Alibaba nasıl dayansın...
XwendinSen kavgamın kızıl güneşi; Yüreğimdeki sevda hasretim Sevdamın ve arzularımın kadını Kuruyan dudaklarımın baharı Hasretimin ve özlemlerimin kadını Beni bütünleyen sol yanım Düşlerimin kadını...! Ah kadınım kahverengi gözlerin Buğulanmasın kirpiklerin narindir Gamzene düşmesin bir damla gözyaşın kadınım Bir tek damla göz yaşın O vakit yüreğim dağlanır Gözlerim bahar yağmuru olur Kavgada yalnız düşerim Ayazlı gecelerime doğan güneşim Gecelerimi gündüzüm eyleyen kadınım Kışımı bahar, yüreğime aşkı Baharı yaz eyleyen kadınım Yüreğime güneşi dolduran kadınım Buğulu gözlü sevdam Yüreğimde sevda harlayan Karanlıklarıma yıldızı gibi doğan Üşüyen bedenimi saran kadınım Sensiz kalan ben üşüyorum Gömüldüm karanlıklara sensiz Bir bilsen yüreğimdeki sevdanı Haberin var mı acı çeken yüreğimden Sen mutluluklarımın kadını Kavgada yoldaşım Yatakta aşkım sevgilim Soframda bir yudum şarabım Seni okuyarak bitiremediğim kitabım Her bir sayfanda aşk tadında kadınım Sen benim ömrümün en güzel mevsimi Bir ömre bedel gülüşünle sar beni Yüreğimde yankılanan ezgimsin Kalbimin en derin yerinde gizlisin Sensiz geçen her an eksik, yarım Sensin içimdeki susmayan çağrım Bir dua gibi dilimde adın Ey sevdam, ey hayatım, ey kadınım..
XwendinAvludaki güzeller güzeli kadın Yıldız bakışıyla gözlerimi kamaştırdı Beni benden aldı, yüreğimi kopardı Çömelip kaldım, gözlerim avluda asılı kaldı Şalvarın ince belini sarmış, kara gözlüm Yayık yayarsın, bir tas ayranın var mı bana Soluklanayım Cemal cemaline Begonyalar sarmış etrafını, renkler harmanı Türkü söylersin, yüreğimi dağlarsın Sol yanıma yangınlar düşer Titreyen dudaklarım bir tek cümle edemez Gözlerimde süzülen yaşlar yüreğime akar Sevda ezgileri kulaklarında melodi Uzun tek örgü saçın basenlerine dokunur Boncuk boncuk terler süzülür alnından Yayıkta sanki yoğurt değil, yüreğim yayılır Bende ne varsa gözlerin çekip aldı İzin ver de kara gözlüm, kadınım Doymazlığıma baka kalayım Köyünüze çoban, ırgat olmaya razıyım..
XwendinBahar yağmurları gibi çağlasın yüreğin Ay düşsün koynuna, gözlerinde yıldızlar Heybetli bakışın ne yürekler paraladı Bir bakışınla dağlar devrildi kadınım Anadolu'nun asi ve aşk dolu kadını Rüzgârlara sal saçlarını, bayrak bayrak Omzun güneşe yaslanmış, saçlarında kelebek Toprağın bereketi gibi doğurgan ve dirençli Dudaklarında en güzel sevgi sözcükleri Ela gözlerin uzaklara dalar Kısrak üstünde cirit kuşanmış kavga kadını Yüreğinde sevda, elinde cesaret taşır Yayla kokar tenin, dağ rüzgârı gibi serin Kına yakılmış ellerinle ekmeğe umut katarsın Bir türkü gibi yankılanırsın bozkırda Her ezgide bir başka sevda anlatırsın Geceleri yıldızlarla konuşur gözlerin Gündüzleri güneşe meydan okur duruşun Sen hem ana, hem sevgili, hem yoldaşsın Bir halkın direnişinde en önde yürüyen kadın Seninle başlar bahar, seninle yeşerir toprak Seninle çoğalır sevda, seninle büyür umut Anadolu'nun asi ve aşk kadını Sen şiirimin, yüreğimin en derin kıtasısın Gözlerinde tarih, sesinde ağıt Yüreğinde bin yıllık sabır ve sevda Seninle yazılır destanlar, türküler Seninle dirilir Anadolu’nun rüyası Ey kara gözlüm, yürek yakan kadın Seninle yanar, seninle parlar bu şiir Her dizede se hem vuslatım, kadınım..
XwendinEy zalim hayat, sende bir alacaklıyım Toprağa eker gibi ektin beni Ne su verdin, ne bahar yağmuru düştü Bir damla sevgi bile sunmadın Kuraklık sardı dört yanımı Temmuzda harman eyledin beni Sen döven, sen biçen oldun hayat Bense harmanın, hasatın oldum Onca yaşanmışlık, ey hayat Bir avuç buğday ederi bile olmadım Buğdayı patosa atar gibi Savurdun beni dönüşü olmayan fırtınalara Üzüm sıkar gibi sıktın, presledin beni Ne çocuk olabildim, ne farkına vardım Nasıl, ne zaman büyüdüm hayat Anlayamadım, sessizce geçip gittin Çalınan çocukluğumu geri ver bana Seksek, saklambaç oynayamadım Sokakta bilyeler için kavga etmedim Ey hayat, söyle bana, kaçma benden Ben sende ne zaman büyüdüm Ömür geldi, gidiyor sessizce Sen yalancıydın, sevdaların da öyle Sevgi bile toprağa gömülüydü sende Geldiğini bile fark etmedim hayat Gideceğini bana söyleme şimdi Ben sana öylesine dargınım ki Ömrümle kumar oynar gibi oynadın hayat
XwendinYangın bakan gözlerin sevgilim Kül eyledi özlem ve karanlıklarımı Üşüyen yüreğime güneş sıcaklığı Hüzün sarmış gözlerime yıldız dolsun Sen güldükçe sol yanıma aydınlık düşer Ben şafakta nemli düşerim gönlüne Gönlünde yeşeren sevdamız olsun Baharı müjdeleyen ömrümüz olsun Pencerene konan kelebek olayım Sen dağınık saçlarınla seyreyle beni Ben rengarenk, renklerin tamamı olayım Sen yağmur ol ben gökkuşağın olayım Çıkalım yıldızlara halaya tutuşalım Sen gülen yüzünle ay oldun gönlüme Ben sevda olayım gönlünde okyanus Yüreğim saksı sen mor orkidem ol Bir gülüşünle dağılır içimdeki sis Bir dokunuşunla yeşerir kurak yanım Sensizliğe düşmem, senle tamamım Ey sevdam, ey baharım, ey canım Geceme doğan umut, sabahımsın Kalbimin ritmi, şiirimin anlamısın Bir ömür boyu yazsam bitmez adın Sen bendeki en güzel yanısın..
XwendinKaleminden öpeyim istedim Sevgiyle, aşkla kalem tutuşunu Yüreğinin sıcaklığını Yazarken şiir tadından Kalbinin atışlarını Parmak uçlarındaki terine Ruhundaki sevda yangınına Selam olsun yüreğindeki aşka, kadın Selam olsun şiir tadında sevdana Yüreğindeki sevgi dolu aşka Ve katıksız sevdalara Teninde aşk kokusu Selam olsun yıldız bakışlım Sal güneşe, aşkla gelsin Ten kokun değsin ruhuma Gözlerime yıldızlar düşer Koynumda kızıl ay doğar Geceme yıldızlı gözlerin düşsün Bahar tadında bir sevda O vakit Çağlayan nehir olur Yüreğim sevdaya Sen gülünce bahar olur içim Bir gülüşünle dağılır tüm hüzün Kalbim seninle yeniden doğar Ey sevdam, ey kalbimin kadını..
XwendinBedenim ruhuma yabancılaştı Sus, ağlama artık gözlerim Yüreğim daraldı hüzünler içinde Dünden bugüne seni aradım Hayallerle avunur oldum Çoğaldı keşkelerim, ezildim Umut tükenmeden bir ses ver Çal kapımı, yüreğimdeki sevda Açtım pencereyi, sonbahar rüzgârı Heybemde biriktirdiğim hüzünleri Savurdum yükseklere, rüzgâra karıştı Götürün onları denizden okyanusa Seni düşlerken bir kuşun kanadında Bülbülün çığlığında türkü olmak Bağlamanın teline dokunan tezene Ozanın sesinde sana türkü söylemek Sana özlemim, martıların denize aşkı Arının lavanta çiçeğine dokunuşu gibi Martıların dalışlarında seni aradım Gözlerim derinden hayallerine daldı sevgilim..
XwendinBugün seni bekliyor olacağım Geçen ömrüm feda olsun Kalan ömrüme gel, razıyım Yüreğimdeki sen, sevdam Sensiz geçen ömrüm sevgilim Yüreğim kazan, ateşin üstünde Odunu kızılçam, harı dinmez Bacasından tüter dumanı ruhumda Düşmüşüm yollara, dağlardan dağlara Ne ayları, ne mevsimleri bilirim Ben yüreğime düşen baharı bilirim Sen yoksan gündüzüme karanlık çöker Yürüyorum soluksuz, yol sarp ve çetin Sevdanın yolu kim demiş çimendir Bile bile düştüm sevda yoluna Dikeni gül bahçesi eylemeye geldim Kıraç dağları çimen yapmalı aşk Eğer bulamazsam gönlümdeki seni İster gece rüyalarıma düş İsterse şafakta koynuma düş Kalan ömrüme dön gel sevgilim Bir gün, bir saate razı gelirim Sevdan yüreğimde harlanmış ateş Özlemlerim ve hasretim: yüreğimdeki sen..
XwendinBen seninle sevdiğim her ne varsa Çobanın kızıl şafak ateşi gibi yaktım. Zemheri soğuklar içinde üşüyorum. Göğe yükselen alevler içinde üşüyorum Rüzgara sal nefesini alev olup gelsin Gelsin ki dilim çözülsün Rüzgara seni, alevlere şiir yazayım Akşam sakın gelme yakarım Bingöl'ün yaylaları soğuktur suları Akar kar beyazı bin bir gözenekte Eğer bir gün gelirsin Her gözeneğe şiir bıraktım Yosun bağlar şiir, papatya yeşerir Umuda sevda, hasret düşer gönlüme Dağlara düşmüş yüreğimin sesi Yankısı yürekleri dağlar, gel sevdiğim.. Sürgün yüreğim, haritada yeri yok Bir menekşe tarlasında kaybolmuş sesim Her adımda seni çağıran toprak Her sessizlikte seni haykıran gök Adımı yazmadım hiçbir dizeye Yalnız sana sakladım son kelimeyi KESİK bir şiir değil, bir çağrıdır Gel ki eksik olan ben tamamlayayım.. Bir menekşe tarlasında izini ararım Gecenin koynunda yıldız gibi beklerim Adını andıkça tutuşur geceler Kesik bir şiir gibi eksik kalırım Bir gün döner rüzgar, dönerse seninle Alevler diner, karlar erir içimde Yaylalarda açar bin bir renkli düş Ve ben seni yeniden yazarım şiirde
XwendinGeceler… İsyana ve hüzne düştüğüm geceler, Amansız acılarla yüzleştiğim, Ruhumla bedenimin ayrıştığı, “Amma”ların, “keşke”lerin sarmalında nefessiz kaldığım geceler. Oyuncağını paylaşamayan çocuk kavgaları gibi Bedenimle ruhumun bitmeyen çatışması. Ne kalemin mürekkebi, ne kâğıt dayanır buna— Kavganın sonunda yatağa düşerim sessizce. Yorgan ağır, çarşaf bedenime diken gibi, Mindere çıkmış bir boksör gibiyim. Çarşaf bir yana, yorgan bir yana savrulmuş, Nakavt olmuşum, hakem sessiz. Sabahın ilk ışıkları süzülür pencereden, O vakit sevgilim düşer yüreğime. Ama o ışık gardiyan olur bana, Odam bir meydan muharebesine dönüşür ansızın. Ruhumla kalbimin amansız kavgaları başlar yeniden. Yaşadığım şehir bir hücre olur, sığamam. Uykusuz gözlerle düşerim sokaklara, Yaban ellerde firar etmiş gibi, ürkek bakışlarla. Bulutlar üstüme üstüme akıyor, Şehir yıkılacakmış gibi üzerime. Yağmurlu bir havada yürürüm sokakta, Umutlarım ıslanmasın diye sakınırım, Ama yüreğime yine acı düşer.
XwendinBir nefeslik canım kaldıysa O da sana feda olsun, özgürlük Ruhuma acı düştü, nasıl dayanayım Kalemini üç beş kuruşa satanlara Aymaz ne demeli, nasıl yanmayayım Çıplak geldim dünyaya Ne cep getirdim, ne cüzdan Çıplak düşerim toprağa En büyük servetim: onurum Ne sattım, ne satıldım Yüreğim kavruluyor yetmezliğe Bu ne tarifsiz, ne yaman acı Üç beş talancı hükümdar olmuş Eşkıyaların adı efendi Sokakta aç yatan çocuklar Alınıp satılan körpe bedenler Yüreklere sessiz çığlık düşmüş Birleşelim baldırı çıplaklar, ötekiler Sokaklar bizim, özgürleşsin Birleşelim, insan seli olup akalım Bu dünya emeği yaratanların Ses verin, hayallerimiz yarım kalmasın Bedenime mum ateşi düştü Eriyorum damla damla İlmik ilmik dökülüyor bedenim Kahpeliklere, düzenbazlara dur de Kadın, erkek, çocuk—üreten biziz Kuşan yüreğini, bilincini kılavuz yap Biz ne dalgalı denizlerde yüzdük Yağma yok, keşiş kara göründü Şafakta uğurladık yıldızlara halayla Yakılan, asılan, yüzülen bizdik Çobandık dağda, asit kuyusunda yakıldık Bir gece sevdiklerine veda bakışıyla Son, hüzünlü bir bakışla baktın mı? Peşinden “Daye!”, “Apo!” çığlıklarıyla uğurlandın mı? Ruhuna ateş düştü mü, son çığlıkla Ak saçlı anan, baban acına öldü mü? Kayıp ülkenin kaybedileni oldun mu? Savaşın orta yerinde çocuk oldun mu? Savaş uçaklarının sesi sana ne etti? Kayıp ülkenin kayıp kimliği oldun mu? Şarapnel parçaları bedenini yaktı mı? Acılarını oyuncak yaptın mı?
XwendinBugün seni bekliyor olucam Geçen ömrüm feda olsun Kalan ömrüme gel razıyım Yüreğimde ki sen sevdam Sensiz geçen ömrüme sevgilim Ateşin üstünde ki kazan gibi yüreğim Ateşi harlanmış odunu kızılçam Bacasından tüter dumanı ruhumda Düşmüşüm yollara dağlardan dağlara Ne ayları, nede mevsimlerim bilirim Ben yüreğime düşmüş baharımı bilirim Sen yoksan gündüzüme karanlık çöker Yürüyorum soluksuz yol sarp ve çetin Sevdanın yolu kim demiş çimendir Bildimde düştüm sevda yoluna Dikeni gül bahçesi eylemeye geldim Kıraç dağları çimen yapmalı aşk Eğer bulamazsam gönlümde ki seni İster gece rüyalarıma düş İsterse şafakta koynuma düş Kalan ömrüme dön gel sevgilim Birgün bir saatte razı gelirim Sevdan yüreğimde harlanmış ateşi Özlemlerim ve hasretim yüreğimde ki sen..
XwendinBugün seni bekliyor olacağım, Geçen ömrüm feda olsun uğruna. Kalan ömrüme razıyım, Yeter ki sen ol, yüreğimdeki sevdam. Sensiz geçen yıllarım sevgilim, Yüreğim ateşin üstünde bir kazan gibi. Odunu kızılçam, ateşi harlı, Bacasından tüten dumanı ruhuma sinmiş. Düşmüşüm yollara, dağlardan dağlara, Ne ayları bilirim ne mevsimleri. Ben yalnızca yüreğime düşen baharı bilirim, Sen yoksan, gündüzüme karanlık çöker. Yürüyorum soluksuz, yol sarp ve çetin. Kim demiş sevdanın yolu çimendir? Bile bile düştüm bu sevda yoluna, Dikeni gül bahçesi eylemeye geldim. Kıraç dağları çimen yapmalı aşk, Eğer bulamazsam gönlümdeki seni, İster gece rüyalarıma düş, İsterse şafakta koynuma. Kalan ömrüme dön gel sevgilim, Bir gün, bir saat bile razıyım. Sevdan, yüreğimde harlanmış bir ateş, Özlemlerim ve hasretim: yüreğimdeki sen.
XwendinYol uzun, ömür kısa yürümeye Yetemedim sana gönül, affet beni Memnun edemedim seni bir kere Vazgeç benden artık, ben çoktan tükendim Dost aramaktan yorgun düştüm Hakikat peşinde gönül kalmadı Dünya karanlıklar içinde bir zindan Sen beyaz görünürsün ama var olamazsın Vicdanlar delik cep gibi, dökülüyor bir bir Ne insanlık kaldı ne de vicdan Dost bildiklerim ekmeğime göz dikti Sevda sandım, inandım, yüreğimi verdim Ne gerçek bir dost bulabildim ne de sevda O da cebime baktı, meğer yalanmış Kiminle yola çıkayım, kim kaldı dost Gönül, sen geç kaldın temiz dünyaya Son kalan dosta da yetişemedin Geç kaldın, güzellikler tükendi Dost bildiklerim nefesimi kesti Gözümdeki ışığı söndürdüler Geç kaldın gönül, arama artık sevdayı Ömrün yetmedi doğru insana Çığlıkların doğruya ulaşmadı Aşka sesin olmadı... bari sen sus.
XwendinEkim, gitmeye hazırlanıyorsun Kaçıyorsun sanki, sessizce Bir kez olsun ardına dön bak Yarattığın hüzünle övün kendini Kaç yüreğe hüzün ektin Gökyüzü ağlıyor Yıldızlar gömüldü bulutlara Toprak sarıya bürünmüş Yapraklarını döken ağaçlar çıplak Benim yüreğimde öyle, sevdasız ve savunmasız Gurbetin soğuğunda üşüyen bir ben kaldım Sevgisizliğe terk edilmiş bir ben Yollar çamur, yürünmüyor artık Bugün on beş Ekim Yüreğime ayrılığın acısını koydun Ağlama'ya gözyaşım kalmadı Kaç Ekim geçti Bir kez olsun aşk ekmedin yüreğime Yine kışa bıraktın beni Söyle, nedir benimle derdin? Kuşlar kervan kervan göçüyor Benim gönlüm göçecek yer mi bulur? Anılar tazelenir, gurbet acı verir Vatansız kalışım, çıplak ağaca benzer Ekim rüzgarı ruhuma acı taşıdı Gönül, düşme artık yorgunluğa Ey sevdiğim, haykır dağlarda bir türkü Ben yüreğimi göçebe kuşlarla sana yolladım...
XwendinEy zalim hayat, sende bir alacaklıyım Toprağa eker gibi ektin beni Ne bir damla su verdin Ne bahar yağmurları düştü üzerime Bir damla sevgi bile sunmadın. Kuraklık sardı dört yanımı Temmuz sıcağında harman eyledin beni Sen döver, sen biçer oldun Ben, senin hasatın, senin harmanın oldum. Onca yaşanmışlık, ey hayat Bir avuç buğday ederi bile olmadım Buğdayı patoza atar gibi Savurdun beni, dönüşü olmayan fırtınalara. Üzüm sıkar gibi sıktın, presledin beni Ne çocukluğumun farkına vardım Ne nasıl, ne zaman büyüdüm Bir gün baktım—hayat geçmiş. Çalınan çocukluğumu geri ver bana Seksek oynayamadım, saklambaç bilmedim Sokakta bilye için kavga etmedim Ey hayat, söyle bana… kaçma! Ben sende ne zaman büyüdüm? Ömür geldi, gidiyor sessizce Sen yalancıydın, sevdaların da öyle Sevgi sende toprağa gömülüydü, ey hayat. Geldiğini anlayamadım Gideceğini bana söyleme Hayat, sana öylesine dargınım ki Ömrümle kumar oynar gibi oynadın benimle.
XwendinSevgilim, sen uzaklarda; ben sılada. Özlem dolu yüreğim, sensiz geçen her anım. Unutma beni, sakın—yaz beni yüreğine; yaz, sevgilim; bensiz geçen her anı yaz. Sesini kulaklarım, nefesini dudaklarım özledi; yüreğime gelen sevda, gözlerimde yıldızlar açtı. Sıla garip; bir de sen eklenince zor, be gülüm— yüreğime köz düştü, dumanlar ruhumu sardı. Sevdayı anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır; bahar bulutları gibi gürledi içimde sevdan. Baharın hırçın akan nehirleri gibi aktın yüreğime; şafakta kızıllaşan güneş gibi doğdun gönlüme. Bir şafak vaktiydi, kalbime düşen sevda; oysa ki yüreğime kilit vurmuştum. Kalbimi çalan sevda—yıldızlar açtın gözlerimde; bedenimde yaz sıcaklığı, yüreğimde bahar. Avuçlarım arasında ellerin kaymasın, gitmesin; ben de ardın sıra hüzne boğulmayayım. Sen gidersen, boğazıma düğümlenir hıçkırıklar; gideceksen, sessizce ve vedasız git.
XwendinEğer senin uğrunda savaşmaktan vazgeçiyorsam, yorgun düştüysem— inan, güçsüzlüğümden değil. Uğrunda savaşacak ne sevgi, ne de sevda koydun; yok ettin. Haklı sebeplerim var, yüreğime inat; içimdeki sana yangına rağmen… İşte gidiyorum—ardıma bakmadan; yaralı yüreğimi alıp gidiyorum. Sırtıma saplanan onca hançerle, kırılan umutlarımı alıp gidiyorum. Sevmek emek ister; alnından süzülen ter damlalarıdır. İki dudak arasında düşen bir sözcük değildir sevgi. Seveceksen, yürekten seveceksin; ve yalansız— gerisi aldatmacadır. Git benden; yalanlarını da al, öyle git. Ben, bir çocuğun bakışındaki masumiyet gibi sevdim seni. Aşk, masum bir çocuğun yüreğidir. Ben aşkı annemin bakışlarında öğrendim; Leyla’nın Mecnun’a, Ferhat’ın Şirin’e uzanan masal kitabı sayfalarında… Ben aşkı yüreğimde besledim; sevgi ve emekle büyüttüm onu. Ve şimdi— yüreğimdeki mor menekşeler soldu.
XwendinGönlüm, sana dargınım… Beni buzdağında bıraktın. Dost bilip hançerlendim, aşk bilip yüreğimi verdim; koskoca yalana avunmuşum. Bunca acıyı neden bana? Gül bahçemde diken oldun; ayrılık, ruhuma zemheri gibi çöktü. Yüreğime kar yağıyor, gözlerime ağlamak düştü. Kirpiklerim — buz sarkıtı — bir bir sarkıyor. Gönlümü patika yol yaptılar, basıp geçtiler. Kervan kervan geçip gittiler, ardın sıra bakakaldım. Sevda diye düştüm yola; heybeme aldım hüzünlerimi. Seni arıyorum — yüreğime düşen sevdamı. Nehir kıyısında bağdaş kurdum; seni düşünüyorum, gönlümdeki seni. Akan nehir gibi berrak ve hiddetli senli düşüncem; yüreğimdeki sen, sevdam. Nehrin akışı gibi zaman akıp geçiyor; yoruldum, hayat — peşim sıra. Ne çok biriktirmişim hüzün… Nehir, al; hüzünlerimi de götür. Sussun içimdeki fırtına, çözülsün buz — ve bahar, yine de, adınla gelsin.
XwendinBugün ben, bende kargaşa içindeyim; ben, senle kavgaya tutuştum, gönül. Yüreğimde çığlık, ruhumda kargaşa; yüreğime saplanan bütün dikenleri, gözlerime düşen karanlığı söküp atmaya takatim kalmadı. Bedenimde yangın—ateşi harlanmış; bir tek dost selamına hasret kaldık. Dost muhabbeti kayıpta; sevda, aşk masallarda kaldı. Gözlere yıldız değil, gözyaşı düştü. Koca yürekli sandım, ardın sıra geldim; sarılıp yüreğine—meğer koca bir yalanmış. Gözler suskun, dudaklar kilitli; mimiklere gölge düşmüş. Dudaklarıma değil, ruhuma suskunluk çöktü. Yangın düştü yüreğimin orta yerine; sevgi ve sevmek nerede kaldı? Tarihin tozlu raflarında kaldı— bedenimde yangın, yüreğime acılar düştü. Bir tek omuz aradım, başımı dayayacak kadar. Bir tek söz diledim, sızımı dindirecek kadar. Kimsesizliğin sesi büyüdü içimde; adını anınca bile titredi gece. Ben sende kayboldum, gönül; izim silindi rüzgârın eşiğinde. Yine de bir kıvılcım saklar içim: dönsün gece, aydınlık erişsin ve ben, adı “sevda” olan o eski sesten yeniden tutunayım hayata.
XwendinBaharda ayrılık düşmesin yüreğine. Mevsim bahardır; ama yüreğine kış düşer, yüreğindeki papatyalar solar. Vakıtsız, vedasız ayrılıklar… o vakit ruhuna çığ düşer; kaybolursun hayallerin içinde, ıssız ve bilinmeze düşersin. Ve bütün yollar çıkmaz sokak; her köşede karşına çıkar anılar. Bir de mahzun bakmaz mı sana? Sen düşersin hayallere. Diz çökersin umutların karşısında; boynu bükük, yüreğin yaralı. Her gün yürüdüğün sokak yabancı; yaslanıp öpüştüğümüz elektrik direği karartmış lambasını. O an, sanki ruhun bedenden çıkmış gibi; adımların santim santim gitmez. Sorgu suale düşer yüreğin, “keşke”ler sarar ruhunu; gözlerindeki yıldızlar kayar. O vakit benliğin karanlığa gömülür; gecede kalırsın, düşmez yüreğine gün. Ve güneşin doğuşuna hasret… zifiri gecede yıldızlar kayıptır; bir daha gözlerime yıldız düşer mi?
XwendinBedenim sana tutsak, sıla; ruhum yaşanmışlıklara. Bugün kapımı çalan sen ol— hasretimdeki sen, gülen gözlüm. Gözyaşlarımla suladım sevdamı, yüreğimde sevgiyle büyüttüm. Umutlarımla filizlendi sevdam; yüreğimdeki sen, sevgilim. Sal beni—düş yakamdan, sıla; sende özlemler çoğaldı. Hasretim ruhumda kasırga; gözlerindeki gülüşte kaldım. Avuçla gözlerindeki yıldızları; bir dilek tut, sal gökyüzüne. Yıldızlarda gözlerini seyredeyim; yıldızlara karışsam—gözlerini. Bulutlar yağmur olsun; yağmur olup toprağa düşsem. Ben yağmur, sevdam toprak— filizlensin sevdamız, aşk. Başaklaşalım, büyütelim aşkımızı; üzüm olalım, salkım salkım. Sevdamız kırmızı şarap olsun— dolsun kadehler, içelim aşk ile. Işıldayan gözlerin karanlığıma fener; şarabının adı Gönüldaş olsun. Mahzen, sevda pınarı; kadehler—aşka, sevdâya yudumlar.
XwendinSöylersem yarınlara bir türkü, adı sevda, adı aşk— özgür olmaksa sevdamla, zalimlere inat ben özgürüm. Feryat ediyorsam barbarlığa, çocuklar ölmesin, yaşasın diye; rengi, dili, ırkı sorulmadan gülsün yüzleri, açılsın gök. Yaşasın çocuklar özgürce, oynasınlar çocukça; özgür ve mutlu yarınlarda gözlerine hüzün düşmesin. Hayaller yarım kalmasın; sınırı çizilmemiş, adil topraklarda kimse pay edilmesin insandan, bombalar susup umut konuşsun. Vahşet, kan ve barut kokusu değil— ekmek, aş, şeker olsun sofrada; yesin çocukça ve özgürce, çocuk kalsın çocuk, yarınlar temiz. Savaşsız bir dünyada, masum bakışlarını bombalar kirletmesin; yarı çıplak bedenleri üşümesin. Gözleri gülebilsin çocukça; karınları tok, sırtları pek; özgürce oynayabilsinler— oyuncakları olmasın şarapnel, boş kovan. Kopmasın kol, bacak; bedenlerine saçılmasın parçalar; barut kokmasın üstlerinde, gözlerine yaş düşmesin. Özgür yarınlar için birleş ve ayağa kalk; birleşsin insanlık barbarlığa karşı. Savaşsız, özgür bir dünya için birleşin—çocuklar için, yarınlar için.
XwendinBir damla gözyaşın olsam, sevgilim; mendil olup o yaşları silebilsem. Kirpiğinden süzülen ıslak izde bir mendil gibi dokunup dinsem. Sevgi, toprağın çiçeğe verdiği candır; sevmek, çiçeğin kökündeki damardır. Sevgi üretir, çoğaltır, büyütür; omuz veren hamaldır—hayat taşır. Sevgilim, yüreğim seninle hayat buldu; sevgi pınarım çağlar, kalbim hızlı. Hâlâ yaşıyorsam bil ki aşkındandır; sevgi, yüreklerde güzelliğin tohumu. Bahar gelince beyaz kelebek olup alnına konmak isterim usulca. Bir tutam sevgi, bir tutam aşk yeter; yüreğini çiçeklerle sararım boyunca. Sevdalar, kirletilmemiş beyaz ırmak; güneşten iki kat sıcak, arı duru. Kimi zaman kardır, kimi zaman bir gül; bazen karanlık, bazen de ışık olur. Yüreğime sordum: bu telaş niye? “Senin aşkındandır,” dedi fısıltıyla. Seni kalbimin derinliğine yazdıysam bil ki sevgim sonsuz, adınla çoğalır.
XwendinKüstüm sana—gönlüme boran düştü; kime seni sorayım, dağların gülü? Ben kayboldum, ara bul beni; yalan hükümdar olmuş gönüllere. Soruyorum: kaldı mı inanacak dağ, göğsüme sığınacak bir yalçınkaya? Billur akan nehirler kirlendi artık; kirletilmemiş bir yudum sevgi var mı hâlâ? Küstüm ben bana da; ne gece, ne sen… Gece sustu — yüreğimdeki sen gibi. Gelme, görme beni bu hâlimle; gözler çaresizliği açık eder çünkü. Büyüdükçe hüzün, uzar içimde yollar; özlem de büyür, kabuk tutmaz yara. Kaldırımlara düşer gölgem sessiz; bir şişe geceyle ağırlaşır masa. Meyhanede bulurum kendimi sonunda; kadehte tüter dağların serinliği. “Yetti!” derim aynadaki yorgun yüzüme, bende kalmayanı rüzgâr taşır uzaklara. Çıkıp gideyim artık—dağların özgürlüğüne; adımı sile dursun şehir, izimi kar. Yalanın saltanatına baş eğmeyen bir türkü kalsın içimde: Ben varım, sitemim var.
XwendinDeniz kıyısında bir akşam: gökyüzü mavi, su suskun. Bir dalga gelip adını sordu içimdeki kuyuma. Sen yürüdün—saçların rüzgârla çözülmüş akşam, Gözlerin: iki derin koy, içinde yıldız uyuma. O an, dizlerim kesildi; adım adım eridi yol, Yutkundum; dilim lal, kalbim kıyıya vuran bir kol. Gözlerin yeşil mi, mavi mi, yoksa ıslak bir çiğ mi? Bakışın dokundu: omzumdan kuşlar uçtu bir bir. Kirpiklerin uzun bir kıyı; gölge düştü nefesime, Saçların geceyi ördü—gece benden bir şey ister gibi. Yürüyemedim; taşlar bile beni tuttu yerimde, İsmine uzandım içimden, sesim kaldı derinimde. “Adın ne?” demek istedim; boğazımda kilitli bir kapı. Nehir kıyısında mıyız, göl mü bu, yoksa deniz mi? Her suda senin suretin: dalga, halka, çizgi çizgi. Avuçlarım titredi; ceplerimde sakladım yangını. Bir martı çığlığı kesti sessizliği—ben hâlâ sus, Zaman, senin saçlarında düğümlendi: çözemedim, dur. Güzelliğin ağır çekim bir sabah: Yanaklarında gün doğar, alnında serin bir rüzgâr. Gözbebeklerinde yıldız tozu, dudaklarında ilkbahar; Kokun, ıslak ot gibi; içime serdi uzun bir bahar. Bir adım attın—dünya yer değiştirdi ayaklarımın altında, Kalbim suya düştü; sesini duydum, “çarp” dedi dalga. Sonra döndün: “Selam,” dedin—bir pınar açıldı dilimde. Adını öğrendim; harfleri göğe uçurup mühürledim. Gökyüzünün mavisi kadar açık, gece kadar derin, Adınla konuştum taşlara; nehirler bile dinledi. Konuştukça açıldı yol; ben yine sende tutulmuş, Yürüdükçe anladım: her adımda ben biraz daha susmuş. Şimdi hikâyemiz suyun defterinde yazılı: Ben, ilk bakışta tutuşmuş; sen, rüzgârda ışıldayan kız. Dağ, yıldız, gök mavisi şahidimiz; deniz kıyısı sırdaşımız. Dilim çözüldü sonunda: “Kal,” dedim; kalbim oldu kıyın. Sen gülümsedin—dalga geri geldi, gece maviye döndü. Aşkımız, ilk bakışın kilidi: açıldı; dünya sustu, biz büyüdük.
XwendinDeniz kıyısında bir akşam: gökyüzü mavi, su suskun. Bir dalga gelip adını sordu içimdeki kuyuma. Sen yürüdün saçların rüzgârla çözülmüş akşam, Gözlerin: iki derin koy, içinde yıldız uyuma. O an, dizlerim kesildi; adım adım eridi yol, Yutkundum; dilim lal, kalbim kıyıya vuran bir kol. Gözlerin yeşil mi, mavi mi, yoksa ıslak bir çiğ mi? Bakışın dokundu: omzumdan kuşlar uçtu bir bir. Kirpiklerin uzun bir kıyı; gölge düştü nefesime, Saçların geceyi ördü gece benden bir şey ister gibi. Yürüyemedim; taşlar bile beni tuttu yerimde, İsmine uzandım içimden, sesim kaldı derinimde. “Adın ne?” demek istedim; boğazımda kilitli bir kapı. Nehir kıyısında mıyız, göl mü bu, yoksa deniz mi? Her suda senin suretin: dalga, halka, çizgi çizgi. Avuçlarım titredi; ceplerimde sakladım yangını. Bir martı çığlığı kesti sessizliği ben hâlâ sus, Zaman, senin saçlarında düğümlendi: çözemedim, dur. Güzelliğin ağır çekim bir sabah: Yanaklarında gün doğar, alnında serin bir rüzgâr. Gözbebeklerinde yıldız tozu, dudaklarında ilkbahar; Kokun, ıslak ot gibi; içime serdi uzun bir bahar. Bir adım attın dünya yer değiştirdi ayaklarımın altında, Kalbim suya düştü; sesini duydum, “çarp” dedi dalga. Sonra döndün: “Selam,” dedin bir pınar açıldı dilimde. Adını öğrendim; harfleri göğe uçurup mühürledim. Gökyüzünün mavisi kadar açık, gece kadar derin, Adınla konuştum taşlara; nehirler bile dinledi. Konuştukça açıldı yol; ben yine sende tutulmuş, Yürüdükçe anladım: her adımda ben biraz daha susmuş. Şimdi hikâyemiz suyun defterinde yazılı: Ben, ilk bakışta tutuşmuş; sen, rüzgârda ışıldayan kız. Dağ, yıldız, gök mavisi şahidimiz; deniz kıyısı sırdaşımız. Dilim çözüldü sonunda: “Kal,” dedim; kalbim oldu kıyın. Sen gülümsedin dalga geri geldi, gece maviye döndü. Aşkımız, ilk bakışın kilidi: açıldı; dünya sustu, biz büyüdük.
XwendinEy sabah, bu zalimlik niye, odama doluşan gurbet kokusu iklimin hüzünlerini sürüklemiş; bugün bana gurbetsiz bir iklim ol. Ah gurbet, ey özlem, çek üstümden şu sopa gibi inen ağır yükünü. Ozanların dilinde bir türkü söyle, bir saatlik gülüşe razıyım bugün. Ne çok özledim sevdiğimi, sordum: “Çok mu istedim, hayat?” dedim kendime. Yalnızlık sopasını sırtımda taşıdım, gülüşlerim sürgün, gözlerim sürgünde. Uykuya dalsam, al beni ey dağlar; sessizce koynuna al ruhumu. Doğduğum toprağa geri götür beni, anamın mezar taşına, çocukluğuma, ilk aşkıma. Ağlayan dilimden dökülür derin hasret. Gönlüm kaldı özgür akan derelerde. Anamın ninnilerine yasak koydular zalimler, çocukluğuma kilit vurdular; sen hiç lâl oldun mu? Zazaca konuşmayı hain sayanlara sor: kaç dile, kaç kalbe yasak koydunuz? Ben Zazaca ağladım, sokaklar sustu, yıldızlar söndü; kanlı postallar dilime kelepçe vurdu. Okul avlusunda sıraya dizilmiş çocuklar, duvara dönük, yüzleri betona sürtülmüş; falakanın sesi iner çıplak tabanlarına, “Yanlış konuşma!” der, “Sus!” der cetvelli el. Bir kelime ananın dilinden dökülünce tahtaya yazdırılır “günah” diye, “bölücülük” diye. Sesini unutmaya zorlanan her çocuk içinde bir halkı toprağa gömer o gün. Biz büyüdük; yasak büyüdü içimizde. Adımızı kısalttılar, köyümüzü haritadan sildiler, ninemin masallarını “uydurma” saydılar; oysa o masallarda saklı kaldı gerçek vatanımız. Ey sabah, bari sen adil ol bize: bir kez olsun anadilimde doğ güneşim. Bir kez olsun çocukların diline dokunma; bırak Zazaca bir ninniyle uyusun bu ülke.
XwendinTopladım kirli ne varsa, heybeme sığmadı. Ömrüm takvim yaprakları gibi döküldü, beni benden çaldılar, hüzne boğuldum. Pencereme bir martı gelmiş, hüzün bırakmış; benim hüzünlerim yetmezmiş gibi sessizlik çökmüş haykırışlarıma. Renkler anlamını yitirdi, gri her yer; akbabalar çökmüş, her yer talan. Ne çok birikmiş canımı yakan hüzünler. Ne bir dost buldum cemal cemale, ne de sohbetinde kendimi buldum. Dost bildiğim sofralar küf kokuyor, lokmalar boğazıma ilmek ilmek düğümleniyor. Bir çocuk çığlığı asılı kulaklarımda, okul avlusunda susturulan anadilim. Her harfi suç sayan soğuk bir ses, heybeme doldurdu büyümeyen yıllarımı. Her şehirde başka bir yüz taktım, adımı kısaltıp izimi sildiler. Yine de geceleri fısıldar içimden Babamın zazaca öyküleri, dağların diliyle. Kahrolası, yürekleri kahreden zalimler; tırnaklarımda topraktan kan kokusu. Kirlendi toprak; insan özü temiz kalır mı? Sorgu sual etmeyin, parçaladılar yüreğimi. Ellerim korku kokuyor, değdiğim her şeye siniyor. Çınarın gövdesine döktüm kirli ve canımı acıtan ne varsa.
XwendinAl beni, götür Gımgım’a, Gımgım’ın soğuk sularına. Sal hüzünlerimi derinlerine; dağlarını özledim, kenger kokusunu özledim. Buram buram geven kokusunu özledim, ben annemin mezar taşını özledim. Ben doğduğum evi özledim, çocukluğumun iz sürdüğü eşiği. Özgür koştuğum dağları özledim, çağlayan nehirleri, çobanlık günlerimi. Ben köyümü özledim, Civarka’yı özledim iliklerime kadar. Alın beni, götürün Civarka’ya; gurbet can yakar, içten içe çürütür. Tutsak oldum bu gurbetin duvarlarına, sürgün diyarı ne çok acıtır yüreğimi. Ne çok acıtır beni bu sürgün diyarı; dilime kelepçe vurdular. “Ben konuşursam Zazaca, vatan bölünürmüş, bayrak iner, ezan susarmış” dediler. “Ben konuşursam Zazaca, Kürtlüğüm duyulurmuş, hükümdar rahatsız olurmuş” dediler. Kahpe hüküm sahipleri, bilin ki: dilime, kültürüme kelepçe vursanız da ruhum özgür, o dağların asi ruhudur. Okul yolunda yalınayak çocuklar, defterlerinin arasına saklar anadilini; öğretmenin bakışı demir bir kapı gibi her “lo”, her “daye” sözcüğüne kilit vurur. Tahtaya kalkar utangaç bir çocuk, yanlış Türkçeyle kekeler adını; arkadan kahkaha, öne falaka iner, “Bir daha konuşma!” diye çatlar bastonun sesi. O gün küçük bir kalp Civarka’dan kopar, Gımgım’ın sularına düşer sessizce. Yıllar geçer, o çocuk büyür sürgünde; her dil öğrense de anasının sesiyle ağlar gizlice. Al beni, götür o sese, o dağlara; Gımgım’ın suyuna değsin yüzüm, Civarka’nın toprağına düşsün gölgem. Bilsinler: ben dönersem eğer bir gün, zinciri kıran kelime yine Zazaca olacak. Beni Gımgım’a götürün, köyüm Civarka’ya götürün; orada bir çocuk hâlâ çobanlık yapıyor içimde, orada dilim serbest, gökyüzü serbest, orada hiçbir hükümdar dokunamıyor ruhuma.
XwendinSeni düşlerken yalnızlığımla, sevgilim; duvardaki resmine takıldı gözlerim. Beyaz entarinde ne de güzelsin, papatyalar kadar özgür ve narin. Ceylan gibi asi, masum duruşun; kirpiklerinin gölgesi yanaklarına. Nasıl da utanır, al al olur yanakların; buğday tenin, saçların başak başak. Omzuna dökülür o saçlar; bakışlarında geceye doğan ay. Yıldızlar gömülür bilinmeze, gözlerin yıldızlara yol alır. O yıldızlar yüreğime pusula, dokunur içimdeki en derin sevdaya. Gül yüzüne hasret kaldım, sevgilim— sevgi pınarım, ahu gözlüm. Seni düşledim kır çiçeklerinin arasında; papatyalardan bir taç ördüm usulca. Yakışır entarine bu saf güzellik, yıldızların altında büyüdü sevdam sana. Masum ve temiz, çocuklar gibi; baharın çiçekleri kadar zarif. Denizle gökyüzü kadar cömert; dokun, sevgilim, yüreğime aşkınla. Üşüyen bedenimi ateşinle sar; çorak kalmış yüreğimde papatyalar açılsın. Gözlerime yıldızlar dokunsun, yüzüme gülüşler serpilsin. Yüreğime hoş geldin, güzel sevdam; sensizlikte yitmiş umutlarım seninle yeniden filiz verdi, yalnızlığa düşmüş gönlüme ışık indi. Sen yoksan, sevgilim, eksik kalır bu sol yanım; öksüz kalırım sevdan olmadan, içimdeki bahar kalır yarım. Şimdi yüreğime hoş geldin usulca; yerini buldu yitik sevdam. Artık her kalp atışımda adınla uyanır baharım.
XwendinSevdam, sevdam diyebilmek; aşkı zülfüne niyaz eylemek. Bugün sordum yüreğimin derinine; buruktu, yalnızdı, cevabı sendi. “Zülfüne neden soluk düştü?” dedim, uzak diyarlara sordum: “Sevdadandır.” Gözlerim ufuklara seyrana durdu, her ışık huzmesi seni sordu göklere. Havayı defter, kasırgayı kalem eyledim; tez ola, ırak sevdaya varsın kelamım. Arzu niyaz eyledim: yüreğimdeki yangına bir yudum sesin serinlik ola. Dudaklarım ateşten kor şimdi, topraktan kil misali yoğrulmuş. Bir damla aşkın yeter bana; küllerimden doğarım, adınla. Sevdam, sevdam diyebilmek; aşkı zülfüne niyaz eylemek. Emin ol, bu yürek sana kor; yanıklığım beyhude değildir. Iraklardasın sanma; yakınımda saklısın. Burukluğum sendedir, sızım da sende. Sözümün özü budur, yârim: yanan içim baştan başa sana yazılıdır.
XwendinYüreğimi bir acı sardı; dermanı ıraklarda. Dağların, ırmakların, denizlerin ötesinde, çok ıraklarda. Sonsuz bir vadiye daldım; sessiz bir güzellik vardı. Bu güzellikte mutlu olamadım, kendimi bulamadım. Gülmenin, mutlu olmanın hekimini aradım—yoktu. Hiçbir hekim saramaz bu yarayı; derman hekimde değil, sende saklıydı. Kızılçamlar yanar gibi kor kor yanmış yüreğim. Irmaklar aksa üstüme, söndüremez bu yangınım. Yetmezmiş gibi yüreğime bir de fırtına eklendi; bedenimi sardı alev, dumanım göğe yükseldi. Her gece yıldızları birlikte izlerdik sessiz, yan yana. Şimdi sen yoksun; kiminle bakarım o göğe, o yıldızlara? Seninle olabilmek için bir günlük ömre razıyım, sevgilim. Sabahın ilk ışıklarında buluştuğumuz sokağı unutamadım. Tabelası paslanmış artık, adı silinmiş, okunmuyor. Her merdiven başında seni yeniden yaşıyorum. İlk basamağa vardığımda dünü yine başlatıyorum; “Seni seviyorum!” diye haykırışımda sen de saymayı unuturdun. Sayarak indiğin basamaklar yetmişe varınca dağılırdı sayıların. Merdivenlerin başına oturdum; eski gülüşü denedim—olmadı. Gülmek yerine hıçkırıklar döküldü, yüreğimde koca bir sızı. Tarifsiz bir acı bu; tırtıklı bir bıçak gibi. Seninle oyun oynadığımız sokaklar aklıma düştükçe büyüyor içimdeki yangın; yüreğim yeniden kül, yeniden yangın yeri.
XwendinSessiz bir akşamdı; zaman durdu sende, yüzünde çocukluğumun gülüşü vardı. Odada yalnız nefesin kaldı usul usul; perdeye vuran ay yüzünü aydınlattı. Gölgeler çekildi, kalbim sana eğildi, içimde bir bahar kapısı aralandı. Çınar ile selvinin gölgesinde alnına eğildim, kalbim sessizce bir adım daha yana aktı. Sana yaklaşmak, göğe değen bir nefesti; kollarında bebek gibi şımarıp sığındım. Dolunay altında yürüdük, elin elimde; yıldızların adını fısıldadık teker teker. Senin olmak, sende kalmak, seninle bir; omuz omuza, kalp kalbe, aynı ısıda. Eşsiz kokunu içime çekeyim, teninin sıcaklığıyla sussun içimdeki fırtına. Bir bakışınla çözülür belki düğümlü gecem; Ekim sancısı diner, sabaha bağlanır ruhum. Rüzgâr esince ürperir oldum sensiz; bir toz bulutu kaplıyor göğümü sanki. Yıldızımı kirletmesin hüzün diye ellerini arıyorum gecenin kıyısında. Kavakların altında oturmayı ne severdin; yapraklar, keman yayı gibi, uzun bir ezgi tuttururdu. Gel sevgilim, yağmur dinmeden; toprak özlemini göğe söylemeden. Ayak izlerinle ıslanmış sokaklarda, geçmişe inat, yeniden yürüyelim. Uykunun kıyısında uyan bana dön; sesim kısılmadan “Buradayım” diyeyim. Sen yanımdayken göçmen kuşlar yön bulur, benliğim yerini, sözüm sesini bulur. Bir ömür boyu sürsün bu sessiz anlaşma: senin olmak, seninle kalmak, senden olmak. Gecenin kalbinden günün omzuna uzanalım; ve ben, adını her sabah yeniden öğreneyim.
XwendinGeceler hüzünle dolu yokluğunda, Zaman akmıyor, evrilmiyor sabaha. Birlikte yudumladığımız kahve, Fincanları ve cezvesi öksüz kaldı. Her sabah kapısını çaldığım çiçekçi, Yolumu gözetler gibi bakıyordu sessizce. Bugün kilit vurdum yüreğime, Anahtarını okyanusa savurdum. Sılada sensiz zaman geçmiyor, Günler aylara evrildi, seni bekliyorum. Yüreğimdeki hasret acıya dönüştü, Zindana düşmüş bir mahkûm gibiyim. Sıla, zalim bir gardiyan gibi, Sürgüsünü çekmiş ruhuma. Akşam karanlığı çökmüş içime, Yokluğun yüreğimde, gözlerimde hüzün. Ruhuma sis gibi çöktü keder, Özlem kelepçe gibi canımı yakıyor. Sabahın ilk ışıklarında, nemli havada Düştüm sokaklara, yürüyorum bilinmeze. Üstüme üstüme yağıyor Londra, Ruhuma korku düştü yalnızlığımla. Sanki bütün sokak başları tutulmuş, Sana varmamı engellercesine. Tütülmüş sokak başları sevgilim, Bütün gözler üstümde, dolu yağar gibi. Çiseleyen yağmur altında seni düşünüyorum, Selvi boylum, mavi giysiler içinde. Seni düşünüyorum, göz göze bakışımızı, Yıldızlı gözlerini, mavi giysiler içinde. Şarabı yudumlarken kırmızı rujunu, Kahkahalarına kat beni sevgilim.
XwendinBugün bütün özlemlerim, anlaşmışca'sına, Bir film şeridi gibi dizildi yan yana. Yakamdan düş artık; sıla, zindan gibisin, Sılada özlemler yürekte çekilmiyor, kanıyor. Öyle bir hüzün sardı ki ruhumu, Garip bir sızı düştü yüreğimin ortasına. Ağla gözlerim, hıçkıra hıçkıra ağla, Haykır göğe, çığlık çığlığa; duyan olmaz nasıl olsa. Gariptir; yalnızlıktır sıla, gören yok. Sıla öylesine zalim, öylesine soğuk; üşüyorum. Sılada öksüz kalmış körpe bir çocuk gibiyim, Ne koynuna sığınacak bir anne şefkati var, Ne de sevdiğinin sıcak yüreği… Dost arama; yabancısın bu diyarda artık. Bildiklerim yanılttı beni sılada, Denizin ortasında dümeni kilitlenmiş İmdat çığlıkları atan bir kaptan gibiyim. Güvenecek bir liman ararım, sığınacak bir yurt. Her yanımı sızı sardı; yüreğim kasılıyor. Memleketim, sana özlem içimde bir kor, ruhumda bir sızı. Romatizma ağrıları gibisin ey sıla, Benden uzak dur; çek elini yakamdan artık. Nefesimi kesiyor memleket hasreti, Ben üşüyorum… özlemlerim büyüdükçe daha çok üşüyorum. Dönmek isterim belki bir gün diyarlara, Ama yollar taş, ama yollar diken dolu. Bir yanım “git” diye bağırır hoyratça, Bir yanım “kal” der; üşümesin çocukluğumun soluğu. Sıla, sen büyüttün içimde bu yangını, Gurbetse her nefeste kül savurur avluma. İkisi arasında sıkışmış bir göçmen kuşum; Kanadım kırık, yönüm kayıp, göğüm darmadağın.
XwendinAl bu canı benden, yok say beni, götür doğduğum toprağın koynuna. Hayat, sen bana cömert olmadın; sürgün diyarlarını yükledin omzuma. Sevdim, canımdan vazgeçecek kadar, ama dilim kilitli, ismim sanık. Bir Türk kızına bakmak bile suç sayıldı; “Bölünür vatan.” dediler, “Sus.” dediler aramıza. Boynuma görünmez bir “Kürt” kolyesi astılar; esmerim, dağlıyım, uzak bir ülke dediler. Masallarım gizlendi, öykülerim yakıldı; ben yasaklı ninnilerin çocuğu kaldım. Yatılı okul avlusunda üşüyen çocuk bendim; Zazaca bir heceye tokat, Kürtçe bir söze falaka. “Unut adını, unut dağını, unut köyünü.” diye kazındı tenimize beyaz tahta kadar kara sözler. Sınıfta o kız gülünce bahar olurdu içim; saçları güneş, gözleri serin bir dere. “Seviyorum.” desem suç delili sayılacak diye yuttum kelimeyi, boğazımda düğümlendi ülkem. Soyadımda dağ, alnımda görünmez kara yazı; onun isminde şehirler, meydanlar, resmî marşlar. Ben yalnız yüreğimle ona yürümek istedim, onlar toprağımla onu birbirine kelepçelediler. Şimdi alfabem Anadolu toprağına gömülü; mezar taşsız harfler uyuyor derinlerde. Yalnız içimden fısıldıyorum: “Gülüm, ben seni sevdim; sınırları yıkmadan sevdim.” Bir şafak vakti güneş bize de güler elbet, dilime kelepçe vuran eller solup gider. O vakit filizlenir küllenmiş ülkem, ve ben korkusuzca söylerim: “Ben Kürt’üm, Zaza’yım, sevdalıyım sana; hiçbir bayrak, hiçbir ezan susmaz bu yüzden.”
XwendinÖmrüm, sonbahar yaprağı gibi uçtu, Kalan bedenim soldu, bir yaprak gibi. Ruhum terk etti beni sessizce, Hayallerime dolunay düştü gece gibi. Güneş doğar mı hayallerimin üstüne? Çözülür mü buz tutmuş düşlerim? Umutlarım bahar çiçekleri gibi filizlenir mi? Bir tek seni sevdim, yüreğini evim bildim. Gözlerini aydınlık yol saydım, Ten kokun ruhuma tek derman oldu. Koynundan başka bahar bilmedim, Yaz mevsimini dudaklarında yaşadım. Sen, karanlık zamanlarıma kandil, Umuduma filiz açan bahar çiçeğim. Sen sevdam, filizlen yüreğimde aşk ile, Ben ömrüne ömrümü katayım, turab olayım. Sensiz evrilmiyor gece sabaha, Sevmedim sabahın ayazını hiç. Seni bana hatırlatır her serinlik, Hüzün düşer gözlerime, sessiz bir iç çekiş. Bedenime soğuk düşer, Sarmalayan kolların yoksa eğer Yüreğim üşür, ruhum donar, Sen yoksan bahar bile keder.
XwendinBugün bütün özlemlerim, anlaşmışçasına, Bir film şeridi gibi dizildi yan yana. Yakamdan düş artık; sıla, zindan gibisin, Sılada özlemler yürekte çekilmiyor, kanıyor. Öyle bir hüzün sardı ki ruhumu, Garip bir sızı düştü yüreğimin ortasına. Ağla gözlerim, hıçkıra hıçkıra ağla, Haykır göğe, çığlık çığlığa; duyan olmaz nasıl olsa. Gariptir; yalnızlıktır sıla, gören yok. Sıla öylesine zalim, öylesine soğuk; üşüyorum. Sılada öksüz kalmış körpe bir çocuk gibiyim, Ne koynuna sığınacak bir anne şefkati var, Ne de sevdiğinin sıcak yüreği... Dost arama; yabancısın bu diyarda artık. Bildiklerim yanılttı beni sılada, Denizin ortasında dümeni kilitlenmiş İmdat çığlıkları atan bir kaptan gibiyim. Güvenecek bir liman ararım, sığınacak bir yurt. Her yanımı sızı sardı; yüreğim kasılıyor. Memleketim, sana özlem içimde bir kor, ruhumda bir sızı. Romatizma ağrıları gibisin ey sıla, Benden uzak dur; çek elini yakamdan artık. Nefesimi kesiyor memleket hasreti, Ben üşüyorum... özlemlerim büyüdükçe daha çok üşüyorum. Dönmek isterim belki bir gün diyarlara, Ama yollar taş, ama yollar diken dolu. Bir yanım “git” diye bağırır hoyratça, Bir yanım “kal” der; üşümesin çocukluğumun soluğu. Sıla, sen büyüttün içimde bu yangını, Gurbetse her nefeste kül savurur avluma. İkisi arasında sıkışmış bir göçmen kuşum; Kanadım kırık, yönüm kayıp, göğüm darmadağın.
XwendinSoluksuz kaldım, düğümlendi boğazım Yutkunamadım meçhul sözlerini Gözlerim yol aldı ardınca Meçhule gider yüreğim, yoruldu ayaklarım Sevdaya düşmüşüm, bedenimde yangın Seni yüreğime nasıl anlatayım Ah benim söz dinlemez belalı yüreğim Senin elinde ne çok eziyet çektim Çoban olup en yüksek dağa çıkayım Ben ağıt yakayım, sen ninni söyle Dağın sakinleri: börtü böcekler Adalet aradım, “kalmadı” dediler Kime, kimlere nasıl anlatayım Yüreğimdeki adalet arayışını? Yüreğime düşen sevdayı nasıl anlatayım Ressam olayım sana Yüreğime düşen sevdayı dökeyim tualine Bütün renklerle harmanlanmış Şair olayım, sevdayı dizelere dökeyim Kalemim aşkı yazsın, mürekkebi tükenmesin Ben yüreğime anlatamadım, yorgun düştüm Çeşme başında yayık yayar, rengârenk fistanı Bir tas ayran ver yayıktan Soluklanma bahane, gül yüzünü göreyim Maksat ten kokunu soluyayım, bir bakayım sana Bir bakış attın, köz düştü yüreğime Yüreğimde çoban ateşi, odunu meşe Yanık yanık türkü tutturmuş, saçları örgülü.
XwendinErzincan’da kaldı yüreğim, Coşkun nehir gibi çağlar içimde. Ela gözlerime yaşlar düştü yaban ellerde, Mavi kamelya gibi boynum bükük yokluğunda. Kilim dokur gibi ilmik ilmik işledim sevdayı, Irmaklarına kat beni, akayım yüreğine. Lal olsa dilim, gözlerim anlatır seni, Iraklarda kaldı yüreğim, bedenimde alevler. Çarmığa gerildim, doğru yoldan sapmadan, Cihana haber salın: Dersim’in asi kızıyım. İnce ince kar taneleri gibi yağdı yüreğime sevda, Her tanesi bir özlem, bir sitem, bir çağrı. Yokluğunla soldu içimdeki bahar, Bir bakışınla yeşerir kuruyan dallarım. Ten kokunu özledim, bir tas ayran bahane, Gül yüzünü göreyim, soluklanayım yanında. Yüreğimde çoban ateşi, odunu meşe, Yanık yanık türkü tutturmuş saçları örgülü. Bir bakış attın, köz düştü yüreğime, Alev alev yanarım, seninle serinlerim. Sevda bir ressam gibi dokundu ruhuma, Her renk seninle anlam buldu tualimde. Şairin kalemi tükenmesin aşkı yazarken, Ben yüreğime anlatamadım, sen anla beni.
XwendinÖyle derinliklerde kaybolmuşum ki, Gönlümdeki sevdayla Hayalimdeki sende eriyip gitsem, Issız bir ormana düşmüşüm sanki. Avcısından korkan serçe gibi ürkek, Sığınmışım bir ağaç gövdesine. Gözlerimden yaşlar süzülüyor usulca, Bir gariplik sarmış tüm ruhumu. Karmaşık duygularla boğuluyorum, Dipsiz bir kuyuya iple salınmış gibiyim. Bir bu yana, bir o yana savruluyorum, Kaybolmadan karanlıkta tutunmak isterim. Balçığa gömülmeden bedenim, Tut elimden, çek al beni sevgilim. Hayalimdeki, yüreğime düşen sen— Yokluğunda büyüttüm seni içimde Ateş düşmüş yüreğime, Nice kışlar geçti, sardım sarmaladım. Bahara sakladım içimdeki sevdayı, Bir gün sana kavuşmanın umuduyla. Gözlerindeki yıldızlar oldu tesellim. Karanlığıma tek kılavuzum gözlerin. Ateş düşmüş yüreğime, Çok acı çekiyor kalbim yokluğunda. Yetmedi mi bunca acıyla sınanmak?
XwendinBedenim sana tutsak, sıla yüreğimde, Ruhum geçmişin izinde, yaşanmışlıkta. Bugün kapımı çalan sen ol, gülen gözlüm, Hasretimde saklısın, özlemle büyüyen. Gözyaşlarımla suladım içimdeki sevdayı, Yüreğimde sevgiyle filizlendi umutla. Sen, yüreğimde açan sevgilim, Düş yakamdan sıla, sal beni sana. Sıla sende çoğaldı özlemlerim, Hasretlerim ruhumda kasırga gibi. Gözlerinde gülüşlerde kaldım ben, Avuçla yıldızları, bir dilek tut gökyüzüne. Yıldızlarda gözlerini seyredeyim, Karışsın yıldızlara, bulutlara düşsün. Bulutlarda yağmur olsun gözlerin, Yağmur olup toprağa düşsün sevdan. Sen yağmur, ben toprak olayım, Filizlensin sevdamız, aşk tomurcuk versin. Başak başak büyütelim sevgimizi, Üzüm olalım salkım salkım, sarhoş aşkla. Sevdamız kırmızı şarap olsun, Dolsun kadehler, içelim aşk ile. Işıldayan gözlerin karanlığıma fener, Şarabının adı gönüldaş, mahzeni sevda pınarı. Kadehlerde yudum yudum aşkı yaşatalım.
XwendinŞafağın doğusuna gölge olma, Hangi yürek tanık oldu sessiz güneşe? Veda eden yıldızlar gibisin sen, Göz kırpmadan çekilen ay gibi sessizce. Üşüyen yüreğimi ısıtmadan kayboldun, Gölgen düştü ruhuma, karardı şafak. Adını bırak da git, avuntum olsun, Bulut gibi çöktün gökyüzüne, ağır ve suskun. Yağacaksan yağ, ama çalma umutlarımı, Yoksa umutlarıma gölge olma. Temiz ne kaldı evrende artık? Kirlendi dost bildiklerimiz, içten içe. Kirlilik ahtapot gibi sardı her yanı, Temiz ve güzel olan ne varsa boğuldu. Aşklar düştü masal kitaplarına, Okuyan da okutan da masalda kaldı. Okur yazar değilim ama okuyayım seni, Ben sevdayı yüreğimde büyüttüm. Saksıdaki çiçeğe su, aşka sevgi verdim, Hayat buldu, can oldu, sevda oldu içimde. Sevgi, çiçek açan tomurcuk gibi, Yayılıp serpildikçe yüreklerde aşk olur. Evrene yayılır o eşsiz sevda, Penceremdeki yıldız sensin, sonsuzluğa dokunan.
XwendinAl bu canı benden, yok say beni, götür doğduğum toprağın koynuna. Hayat, sen bana cömert olmadın; sürgün diyarlarını yükledin omzuma. Sevdim, canımdan vazgeçecek kadar, ama dilim kilitli, ismim sanık. Bir Türk kızına bakmak bile suç sayıldı; “Bölünür vatan.” dediler, “Sus.” dediler aramıza. Boynuma görünmez bir “Kürt” kolyesi astılar; esmerim, dağlıyım, uzak bir ülke dediler. Masallarım gizlendi, öykülerim yakıldı; ben yasaklı ninnilerin çocuğu kaldım. Yatılı okul avlusunda üşüyen çocuk bendim; Zazaca bir heceye tokat, Kürtçe bir söze falaka. “Unut adını, unut dağını, unut köyünü.” diye kazındı tenimize beyaz tahta kadar kara sözler. Sınıfta o kız gülünce bahar olurdu içim; saçları güneş, gözleri serin bir dere. “Seviyorum.” desem suç delili sayılacak diye yuttum kelimeyi, boğazımda düğümlendi ülkem. Soyadımda dağ, alnımda görünmez kara yazı; onun isminde şehirler, meydanlar, resmî marşlar. Ben yalnız yüreğimle ona yürümek istedim, onlar toprağımla onu birbirine kelepçelediler. Şimdi alfabem Anadolu toprağına gömülü; mezar taşsız harfler uyuyor derinlerde. Yalnız içimden fısıldıyorum: “Gülüm, ben seni sevdim; sınırları yıkmadan sevdim.” Bir şafak vakti güneş bize de güler elbet, dilime kelepçe vuran eller solup gider. O vakit filizlenir küllenmiş ülkem, ve ben korkusuzca söylerim: “Ben Kürt’üm, Zaza’yım, sevdalıyım sana; hiçbir bayrak, hiçbir ezan susmaz bu yüzden.”
XwendinAylar, mevsimler geçti; ömür, sende. Bana hep kış verdin, ömrüm; mevsimlerde bahar yok muydu, çaldın benden yaz mevsimini. Ömür, ben senden hep alacaklı çıktım; sen ise acıyı katık diye sundun soframa. Düğümlendi boğazıma, nefessizim, gülmeyi öğrenemedim acıdan başka. Ömür, ben sende soluksuz koştum, yoruldum artık, dağıldım içinde. Ne zaman gençtim, hiç anlamadım; gençliğimi de benden çaldın, ömrüm. Bana hep patika yollar düştü, sarp kayalar; düşe kalka yürüdüm, kanaya kanaya. Neye ağlayayım, neyim kaldı ağlanacak; ne çocuk olup anne kucağına sığındım, ne de gençliğimi doya doya yaşadım, ömür. Yorgunum mevsimlerin karışık ikliminden; mevsimler tarumar, insanlık pazarlarda, tezgâhlarda tartılır oldu vicdanlar. Ben sende geç kaldım, ömür; gözlerimin önünde akıp gittin. Vicdanlar vitrinlere düşmüş, insanlık tozlu raflara kaldırılmış. Ne yürüyecek yol bıraktın, ne yoldaş, ne gönlüme gerçek bir gönüldaş kaldı. Tutunacak umut kırık bir dal gibi; dostluk boylu boyunca yere serildi. Kime, nasıl anlatayım olanları; ne dinleyen kaldı, ne anlayan. İnsanlık ölüyor, ses verin, bir yudum sevgi verin bu çağa; bir avuç eşkiya hüküm sürüyor, kalanlar suskun, kalanlar yaralı. Diller mühürlü, nereye saklandı vicdanlar; bu suskunluk niye, ölüyor insanlık. Haydutlar çoğaldıkça mazlumlar eksiliyor; ömür, ben acıların hamalı oldum. Omzumda nasır, sırtımda kambur acılar, gülmeyi yasakladın bana bu çağda. Her gülene ben ağladım içimden; “neden ben de gülmüyorum?” diye sordum. Bir hayal kursam, biri çomak soktu; sevdalanırsam, yüreğim yanıltıldı. Umut bağladım sevdaya, yalan çıktı; ömür, kaldır barikatını artık, bırak yorgun bedenim toprağa yürüsün, bırak bu kalp hak ettiği baharı görsün.
XwendinGeceler hüzünle dolu yokluğunda, Zaman akmıyor, evrilmiyor sabaha. Birlikte yudumladığımız kahve, Fincanları ve cezvesi öksüz kaldı. Her sabah kapısını çaldığım çiçekçi, Yolumu gözetler gibi bakıyordu sessizce. Bugün kilit vurdum yüreğime, Anahtarını okyanusa savurdum. Sılada sensiz zaman geçmiyor, Günler aylara evrildi, seni bekliyorum. Yüreğimdeki hasret acıya dönüştü, Zindana düşmüş bir mahkûm gibiyim. Sıla, zalim bir gardiyan gibi, Sürgüsünü çekmiş ruhuma. Akşam karanlığı çökmüş içime, Yokluğun yüreğimde, gözlerimde hüzün. Ruhuma sis gibi çöktü keder, Özlem kelepçe gibi canımı yakıyor. Sabahın ilk ışıklarında, nemli havada Düştüm sokaklara, yürüyorum bilinmeze. Üstüme üstüme yağıyor Londra, Ruhuma korku düştü yalnızlığımla. Sanki bütün sokak başları tutulmuş, Sana varmamı engellercesine. Tütülmüş sokak başları sevgilim, Bütün gözler üstümde, dolu yağar gibi. Çiseleyen yağmur altında seni düşünüyorum, Selvi boylum, mavi giysiler içinde. Seni düşünüyorum, göz göze bakışımızı, Yıldızlı gözlerini, mavi giysiler içinde. Şarabı yudumlarken kırmızı rujunu, Kahkahalarına kat beni sevgilim.
XwendinBu şarkı bize yazıldı, dağların gülüyle açtı sabah. Melodisi vadilerin uğultusunda, rüzgârın dilinde yankılanan bir sevda. Notası yüreğimizin haykırışı, bir çığlık gibi yükseldi göğe. Aşk, toprağın kalbinde filizlendi; menekşe gibi, kardelen gibi inatla. Seninle yürüdüm sisli patikalarda, her adımda bir şiir döküldü taşlara. Gözlerin göğün en mavi hâliydi, ellerin bir çam dalı kadar sarsılmazdı. Doğa sustu, biz konuştuk fısıltıyla; bir yaprağın düşüşünde bulduk kendimizi. Aşk bir kuşun kanadına tutundu, biz ise izinde kaldık sessizce. Rüzgâr senin adını çağırdı, her esintide bir özlem taşıdı. Gecenin en derin anında bile kalbim sana doğru yürüdü usulca. Bir gün dağlar sustu, yalnız sesin kaldı içimde yankı. Bu şarkı bize yazıldı, evet; ama en çok seni anlattı bana.
XwendinUmutsuzluk çaldı kapımı, yalnızlığın gölgesi sardı yüreğimi. Sensiz kalan ben, ürker oldum; yalnızlıkla birlikte üşüyorum sensiz. Kapıldım yalnızlığın rüzgârına, savruldum bilinmez diyarlara. Sensiz boşalan yüreğim, titreyen bedenim, ışıksız gözlerimde kopar fırtınalar. Karanlıklar içinde aydınlık dilenir oldum; sen yoksan neye yarar ışık, neye yarar sabah? Beni ben eyleyen sensin, beni bütünleyen yüreğin; sevdan olmayınca eksik kalır aldığım her nefes. Sevdan bahar nehirleri gibi akmadıkça içime, sevginden yoksun bedenim yeşermez, gülüm. Kolların sarmadıkça yorgun omuzlarımı, ten kokun değmedikçe tenime, yaşam tutmaz canımda. Ben kuruyan bir ağaç dalı gibi solarım, susuz kalmış toprak gibi çatlarım. Esen rüzgâra karşı durdum, bekledim; esen yele karışan kokun değsin yüzüme. Sevgilim, gözlerin güneş, yüzün ay; sana bakan bu gözler sende şafak arar. Gül yüzün yakmayan bir güneş gibidir; ışıyan gözlerinden yüreğime aksın aşk, aksın sevgi.
XwendinGökyüzünde yıldız olmak sevdadır, yeryüzünde bir demet papatya. Denizde dalga olup kıyıya vurmak sevdadır; seni anlatmaya kelimeler yetmez aslında. Sevda dilime dokunduğunda boğazıma düğümlenir sözcükler; yutkunamam, sevgilim, doğarken kızaran güneşe benzer içim. Sensizliği anlatamadım, sevgilim; yüreğime yokluğunu sığdıramadım. İlk bakış göz göze süzüldüğünde yüreğe düşen kıvılcımdır sevda. Köz olur, bedende harlanır, yangın olur; kapkara bulutlar sarar göğü. Yağmur olup toprağa aksın bu sevda, bin bir çiçeğe can versin yeniden. Baharda nehirler hiddetle akar, sular çağlar kar beyazından. Dalgalar kabarıp denizlere koşar; yürekte sevda, bedende alevler kabarır. Varsın kabarsın, taşsın içimden; al güneşi ardına, yıldızlara aç koynunu. Sevda olup yüreğinde çağlasın, ateş olsun; içimde harlansın senli sevdam.
XwendinSen oturup beni tuvaline resmettin, Oysa ben seni yüreğime resmettim. Bir roman yazmak istedim seninle, Öykümüzü, hikâyemizi kelimelere dökmek… Bir şair gibi oturdum sevdamla, Ama aşkımı anlatacak sözcük bulamadım. Seni şiir dizelerine sığdıramadım, Dökemedim yüreğimdeki seni, sevgilim. Sana olan aşkım, Şiir dizelerine sığmayacak kadar büyük. Gözlerim gözlerine değdiğinde, Yıldızlar kıskanır seni gözlerimde. Ay mahcup olur gülüşümün sıcaklığına, Bedenime düşen aşkın ısısına. Termometre yetmedi ölçmeye, Yüreğimdeki sana olan sevgiyi. Pozantı Dağları’ndan akan su gibi berrak, Sevdamı ne kitap anlatabilir, Ne de sözler yeterli olur dile getirmeye. Aşk, bir renge hapsedilemez—renklerin toplamıdır. Aşk, yağmurdan sonra açan gökkuşağıdır, Karın altında filizlenen bir kardelen. Kararmış umuda doğan güneştir aşk, Anne rahmine düşen bir cennettir aşk.
XwendinBu nasıl sevda, anne—koklayamadım seni, Kelebek ömründen kısa kaldı varlığın. Yokluğun acı verdi, yüreğime değil, Ruhuma ateşler düştü, eriyorum. Yangın yeri sol yanım, kızıl alevler içindeyim, Koklamaya doyamadım, sıcaklığında ısınamadım. Narin bedenine sarılamadım annem, Öpmeye, sarılmaya doyamadım. Doya doya sarılıp koklayamadım seni, Aç döşünü, kokunu soluyayım annem. İki memenin arasındaki sıcaklığa Koyayım başımı, sen yanaklarımı okşa. Ben hıçkıra hıçkıra ağlayayım, Sen saçlarımı okşa annem. Parmaklarınla gözyaşlarımı sil, Ben anlatayım acı veren sevdamı. Çaresizliğimi, çözümsüz kalışımı dökeyim sana, Sen yokken acılarımı kim öper anne? Yokluğunda gönlüme düşen acıyı Kime anlatayım, kim duyar beni? Yüreğime düşen sevdayı, Yüreğimi dağlayan kadını, Aşkımı, özlemimi kime anlatayım? Sıla diyarında kime sığınayım annem?
XwendinBeni düşlerine kat sevgilim, Varıp kalayım o düşlerin kıyısında. Saklı kalayım sessizce, Kalbinin en derinliklerinde. Bağdaş kurup yüreğinde kalayım, Tenine karışayım, sevda olayım. Gözlerine dalayım bir dalgıç gibi, Usulca kıvrılayım bir köşende. Öylesine varayım ki sana sevgilim, Sana dair sevdam yarım kalmasın. Birlikte kurduğumuz hayallerimizde, Yüreğimizde mor menekşeler açsın. Sen, hayallerimdeki ve düşlerimdeki kadın, Sana bıraktım kalbimi, sevda pınarım. Tek özlemimsin gönlümde yeşeren, Tüketme sana dair umutlarımı. Tez vakit dön gel ki sevdam, Yüreğime bahar, gözlerime yıldızlar dolsun. Her gece gökyüzü mavisine dalarım, Gözlerindeki maviyi ararım yıldızlarda. Seni özledikçe yıldızlara soruyorum, En çok sevdiğin yıldıza “gönüldaş” demiştin. Arıyorum adını koyduğun yıldızı, kayıpta. Geceleri seninle sevdim, gönlümün kadını.
XwendinTanyeli ağarmadan, sevgilim, Kumsalda seni bekliyor olacağım. Her zamanki gibi, orkide beyazı elbisenle, Kulak arkanda bir mor menekşeyle gel. Saçların dağınık, mavi bir kelebek gibi, Yıldızları uğurlayalım şafağın kızıllığında. Güneşin doğuşunu dansla selamlayalım, Dalgalar şahlandıkça denizin koynunda. Martılar, yeni günü selamlar kanat çırpışlarıyla, Vapurlar başlatır sefer seremonisini. Aşıkların sevişmesini bölen korna sesleri— Aldırma sevgilim, geçsin hepsi yanımızdan. Biz göz göze seviştik, tanyeli ağarmadan, Sevdamız karıştı denize, kumsalda iz bıraktı. Vapur, denizi yara yara yanaştı iskeleye, Parfüm kokuna karıştı tuzlu deniz esintisi. Çıkalım güverteye, deniz kokusunu içimize çekerek, Martıların dansına karışalım birlikte. Deniz fenerine konan güvercinler gibi, Usulca sokul sol yanıma, sarılayım sana aşkla. Gözlerimiz muhabbetle buluşsun, Ressam çizsin resmimizi denizin yüzeyine. Vapur, ağır ve vakur bir korna sesiyle yanaşsın, Çalgıcı çalsın aşkın dansını, tüm âşıklar için.
XwendinDerinleşiyor tenin, bir kıpırtı gibi; gecenin içinden süzülen bir melodi. Kalbin, sessizce bir liman arıyor, aşka yelken açmak için rüzgârı soruyor. Bir bakışta başlar bazen yolculuk, bir kelimeyle titrer içimizdeki soluk. Sen “evet” dedin—dünya durdu bir an; zaman bile eğildi o anıya hayran. Dağınık görünse de yönü bir deniz, her iz, ufka uzanan ince bir ip. Sözlerinde cesaret, kalbinde yer açan rüzgâr; bahar değil—açılan bir kapı gibi. Bir kıvılcım gibi düştü kalbime o an; sessizlik bile konuştu, gözlerinle tamam. Zaman durdu, nefesim sende kaldı; kalbim senin adını sessizce fısıldadı. Yelkenim sensin; rüzgârınla doluyum. Kalbim senin kıyına varmakta—yolcuyum. Gözlerin ufkum, sesin deniz gibi; her dalga seninle başlar, seninle biter gibi. Aşka yelken açılır, rüzgâr sen olursan; kalbinin pusulası doğruyu bulursa, o zaman her fırtına bir dans olur ve her “evet”, sonsuzlukla dolup taşar..
XwendinMevsim sonbahar, ılık ve nemli, Düştü mü sevda bir kere yüreğe, Bir de aylardan Eylül ise sevgilim, Toprak cömert olur, sıkı sıkı sarar. Filiz filiz olur, baharı müjdeler, Yüreklerde sevda kabuğuna sığmaz. Bir türkü söyle sevgilim, dilden dile, Makamı yüreğindeki ses olsun. Kulaktan kulağa bir seda aksın, Yüreğime sevda olup dolsun. Mısralarda aşk ve sevda yazılsın, Ne ayrılık ne hasret barınsın içinde. Sevgiyle harmanlanmış sözler olsun, Karanfilin güneşe aşkı gibi, Mor menekşenin suya özlemi gibi, Şair dizelerine çiçekler anlatsın aşkı. Yıldızların gökyüzüne, denizin mavisine aşkı, Toprağın suya olan özlemi yazılsın. Bizi, sevdamızı yazsın şairin kalemi, Masallarda anlatılan, yaşanmış aşklar gibi. Karanlık düşmesin gülüşlerine sevgilim, Gözlerine yaş değil yıldız düşsün. Yüreğine hüzün değil aşk dolsun, Özledim seni, yüreğimdeki sevdamla. Yüreğime hüzün düşmeden, Ruhumu karalar sarmadan, Dön gel artık sevgilim, Gayrı yüreğimdeki sevdayla beklerim seni.
XwendinNe kapılar kapandı, ne ışıklar söndürüldü; bir tek, yalnız bir ses böler ruhuna çöken karanlığı. Ay ışığı gül yüzüne düşer, renkler harmanlanır ruhunda. Yıldızlar konaklar gözlerine, yüreğinde baharı müjdeler. O vakit her bir saç telinde mor sümbüller, karanfiller, menekşeler, yaseminler açar; ten kokunda hepsi birbirine karışır. Solmasın, soldurulmasın yürekte filizlenen çiçekler. Sal özgürce suyunu yatağına, aksın; çatlağını bulur elbet su. Ne garabet, ne çıkmaz bu; mürekkebi tükense de yazının, ıslansa da kâğıdın yüzü, bir damla gözyaşı deler kâğıdı. O vakit buz sarkıtına döner gözlerinden süzülen yaşların; mevsim sessizce kışa evrilir, yüreğinde açan çiçekler solar.
XwendinNe kapılar kapandı, ne ışıklar söndürüldü; bir tek, yalnız bir ses böler ruhuna çöken karanlığı. Ay ışığı gül yüzüne düşer, renkler harmanlanır ruhunda. Yıldızlar konaklar gözlerine, yüreğinde baharı müjdeler. O vakit her bir saç telinde mor sümbüller, karanfiller, menekşeler, yaseminler açar; ten kokunda hepsi birbirine karışır. Solmasın, soldurulmasın yürekte filizlenen çiçekler. Sal özgürce suyunu yatağına, aksın; çatlağını bulur elbet su. Ne garabet, ne çıkmaz bu; mürekkebi tükense de yazının, ıslansa da kâğıdın yüzü, bir damla gözyaşı deler kâğıdı. O vakit buz sarkıtına döner gözlerinden süzülen yaşların; mevsim sessizce kışa evrilir, yüreğinde açan çiçekler solar.
XwendinŞair yazamadı dizelere, elleri titredi, Aşkın hallerini anlatırken dudakları ürperdi. Mürekkebi tükendi, aşkın tarifini yazamadı... Çünkü aşk, ansızın düşer yüreğe—bir deprem gibi. Gözler tayin eder kaç şiddetinde, Bedende tsunami, yürekte poyraz eser. Yıldırım gibi düşer kalbe sevda, Kramplar girer yüreğe, parmaklar karıncalanır. Bedeni sardı mı aşk, alevler sarar her yanı, Bacası yoktur ki dumanı tutsun. Oysa bacası olsaydı aşkın, Bedeni saran ateş herkesin malumu olurdu. Aşk, iki yürekte yaşanır sessizce, Sakın ola aşkta renk arama—çünkü aşk tüm renklerin toplamıdır. Yürekte kızıl bir ateş, Gözlerde yıldızların parıltısıdır. Bir annenin rahmine düşmüş cenin gibidir aşk, Sevgiyle beslenir, büyür umutla. Yaşanılan, tarifsiz ve anlamlı bir sevgidir o. Aşk, şafak vaktinde doğan kızıl güneştir. Güneşin pencereden içeriye yansımasıdır, Ruhumdaki eşsiz güzelliğindir aşk. Aşk pınarında akan su, Gözeneklerimde hayat bulan duadır.
XwendinEğer senin uğruna Savaşmaktan vazgeçiyorsam, Yorgun düştüysem, İnan, bu güçsüzlüğümden değil. Uğrunda savaşacak ne sevgi Ne de sevda bıraktın—yok ettin. Haklı sebeplerim var, yüreğime inat, İçimdeki sana olan yangına rağmen... İşte gidiyorum, ardıma bakmadan, Yaralı yüreğimi alıp gidiyorum. Sırtıma saplanan onca hançerle, Kırılan umutlarımı da alıp gidiyorum. Sevmek emek ister... Alnında süzülen ter damlasıdır sevda. İki dudak arasına düşen Bir sözcük değildir sevgi... Seveceksen yürekten seveceksin, Ve yalansız—gerisi aldatmacadır. Git benden, yalanlarını da al götür. Ben bir çocuğun bakışlarındaki Masumiyetle sevdim seni. Aşk, masum bir çocuğun yüreğidir. Ben aşkı annemin bakışlarında öğrendim, Leyla’nın Mecnun’a, Ferhat’ın Şirin’e Yazdığı masal kitaplarında tanıdım aşkı. Ben aşkı yüreğimde besledim, Sevgiyle, emekle büyüttüm onu. Ama şimdi... Yüreğimdeki mor menekşeler soldu.
XwendinMevsim sonbahar, ılık ve nemli, Düştü mü sevda bir kere yüreğe, Bir de aylardan Eylül ise sevgilim, Toprak cömert olur, sıkı sıkı sarar. Filiz filiz olur, baharı müjdeler, Yüreklerde sevda kabuğuna sığmaz. Bir türkü söyle sevgilim, dilden dile, Makamı yüreğindeki ses olsun. Kulaktan kulağa bir seda aksın, Yüreğime sevda olup dolsun. Mısralarda aşk ve sevda yazılsın, Ne ayrılık ne hasret barınsın içinde. Sevgiyle harmanlanmış sözler olsun, Karanfilin güneşe aşkı gibi, Mor menekşenin suya özlemi gibi, Şair dizelerine çiçekler anlatsın aşkı. Yıldızların gökyüzüne, denizin mavisine aşkı, Toprağın suya olan özlemi yazılsın. Bizi, sevdamızı yazsın şairin kalemi, Masallarda anlatılan, yaşanmış aşklar gibi. Karanlık düşmesin gülüşlerine sevgilim, Gözlerine yaş değil yıldız düşsün. Yüreğine hüzün değil aşk dolsun, Özledim seni, yüreğimdeki sevdamla. Yüreğime hüzün düşmeden, Ruhumu karalar sarmadan, Dön gel artık sevgilim, Gayrı yüreğimdeki sevdayla beklerim seni.
XwendinMevsimin gülü, gönlümün sevdası; Kasım sabahında şehir üşüdü. Sokaklar sustu, yağmur konuştu, kasımpatı kokusu karıştı yağmura. Sokak lambası yorgun, titrek ve sönük; yolunu mu kaybettin, güzel? Hangi rüzgâr savurdu seni kasımda; saçların ıslak, kasım gibi soluk. Saçının yanına bir beyaz kasımpatı; yeşil paltonda titreyen narin bedenin. Yağmurdan sonra gökkuşağı mısın; sessiz gözlerim kaç tur attı peşinden. Adım atmaya dizlerimde fer yok; kaç kez sözlendim, dilim lâl oldu. Bir bakışın içimde şimşek çaktı, ne çok soru düştü aklıma o anda. Titredi dudaklarım—haykıramadım; bildin mi, yabancı diyarların gülü? Toprağın yağmura aşkını bilirsin, günebakanın güneşe sevdasını da. Şairim, yüreğine düşen: seni anlatmak; kasım soğuğu sinmeden cümlelere, yağmur süpürmeden bize yazılan şiiri— mevsimin rengi, gönlümün sevdası diye. Şimdi elimi tut, ısınsın şehir; kasımpatı kadar dirençli olsun kalbimiz. Kasım geçer, kokun kalır üzerimde. Ali Baba der ki: Adınla ısınır içim.
XwendinGözlerde parlayan özgürlüğün ışığı, aşkın ateşi yürekte yanar. Doğanın kucağında, serin bir rüzgârla baharat kokuları göğe karışır. Zeytin ağaçlarının gölgesinde sevda; her adımda çiçekler açar yollar. Kırlangıçların şarkısında hürriyet, sedir dalları usulca bizi sarar. Karanfil kokulu rüzgârın tatlı dokunuşu, kırmızı biberin acısıyla canlanır ruhlar. Tarçınla tatlanır aşkımızın yolu, defne yaprağıyla süslenir umutlar. Zeytin dalı barışın dilidir, kökleri taşın hafızasında derindir. Kırdıkça zeytini, böleriz ekmeği— tuz, yağ, gülüş… sofrada çoğalır ömrümüz. Akşam iner; yapraktan yıldız süzülür, ay denize ince bir yağ sürer. Gölge uzar, korkular kısalır, adını fısıldarım—gece genişler. Bir bahar sabahında, doğayla el ele: özgürlüğün, aşkın, baharatın kokusu… Sonsuz mavilikte yüzerken hayaller, sevda denizinde buluruz kendimizi.
XwendinBugün çok yalnızım seni düşlerken; Kafesteki bir serçe kadar ürkek, Anneden koparılmış masum bir çocuk kadar ağlamaklıyım. Ağzından memesi çekilmiş bir bebek gibi Hırçın ve öfkeliyim; Öfkeliyim yalnızlığıma, Güneş doğmayan karanlığıma. Aydınlık arıyorum—bir tek ışık, Bir umut yeşerir mi yeniden içimde? Yalnızlık, barbar bir düzen kadar zalim; Küf kokan bir hücre kadar acısın. Sonu görünmeyen bir tünel gibi telaşlısın; Yıldızlara kollarımı açtım bu gece, Bir dilek tuttum—içinde sen ve ben. Tez vakit ola sevgilim, Bu beden toprağa yar olmadan— Yalnızlığıma şafak gibi doğ. Özledim gülen gözlerini sevgilim, Sevgiyle bakan yıldız bakışlım. Sılada sevda hasreti yokluğunda Yüreğime ok gibi bir hüzün saplandı. Bağrımı açtım güneşe karşı, Seni ve sevdamızı anlattım çıplak bedenle. Sevgilim… sensiz geçen her anım Yaşanmamış zamana döndü. Öpüşmelerin kaldı gecelerimde; Zifiri karanlıklar içinde Ruhum eksik yokluğunda.
XwendinÇoban oldum, düştüm dağlara Kavalımda aşkın ezgisi yankılanır Sevda türküleri dolsun vadilere Dağdan dağa sevda köprüsü kurulsun Harput’a yol almış gönül gözüm Gönlüme sevda düştü, engel tanımaz Güneşe boy vermiş gülüşlerinde aşk Gözlerinde yıldızlar, geceme umut Maviye düşlerimdeki kadınım Gönlümdeki sana vurgunum Ruhumu saran sevdana hapsolan ben Sol yanım yangınlarda, sana sevdam Ararsan beni Hazar Baba Dağı’ndayım Rengârenk fistanını giy de gel kadınım Taranmış kömür karası saçların İki örgüye mavi ve beyaz kelebek takmışsın Yaylalarda yankılanır adın Kavalımda her ezgi sana çıkar Bir bakışınla yeşerir bozkır Bir gülüşünle dağlar bile susar Ey mavi düşüm, yüreğimin kadını Seninle başlar sabah, seninle diner gece Bir türkü gibi içime işleyen sevdan Ben seni dağlarda değil, yüreğimde beklerim
XwendinSeninle ilk dansımızı hatırlıyorum sevgilim, Yokluğunda ruhumda bir yangın başladı. Dün gece öyle bir umutsuzluk sardı ki beni, Sılada kayboldum, sensizliğin ortasında. Bilinmez diyarlarda garip ve perişan, Dağınık bir hâlde sürüklendim içime. Gönlüm, bırak peşimi artık, yoruldum, Ben sana yetemedim, sen yalana kandın. Sen bana hep acı verdin, gönlüm, Bırak artık, senin elinde tükendim. Seni düşlerken mavili fistanla, Deniz mavisiyle bütünleşen hayalinle. Rüyamda seni mavi bir atın üstünde gördüm, Koynunda kızıl tonlarında bir ay, Gözlerinde yıldızlar uçuşuyordu, Gönlüm dönüp bir kez daha bakmak ister sana. İnce ve masmavi bir elbise içinde, Issız bir dağın tepesinde duruyordun. Rüzgâr soldan esiyordu, poyraz poyraz, Saçlarında iki örgü, basenlerinde kekik kokusu. Sende kekik, bende iğde kokusu, Tenlerimizde harmanlanmış bir sevda. Asi ve özgür olsun bu aşk, Dağların, rüzgârların tanıdığı bir sevda.
XwendinMavi olmalı düşlerimiz gecenin ayazında, şafakta kızıl doğmalı umutlarımız. Doğan güneşe dansa tutuşmalı yüreklerimiz, poyraza salmalı hoyratça ten kokunu. Denizin mavi sularına sevdanı salmalı, umutların sandal, hayallerin kürek çekmeli. Bir avuç toprakta papatya aşk olmalı, yüreklerde sevda boy vermeli aşk tadında. Mavi düşmeli cemre misali toprağa, kah denize, kah gökyüzüne… Her yer maviye çalsın aşk tadında, gözlerine yıldızlar aksın; aşk olmalı. Koynuna düşmeli mavi geceler, ay düşer gibi düşmeli koynuna. Yüreğine düşen güneş de aşkı kuşanmalı, saçlarına konan mavi kelebek olmalı. Bahar yağmurlarında ıslanmalı tenin, nehirler gibi çağlamalı yüreklerde sevda. Yonca yapraklarında aşk tomurcuklanmalı, sevda korlaşmalı yüreklerde alev alev. Mavi bir kentin dar sokaklarında izini sürmeli çocukça gülüşlerin. Her köşe başında adının sesi yankılanmalı, yorgun avuçlarımıza umut düşmeli yeniden. Bir gün rüzgâr dinecek, gece hafifleyecek, mavi düşler saracak uykusuz gözlerimizi. Biz, aynı göğün altında usulca susarken, aşk, adını fısıldayacak kalbimizin en derin yerine.
XwendinBakışlarında kaldı gönül gözüm, çözüldü yüreğim bu güzel bakışına. Bilmem, kaç kalibrelik bir kurşun yüreğime düşen seni kime sorayım? Seni kime sual edeyim şimdi? Kervan kuşanmış, aşka yol alır. Gün doğmayan bu kentte güneş misin, ay mısın; aydınlık oldun. Yoksa yağmurdan sonra açan güneş misin? Yasak koymuştum bir daha sevmemeye; yağmurlu bir günde mahzun bakışında kaldım, ıslak tenini saran rüzgâr ben olaydım. Unuttuğum gülmeyi seninle güleyim; öyle güzelsin ki, yüreğime oturdun. Tükenen sevda umudum, gülüşlerinde yeniden filizlenir, sen sevda ol, sar üşüyen ruhumu. Mavi düşler vatanımız olsun; saçlarında süzülür usul usul yağmur, dudaklarında buhar güneşe yol alır. Sen bu şehre hangi rüzgâr savurdu? Gel, sığınalım aynı göğün altına; paylaşalım bu kentin yalnızlığını. Bir fincan yoksul geceden koyalım, mavi düşlerde büyüsün sevdamız.
XwendinAşkın reçetesi yoktur ki Sevda düştü mü yüreğe, Kramplar sarar içerden, Alev alev yanar beden. Bacası yok ki duman tutsun, Tütseydi dumanı bacadan, Anlardı herkes bu yangını— Aşk, gizli kalır iki candan. Yürekten yüreğe uzanır, Adı konmaz, tarifi yoktur. Anlamdır, özdür, sessiz dua, İki gözde yankı bulan sevda. Her şafak vakti sevgilim, Güneş dolarken odaya, Yanımda senin nefesin, Yanaklarımda sıcaklığın. Bir saç teli alnımda, Kokunla dolu duvarlarım. Ruhumdaki eşsizliğinle Kelimeler yetersiz kalır, sevgilim. Yoksun belki yanımda, Ama her an seninleyim. Günümde sen, gecemde sen— Düşlerim seninle örülür. Hayal kurarken içinde sen, Umudumda, dualarımda sen. Birlikte yaşarız zamanı Kalbimin derinliklerinde.
XwendinKalk gidelim, gönül; sığmadık gurbete, kış düşmeden şafağa gidelim. Kasım yolu yarıladı, topladı kalan sıcakları, zemheriye düşmeden, gönül, yol vakti. Uzak, çok uzaklarda olsa da aşk, umuda yelken aç, gönül, dirayetli ol. Gönül kapına gelmeyen varsa sen git; belki bir şafakta güneş bize de güler. Deniz, poyraz esip gürler dalga dalga, kâh kıyıyı döver, okşar en ince kumları. Benim gönlüme vuran dalga Rodos dalgasıydı; sende başlayan sızı içimde büyür durur. O malum vakitte gönlüme ateş yaktı, buğulandı gözlerim o benzersiz güzelliğe. Sahil yoncası gibi, sarı şapkasında kaldım; adını dalgalara fısıldadım usulca. Deniz mavisi ceketin, sarı fularınla girdin yüreğimin en ıssız kıyısına. Rüzgâr saçlarının arasından geçerken gurbet dağıldı, yerini sevda aldı. Kalk gidelim, gönül; bu kez dönmemek üzere, ne Rodos kalsın aramızda ne gurbet mesafesi. Bir küçük valize sığsın bütün yarım kalmışlıklar; güneş doğarken birlikte yürüyelim şafağa.
XwendinHavada aşkın kokusu var, soldukça seni bir nefeste… Mahzende yıllanmış şarabı içmiş gibi sarhoşum; yüreğimde kaç kalibre kurşunun izi var, kim bilir? Ne yürümeye hâlim var ne adım atmaya; sanki bütün denizler sustu bir anda. Al beni tenine, sende çelikleşeyim; yazılmamış aşk hikâyemiz seninle başlasın yeniden. Bir zaman dilimi çözülürse eğer, yüreğimin en sıcak köşesine yazacağım seni. Günebakan çiçeği güneşe aşkıyla eğilir ya— ben güzelliğinin yolunda toprak olurum. Gönlünde yazılmamış aşk olayım; gün suskun, zaman hoyrat. Bülbül dilim senin güzelliğine kilitlendi, kalbimdeki mevsimler birbiriyle karıştı. Toplayın bütün kalemleri, renkleri; ozanı, şairi, ressamı çağırın. Seni yazan bir kalem var mıdır ki hangi tuvale çizebilir seni bir ressam? Ozanın teli lal, tınısı suskun; alın beni gecenin koynuna. Susar mı yüreğime düşen yangın? Gözlerindeki gülüşe yıldızlar bile suskun. Gülen yanaklarına güller soldu; hangi renk, hangi kalem dokunabilir yüreğin yazdığı sevdaya? Öyle berrak ki bakışların—billur bir su gibi. Gözlerin topraktan taşan bir pınar, saçların Anadolu’nun barış rengi gibi, el değmemiş bir orman kadar gür. Seni anlatmaya alfabenin yetmediği yerdesin; hiçbir harf dokunamaz güzelliğinin tam yerine.
XwendinÇölün orta yerinde boy vermiş bir iğde ağacı, Başkaldırıdır suya, yağmura, çöle inat. Barbarlığa, yalana, çirkinliğe isyan, Kim bilir kaç sevdalıya kanat gerdi sessizce. Sürgün düşmüş aşkları sakladı gövdesinde, Ne sevişmeleri gördü, ne sarılmaları gizledi. Kaç kaçamak sevdayı bağrına bastı, Ne çok dilek dillendi, ne çok çaput bağlandı. Kavuşamayanların dilek ağacı oldu, Aşk, bedene başkaldırının en güzel hâli. Çölün ortasında bir ışık, yeşeren bir umut, Börte böceğe bile hayat sundu iğde ağacı. Adını koydular: Dilek — umutsuzluğa umut. Yeni baharlar gelsin, papatyalar yeşersin. Çöl bağ olsun, üzümler salkım salkım, Mahzenlerde kırmızı şarap galon galon dolsun. Sevda, şarap gibi katıksız ve özlü olsun, Yıllara yayılsın, yüreklerde derinleşsin. Aşk, mahzendeki şarap gibi yıllansın, Galon galon şarabını al mahzenden, sevgilim. Yaşlanalım Dilek ağacının gölgesinde, Sen şarabını yudumla, ben gözlerini. Sen aç kollarını, ben düşeyim koynuna, Sen şaraptan, ben ten kokundan sarhoş olayım. Diline dokunan şarabın ben olayım, İnci saçlarına papatyadan taç öreyim. Lalelerden koynuna kolye yapayım, Elindeki galon şarabı yudumla, ben gözlerini. Kadınım ol, ben yüreğinde aşkı büyüteyim.
Xwendinİsyan eyleme gönlüm, Kalmadı hakkın, hukukun gurbette. Ne sevdiklerin var, ne sevenlerin, Kala kaldım ben, kendimle baş başa. Dört mevsimde üşüdüm, hâlâ üşüyorum, Gönlüm, güneş bile zalim burada. Gurbette bedenimi ısıtmadı hiç, Gece bir başka, gündüz bir başka üşüyorum. Çobanın kavalı, çöpçünün yanık türküsü, Utangaç bakışlı ırgat kızı, Kürt kadının ağıdı, Egeli kızın aşk şarkısı yankılanır içimde. Fabrikada tezgâh başında aşkla bakışanlar, İşportacının ekmek kavgası, Maydanoz satan ak saçlı ana, Kravatlı limon satan öğretmen… Yaz gönlüm, özlemlerin hepsini alt alta. Ne severdim yağmurda ıslanmayı, Ama gurbette yağmur yüreğimi acıtıyor. Yağmurdan sonra toprakta ana kokusu ararım. En yüksek dağlara doğan gökkuşağı, Gecesi ayrı, gündüzü ayrı güzel memleketim. Koyma beni gurbet diyarında çaresiz, Yalnız kalmasın gönlüm, dön memleketime.
XwendinBugün derin düşlere daldım, Yokluğunda kayboldum sevgilim. Hayaline daldım, dipsiz bir kuyu misali, Boğuluyorum—sen benim nefesimsin. Sen, okuduğum kitap sayfalarında, Dinlediğim şarkı sözlerinde, Seyre daldığım bulutlarda, Yudumladığım kahvenin tatlısıydın. Sen yoksan yaşam kavgamda, Ben o vakit yenik düşerim, kadınım. Saksıdaki çiçeğimiz soldu yokluğunda, Duvardaki resmine gözlerim asılı kaldı. Yokluğunda aynaya bakamaz oldum, Aynam senin yıldızlı gözlerindi. Gün ikindiye devrildiğinde sevgilim, Sol yanıma sancılar düşer, alev alev yanar. Ağarma gün, geceye evrilme sakın, Odam bir hücre, ben tutsak olurum. Zindan kokusu sarar dört duvarı, Gardiyanım olur gecenin sessizliği. Yokluğunda gökyüzü karardı, yıldızlar yok, Sensizliğe ürperti düşer yüreğime. Sol yanıma acılar iner yokluğunda, Yalnızlığıma kar altında kalmış bir serçe gibiyim.
XwendinBu gece meyhane meyhane dolaştım, Ne sarhoş olabildim, Ne de efkârı atabildim içimden. Kemancı, yüreğimi çiziyorsun her ezgide, Vur darbukacı, dağıtayım efkârı. Bu gece ne yaşandıysa, Sırrımız olsun kırılan dökülen. Hıçkıra hıçkıra ağladığımı, Kimseler bilmesin özlediğimi, Onun için ağladığımı, unutamadığımı... Meyhaneci... Kırdıysam, döktüysem affola. Doldur kadehimi, kırmızı olsun, Boş kalmasın elimde, Bir türkü çal bağlamacı—ayrılık geçmesin içinde. Hüzünlü olsun, ağlayayım, Varsın ağlatsın sazın telleri. Dökülen gözyaşlarım olsun, Ama kırılan yürekler olmasın. Zordur onarması, hele kırdığın sevdiğinse. Gece bitiyor, yıldızlar vedaya hazırlanıyor. Meyhaneci... Siparişimi al gün başlarken: Bir kırmızı şarap şişesi, Mezesi türkü ve şiir—ayrılık olmasın içinde. Hele yalan hiç olmasın, Katıksız sevgi garinatörü olsun. Ayrılıksız bir sevda olsun bu gece. Kemancı Şendur... Sen çaldıkça yüreğime jilet sürülmüş gibi yanıyor. Yüreğim, avcının kurşunu gibi sızlıyor. Yaralıyım, acılar içindeyim, Sürüsünden koparılmış bir ceylan gibiyim
XwendinEy hayat... Sen harman yeri, ben hasatın. Beni mi buldun bir tek öğütmeye? Kesme nefesimi, takatsız koyma, Uzak git—bırak beni bana, hayat. Öğüttün beni, toz eyledin, Binbir parçaya böldün ruhumu. Kırıntı kırıntı ezdin içimi, Paramparça ettin yüreğimi. Koydun kalbura, zevkince eledin, Hayat, bırak beni kalan tortularla. Umutları büyüteyim yeni bir kavgaya, Kirlenmemiş aşklara kulaç atayım. Toza dönüştürdün ömrümü, Esen yellerle savruldum. Toz bulutu oldum, dağlara dağıldım, Her bir parçamı bir yerlere attın. Bırak, dokunma kalanlarımla yaşayım. Eledin çocukluğumu mu? Öğüttün gençliğimi mi? Kalanımla kalayım, dokunma bana hayat. Gücüm kalmadı bu eziyete, Öylesine yorgunum ki. Ruhuma acılar düşmüş, Yüreğim sevda kavgasına tutuşmuş. Ben beni toplamaya takatim kalmadı. Dost bildiklerim harman yeri, Keyfince öğüttüler beni. Yüreğime güvendim—o da yanılttı beni. Onca ömür, onca emekle... Besledim seni yüreğimde, Papatyalarla, mor menekşelerle büyüttüm. Bir tek sana açtım içimi. Güvendim yüreğimdeki aşka, Umutlarımı büyüttüm—sen tükettin. Bu dünyanın yükünü bir ben mi omuzladım? Çek elini hayat—umutlarım diri kalsın.
XwendinUzaklarda durup seyretme beni, çık gel beri ki gül yüzünü göreyim. Yüreğime dokunan o seni göreyim; gezdim âlemi, seni anlatan çiçek görmedim. Güneşe döndüm, gül yüzünü gördüm; yıldızlara sordum, gözlerini gördüm. Yürüdüm yalınayak cemalin şafağına, döndüm toprağa, ten kokunu soludum. Kadınım, cihan sende; sen cihanda, çaldım gönül kapını, yüreğim türabın olayım. Aşkımla geldim, sevginle büyüt, cihana sevda eyle; Haq, Haq ola; yekpâre canında can olayım. Gönül deryanda muhabbetin aşk olayım, baktım dünyanın penceresinden sana. Göçüp gitmeden göster gül cemalini, geçen mevsimler ömrümü alıp götürdü… Diz çöktüm eşiğine, niyaz ile geldim, yaralı yüreğimi avuçlarına serdim. Bir kelâmınla dirilir bu ten, bu can; sensiz her nefeste biraz daha eridim. Gözlerim akan nehir gibi çağlar, susuz kaldı yüreğim, çöl olmadan gel. Bahar ol da gel, yüreğinde çağlayayım; rüyalarıma değil, cemalini al da gel… Cemaline cemal olup eriyeyim nurunda, ne ayrılık kalsın, ne hicran yurdunda. Haq şahid olsun bu yanık duama; sen bende, ben sende kaybolayım -sırlaşalım.
XwendinKayıp giden gençliğimi kimden sorayım? Ne çok birikmiş içimde yarım kalmış hayallerim. Gel, otur yanıma; usulca sokulayım düşlerine, harmanlayalım senin düşlerini benim hayallerimle. Hayalimde büyüttüğüm sevdayı ben anlatayım, sen çiz resmini. Yaşayamadım seni sevda gibi, aşk tadında; hayat, bana hiç mi acıman olmadı? Yaban ellere düştüm, kayboldum; sıla soğuk. Öksüz kaldım yokluğuna, dost diyemedim acına. Sözü yalan, özü yaban olan dost olur mu? Ben senden kaçtıkça üzerime geldin hayat. Baharımı benden çaldılar, yağmursuz kaldım. Yaz mevsimi istedim, “yok” dediler. Sonbahara razı geldi gönlüm, o da gelmedi; sana kaldım kış mevsimi—misafirin olayım. Sende kalıcı değilim, umut yolcusuyum; gönlüm çorak toprak gibi kurumadan yağmur ol, yeşert içimdeki sevdayı; hayalimde değil, düşlerimdeki kadınım ol. Seni gönlüme Anadolu kilimi gibi dokudum; motif motif işledim her bir cümleni. Sarı, yeşil, kırmızı bir bağ ördüm alnına; papatyadan bir taç yaptım—kurumadan gel. Dağları mesken tuttum, gönlümün kadını; hayallerimden çık, gerçeğim ol da gel. Bir çam kozalağında ateş yaktım; alevler gökyüzüne yükseldi, kelebekler dansa durdu.
XwendinGüneşi evrene tanrı bildik, Ne yerde ne gökte aradık. Başka evrende tanrı arama, Ne Mekke’de ne Kudüs’te gönülde baktık. Her neyi ararsan, kendinde bulduk, Haq hakikatti, nurunda gördük. Nefes eyledik o yolda, Sevgiyle yürüdük şafakta cemaline. Her karanlığın ardında nurunu gördük, Kızıl doğum sancısında aydınlandık. Doğdum doğuda, sıcaklığımı veren sen, Gönlüme düşen, senin ışığın. Börtü böceğe can veren, Ağaca, bitkiye, çiçeğe hayat sunan, Kâinatın aynası bildik seni Güneş, İnsanı topraktan yarattın, can verdin. İnsana, hakikate gönül verdik, Kutsal eyledik sol yanı, cana can eyledik. Gönül gönüle niyaz eyledik Haq yolunda, Musahip olduk, bir kefene girdik can cana. Hakikatli insan, inci gibi pas tutmaz, Gerçek dost, çelik gibi gözleri parlar. Yüreğinden başka sermayesi olmayan, Sualsız, katıksız gönülle yürür Aşk ola.
XwendinBen insanım, insan biziz, kadınım, erkeğim—ben insanım. Doğarız bir kadından, her birimiz çıplak geliriz dünyaya. Haberci önce “bebek” der; erkek mi, kadın mı, sonra söylenir adı. Ben insanım, insan benim; “eksik etek” bunun neresinde? Kadın da, erkek de çıplak doğar ve doğduğu gibi toprağa düşer çıplak. Kimi ana olur, kimi baba— hangi noktasında eksik bu varlık? Kadınım, anayım, eşim, sevgiliyim; ben hayatım, hayat benim. Ben canım, can verenim; ben toprak—toprak anayım. Bin bir bitkide yeşerir canım; kadınla erkeğin yoktur birbirinden farkı. Ben insanım, insan biziz; aşk ile can ola, can ile aşk ola. Yürekte sevda, gözde umut, dilde barış ola. Ne cinsiyetle biçilir değer, ne bedenle tartılır insanlık; insan yüreğiyle yaşar, sevgisiyle büyür, merhametiyle çoğalır— insan insana tutununca tamam olur. Ey hayat, duy sesimizi: biz biriz, biz eşitiz. Kadın da, erkek de aynı yağmurda ıslanır, aynı ekmeği bölüşür, aynı sevdayla yanar içten içe. Ve bil ki, ilk adım kadının rahminde atılır hayata; erkek de, kadın da aynı kapıdan geçer dünyaya. İnsan olan bilir: ne bir adım geridir kadın, ne gölgedir..insanın kendisidir, insanlığın ilk ışığıdır.
XwendinSaklı bir kent gibisin, kadınım; sana ulaşmak, sevmeyi bilmekten geçer. Dokunmak ve dokunabilmek sana, gönül kapını aralamaktan geçer. Ağır bir dille yazılmış kitap gibi, edebi bir şiir gibi dörtlüklere bölünmüşsün. Her bir mısrada yeniden dile söz gerek, sevgi yağmuruyla yıkanmak gerek. Seni anlamak ve anlatmak, kadınım, dünyanın en zor işi belki de. En güzel sevmeleri, en güzel sevişmeleri sen öğrettin kitaplara geçenlere. Şair sevgiyi ve aşkı senden öğrendi; dizelerine nakış işler gibi işledi. Hüzün dolu yüreğine ortak olmaya, gönül yolunda gönüldaşın olmaya… Lodosa siper, aşka liman olmaya yüreğinde sevda olmaya geldim. Sevda yolu sarptır, çetindir; incecik bir ipe tutunup tırmanmak gerek. Sen açtıkça sayfalarını bir bir, ben her satırında yeniden doğarım. Bir harfin dökülüşünde bile kaderimi seninle okurum. Bir gün kitapların toza bulanırsa, senin hikâyen yine yüreğimde tazedir. Çünkü bir ömür değil, bir ânlık bakışın bin ciltlik aşka bedeldir, kadınım.
XwendinSen çiçek ol, ben arı—konayım özüne, dilinde süzülen bala petek olayım. Gözlerindeki yıldızlara mavi olayım, özüne yâren, canına candaş olayım. Sen gönül bağım, ben muhabbetin; sen bahar ol, ben yağmur olayım. Saçlarına düşeyim ince ince, ıslatayım, sal saçlarını, omzundan süzülsün akşam. Yağmur damlası olup boynuna süzüleyim, sırtın koynuma, göğsüne güneş düşsün. Saçlarındaki nem bahar kokarken, teninde sevda, gönlünde nefes olayım. Derin sevdalara dalalım yıldızlar altında, gecenin ılık, nemli havasına sal bedenini. Usulca, ürkek bir tay gibi titrese tenimiz, yıldızların denizle öpüştüğü gibi sevişelim. Arının binbir çiçekle seviştiği gibi göz göze gelsin sözlerimiz, sözümüz sevişsin. Sen kitabem ol, ben okurun olayım; her satırında yeniden doğsun sevdamız. Kalk sevgilim, yıldızları uğurlama vaktidir; şafağın eşiğinde el ele duralım. Gün doğarken gölge değil, ışık olalım; adımız “aşk” kalsın geride, biz birbirimize yazılalım.
XwendinÇalayım kapını bir seher vaktinde, gülen gözlerini göreyim istedim. Sana geldim, sevgilim, haykırışlarımla; sözüm sana, sevda sözü olsun. Hileye, yalana değil, insana geldim; uzun ve çetin yollardan geldim. Soluklanayım gül cemalinde, kilim desenli fistanını giy de gel. Anadolu renklerin toplamı fistanında, boynunda fuların deniz mavisi. Âşıklar çeşmesine çık da gel sevgilim, avuçlarınla su doldur da ver, içeyim. Özüm özüne, gönlüm gönlüne türab; aşkına düştüm yollara, kaç zaman geçti. Ben beni özünde buldum, sevgilim; aç fistanın üç düğmesini, özünde kalayım. İki dut ağacının arasına oturalım, sen dut ye, ben seni seyreyleyim. Morlaşan dudaklarınla sevişeyim; toprak minder, yıldızlar yorganımız olsun. Ruhum özünle yıldızlara karıştı; kuzeyden rüzgâr, güneyden poyraz. Sevdamız kasırga olsun dört bir diyara, papatya tomurcuğunda, yonca yapraklarında. Fistanının etekleri rüzgârla dalgalansın, Anadolu’nun tüm yolları sende birleşsin. Her ilmeğinde bir türkü, bir ağıt saklı; ben dizlerinde dinleneyim, gece güneşe dönüşsün. Bir gün ömrümüz de kilim gibi serilir toprağa; renkler solar ama sevdamız kalır. Sen yine o fistanı giy, ben yine kapını çalayım; dünya dursa da biz birbirimize varırız, sevgilim.
XwendinBugün kapını çaldım, aç da gireyim içeri, koyma beni sılanın kapı eşiğinde. Nafile… Ne açılan bir kapı, ne “gel” diyen bir ses var beklerken. Komşuna sordum: “Göçtüler, bekleme,” dedi, yüreğime sıkılmış kurşun gibi yıkıldım yere. Öyle çaresiz, öyle çözümsüzüm ki canım, sana bir daha kavuşamaman anlatılır gibi değil. Yüreğimdeki ateş söndü sandım, yalanmış gülüm; ortak hayallerimiz, kurduğumuz düşler yarım kaldı. Bir yıldızdın içimde, kayıp gittiğin o güne dek; sensiz kalan düşleri neyleyeyim şimdi ben? Yan yana geldiğimizde çocukça oyunlar kurardık, birlikte gökyüzünü seyreder, yıldızları sayardık. Tırmanırdık şeftali ağacına, dal dal meyve toplardık; bir seferinde bekçiye yakalandık, tutamadık kahkahayı. Elinde kızıl ağaçtan bir değnek vardı bekçi amcanın; sen eteğine, ben gömleğime doldurduğum şeftalileri yere saçtım, o kulaklarımızdan tutup silkelerken. Şimdi bütün bunlar da mı yalan, sen ve ben yok muyuz artık? Mahallemiz dağın yamacına kurulmuş gecekondulardan, yolu, suyu yok—ortasında bir çeşme. Akşamüstü süslenen genç kızlar, delikanlılar metrelerce uzayan su kuyruğunda buluşurdu. Kuyruktan memnun olanlar da vardı, mesela ben; sevgilimi biraz daha görmek için, dokunmasam da uzaktan. Alüminyum helkeler sıra sıra dizilir, dolmayı beklerdi, helkesini doldurup dönen kadınların yüzü yorgundu. On iki saat ırgatlık yapan kadınlar, bir de su kuyruğuyla iki kat yorulurdu. Zaman zaman kavga çıkardı, ayırmak zordu; evlerden yine o tanıdık koku yayılırdı: kavrulan soğan. Şafak vaktinde çalan çalar saatin sesiyle bir bir yanardı evlerin ışıkları. Usulca açılırdı kapılar, bakkal yoluna düşerdi kadınlar, çocuklar, sıcak somun kuyruğunda. Olmazsa olmazdı margarin yağı, iki yüz gram zeytin, iki yüz gram beyaz peynir… Yedi kişilik aile, iki küçük odada siyah-beyaz televizyonun karşısında yorulurdu. Kamburu çıkmış kadınlar, erkekler; ırgattı, hamaldı, fabrikada işçiydi hepsi. Zarif, ince boylu, saçları örgülü sarışın sevgilim ise ela gözleriyle içime bakardı. Yapmazdım sabah kahvaltısını çoğu zaman, tren saatini kaçırmayayım diye. Her sabah başka bir heyecan, başka bir duygu; yüreğim ateş topu, elim ayağım yangın yeriydi. Sevda düştü yüreğime; Lokman Hekim bulamazdı derdime derman. Nafile… Ateş doldu gözlerime, gözyaşlarım sel oldu aktı yüreğime. Sensiz kendi yaramı saramam gülüm, benim yaram sevda yarası. Sevgilim, sevdan kızıl güneş gibi düştü yüreğime; bazen dolunaya döner, buz keser, kristallenir. Yine de sözüm olsun sana: kırlarda düğünümüz kurulacak, halayımız çekilecek. Rengârenk kır çiçeklerinden taçlar yapacağım sana, sen benim kıraliçemsin, ben de yüreğinin sılada kalan sürgünü
XwendinSaat altı kırk beş; sabırsızlık çökmüş kalbime, mimikler gözlerimden taşıp yola hükmeder. Ellerim ter içinde, kah cebimde kah koynumda; saat yıl gibi ağır, dakikalar kalbimi tırmalar. Bu ne sabırsızlık, sanki şehir üstüme yıkılmış, tren garı başlı başına bir telaş, bir kargaşa. Trenler bir bir akıyor rayların içinden, sanki hepsi yüreğime giriyor tek tek. “Gel, kırmızı tren, sevdiğimi getir,” diyorum içimden; avuçlarımda terli bir umut var. Seni mavi düşlerde büyüttüm, sevdam; rüzgâra savrulan saçlarına maviler giydirdim. Eteklerin rüzgâra yelken açmış, koşarken savrulur düşlerim koynuna. Koynuna düşen hayallerim “biz” olsun isterim, aynı vagonda, aynı koltukta yan yana. Kaç kalemin mürekkebi bitti adını yazarken, yazamadım tam olarak seni, sevgili kadınım. Tren garında beklerken seni kalbim göğüs kafesime sığmadı hiç. Gökyüzüne savurdum içimi, şiirler yağmur oldu, düştü gönüllere, gözlerimde özlemin kaldı. Garda yankılandı kırmızı trenin düdüğü, nefesim kesildi, sıcak ter içinde kaldı bedenim. Bir çığlık koptu içimden: “Buradayım!” O an açıldı kapılar, insanlar taştı perona. Kalabalığın içinden mavi pardesü göründü; saçların, rüzgâra karşı bildik bir isyan gibi. Göz göze geldiğimiz an durdu bütün trenler, raylar sustu, gar derin bir sessizliğe gömüldü. Sen yürüdün bana doğru, ben kımıldayamadım; yüreğim çoktan koşmuştu, bedenim peşinden geldi. Elin elimde; yılların sürgünü iki yürek kavuştuk kırmızı trenin gölgesinde. Bu gar, bu saat, bu kırmızı tren bilsin: sen geldiğin gün, aşk yerleşti yüreğime. Bilsin takvimler, istasyon anlasın; her sabahın altı kırk beşinde bir adamın kalbi yeniden çarpar, kırmızı trenle gelen o kadına…
XwendinÇölün orta yerinde boy vermiş bir iğde ağacı, Başkaldırıdır suya, yağmura, çöle inat. Barbarlığa, yalana, çirkinliğe isyan, Kim bilir kaç sevdalıya kanat gerdi sessizce. Sürgün düşmüş aşkları sakladı gövdesinde, Ne sevişmeleri gördü, ne sarılmaları gizledi. Kaç kaçamak sevdayı bağrına bastı, Ne çok dilek dillendi, ne çok çaput bağlandı. Kavuşamayanların dilek ağacı oldu, Aşk, bedene başkaldırının en güzel hâli. Çölün ortasında bir ışık, yeşeren bir umut, Börte böceğe bile hayat sundu iğde ağacı. Adını koydular: Dilek umutsuzluğa umut. Yeni baharlar gelsin, papatyalar yeşersin. Çöl bağ olsun, üzümler salkım salkım, Mahzenlerde kırmızı şarap galon galon dolsun. Sevda, şarap gibi katıksız ve özlü olsun, Yıllara yayılsın, yüreklerde derinleşsin. Aşk, mahzendeki şarap gibi yıllansın, Galon galon şarabını al mahzenden, sevgilim. Yaşlanalım Dilek ağacının gölgesinde, Sen şarabını yudumla, ben gözlerini. Sen aç kollarını, ben düşeyim koynuna, Sen şaraptan, ben ten kokundan sarhoş olayım. Diline dokunan şarabın ben olayım, İnci saçlarına papatyadan taç öreyim. Lalelerden koynuna kolye yapayım, Elindeki galon şarabı yudumla, ben gözlerini. Kadınım ol, ben yüreğinde aşkı büyüteyim.
XwendinKasımın soğuğunda açtın gönlüme, solmuş günlerin ortasında taze bir nefes. Yaprakların titrerken usulca dokunuşunla, her bir yaprağındaki ayrı renk dokundu yüreğime. Elin değdiğinde serinler akşam; ıslak toprakla karışır reyhan kokusu. Mor kasımpatı gibi durur adın, gökyüzünde sönmeyen bir ışık gibi. Rüzgâr üfler, poyraz yürür üstümüzden; sen, susmayan cümlesin dudaklarımda. Her bir yaprağın, kat kat sır gibi, siper olur üşüyen kalbime karşı. Bakışın değdi mi çoğalır renkler; beyazın bembeyaz, geceye ışık. Kulağıma eğilen en ince rüzgâr “geç geldim,” der, “ama dönmedim hiç.” Teninin kokusu yağmur sonrasıdır; yanımda titrer nazlı bir kırlangıç. Dizlerin kıyım, ellerin kıyı, dalga dalga vurur içime aşkın. Adını içime kat kat işledim; her harfi tutuşur, geceyi deler. Kasımpatı gibi direnen kalbim, kışın ortasında yine yaza döner. Gel, üşüyen omzuma baharı serp; nefesin göğsümde çiçek açsın. Sevgim ince bir su yolu gibi içimin en loş yerine değsin. Ve bil ki, ey güzel; bu sevda kasımpatı, soğuğa, rüzgâra, zamana direnir. Takvimlerden yıllar silinse de bir bir, adın kalbimin en taze yerinde açar.
XwendinBir güzel gördüm, yaslanmış nar ağacına; narlar çatlamış, dökülmüş dibine. Türküsünü söyler, yankısı vadiye savrulur; varıp sormak istedim: “Seni hangi rüzgâr, yoksa savuran sevda mı getirdi buraya?” Saçlarına dolaşmış nar çiçeği kırmızısı, yanaklarına vurmuş akşamın alacası. Gözleri, dallarından süzülen iki damla su; ne zaman baksam çoğalır içimde susuzluk, dudaklarında yarım kalmış bir gülüş uyur. Eteklerinin ucunda gezer serin bir rüzgâr, içimde biriken dumanı savurur uzaklara. Nar taneleri gibi dağılmış yıllarım yere; her tanede başka bir bekleyiş, başka bir yaram, bir ben toplamıyorum kendimi, kalıyorum öylece. Dedim ki: “Güzel, narlar gibi çatladı içim, döküldü dallarından çocukluk mevsimlerim. Sen hangi şarkının içinden yürüyüp geldin?” Sustu, sadece nar yaprakları kımıldadı; yüreğime düştü ismini bilmediğim bir sızı. Bilirim ki her nar tanesi saklar bir sır; kim bilir kaç sevdanın yeminine şahit bu ağaç. Sen de yaslanmışsın gövdesine, ben de yüreğine; birimiz dalında kalmış, birimiz dibine düşmüş, ikimiz de aynı türkünün içinde savrulmuşuz.
XwendinGönül, yola düşürdün yorgun bedenimi; dizlerime çöken gurbet ağır, ama sevdan hafifletir. İçimde yanan ateş, denizin ortasında bir ada gibi— her dalga kabardıkça sana yaklaşırım bilmeden. Seni sevdiğimi fısıldadım denizin tuzuna; martılar kanatlarına aldı adını, göğe savurdu. Pelikanlar döndü, kıyıya kondu—her biri bir işaret gibi; bir tek sen duymuyordun içimdeki çağrıyı. Zambaklar açtı kıyılarda, kokusu değdi tenime; ben sana yürüdükçe dünya beyazladı içimde. Gölgem uzadı ufka, senin gölgende kaybolmak için; çünkü bir güzelin adı, ışığı çoğaltan şeydir. Gel, diyordum içimden, “bir adım at, ben on adım gelirim”; avuçlarımın terinde biriken umudu görürdün. Ne çok çağırdım seni dalga dalga; her dalga bir harf oldu, her harf sana sürüldü. Gözlerin… işte anlatamadığım o uçurum; kıyıya vuran dalgadan daha güçlü çekiyor içimi. Kirpiklerinde bir doğuş, bakışlarında bir yeryüzü; ben o bakışlara her seferinde yeniden yaratılmış gibi düştüm. Saçların rüzgârda savrulunca, denizin üstüne düşen gölge gibi titredim. Saçlarının ucuna dokunsa rüzgâr, ben ürperirdim; teninin kokusu yağmur sonrası toprak gibiydi— içime çeke çeke büyüdüm sana. Sen yürüdüğünde deniz kıyıya yaslanırdı sanki; eteklerinin ucunda ıslanan kum, benim kalbim olurdu. Ayaklarının izi, kıyı boyunca uzayan bir cümle gibi; ben o cümleyi içimden bin kez tekrar ederdim: “Gel, sevgilim, gel…” Göğsüne yaslanmayı hayal ettim gecelerce; yüreğinin ritminde bulurum sandım kendimi. Tenin bir yaz ikindisinin serinliği; ellerin, tutuştuğum yerde beni yeniden büyüten ateş. Bilir misin sevdiğim, omzunun tam burasında insanın saçlarını koklayan bir rüzgâr yaşar. Ben o rüzgâra teslim oldum; boynunda bırakılan her nefes, içime bir mavi çizdi. Sen maviye gülümsedikçe ben sustum. Şimdi söyle bana: Bu kavuşmayı engelleyen mevsim mi, yol mu, mesafe mi? Ben yılmadım; ne yol bitti ne sevda. Zamanı durduramasam da sözlerimi ateşten döşedim yollara; ve bil ki, ben bu yola senin teninin kokusunda başlayan bahar için düştüm.
XwendinUsulca kuşandı gönlüm sevdayı; sana dair yıldızlar dizildi gözlerime. Gözlerimle değil, yüreğimle sevdim seni; yıldızlı gecede maviler kuşandım. Gökyüzüne yol almış çoktan yüreğimde taşıdığım o sevda. Sende kalan seni, bende büyüyen seni yıldızlarla döşedim karanlığa. Ay gülüşün kaldı bende; gece mağrur, ben sende kaldım. Hayalini yurt eyledim sualsız; liman bildim, sığındım hayaline. Martının kanadında savruldu hayallerim; mavi defterlere sana şiirler yazdım. Martı haykırdı gökyüzüne ismini, yüreğim yazdı seni nasıl sevdiğimi. Geleceksin diye kaldırdım bütün kilitleri, yıktım önüme kurulan kapıları. Gönül kapını çaldım; aşkla geldim, özümle, sözümle sana geldim. Bir tek gülüşüne bahar iner dünyaya. Sen çan çiçeği ol, ben arı olayım; sen kokunu sal, ben renginde kalayım. Maviler kuşan çan çiçeğim… ben seni kuşanıyım.
XwendinSenli geceleri arar gözlerim, sevdiğim; senden bana kalan tek hatırayla yaşıyorum. Her üşüdüğümde sızlar yüreğimin eski yarası; bende kalan anılara sarılıyorum sessizce. Güzel bakışlarının kurduğu hayallerde kaldım; gecelerin aydınlığını sende öğrendim. Göle düşen yıldızların parıltısı, kurbağaların sesi… gözlerindeki o ince fenerde saklandım ben. Gecenin keyifli gösterisini seninle seyreder, ten kokunda dem tutardı ruhum. Kurduğumuz hayalleri suya salar, şafakla birlikte yeniden doğardı tenlerimiz. Adlarımızı kazıdığımız söğüt kurumuş şimdi; o kaç geceyi sabaha erdirdi kim bilir. Söğüt saklardı sevişmelerimizi; her bir dalında ayrı bir anımız dururdu. Döndüm yine o söğüdün gölgesine gizlice; kabuğuna dokundum, elime sesin siner gibi. Rüzgâr yapraklarını savurdukça usulca, sanki kulağıma “döndüm” dedin, inanmak ister gibi. Yokluğunun ardından kayboldu izlerimiz; bende kalan ne varsa acıyla yanıyor içimde. Göle vardım: göl yok, su yok, bütün yüzey çamur… Bilemem, ömür yeter mi sana yeniden kavuşmaya.
XwendinSen giderken, ruhumu alıp götürdün; sevdamıza söylenen şarkı öksüz kaldı. Canımın yarısıydın, ey sevgilim, ellerim boşlukta kaldı, üşüyor yokluğuna. Gözlerin ruhumu yansıtan aynamdı, yokluğunda aynalara bakamaz oldum. Kırıldı içim, tuzla buz döküldü yere; paramparça içim, sessizlikte yankılandı. Sensiz uyanan sabahlar kış kesilir; odama çöken sessizlik zemheri kadar ağır. Boş yastığa yüzümü çeviririm hep, “Günaydın” derim—sesim duvarlara çarpar, döner. Parfüm kokun hâlâ yastığın beyazında; gülüşün duvarlarda asılı bir ışık. Sen yoksun artık; adın dolaşır duvar diplerinde, adımların yerine karanlık dolaşır şimdi. Her köşede bir anımız saklı durur; rüzgârda, perdede, kadehte sesin. Elimi uzatsam dokunacak gibiyim; ama uzandığım her yer boşluk kesilir. Gel sevgilim… varlığınla yeniden doğsun güneş, sensizliğin zinciri çözülsün ruhumdan. Ey gönlümün tek sevdası, sol yanım; dön ki bu aşk evrende yeniden nefes alsın. Bilirsin… bazı aşklar ölmez, sadece zamanın derinliğine saklanır. Sen bende öyle kaldın, ey sevdam— adın bir ateş, yokluğun karanlık.
XwendinSavruldum hain rüzgârlara, kapıldı gönlüm umutsuz fırtınalara. Lodos vurdu, ruhum alabora; kavruldu yüreğim sevda ateşinde. Tutuşturdun gönlümde üç mum; birini sensiz kalışıma yaktın, birini yıkılan hayallerime… Yıkma umutlarımı, mum gibi erimesin. Sensiz bırakıp hangi diyara kayboldun? Kasımda sevdaya düşmek zor, sararmış yapraklar gibi savrulur yüreğim; hayalden köprüler kurdum gökyüzüne. Çekme perdeyi, Kasım, yüreğim sızlar; ben sende düştüm sevdaya, ey Kasım. Sende yağmura döndü gözlerim, gökyüzünü gri bulutlar sardı. Kapatmayın maviyi; şiirler yazılsın, mavi temiz kalsın ki yazılsın sevdalar. Kurulur gönülden gönüle sevda köprüsü; Kasım, kal yanımda, savurma beni kışa. Zemherinin boranına koyma beni; mavi sayfalara yazdım “biz”i. Kışa inat çalar mı gönül kapımı aşk? Özümle, sözümle gönlüne geleyim. Kışın zemheri soğuğuna terk etme beni, dökme umutlarımı sararmış yapraklar gibi. Öyle bir yerdeyim ki: bir yanım özlem, öte yanım poyraza savrulmuş; sızlar ruhum…
XwendinSavruldum hain rüzgârlara, kapıldı gönlüm umutsuz fırtınalara. Lodos vurdu, ruhum alabora; kavruldu yüreğim sevda ateşinde. Tutuşturdun gönlümde üç mum; birini sensiz kalışıma yaktın, birini yıkılan hayallerime… Yıkma umutlarımı, mum gibi erimesin. Sensiz bırakıp hangi diyara kayboldun? Kasımda sevdaya düşmek zor, sararmış yapraklar gibi savrulur yüreğim; hayalden köprüler kurdum gökyüzüne. Çekme perdeyi, Kasım, yüreğim sızlar; ben sende düştüm sevdaya, ey Kasım. Sende yağmura döndü gözlerim, gökyüzünü gri bulutlar sardı. Kapatmayın maviyi; şiirler yazılsın, mavi temiz kalsın ki yazılsın sevdalar. Kurulur gönülden gönüle sevda köprüsü; Kasım, kal yanımda, savurma beni kışa. Zemherinin boranına koyma beni; mavi sayfalara yazdım “biz”i. Kışa inat çalar mı gönül kapımı aşk? Özümle, sözümle gönlüne geleyim. Kışın zemheri soğuğuna terk etme beni, dökme umutlarımı sararmış yapraklar gibi. Öyle bir yerdeyim ki: bir yanım özlem, öte yanım poyraza savrulmuş; sızlar ruhum…
XwendinRessamlar tuvali maviye boyadı, griye inat; çünkü gökyüzü bugün mavi değil, kırgın ve gri. Sanki bulutlar değil, ihanet çökmüş göğüme— oysa sen, mavi orkidem, benim kalbimde açan tek gerçek maviydin. Arzuhalimi yazdım mavi sayfalara; her harfinde senin sesin titredi. Mavi gözlerinde kaldım, bir yarım hikâye gibi, tamamlanmayı bekleyen bir ömür gibi. Anılarım, mavi denizlerin dalgasında kaldı; her geri çekilişte biraz daha eksildim. Kalbimde kapanmayan bir yara oldun; ne sızısı diner, ne izi silinir, hep aynı tazelikte acır yüreğim, aynı tazelikte sever. Sevdan içimde her seferinde yeniden doğardı; soğuğu eritip karanlığı dağıtırdı, gözlerimin içine bir bahar bırakırdı. Ben seni yalnız gözlerinle değil, sözünle, suskunluğunla, omzuna düşen ince bir saç teliyle yeniden ve yeniden severdim. Aşkın tarifi sensin, ey mavi orkidem; ten kokunda uyuyan yaz, ellerinde titreyen bir kırlangıç umut, adını andığımda bile yüreği alev alan bir çocuk saflığı… Ben seni, yağmurun maviye çaldığı akşamlarda, kumsalda dalga izlerinin silindiği sabahlarda, yıldızları göğsüne sığdıran seni sevdim. Sen, benim konuşmadığım yerde bile dünyamı maviye çeviren tek kadın oldun. Bir gülüşünle baharı getirdin yüreğime; bir bakışınla sular taşardı içimde. Benim bütün şiirlerimdeki mavi sensin, bütün rüzgârlarımda sen kokarsın, bütün yalnızlıkların da sen üşürsün. Gel şimdi, tuvalleri yeniden maviye boyayalım; denizi, göğü, düşleri maviye keselim. Ve bil ki, mavi orkidem, aşk dediğin şey, adın dudaklarıma dokunduğunda yüreğime bir sızı düşer
XwendinElimde kalan bir tek kırık resmin Unutmadığım asil ve asi duruşum Anadolu'nun bütün renkleri özünde Dağların dili, sevginin pınarı. Sevdanın en güzeli yaşanır yüreğinde Çobanın kaval tınısı, sevdanın türküsü Kaç dağın esintisi düştü yüreğime Nehirlerin akışına kaç şiir savurdum Gecelerimin en parlak yıldızı gözlerin Umudu kervan eyledim yolunda Yüreğimi sana saklı tuttum Bir tek kilidin anahtarı sende saklı sevgilim. Kaç mevsim geçti ten kokunu arar Baharın en güzel kokusu teninde Vadilerin çiçeklerini kıskandıran güzelliğin Benden kalan seni bilür akan nehir gibi saf Birde şehvetli bakışında kaybolan gözlerim Tanyeli çökmüş göğsüme-nefesim Vaşak bakışların asılı kaldı gözlerim Sen hayalime değil özüme gel ki sevdan olayım Yalnızlığın en ağır taşını seninle taşıdım Her kelimeyi kanımda damla damla yazdım Aşkın, ömrümün en derin yarası ve ilacı Sensizliğin gölgesinde seninle bile varım..
XwendinSormayın nice hallerdeyim Karlı kasım gecesi hüzündeyim Gece ağlar dertli öter karga Karlar örtmüş kasımpatı çiçeğini Yıldızlar kuytuya pusunmuş Gece kömür karasına bürünmüş Feneri yitirmiş kılavuzsuz yürüyorum Yolunu kaybeden çıkar mı şafağa Gönlümde aşkın ateşiyle yanarım Sevdanın bahçesinde çiçekler açar Aşkın kanatlarında göğe uçarım Gözlerimde sevdanın parıltısı, deryalar. Yüreğimdeki sevdaya yol ararım Aşkın rüzgarında savrulup dururum Seninle buluştuğum her an, yaşarım Gecenin karanlığında, yıldız olup parlarım. İçimdeki sevdanın izini sürerim Aşkla dolar her anım, her nefesim Birlikte kurduğumuz hayallerin peşindeyim Sevdanın yaktığı ateşte, yanarım, tüterim... Sevdanın yaktığı ateşten yanarım Tüterim dumanı olurum. İzinde yürürken aşkın, Geceyi şafakta buluşturum..
XwendinUmuda yürür gönlüm, yollar çetin, sarp ve sessiz. Uykusuz geceler düşer payıma, gözlerim takılır dağınık hayallere. Şafağın alaca soluğu iner gözlerime, kah bir teselli ararım meyhanede; şarabın son damlası ıslatır dudağımı, ve gözlerim yine düşer kadehin içine. Kadehimde buğulanır anılar, karışır yaşlar sessizce geceye. Tutunurum bahara, kuşanırım umudu— içimde bir telaş, bir kargaşa… Yüreğimde yanan ateş çam kozalağından, tutuşur aniden sessiz gecelerde. Sorgular kalır karanlıkta, dudaklar susar, sözcükler boğazda düğümlenir. Sığındığım her kıyı çıkar tenhaya, gözyaşımı gören, sesimi duyan yok Ağlasam… kimseler kalmamış artık, haykırsam… yankım bile dönmüyor ger Ve yine de gönlüm kuşanır umudu, Karanlıkta doğar bir ışık Her düşüşte yeniden kalkarım Bahara tutunurum sevdayla yürürüm
XwendinSevmek ve sevdalanmak, tarifi zor bir bilmece, Yüreğe düşen yangının rengi, kim anlayabildi? Uğur böceğinin papatyaya olan vuslatı gibi, Arının lavanta çiçeğine tutkulu sevdası gibi. Rengi olur mu sevdanın? Hangi şair anlatabilir? Seni öyle sevdim ki, ne bir çiçekte, ne bir renkte bulabildim. Gökkuşağının bütün renkleri toplandı adında, Kıyıya vuran dalgalar gibi adını fısıldadı denizler. Kumlar, maviye işledi ismini ince ince, Palmiyeler güneşe anlattı seni, sessizce. Hecelerle kıvrıldı adın dilime, Dudaklarımda titreyip düğüm oldu boğazıma. Açtım avuçlarımı gökyüzüne, Yıldız mı, ay mı çare olur derdime? Maral bakışında kayboldu yüreğim, Yıldızların gülüşüne sindi ismin gizlice. Teninde bahar sıcaklığı vardı, Toprağa düşen terinle sevda filizlendi. Sensizliğe düşmeden gece, Gel, gündüzüm kararmadan önce gel. İlk adresteyim, kestane ağacına yaslanmış, Yüreğim umuda, gözlerim yola yaslı. Gelişini rüzgârdan öğrenen ağaçlar, Seni anlatır her yaprağında usulca. Çiçekten öte renkten öteydin sen. Doğanın özünde gizlenmiş bir sevdaydın. Göklerde yankılanan bir çağrıydı ismin, Geceme inen bir rüzgar bir ışıktın. Ben seni sevdim bir ömürlük suskunlukla, Ne kelimeye sığdı, ne zamana. Sen hayalime değil, özüme gel bana. Ben seninle tamam olayım, sen bende şiir ol.
XwendinBu ne haller anlayamadım… Zamanı belli olmayan bir vaktin içinden geçiyorum. Gelen gidişiyle yüreğimi sonbahar yaprakları gibi çiğneyip geçti; gönlüme düşen özlem sen oldun— mevsimler yetmedi adını taşımaya. Aylar aksın istemiyorum; dursun vakitler, susun takvimler. Geçen zamana, akıp giden ömre hangi güzel sığdı da sevdamız sığamadı? Dokunmayın sevdaya… temiz kalsın, saf bir kaynak gibi içimde. Yıldızlar gibi ışık saçsın gönlüm; karanlık uzak dursun yollarımdan. Savrulup kül olmasın umutlar— daha kaç parçaya bölünecek yüreğim? Sürgün düşmesin içimize; hüzün, sevdanın üstüne gölge olmasın. Dağlar tek sığınağım oldu yalnızlığıma; rüzgârın sesinde seni aradım, toprağın kokusunda yüzünü duydum. Çünkü toprak bir anadır, ana da bir topraktır— sen ise ikisinin arasında kalan en sıcak sesti. Bazen gözlerini düşündüm: dağların doruğundaki berrak bir su gibi usulca akardı içime. Bedenini düşündüm— bir yaz akşamında toprağın aldığı sıcaklıkla benim içimde yeniden can bulurdu. Saçlarının rüzgârdaki savruluşu bir ömrü yeniden başlatacak kadar güzeldi; tenin, yağmur sonrası toprağın kokusu gibi tazelerdi içimdeki her hüznü. Sana dokunmayı değil, sana varmayı özledim sevgilim. Gel… Sevdamızın vakti tayin olsun artık— aylar dağılmasın omuzlarıma, yıllar savurmasın yüreğimin içini. Sensizliğin çölüne dönmeden içimdeki dünya, dön bana; toprağa düşen ilk yağmur gibi yeniden filizlensin içimizdeki sevda
XwendinKader mi, yoksa yazgı mı bu? Çocukluğum nerede, kimde kaldı? Gönlüme hüzün yükünü koyan kim? Vardım nehire su içmeye… nehir kurudu. Yüreğimin çiçekleri soldu; dizlerimde yürümeye derman kalmadı. Aralık ayı gelme—yüreğim kan revan olur; sevdiğim düşer aklıma, yâs çöker gönlüme. Cigaramın dumanı sevda şehrim kokar, memleket memleket gezer dururum. Hüzünlere hamal mıyım ben, sevinçten pay düşmez mi yoluma? Bir yanım denizde, martıların dalışında kaldı. Öteki yanım palmiye gölgesine asılı; Karşıyaka… sende ağlayan gözyaşımda, sevince dönen çocukluğum da saklı. Ah sevda şehrim İzmir’im, gençliğim de aşkım da sende kaldı. Aralık yağmuru yağmasın; o vakit mavi gözlüm düşer aklıma, sol yanım bir karınca yuvası gibi sızlar, üşür içimdeki çocuk. Türkülere sorarım seni her gece. Senden kalan aşk, iz olur hatırada; gözlerimde sevdan parlar, sönmez. Geçmişin ayak sesleri dolaşır içimde— özlemlerimin şarkısı yankılanır dağlarda. İzmir… sevdanın güne doğduğu şehir; kollarıma dolanan her sabah sen kokarsın. Birlikte yaşadığımız o anlar— yüreğimin en sıcak yerinde saklı, zamana bırakmam, unutulmazsın
Xwendinİndim gara… şehir üstüme çöktü. Yüzler yabancı, diller yabancı, sokaklar yabancı. Ben kendi sesime bile yabancıyım artık; ürperir içimdeki çocuk, köy yolunu özler ayaklarım. Acılarım yayıldı sokaklara, üşürüm taşlara dokundukça. Binalar yürür üstüme, nefesimi keser. “Üstüme gelmeyin,” der içimde bir ses, “kırığım… tuzla buz olurum.” Konuşurlar yanımda— ama söz değil, yabancı bir rüzgâr gibi eser sesleri. Benim dilim Zazaca’dır; buranın dili üstüme soğuk bir gölge gibi düşer. Her korkum büyüyünce mezar taşına sığınırdım köyde. Taş soğuktu ama sen, ana, sen sıcaktın içimde. Şimdi taş yok, şehir var; uğultusu karanlığımı büyütür. Bütün gözler döver beni, ince ince kar gibi düşmez bakışlar— iğne gibi saplanır canıma. “Dağlı!” diye bağırır biri, öteki fısıldar: “Kürttür, esmerdir…” Sözleri taş, bakışları dipçik. Korkarım kaybolmaktan… “Beni köyüme götürün,” diye ağlar içimdeki çocuk; “Neresi burası? Bulun beni… kaybetmeyin.” Ama ben kalabalıkta görünmeyen bir gölge olurum.7 Öyle susamışım ki… Köyümün gölünü hatırlayıp bir su görürüm uzakta. Koşarım kana kana içmek için; dudaklarım yanar tuzdan— meğer denizmiş. O an anlarım: Ben bu şehre değil, bu şehir bana yabancı. “Bu nasıl su?” diye sızlar içimdeki çocuk, “Biz gölden içerdik, burada niye içilmiyor?” Kendi kendime kızarım, yumruk olur ellerim— kendi nefesime bile yabancı olurum bu şehrin karanlığında. Ana… Ne zaman üşüse içim mezar taşını arar ellerim. Taşın sessizliği bile bu kentin gürültüsünden daha sıcaktı. Şimdi sarılacak taş yok, yutacak bir karanlık var. Gece büyüdükçe büyür korkularım; ışıklar göz kırpar ama yolu göstermez. Her köşe bir uçurum olur bana, her gölge bir yabancı. Açım, üşüyorum… kimse duymaz içimdeki çığlığı. Sokak lambalarının altında annemin sesini duyarım bazen. “Üşüme oğlum,” der gibi geçer rüzgâr. Ama saracak bir ana yoktur; yalnızlığım açar koynunu bana, üşürüm daha çok… daha derinden. Yol uzun… gece ağır… Bu şehir benim değil, ben de bu şehrin değilim. Bir çocuk yürür sokak aralarında— karnı aç, dili aç, yüreği aç. Bir çocuk… mezar taşını arar karanlıkta, ama bulamaz; yalnızlık vardır, korku vardır, bir de annesiz bir çocuğun sessiz çığlığı vardır.
XwendinUnutamadım seni kadınım… İlk seni öptüğüm o anda kaldım. Gözlerindeki yıldızlara yüreğimi astım— sevdanın göğünde savruldum. Kollarımda ürkek bir serçe gibi titredin; teninde bir yangın büyüdü sessizce. Yanaklarından süzülen bahar değdi yüzüme; nefesindeki alevde kaldım kadınım. Nar ağacı çiçek açmış tomar tomar— kokusunda sen varsın. Teninde bir nar kokusu gizli, dallarında bir yuva; güvercin bile sevdaya konmuş. Zamanı tayin olmamış bir kaderiz sanki; destursuz içeri giriyorum yüreğine. Bir ömür varıp kalayım sende, sevdanın kapısında bekleyip çiçek olayım kadınım. Nar ağacına değil bu kez; senin göğsüne yaslanayım. Saçlarını çözüp sal omzuna— kömür karası geceyi örsün içim. Ben de nar çiçeğinden tacını öreyim sana. Yanağındaki kızıllık narın içi gibi, sesindeki buğu da baharın tınısı. Tenin benim rüzgârım olur dokunduğum her yerde; sevdam senin teninde bin renk açar kadınım. Gel… Sevdamızın dalları boy versin yeniden. Nar çiçeği gibi tutuşsun yanakların, gözlerinde yaz büyüsün. Bir ömür boyu senin nefesinde soluk alayım— nar çiçeğim, kadınım, sevdam…
XwendinGece sessiz; ince ince yağmur yağıyor. Bu kentin yıldızları tutsak bulutlara, sokaklar ıslak; “yağma üstüme,” diyorum, ıslanan bedenim değil — içimdeki yurt. Rüzgâr, sakın ılık esme; anılar kabarır. “Kaşın ıslandı mı sevgilim?” diye sorar içim, aynaya vurur yüzün, camlara düşer sesin. Git benden öteye desem de olmuyor; aklıma hep sen gelirsin — yağmurun çizdiği her hat, adının ilk harfi gibi. Mor erik bağları… Çocuk sesleri… Islak toprağın kokusu yükselir memleketten. Sürgün yollarında büyüdüm ben; bir istasyon yaz, bir istasyon kış; valizimde sen, biletim de ayrılık. Mağrur bakışlım, düşer gözlerime birden; gülüşün doğardı kara gecelerime. Her “asi” kadının omzunda aradım seni; bir sokak lambasının altında, ıslak taşların üstünde, kayıp bir şarkıda. Yağmurlu gecenin ıslak sokaklarında dansını görür gibi olurum uzaktan. O vakit geceye tutsak düşerim; “alma beni, götürme” derim hatıraya, kaç kalibrelik kurşun acısı varsa yüreğe iner. Avcım olma, ey yalnızlık; ıslak sokaklar, çekilin. Ateşler sarar ruhumu, sevdam oturur göğsüme ağır bir taş gibi. Yağarsan, pas tutmuş hüzünler açığa çıkar; kabuk bağlamış yaralarım yeniden sızlar. Yıllardır—çok uzun yıllardır—görmedim seni. Sen beni aradın, ben seni; yollar sağırdı. Ne bir posta pullu mektup yetişti, ne bir telefon çaldı tam zamanında. İki yakası tutmayan şehirlerde eskidik. Yine de bil: ben hâlâ o mor erik tarlasındayım. Yağmur diner bir gün; mavi, kararmadan kalır. Bir gün bulutlar çekilir de, köprü olur gece, ay mendilini sallar — sen karşı kıyıdan “geldim” dersin, ben içimden bütün yaralarıma “sus” derim.
XwendinBen geldim, sen yoktun sevgilim… Kırların sarp yamaçlarında ismini rüzgâra heceledim. Her hece vadinin duvarlarına çarptı, ilk harfin geri döndü sadece— sanki sesimi geri gönderen kaderdi. Ceviz ağacına yaslandım usulca; yaşanmışlığımız dallarına asılıydı. Hangi yana baksam gölgen, hangi yere dokunsam kokun… Yüreğime mi tutuşayım, gidişine mi yanayım bilemedim. Ey dağlar, duyun sesimi! Sevdiğim giderken el etti mi bana? Kokusu kaldı sizde— kır çiçeklerinin bütün toplamında o var. Elimi tutan sıcaklık da söndü gitti, yolun başında yalnız kaldım sevgilim. Alın beni dağlar, koynunuza saklayın; yüreğim yoruldu gurbetten, gözlerim kurudu yollarına bakmaktan. Türkülerde sevdamız vardı bir zaman— şimdi türküler benim yerime ağlıyor. Sevdiğimin gözleri kır çiçeklerine dalardı; bahar utanırdı güzelliğinden. Arı peteğe nasıl bal işlerse o da sevgiyi işlerdi yüreğime. Kara saçları güneşe boy vermiş, ince belinde saklıydı baharın gölgesi. Sevda nehrine dalarken teni soğuk suda bile sevişirdi ışıkla. O an anladım: bazı bedenler doğanın hafızasıdır— su bile hafifler onlara değerken. Ben sana şiir yazmadım sevgilim; seni vadilere sürdüm, dağların yamacına işledim adını. Sarp kayalarda yankın var hâlâ, her yankı bir adım daha sana yaklaşamayan yüreğimin sesi. Nehirler bile soruyor bana: “Aradığın kim ey yolcu?” Suyun her zerresinde kokun var; ellerimi suya değdirdik çe senin tenine değiyormuş gibi içim ürperiyor, titriyorum. Özlem, papatyaların susuzluğu gibidir; bir gün açar, bin gün solar. Ben seni özledikçe sarı papatyalar gibi yüzüm sararır sevgilim yokluğun beni güneşsiz bırakır. Gel artık… Dağların gölgesini geride bırak, vadilerin yalnızlığını da. Sevdamız bir yol bulur elbet; Mecnun çölde Leyla’sını nasıl aradıysa ben de seni öyle arıyorum adımı unutacak kadar, yüreğimi yakacak kadar, ömrümü sana adayacak kadar…
XwendinBir kayıp ilanı yazabilsem, çalınan sevdamı, karanlıklara gömülen yüreğimi, çalınan baharımı. Prangalara vurulan ruhumu, ya umutlarımı, hayallerimi— yazabilen kalem var mı? Bu gece sendenim, meyhaneci. Aç bir şişe kırmızı şarap, mezesi şiir olsun; yürekten bir tutam sevgi, kaldıysa yalansız bir sevda. Koy yanına garnitür olsun; bu gece sendenim, meyhaneci. Saymazsak bu gece dolup boşalan kadehleri. Eğer sarhoş olursam, içirdiğin şaraptan değil; içirilen sevdiğimin ihaneti(nd)endir— meyhaneci, şafak vaktidir. Koy bir kadeh daha; en sadık dostum yalnızlığım. Ne kadehleri sayabildim ne de sensiz geçen zamanı. Bahar kokulum, yıldızlı bakışlım… Meyhaneci, sal gelsin sevdamın ten kokusunu; sal gelsin ki sarhoş olabileyim. Sokağın başına astım kayıp ilânımı: “Ben kayboldum.” Okuyan herkes geçip gitti, bir tek sen kaldın, meyhaneci. Camın buğusunda adımı parmağımla yazdım; silindiğinde anladım: kaybolmak, içeriden başlıyor. Masaya çöken gölge ahlatcı bir kederdir; dudak payında birikmiş eski yeminlerin tortusu. “Affetmek mi, unutmak mı?” diye sorma— ikisi de aynı bıçak, kesişi farklıdır. Koy son kadehi; gün ağarırsa susacağım, dönmezse de adı, içimdeki yol dönmeyi bilir. Kırmızıdan bir damla toprağa dökeyim: payı olsun baharın. Ben kaybolan ben—bulan olursa, kalbimdeki adrese bıraksın.
XwendinSana çok ihtiyacım var, nefesine; tut ellerimi, gözlerimde kal. Yüreğindeki sıcaklığa ihtiyacım var; ellerimde kar yangını—al avuçlarına. Usandım sensiz geçen zamana; ne çocuk oldum, ne de genç kaldım. Ömür tükendi, sevilmeyi bilemedim; hep yalnız, dört duvar arasına hapsoldum. Dört mevsim yüreğime kar yağıyor; pencerede seyirci kaldım gülen yüzlere. Çık gel; bende gülmeyi senden öğreneyim, perdeyi kapatmadan gel, cemalime. Açtım yüreğimin defterini—seni yazmışlar; yanına mavi bir kalp bırakmışlar. Çözemedim: bu bir bilmece mi? Ben beni tüketmeden gel, sevgilim. Gel, tut ellerimden; sende yeşerim, binbir çiçekte hayat olayım. Sen evim ol, ben direği; gel ki güneşin doğuşunu göreyim. Ocağım sönmesin, nefesinle üfle; soğuyan kupaya buğular insin. Sesin eşiğim olsun, adın kapım; içeri giren sıcaklık senin izinsin. Yalnızlığın kilidine anahtar getir; gecenin pasını gününle sil. Kırılan saatime zamanı sen tak; yüreğimin boş odalarını ışığınla doldur. Gel ki evim ol; duvarları sevdanın sıvası olsun, pencereleri umuda, kapısı yarına çıksın. Ben direği olayım, sen çatısı; bir ömür boyu aynı göğe bakalım.
XwendinYüreğime mavi bir ses düştü; gel de, mavişelim, can gülüm. Mavi bakışlarında kaldı gözlerim, gökyüzü boyunca yürüyen mavi bulutlar gibi. Denizin mavi dalgalarında, köpük köpük ahenkle dans eder zaman. Saçlarına mavi dalgalar yükselir; üryan bedenini sarar o mavi, usul usul. Sen, gökyüzünde mavilere bezen; ben, şafakta güneşten kırmızı. Maviyle kırmızının sevdasında—maviselim; ressam, al tuvalini; her yeri maviye boya. Hayallerim mavi, özlemlerim bahar; mavi püsküllü ata binmiş can gülüm. Saçlarının örgüsü düşmüş tayın sırtına; şahlanma, kısrak; sevdiğim düşmesin. Vn sende rüzgârları sevdim; gözlerindeki o mavi derinliği sevdim. Ne yeminler bozdum senin için; geceler seninle aydınlık—sende rüzgârı sevdim. Esince poyraz, adını taşır kıyılarıma; yakamoz, dudaklarının çizgisinde çoğalır. Bir martı sesi kadar gerçek, bir dalga soluğu kadar yakındır aşkın Dön bana yine, mavişelim; teninde tuz, saçlarında rüzgâr kalsın. Ben deniz olayım, sen kıyı; ve ben hep sende, rüzgârı seveyim. Bir gün kesilse rüzgâr, bil ki susmam ondan; adını içimde taşırım, sürgün yıllarımın tuzu gibi. Uzaklar maviye boyanır, yol kıvrılır, gün donar; ben yine de sana dönerim; kıyıya vuran bütün izlerimle. Gel, maviyi nefes sayalım; senin soluğunda çoğalsın benim ömrüm. Elin elime değsin, gece yerini sabaha bıraksın; deniz sussun, rüzgâr içimizden geçsin—biz kalalı
XwendinSen aymısın, yoksa sarı yıldız mısın Sen mi yabancı, ben mi buraya yabancı? Başındaki sarı papatyadan tacın Geceme inerken bir ışık gibi Sen sarılan da, ben arı misali İşlerim gönlüme aşkın yollarını. Mevsimler kalın, durdurun zamanı, Varto’nun soğuğu üşütürken dağları. Sen kraliçem, ben güzelliğine turab olayım, Toprağına düşen her adımını kutsayım. Gözlerine sarı sürme çekmiş Kürdün kızı, Gecemi gündüze çeviren bir naz ile bakarsın. Dudaklarında türküm, mısralarım sarıya boyanmış, Teninde buğday kokusu, saçında güneş saklı. Oyalı fularını sarı bir düş gibi, Boy vermiş buğday başağına inat. Yayık yayar Kürdün kızı, sesi yaylaları dolaşır, Hele bir gülüşü vardır ki, dağlara meydan okur. Gıreboğa savurur dileğini göğe, Gözü yaşlı bir umut düşer toprağa. Haykırışı yankılanır dar vadilerde, Gelir göğsüme çarpar bir sızı gibi. Dillerde sevda türküsü, yolları sana çıkar, Aşkın rüzgârı eser, savurur saçlarımı. Yolları soğuktur Varto’nun, kışı keskindir, Ama senin sarı gülüşün ısıtır her taşı. Geceleri sularına saldığın gözyaşın Buz tutan dağlara hayat verir, Ben seni izlerim, yıldızlar şahittir, Aşkla dolan her nefesimde ismini fısıldadım. Dilek ağacına bağladığın sarı oyalı fular Rüzgârda titrer, sanki kalbinin sesidir. Bir uçurum kenarında bekleyen umut gibi Senden yana düşer tüm dualarım. Ey sarı yıldız, ey Varto’nun karlı güzeli, Benim yolum sensin, yüreğim sana emanet..
XwendinYarım kalan hayallerimle kaldım, Ya gönlümdeki o derin sevdam? Kaç diyardan diyara savruldum; Ben ben oldum mu, beni yaşadım mı? Uyan ömür… giden gençliğim, Ya çocukluğum, hani nerede? Ben hiç çocuk oldum mu gerçekten, Kim kopardı ellerimden o tertemizi? Verin beni, kalana bile razıyım; Bırakın bir kuytu köşeye sığınayım. Dağlanan gönlüme merhem arayayım, Bugünüm hüzün, yarınım bilinmez. Giden gitti… kalan ömür mülteci, Sırtımdaki heyben acıyla şişkin. Sakın açılma, saklı kal ey yüküm, Dayanmaz yüreğim dökülen her kedere. Kaybolan düşlerimde kaldı yolum, Bu kavga niye, büyüyen ben miyim? Yok… heybemde biriken küfeler sadece, Gülmeyin bana; kayıp çocukluğum sızlıyor. Zalim gurbet mi, yoksa sen misin Bende biriken bu derin özlem? Gönlüm yoruldu gidenlerin ardından; Kalan gam mısın, yoksa içime çöken duman? Ayaz vurdu içimin boşluğuna, Her adımda bir hatıra kanar. Ben kalanların ağırlığıyla yürürken, Gidenlerin sesi geceye sızar. Kalan arar gönül, dönüp durur zamana; Bir umut kırıntısı düşsün diye yarına. Ben yitik bir yolcuyum, heybem duman, Yine de arar gönlüm: “Kalan ne var bana?”
XwendinYel düştü sol yanıma, ince ince sızlar hâlâ, Ben sana yanmışım, küllerim savrulur dağa. Köy köy dolaşır hasretim, aşar Varto’nun çayına, Baharda toprak konuşur, kışın buz düşer yanağıma. Sevdiğime söylemeyin, kul oldum bu sevdaya, Ben onu çok sevdim ama “töredir, olmaz” dediler bana. Varto’nun deli divane rüzgârı gibi savruldum yollara, Sustum sevgimden utandım, içim kanar gecelere. Ruhum titreşir derinden, düşmüşüm Bingöl yaylasına, Bin bir su pınarı aktı da dindiremedi içimdeki yarayı. Ateşim hiç sönmedi, köz köz durur yüreğimin ocağında, Bir adım atamadım ona, töre vurdu gurbet bağrına. Dağları aştı feryadım, yankılandı gıreboğa sırtında, Turnalar duydu sesimi, uçup götürdü sevdamın adını. Başımı bağlayan bulutlar, yağmur yağdırdı alın yazıma, Yolların ucunda hep o vardı, varamadım sevdamın kapısına. Varto’nun karı ayrı yağar, rüzgârı ayrı üşütür adamı, Ben sevdamı gizli taşıdım, kimselere söylemedim adını. Kaval sesinde yanık bir türkü olur içimdeki yangınım, Her notada biraz daha çöker omzuma ayrılığın ağırlığı. Yel esse de geçmez acısı, zaman işlemiyor yaramda, Bir ben bilirim onu, bir de varto'nun sessiz dağları. Kavuşamadım, içimde büyüdü destan gibi bu ayrılık, Varto’nun yollarında kaldı sevdam, gönlümün tek yarası.
XwendinBu şehrin çocukları yarım, yıldızlar kayıp bu şehirde. Vurmayın, kahpeler, çocuk bedene; ülkesi işgal altında…! Dilini yok saydılar, vurdular kelepçe; yasak koydular diline, kahpeler. Rengime göz dikti kurşun bakışlı sokak; işgal ülkenin sürgün çocuğuyum ben. Ne çok dövdüler çocuk ruhumu; hayallerim yarım, öksüz koydular. Kurulan sofranın çocuğu değilim, kazanda pişen yemek değil acılarım. Esmerim, kara gözlüyüm, sürgünüm; vatansızım, üşüyorum…! Sokaklar evim, barikat çıplak bedenim; yüreğim harlı ateş içinde, çeliktir iradem. Vurun kahpeler, tenim çeliktendir; güneşin çocukları, kalkın ayağa! Haykırışları bütünleyelim çelikten iradeyle; bedenim çocuk, yüreğim dünya… Renkler birliğimiz, sözümüz iktidar; birleşin çocuklar, ülkesi işgal altında olanlar. Sevdana yasak koydular, kahpeler; “Sen seversen ülkeler bölünür” dediler. Sen dağlı, ırgat, hizmetçi, hamal; yasaklı ülkenin yasaklı çocuğu. Sen piyanoyla değil, mazgal sesiyle büyüdün; vurmayın, kirletmeyin çocuk bedenlerini! Kah şarapnel parçaları, kah kurşun bedende; yasaklı dilin, yalancıların sofrasında meze. Kah çıplak ayaklı, kah sokağın dilencisi; mavi, yeşil, kara gözlü kız çocuğu mendil satar. Bir tek gülüşüne güneş doğar ülkeme; sen güldükçe çocuk, gökyüzü mavi. Yıldızlar ülkesi olur o zaman dilin; sen gül ki çocuk, savaş çığırtkanları, talancılar korksun gülüşlerinden Çocuk;
XwendinYüreğimi parsel parsel paraladılar, Parsellediler ne garip, ne acımasız. Dost sandıklarım çizdi en derin yeri mi, Aşka, sevdaya sarıldım—meğer koca bir yalanmış. Basamak yaptılar yüreğimi, çiğnediler, Santim santim paralandı içim. Uçtan uca kayboldum, ufaldım, Acılarla yoğruldu gençliğim. Soldu gitti gençliğim, neyim kaldı geriye? Acılarımla baş başa kaldım, Bir de gözyaşlarım kaldı bana. Yitirdiklerimi kim geri verir şimdi? Kaybolan yıllarım, eksilen ömrüm, Öylesine dağınık, paramparça. Kanayan yüreğime mi, Parçalanan ruhuma mı dokunur zaman? Kayboldum doğruları ararken, Sahte gözyaşına aldanma gönlüm. Sevda sanıp yüreğimi sonsuza açtım, Ölüm kapımı çalsa da affetmem. Gidişinle birlikte yüreğimi götürdün, Sol yanım kış mevsiminde kaldı, Gözlerim bahar yağmurlarında. Toplayacak kudretim kalmadı artık. Bir zamanlar vazo gibiydi yüreğim, Rengârenk papatyalar süslerdi içini. Yalan bir kasırgadır—esintisi yürekleri paralar, En güzeli yok eder, yüreğim tuzla buz. Papatyalar soldu, yüreğim tarumar, Dört köşeye sıkışmış bedenim. Yüreğimi merdiven yaptılar, Basamak basamak ezdiler sevgimi.
XwendinNar ağacı dilek ağacım, sırdaşım Seni hep gözli konuştum, tek sırdaşım Hüzünleri, özlemleri astım nar ağacına Gönül gözüm yağmur, yüreğim alev oldu Böyle mi olur gizli sevmenin bedeli Maviliklere sayfalar dolusu seni yazdım Gece yıldızlarını araladım şiirler yazdım. Gün doğumunda denize yazdım seni Kırmızı oyalı mavi duvağın nar ağacına asılı kalmış Nar ağacında kokun duruyor duvağında Seni ben hep gizli sevdim, nar yanaklım Öyle sevdim ki kendimden bile korudum Sende beni gizli sevmişsin. Bıraktığın mektup ta yazmışsın Hangi rüzgar savurdu seni bilinmeze? Bana senden yadigâr bir tek mektup kaldı. Heybemin bir küfesine isimsiz mektuplarını koydum; Diğer küfesine anılarımı koydum Konuşan gözlerine yol aldım. Nar taneleri gibi dizildi sözcükler boğazıma Bana bakışında yanakların nar rengi rengi olurdu Bağdaş kurdum sözcüklerine Seni yazmak istedim kitap sayfalarında Roman mı, hatıra mı, yoksa öykümü? Soluksuz bir nefeste seni okumak Nar tanelerinden bir başlık olsun kitabım Saçında kırmızı bir kurdele gözlerin buğulu Nar çiçeğim diyemedim, ömrü kısa olur diye..
XwendinSen susarsan dünya susar, sessizliğe gömülür evren. Gözlerini benden alırsan, karanlığa düşer hem ben, hem dünyam. Ben sende ben olabildim, sensiz her yer zifiri karanlık. Sen varsın, mevsim bahar tadında, güneş seninle ısınır, tek ışığımsın. Sevda gözlerinden anlam kazanır, aşk, yüreğinde yanan yangındır. Ben o yangının küllerinden kalayım, sen rüzgâr ol, savur bizi cihana. Güzel sevdalara tohum olsun küllerimiz, sen varsın, renkler can bulur yeniden. Baharın nemini koynunda tanıdım, yazın sıcağını sevginde öğrendim. Çağlayan nehirler gibi aktın yüreğime, vadilerde yankılandı sesinin tınısı. Yıldızları gözlerinin içinde gördüm, kurumuş dudaklarıma bir pınar oldun.
XwendinMahir oldum cana can katmaya, Alnı ak olana yoldaş, pürü-pak gönle sırdaş. Kadir kıymet bildim insana dair olanı, İnsan olana eğdim yüreğimin ateşini Bülbül oldum hakikatin dalında, Sözümün özünü sakınmadım kimselerden. Doğru bildiğim yoldan dönmedim asla, Labirentlerde her dem bir çıkış buldum. Evreni vatan bildim, bölmedim seni beni, Elif oldum gönüllere; dik, sade, dosdoğru. Bir rüzgâr kadar özgürdüm aslında, Ne estim inciten, ne savurdum kıranı dökeni. Turna oldum; kanatlarım ıslaktı uçamadım, Ukde kaldı içimde göklere değmek arzusu. Yine de gözlerim ufkun çizgisinde idi, Yolun ışığına sığınırdı her soluk alışım. Gölge olmadım eğri yola, Hakikatin güneşinden kaçmadı yüzüm. Riyakâra ne söz verdim ne selam, Eğilmedim korkunun ya da nimetin önünde. Ulak oldum güzel olana, Kelamımı sevdayla mühürledim. Lal olan gönüllere tercüme ettim umudu, Sessizliğin içinden kurdum en berrak dili. Yorgun gecelerden geçtim mavi bir kalple, Her darbe bir ışık doğurdu içimde. Kırılan yanlarımı sevdayla onardım, İncinen ruhumu sevgiyle yeniden kurdum. Ve vardığım yerde öğrendim ki: Mavi bir kalp, hakikatin en saf rengidir. İnsan, insana tutununca tamam olur, Ben de tutundum hayata; sevdayla, umutla, sözle.
XwendinSen oturup beni tuvaline resmettin, oysa ben seni yüreğimin en derin yerine çizdim. Bir roman olmak isterdi hikâyemiz, bir öykü, bir masal, bir ömürlük destan… Ama kelimeler yetmedi sevgilim, çırılçıplak kaldı dilim seni anlatırken. Bir şair gibi diz çöktüm sevdanın önüne, sözcük aradım, bulamadım. Seni mısralara dökmek istedim, dökemedim; çünkü yüreğimdeki sen, şiire sığacak kadar küçük değildin. Aşkım sana akarken büyüyordu, gözlerin gözlerime değdiğinde yıldızlar kıskançlıktan titrerdi göklerde. Ay utançla yüzünü örter, benim yüzümde parlayan mutluluğa hayran kalırdı. Tenime düşen aşk sıcaklığını hiçbir termometre ölçemez. Yüreğim, senden içeri giren bir ateşti; dilimi susturan, gözlerimi konuşturan bir yangındı. Pozantı Dağları’ndan akan sular gibi berraktın sevda, ormanların nefesi kadar canlıydın. Kitaplar anlatmazdı seni, sözler taşıyamazdı ağırlığını, çünkü aşk tek renge hapis edilemezdi— renklerin toplamıydın sen. Aşk yağmurdan sonra gökkuşağıydı, kar altında filizlenen kardelendi. Kararmış umuduma doğan bir güneşti, yeniden dirilişti aşk; anne rahmine düşen ilk can gibiydi… titrek, masum, mucize. Sen bendeki en büyük mucizeydin; yüzün bahardı, sesin yaz, dokunuşun sonsuz bir sükûnet. Gözlerin sevdanın dizeleri gibi akardı içime— her bakışında başka bir ömür başlardı. Pozantı ormanlarında yürürken bile seni duyardım dalların hışırtısında. Her yaprak senin adını fısıldar, her rüzgâr teninin kokusunu taşırdı bana. Dağlar bile bilir insana neyin aşk olduğunu. Göğe her baktığımda sen varsın, yere her bastığımda izini ararım. Aşk, yalnızlığın koynunda büyür bazen; benim yalnızlığımın da adı sendin sevgilim. Kelimeler yetmezdi, yetmiyor hâlâ— çünkü aşkın kendisi sensin. Şimdi yazıyorum seni, ne tuval yeter, ne defter, ne yeryüzü… Teninde saklı bahar, gözlerinde yankılanan o ilk söz, yüreğimde hâlâ alev alev. Aşkım sana akıyor yine, Pozantı Dağları’ndan süzülen su gibi berrak. Ve bil sevgilim: Ben seni sevdanın en eski yasalarıyla seviyorum— destanlara sığmayacak kadar büyük, şiirlere taşacak kadar gerçek…
XwendinOy oy… Alevler düştü bağrıma; mor menekşeler yürür içimde gece gündüz. At üstünde göğsü güneşe duran bir düş gibi, sırtını Qoşkar Baba’ya yaslamış ağır bir esinti… Berivan… Adın anılınca bile dağ hafifler, rüzgâr sende bir gölge bulur, usulca eğilir. Kış çekilir yamaçlardan, Varto’nun taşlarında buz susar. Toprak çatlar, derinden bir ışık doğar: Mor Çiğdem… Sessiz gelin… Baharın ilk nefesi. Kökü derin, sesi yok; ama her açışında bir sevda kıpırdar vadilerde. Çoban sürüsünü alır dağ yoluna, kavalında Varto’nun içli bir rüzgârı. Kıl çadırların dumanı yükselir yaylanın üstüne, göçebelerin sabah izleri siner ovaya. Her ötüşünde taşın kalbi kıpırdar, kuşların kanadı bile durur havada. Dağlar sezer bu sessiz akışı göçebelerin hayvan otlattığı uçsuz vadilerde. Çadır kapılarından geçen rüzgâr çiğdemlerin başını okşar ince bir esintiyle. Çiğdemlerin gövdesi titrer bu tınıya; yaylanın kalbi çobanın ezgisiyle aynı nefeste atar. Berivan… Sabahın yükünü omuzlayan kadın; helke'sinde emek kokusu, adımlarında bahar taşır. Kıl çadırların gölgesinden geçerken toprak uyanır, renkler yer değiştirir usulca. Badem gözlü güzelliğin esince Varto’nun gülleri bile susar derin bir sessizlikle. Oy oy… Dağların pusunda ağır bir sessizlik, aşkın göç yolu gibi çöker ovaya. Kurdu kuşu bile gölgede derinleşir, belli ki büyük bir şey yaklaşır vadilere. Toprakta bir Mor Çiğdem titrer usulca; Berivan’ın adının yankısıdır bu ince ürperti. Çoban kavalına dokunur yeniden, yalnızlığın külü savrulur ezginin ucunda. Göçebe akşamlarında tütmüş ocaklar bu sesle yeniden ısınır uzaklarda. Sürünün çanı ince bir tını salar; Varto’nun karı bile erir bu sıcaklığa. Berivan’ın bakışı bir an çobanın yüreğine yaslanır; gökyüzü durur, renkler başka bir nefes gibi düşer. Dağların gölgesi ince perde gibi iner Mor Çiğdem’e; sanki rüzgâr yön değiştirir çiçeklerin arasından. İki kalbin arasına sessiz bir yol iner, adsız bir şafak yükselir uskun bir vadiden. Gire-boğa’nın taşına yaslanır bu sevda, rüzgârın hafızasında saklı kalır Berivan. Mor Çiğdem açtıkça bahar genişler senin gözlerinde. Dağlar kadar derin bir sevdanın izi kök salar toprağa sessizce. Kıl çadırların dillerinde dolaşır artık hikâyen, göçebe obalarında kılama dönüşür; sonsuza çalar. Dağların ardında çoğalan bir türkü gibi Berivan’ın adı yaylanın göğüne yazılır. Sevdanın suları serin akar Varto’dan, yüreğe dokunan o ince sızıyla. Çobanın aba'sının altında saklıdır hatıralar; yürür dağ başlarına usul usul. Yaylanın dili titrer, ezgiye dönüşür; yalnızlığın dumanı savrulur kavalın ucunda. Her nefeste Berivan’ın gölgesi uzar vadilere; her adımda büyür bu adsız sevda yolu. Berivan… Mor Çiğdem’in kaderine yazılmış bir nefes gibi yaylanın ruhunda dolaşır adın. Dağlar seni duyunca hafifler; rüzgâr seni taşıyınca yumuşar taşın kalbi. Ben bilirim ki bu sevda Varto’nun çiçekleri gibi: soğukta doğar, ateşle büyür— hiçbir mevsimde solmaz.
XwendinSılaya düşen gölgem bugün daha ağır, Bir çiğ damlası gibi üşüdü gözlerim. Yollara baktıkça daraldı içim, Özlemlerimin kanadı çırpınır durur gecede. Bir türkü dolaşır yüreğimin kuytusunda, Senden kalan sızıyla çoğalır her nota. Bir yanım çocuk kalmış memleket dağlarında, Bir yanım gurbetin taşlarına yaslanmış yetim. Sıla, sen hangi rüzgâra verdin sıcaklığını? Hangi dağda unuttun ana kokusunu? Dişli bir yalnızlık çöker üstüme, Uzak şehirlerin ışığı sönük görünür bana. Körpe bir fidan gibi titrer içimde umut, Ne dokunan var, ne de dalımdan anlayan. Gecenin sesi bile yabancı gelir, Ay bile küs, ışığını esirger gönlüme. Ben gurbette bir kaptan misali, Fırtınada dümeni kırılmış bir gemiyim. Ufuk çizgisinde ne bir liman görünür Ne de “Gel” diyen bir el uzanır karanlıktan. Memleket, sen benim derimin altında Ağrısı geçmeyen eski bir yarasın. Ne zaman adını ansam, İçimde bir çay taşar, bir dağ devrilir sanki. Gitme diyemiyorum sıla, Çünkü beni en çok sen yaraladın. Ama bil ki ne kadar kaçsam da Sensiz alınan nefes yarımdır benim. Şimdi üşüyorum, Özlemlerim büyüdükçe daha çok üşüyorum. Bir gün rüzgâr diner, yol açılır belki; Belki bir bahar sabahı memleket, Yüreğimin kapısına yeniden vurur usulca…
XwendinYıkık duvara yaslandım Hayallere daldım çocukluğuma Yok bende, çocukluğumu kim aldı. Verin çocukluğumu, hayalinde kalayım. Âh yaşanmış çocukluğum var mıydı?.. Düşlere dalıyorum— yok! Kırmızı söğüt ağacına serçe kondu mu? Pencereden serçeyi seyre daldı gözlerim… Yağmur yağarken pencereden baktım mı? Penceresi ahşap, çürümüş Taş yığını altında anılar örtünmüş Yıkıntıların altında kalan çocukluğum mu? Öyle yabancıyım ki buralara Buralarda bana yabancı, beni bilen yok Karşı dağın ihtişamına dalıyorum Buğday başakları güneşe yenik düşmüş Yanık sevda türkü çalınır kulağıma Güneşe boy vermiş köylü kızı Elinde orak buğday biçer, güneşle dans eder Varıp sorsam köylü güzeline… Çocukluğun var mıydı? Ya korktuğum cevap “evet” ise Sanki prangalara vurulmuş ayaklarım Kalbim göğüs kafesime sığmıyor… Dökme çocuk boncuk boncuk gözyaşı Sen ağladıkça yüreğime neşter vurulur Yalın ayakları kızgın güneş altında “Anne” diye ağlar ya… benim annem var mıydı?
XwendinTi ke bêra va vindeno, ez sêneyê koyan de zê yew şiwaneyî pawena; nameyê to pis-pisnenê çimeyê awe, vilî abenê serê ziwanê mi de. Çimê to, çemê tewr zelalî yê şanî— qeraxê ci de sîya xo şuna û agêrena to. Lepanê mi ra çûçikan firrneno zeman, roje, porê to de newe ra zîl dana. Ez goş dana qelbê yew kemere: rêçanê nênûganê mi ra rêj beno wisar, yew suzî yo zê bilûra şiwaneyî derg beno beno, beno yew kilame gineno estareyan ro. Ez rayîr şona; pêrareyî nameyê to ezber kerdo, Her hoke de qelbê mi yewna vile ronena dinya ro. Çemî xo tadanê tadanê û winî mi ra herikîyenê to, Benê pirdî şewî, aşme zê pêşgîre hejnenê. Û bizanê ke: eşq, yew duaya kane ya xoza ya— sebrê çimeyan de, doşê koyan de, Tenayîya şiwaneyan de, huyayîşê lerzokan yê çîçegan de… Ez a dua her nefesî de newe ra se ke ti be wanena.
XwendinTo reyde dansê ma yo verên o, ey waştîyê; Wexto ke ti çin bîya adir girewt zereyê mi. Vizêr şewe ez hende bê omid menda ke, bîya vîndî ez xerîbîye de. Dîyaranê xerîban de, xerîb û vilabîyaye; halêkê perişanî de rayîr şîya Zerrîya mi, me peyê mi ra—mi heqê to nêda; To kî tim dej da mi, zerrîya mi. Peyê mi ra me êndî, ez rincan bîya to dest de. Gama ke ti xeyalê mi de bîya kep û kewî bîya ti— hewnê xo de mi ti sere yew estora kewîye de dîya; virana to de, aşmêda sûrexe bîye. Çimê to de estareyî cemedîyêne; Kincêdo tenik û kep û kewî to ser a bî. Cayêdo isiz bî serê yew koyî de, Va ameyêne va dayêne ro her çîyi. Porê to yo munite derg bî heta cêrê mîyaneyê to; To ra boya anûxî, mi ra boya xibeyan— wisar leşanê ma de têmîyan bîyêne Wa sewdaya ma wa asî bo, azad bimano.
XwendinHewa serd o yan zerrîya mi rê serd o? Şilîya bê to bîyene asena çimane mi ra. Pîrkeçelî kay kenê xeyalî ruhê mi de; Xatirayê sewda nalenê zereyê mi de Kuçeyo ke ma tede kay kerdêne isiz o; Huznê dara henaran est a, meywe nêdana. Teşrîna verêne boxça xo daya xatirwaştena peyêne vera-vera zêdîyenê huznê ke to verdayê xo ra dima Zerrîyî est ê bermenê û vejîyenê rayîr seba keşfan bê to çend teşrînê verênê bînî ey yarê? Hewr nişte zereyê çimanê mi— estareya mi kotî ya? Gola ke ma pîya name daybî ci ma pawena. Qeraxê gole de yew çut qulindî sema gênê; perra xo danê ro awe, usûl bi usûl perre şanenê. Yê mi perra mi çin a ke xo rê kesî rê bişanî; va bîle bê to vindeno, xo xo de şono Vengê tenayîye de lerzeno nameyê to; a suzî ya ke va doşan rê verdano. Zê awe hêrikîyenê, êyê ke zereyê mi ra derbaz benê; bê qeraxî maneno qiseyê mi, kor beno rêça xo. Bê—hona ke nêçilmisîyaya kekvila ke to zerrîya mi de naya ro, hona ke ma zê dara henaran bêmeyweyan nêmendê. Teşrîna verêne cayê xo wisarî rê biverdo çimanê to de agêre—estareya mi, wa bireso şodirî şewa mi.
XwendinTo ewro ez persayo yew dostî ra; “keso meçhul” vato seba mi û xebere verdaya. Ti, zerrîya mi de ne meçhul a ne kî a bîn a—nêmeyê canê min a. Mi ti Garê Trênan yê Sîrkecî de zaf gêraya; Resaya a banqa ke ma ser o nîştîbî ro pîya. A kêneka çimkewîye ke qîrrayêne û vatêne “Pêşgîre, pêşgîre” ti pers kerda,—roştîya zerrîya mi kotî ya?” va Mi ard berd serê lewanê xo yê lerzîyayan ra; çimê mi zê çimeyanê Çewlîgî yê. Harmeyê xo eştî vileyê mi ro ê domane ke zerrîya xo qasê koyan a, Pêşgîrê xo caverdayî vîndî bîye û şîye. Şîyayîşê to yê bêvengî ver Gina zerrîya mi ro yew bêvengîya dergûdilaye. Hesirê çimanê mi bîyî laser; Ez yew pêlê êlule ya; çiqas ke bîya zerde honde şikîyayî ya. Anonsî anonsan ser bîy û zimayî goşanê ma de, rayî jan dayî yew şewa ke saeta xo rast û întîzamine bar kerd. Tekerê walîzan, vengê qaqlîbazan û rixtim; her çî “bê” va—nameyê to huşş nêkerd. Agêre bê ke wa banqe tal nêmano, Sîya to defê şoro peronî ser de. Sîrkecî, wa pê nameyê to germin bo zereyê mi de; Qelbê mi ke to dîye hamnan newe ra bivîyaro.
XwendinZerrîya mi serwedaritene de… çimê mi tarîtîye de wedardayî yê. Serewedaritene bedenê mi ra fetelîyeno; Her hucreya mi zereyê şewatî de Zerrîya min de adir bî gurr, bedenê mi bi dejan bî pirr. Mi nêhûmaritî şîyayîşê to; Qewetê mi nêşî bihûmarî to ra cîya mendîşanê xo. Nêzana, saeta çendine ya îxanetî ya; saetî bîy rojî, rojî bîy aşmî Ez wetê yew nêzanîye der a— Bêçare, omid şîkîyaye, çila şîye xo ra. Ez ginaya yew rayîrî ke roştî tede çina; Tarîye seranser nîşta serê leşa mi. Yew roştî gêrêna ez ke mi bivejo roştîye; Wisarê mi kerd zimistan, yeman o halê zerrîye Cîyatîya ke sere şodirî de da çêberê mi ro, agêrê—tîja mi meke tarî. Mi mevisne na gila sewda ra; meçilmisne zê vila ke wele ra visnîyaya. Ancîna kî yew çîk est o zerrîya mi de: wa peynîya şewe bêro, wa bireso şodir. Serededaritena zerrîya mi, zê wuslatî nusîyayo; Gama ke mi qalê nameyê to kerd tarî peyser agêro
XwendinEz ewro ameya çêberê to ver, Hêvî heqîbeyê mi de giran a. Ti honde ke bihuye, bes o; Ez, bena hêvî û sewda. Ez nêzana ke se bikerî; menda bê to ez. Dîwarî tip û tal ê nika— Yew fotografê to bîle çin o. A ke dana çêberê mi ro ti be; reyna vîndî bîya ez xatirayan de. Serê kî peynî ki çin o nê tunelî de; zerrîya mi kewte korrayîrî. Klavuzê mi, ti ya ke zereyê mi der a; nêbo ke ti çin bibe—ez bena vîndî. Çamur û lezdikî de ro şono game bi game; eke kes mi rê dest nêerzo, yew nezanîye de manena. Yew çila rone şemûga mi rê, nameyê to puff bikerî şewe rê. Tarîye ke vengê to biheşno vila bena; rayîr, rêçanê linga to ra bellî beno. Huyayîşê to bigino perwazê mi ro; girêyo kor rabo, wa rayîr rabibo. Ti “bê” dê, omidê heqîbeyê mi gule bo—ez zî biresî to. Gülüşün değsin kapı pervazına; kördüğüm çözülsün, yol açılsın. Sen “gel” de, heybemdeki umut gül olsun—ben de sana varsın.
XwendinEy yara min a rî aşme, ey waştîya boye guline; veveka mi, kekvila mi— çimê to roştî danê, roştîya mi be. Azadîye sewdaya zerrî ya, eşqî rê têşan a zerrîye; rake zerrîya xo zerrîya mi rê, ey waştîye— têşanê to bîya ez ti ya mi rê sewda Qijilneno zê germa hamnanî, se ke wele şilîye rê hesrete menda; zê qerenfîl a ke bê awe menda vileyê mi, çewt beno bê to. Ez ginaya kuçeyan ro, sewda pars kena; Kulmê xo ney, zerrîya xo akerde eşqî rê. Ez bibî perperik binîşî doşê to yê çepî ro tek roje emrî rê razî ya înam bike. Serwetê mi zerrîya min a—ez tor ê verdana; Eke ti bieşkî dest panî, bena derman zerrîya mi rê. Eke ti çin be, sewda mi dej û jan ancena; Sewda sî ya, nêbo ez zê cemedî hêlîyena. Bê, pê boya can û tene to weşe bo şewa mi; Nameyê to puffê adirê xo bikerî, germ bî. Reyê dest panayîşê to bes o, ey waştîyê— Her çîyê ke mi de cemed girê dayê to rê wisar bo.
XwendinCîyayîya ke dej dana zerrîya mi, Çêberê mi mede piro—dest mepane yarê ra. Cîyayîye adir o, gina ke bedenî ro, sey çilayan şahîye keno verba kilan. Beden de kile werzena bê ke vindero, dejî pêşkarê ruhî benê. O wext tarî benê estareyê to, çimê mi benê vîndî zereyê tarî de O ke veşeno ez a—veşayîya zerrîya mi, Dej û kederan ver xirab o halê mi. Mi bigê mi ra, ey wela sîyaye; xo de bihelne, vîndî bî ez sakîn zereyê to de. Toxim bibî ez— sey gule akerî seba xatirê eşqî; wa xo biteweno gila min a barîye sewda rê. Bê to bîyene zê çemo ke xuşxuşeno yo, Çinbîyena to ruhê mi de tefûduman o. Awe ro şono keştîya zereyê mi şewatî têdima dest pê kenê zerrîya mi de Şewê ke nêqedîyenê bê to, Birrê korî, bêbin û bêvengî. Keso ke govend kay keno zereyê tarîtîye de ez a. çinbîyena to de rayîro ke reseno roştî nêvînena Bê ke wa wela mi ancîna wekero; nameyê to bigino ro— wa wisar bêro zerrîya mi.
XwendinPers mekerê û mevajê ewro senîn î; Mi mîyarê mi vîrî. Bîya çend parçeyî, çend parçe ya— ne zerrîye mende ez top bikerî ne teqatê mi mend. Qirika mi de mend zê girêyê huşkî girê bî şîyayîşê to; çêber ant xo dima to bê ke qaytê xo dime bikere Peyê to ra zûrê to Dêsî ra dardekerde mendî; Rijîyayî mi ser o çar dêsî Û bizane ke, nameyê bêvengîya mi ti ya; kederê mi, sîya masa. Yew mume rone— wa biricifîyo tenayîye; eke ez hişş bî a vana şewa ke binê şuşeyî ra ya. Zerrîya mi zê sole hurdî bîya kam top keno? Zereyê mi de tîpî û firtine. Rayîrê mi gina to ser reyna ey meyxanedar; bellî yo ke defterê mi panêdîya ya leyê to de hîna. Lekeyê şerabî rîpelan ser a— yew kî hesîrê çiman. Ti sir gênî meyxanedar na şewe şerabê ke şimîyayê, hesirê ke rişîyayê? Û bizane ke, nameyê bêvengîya mi ti ya; kederê mi, sîya masa. Yew mume rone— wa biricifîyo tenayîye; eke ez hişş bî a vana şewa ke binê şuşeyî ra ya. Bi qedehî mede şerabî—galonî bide; çîyo ke şikîyayo û rişîyayo zerrî ya vaje derbaz bo şo. Honde bide ke ez reyna nêrî xo; Her şewe nêbî belayê sereyê to ey meyxanedar. Û bizane ke, nameyê bêvengîya mi ti ya; kederê mi, sîya masa. Yew mume rone— wa biricifîyo tenayîye; eke ez hişş bî a vana şewa ke binê şuşeyî ra ya.
XwendinNo şodir ez bîya hîşyar bi çimanê xumaminan; Werteyê qewga de vilabîyayî yo por. Kamî de ya, ez na qewga de hetê kamî de bibî? Qefle bi qefle nîştê bajarî ser hewrê sîyayî. Ez vazdaya rîpelanê teqwîmî; Yew bi yew açarnayî mi—mewsimî vîndîbîyayî yê. O yo ke vîndî bîyo ez a, yan mewsîm ê? Ax be zerrîya mi, raverde wa şoro, se beno… Bawerkerdene û pawitene ra fek verade; însan bîyene—eke mendo kotî yo? Yan mi estareyê çimanê xo vîndî kerde Sewbîna dîyaran de mendo, zaf dûrîyan de? Ti ke lejo ke ruhê mi de yo bivîne; Şewe lejêdo cîya, bi roje cîya. Lej gina ro zerrîya mi dima sewda de; Goş nêdana yewna qiseyî ser ne zerrîye. Keso ke mi perseno, ti çi hal de yî vano est o? Mîyanê her di lejan de menda ez. Kesî nêva ke ti çi wazenî Ax be zerrîya mi caverdê na rike. Mi ke bizanayêne—sewdaya mîyanê her di koyan; Mi bulîye kerdêne û resayêne sewda Ne ehemîyetê rojan ne ehemîyetê aşman est o; Eke muradê mi resayena to yo, bi eşqî. Bena şiwane bilure dana piro; Taldeyê wertê her di koyan ra. Hênî de, bi kulma xo awe bide; boya tenê to dayo ro awe, bide ez bişimî
XwendinÇi çêberî cadîyayî, Çi lambayî şaynîyayî; tena tek—tena tek veng birneno tarîya ke nişena ruhî ser. Roştîya aşme rîye to yê gul-sosine rê; rengî cûwen benê ruhê ci de. Estareyî ginenê çimanê to rê, zerrîya to da mijdanîya wisarî danê. A game, her têlê porê to de simbilê morî, qeranfîlî; menekşeyî, yasemînî akenê. Serê şodirî de cûwen benê pêro; wa nêçilmisîyê, wa nêrê çilmîsîyayene çîçegê ke zerrîye de kewî benê. Awe biverdê vaya aye rê— wa bihêrikîyo; awe rayîrê xo vînena. Ne ecêb, ne nêvejîyeno eke murekebê nuşteyî biqedîyo, eke hît bîya kaxita to, yew dilope hesîre qule kena kaxite. A game bena sivingê cemedî dilopê hesîranê ke çimanê to ra ênê war mewsîm xo dêm dano zimistanî, çîçegê ke zerrîya to de abîyê çilmisîyenê.
XwendinMi bigê berê Gimgim, Berê awanê serdinan ê Gimgimî. Raverde wa şo rê huznê mi xorînan; mi bêrîya koyanê Gimgimî, boya kengeran kerda. Mi hende bêrîya ci kerda ke boya gewenan pirnika mi verde ya. mi bêrîya kemera mezela maya kerda Keyeyo ke ez tede maya xo ra bîya, a şemûga ke ci ra rêçê domanîya mi menda bêrîya kerda. Bêrîya ê koyan ke ez tede zê estoran vaz dayêne, çemanê xo xu-xuşan, rojanê xo yê şiwanêyîye kerda. Mi bêrîya dewa xo kerda, Mi bêrîya Civarka kerda. Mi berê bêrê Civarka; xerîbîye canî veşnena, poynena zereyî. Ez bîya esîr verê dêsanê xurbetîye de, dîyarê surginî zaf dejneno zerrîya mi. Çi zaf dejneno mi şima bizanayêne no dîyarê surginî; Kelemçe da ziwanê mi ro Vat “Eke ez zazakî qisey bikerê, vanê welat beno lete, Beyraqe êna war, vengê ezanî qut beno.” Vat “Eke ez zazakî qisey bikerî, vanê Kurdîya êna pê hesîyayene, Vanê hukimdar pê beno nerehet” Wayîrê hukmanê qehpeyan şima bizanê ke: şima kelemce pirodê rê ziwan û kulturê mi kî ruhê mi azad o, ruhê ê koyanê asîyan o. Rayîrê mektebî de warway ê domanî, wertê deftere xo de danê we ziwanê xo yê dayîke; Nîyadayena mamostayî zê çêberê asinênî yo Kilîte dano her çekuya “lo” û “dayê” ro. Werzeno texteyî ver yew lajêko şermok, Bi tirkîya şeşe gebexneno nameyê xo; Pey ra fîk-fîqe, ver ra felaka êna, Zê “Reyna qisey meke!” vengê şîrqayena çogane. A roje yew zerrîya qije visîyena Civarka ra, Bêveng keweno rayîr ver bi awanê Gimgimî. Serrî vîyarenê, o lajêk beno pîl surgin de; Her ziwanî museno kî pê ziwanê maya xo bermeno talde de. Mi bigê berê ê vengî, ê koyan; Wa rîyê mi bigino awa Gimgimî ro, Wa bizanê: Eke ez agêrî rojê Çekuya ke zincire bişikno reyna zazakî bo. Mi berê Gimgim, Mi berê dewa mi Civarka; uca de şiwanîye keno hona domano ke zerreyê mi der o, uca de serbest o ziwanê mi, asmên serbest, uca de tu hukimdar nêeşkeno qarişê ruhê mi bo.
XwendinHer çî ke qilêrin bî, heqîbeyê mi de ca nêbî. Emrê mi zê pêlanê teqwîmî rişîya, ez mi ra tirawita înan, huzn û kederî de xeneqîya. Yew qaqlîbaze ameya peneceraya mi û huzin verdayo; se ke huznê mi mi rê bes nêbîyî bêvegîya nişta qîrrayîşanê mi ser. Rengî manaya xo vîndî kerda, gewr o her ca; kesexurî piroginayê, her ca talan o. Çi bîyê zaf wina huznê ke canê mi dejnenê. Ne yew dost dî rî bî ver a, ne soxbetî de dîya ez xo Kufike boye danê sifreyê ke mi ê dost zanayêne, loqmeyî gula mi de benê girê. Zirçayîşê yew domanî dardekerde to goşanê mi ra, Ziwanê mine dayîke ke hewşa mektebî de amêyene hişş kerdene. Yew vengo serdin ke her herfe sûc hesibnayêne, Pirr kerdî serrê mine ke ez pîl nêbîya tede. Mi her bajarî de yew rî na rîyê xo ra, nameyê mi kerd kilm rêça mi esterite. Ancîna kî bi şewan mi goş de yê, Hîkayeyê pîyê min ê zazakî, bi ziwanê koyan. Qehir bê ey zalimê ke şima zerrîyan qehir kenê nênuganê mi ra boya gonî ke wele ra êna. Bîye qilêrin wele; eslê însanî pak maneno qe? Dawa qesê û persan mekerê, parçe-parçe kerdî zerrîya mi Destê mi ra boya tersî êna, destê xo panî kotî ra uca ra manena. Qirmê çinarêre rê rişna mi Her çi ke qilêrin bî û dejnayêne canê mi.
XwendinÇêberî heta peynî girewtî bîy, ey welatê mi, sey mohra pasaportî dîyaye şewanê mi ro. Yew walîz, di sîyî—a mendeye xatira bîye; nameyê mi, ziwananê xerîban de şikîya heceyanê mi ra. Boya nanî bîle qerşunî ya tîya de, awe şimena la mird nêbena sola zereyê mi. Lambaya kuçeyî sey di çimanê jenginan nîyadana; zerrîya mi, raşteyê huzninî yê raywanêkê xarîtaya xo dirîyayîye. Vengê maya mi, sîya hêcîre—dûrî de, Tek germinîya ke va cebê mi de dano we. Her gama ke ez erzena peyerayîrî de gonîye êna Çokanê mine domanîye ra—yew hîtîya tenekeyî ra Îstasyonî de pawena ez; anonsî zêdîyenê, Trênî ênê û şonê, nêeşkena binişî yewe; Serê ziwanê mi de jeng gêno ziwanê minê dayîke; Yewna çekuye bena kêmî ez, ez reyna hişş bena, ez reyna. Şilîye varena—bedene mi hît nêbeno, hewşa zerrî mi rê rişîyenê dilopî. Xurbete de huyayene teng a, bermayene bena derge; Bajar êno war û nişeno hetê minê çepî ser, nameyê xo çin o, boye kemere dano. Ancîna yew çîk, dilopa vewre dana we: seba ke boya çîçegan bêro têlanê sînorî ra, yew roje. Welatê mi—yew baxçeyê dormeyê xo girewte belkî, La kilîtê mi hema cayê tewr germinî yê ziwanê mi de.
XwendinÇinbîyayîşê to de şewî jan ê; tena wa vengê to bibo odaya mi de, lete bikero bêvengîya şewe, roştî nîşena tarîyîya mi ser o. Çinbîyayîşê to de ez cemedîyena ey yarê; leşa mi ney, la zerrîya mi cemed girêdayo, Ruhê mi xeyalê to, lewê mi nameyê to ra, çimê mi çimanê to ra dardekerdî mendê. Boya canê to balişna û orxanî ra mende; Zewqê şewan lewe mi de. Yew zî ê yewbînîdehaştbîyenê şehwetinî- Hela ê çimê to, çimê to yê ke mi mi ra gênê û benê ey waştîyê Estareyî senî hêrikîyenê henî ginayî çimanê mi rê çime to; Bena pîle hesreta min a mi verare kerdena to, Çinbîyayîşê to de tewanî ra dardekerdî manenê çimê mi, Çimê mi çêberî ra, yew vengî dima yê goşê mi. Qelbê mino ke rayîrê to paweno, Sey kilîtî dardekerde mend, Ez reyna heşnena tivaje vengê to?, “Ez to ra hes kena” vatena to peyser êna? Bi eşqî qayîtkerdena to mende çimanê mi de; tenê mi de bi usûlî bêçikanê xo panayena to. Bedenê mi ra xatirayê to fetelîyenê hona; yew zî ê yewbînîdehaştî bîyenê ma, ey waştîyê. Yew gogerçîne nişte penceraya mi ro; refê xo ra visîyaya, tik û tena ya. Dîyarê ke ti firr dana û şona û dara ke nişena ci rê— mi ra selam berê, cinîya ke ez ci ra hes kena rê
XwendinTo bi emrê mi zê ruletî kay kerd dinya Çend û çend mewsimî derbaz bîy emre mi de Tena zimistan ame dîyarê mi pukê xezebî de menda ez Kuçeyî, cade û taldeyî bîy keyeyê mi Ez to ver qefelîyaya hey dinyaya bêbexte Çîyo ke to mi ra nêgirewt çi mend ke Tena omidê mi mend ma ez ey kî nêdana to Mi kuçeyan de kerd pîl omidê xo ez ey nêdana to Mi bi omidî xo pîşt te bi eraqê xo kerd pîl Tena yew sereyê mi mendo bê ey kî bigê ey dinta Ez omidê xo nêdana to ey dinyaya zûrekere Ti mi rê deyndar a, waro gine pêsîrê mi ra Hone dergûş bîya ez bê mudafa Ne maya mi mi rê bîye mirde ne ez aye rê To tirawite maya mi mi ra bi bêbextane Ca nêbîya ez virana maya xo de des û di serrî bîya Xurbetî ra surginê xurbetîya bîne bîya bêwelat Çi zaf bermaya ez tawo ke mi dîyêne Mi dîyêne ê dergûşê ke pistina maye de kewtêne ra Binê estareyan de kam zano çend sey rey bermaya A aşme ez pîşta te şewanê serdinan de Bajarê Îzmîr mi ser o rijîya Çi zaf bîla wele, vayî ver dîya ez Vera firtineyan de çok nêda erd, mi tim xo ver da.
XwendinZerrîya mi manena yew dara ke velgê xo rişîyayê Payîz hende bê wext ame zerrîya mi ke Rut mende zerrîya mi ez cemedîyena Vayê harî meşiknêrê gilanê mi Tek gila mi mende ke ez pêbigêrî omidê min o Bi omid xurt be pê xeyalanê mi zinde bimane Sebir bike ey zerrîya mi helbet ke wisar bêro Hesretan ez arda war de bes o pêsîrê mi ra waro ginê Tarî engel o vera eştena şefeqî de Haylemeyê to bîlasebeb o ey tarî Sancîye vejîyayena tîje nezdî yê Şefeq zê cenînî gina ro omidanê mi Omidê mi sewda rê çîçegî bê akerê Cûwen bikerê wa rengî pêro pîya mozaik bo Desen bi desen yew û yekpare yê pêro rengî Ez zerrîya xo de dem bigîrî sewda bibî.
XwendinTi ya wisarê mi sewdaya xeyalkanê mi Ez şilîya to ya wisarî bibî. Bivarî porê to yê ziwayî ser o Ti henî hît, şil û şepel bikewe virana mi To bi zerrîya xo ya ke eşqê to ra veşena virane bikerî A leşa xo ya tenik û narine raverde sêneyê mi ra Bi eşqî demê xo bigîrî ez boya tenê to ra Mi daxilê estareyanê zereyê çimanê xo bike Têmîyanê asmênê kepû keweyî bî ez Şewe zerrîya mina ke cemedîyena bigê virane xo Ez şewe estareyan zê orxanî biancî to ser Ê eraqê to yê şirîgermî ra hît bibî ez Sewda biramê zerrîya mi de bi heskerdene Raverde vayî ver wa vilabîyaye bimano porê to Mi bige verara xo ma yewbînî de haşt bibîme Tîjê bido ro haştbîyayîşanê ma ser o Cinîya ke tim xeyalanê mi der a Ez sewadaya ma rê kulmê wele bî Ti toxim be birişîye virana mi ro Ez bi eşqî bi eraqê to kewe bî Ê çimê to yê estareyinî ke bi eşqî nîyadanê Ez to de raywanê eşqî ta ey cinîya mi Ake bişkojanê xo raverde boya ê tenê xo Sey yew mayîne haşt bo tenê tene mi reyde
XwendinEz nêmusaya nê heredîyayîşanê to yê bêwextan Ez se dîyax bikerî nê ameyîş û şîyayîşanê to rê Zerrîya mi ha mi muhekema kena Mi ra meremne ê nîyadayîşanê xo yê xezalan Tefûdumanî varayê mîmîkanê to ra Lewanê to de çekuyî guzgelek ê Ê mi ra bêwext visîyayîşê to est ê ya Her yew vateyê to zerrîya mi rê paye Zerrîya mi gienana sereyê kilanê haran Sey wisarê sexteyî yo zerrîya mi rê Zerrîya mi cemedîyena huşka de Çime mi agêrayîşê to pawenê Ez kewta rayîranê tı aidranê haran de Wa bo ez biveşî rayîrê sewda de Yew kilme nefese xo tewrê nefesê mi bike Ez zere û teberê to bibî ey sewedaya mi Çimê to zê a roja tewr verêne nîyanêdanê Yew nefes tenê to boye bikerî To rê vajî se aşiqê to ya Ez ê çimanê to yê şehwetinan de xo xo de şorî.
XwendinTi ya ke ma ra vîndî bîya ez to gêrena Mevake ez zaf şîya dûrî Qasê yew nefesî nêzdîya mi der a Hêrs mebe, ti binê hêrsê xo de manena Eke ti ma ra dûrî şore ma tarumar benîme Çend şefeqan de estareyan ma rait kerdîme Ne balişna ne cile dî bedenê ma Zorê şewan şî vera ma de ma şefeqî de mendîme O ke ma ra vîndî bîyo ez nîya ey waştîyê Ti ê çimanê xo ra pers bike ke to ê mi ra girewtbî Çimê to ê çim ê, seke mi ra qayît kerdêne Eke ez biheşnî ti qaytê yewnayî bikere Zerrîya mi dax bena huzin gineno çimanê mi ro Ez yewnayî ra ney to ra bijheşnî Yewnayî ra qayît meke seke mi ra qayît kena Ez hes kerdena ê çimanê to yê huyayêne ra musaya. Ha wisar ameyo zerrîya mi meke zimistan Mi çiqas ti fetelîya dîyar bi dîyar Mi va rojê muheqeq êno eşq tim ti pînita Va tefûduman nêvaro rayîrî ser ke ma keno ma Gönlüme gelen baharı kış eyleme Seni ne çok diyardan diyara aradı gönlüm Bir gün mutlak umutla bekledim seni aşk Biz olma yoluna boran düşmesin sevgilim
XwendinMi berê biresnê pêlanê harbîyayan Ez ver bi xorîyan awe ro şorî derya de Wa bimanî ez bibî êm masîyan rê Vindî bibî zereyê deryayê bêbinî de Na dinyaya qilerine de pak bibî Edaletê to est o ey dinya Dinyaya ke zaliman rê manena Dinyaya ke feqîran seke çin ê hesibnena Êyê ke mi dostî zanayêne bîyê zûrî Sewdayî bi zûran bîyê qilerinî Nîyadayena çiman wisaro sexte Mi waşt ke ez bê qilêr û gef însan bimanî Ez razîya masîyan rê êm bibî Wa awe ro şoro qilêrinê nêbo zerrîye Kesê ke zûrî marifet hesibnenê bîyê zêde Wijdanî zûran de hepsî bîyê. Keso ke zê însanî mendo, mendo, eke mendo kotî de Ne tam û keyfê mewsîman mendo Ne dostîye menda tam û pakîya xo de Ez însan bimanî bê kibr û qilêrî.
XwendinEke mi pers kena çimanê xo ra pers bike Ez çimanê to yê ke mi çin hesibnenê de menda Seba ke ti mi bivîne çend şewan de menda ez Şewanê puk û xezebinan de çelmisîyaya rayîrê to de Ti cinîya zerrîya mi hesreta min a Rîyê to yo huyayîşin tek hesreta mi bîye Ey waştîye eke zorê to şoro vera tersan A game tefûduman bena seranser zerrîye Ez kewena vaye vewre, tefûdumanî ver Heskerdiş lazim o pê zerrîya ke zereyê to de ya Kîlitê berê zerrîye ti be Ziwan gineno lewan, lewî ginenê zerrîye rê. Her çi qusur ke gêrena zerrîya xo ra biperse Zerrîya xo ra pers bike çime to se xapîyayê Mi zerrîya to ra teber yew welan nas nêkerd Roştî nas nêkena bê çimanê to. Perperik bî û binîşi mabênê her di bûrîyanê to ra Nîyadayîşê to de pêde-pêde şorî çimanê to ra Nefesê to yê germ û xeraritinî de germin bî ez Mi bige zereyê nefesê xo ez zewqê to bî. Mi tewrê huyayîşanê xo bike ez bibî fîq-fîqa to Tewrê çimanê xo yê xumaminan bike ke ez bibî estareyê to Berê zerrîya xo ake ke ez bibî sewdaya to Ti bibe wisarê mi ke ez bibî şilîya to ey waştîyê.
XwendinMi ra nîyadayena to ra mend qelbê mi Çimê mi rîyê to yê huyayîşinî ra pêde-pêde şîyî Ez a nîyadayena to ya rengcinîye rê heyran menda To de zerrîya to de bimanî ez ey cinîya mi Mi ra nîyadayena to ya estareyine bîye sewda mi rê Şewanê min ê huzninan ser o ti zê şefeqî eşta Ti zerrîya mina têşanê sewda bîye rê bîya wisar To çimanê min ê ke hesiran ver ziwayan rê roştî da Şefeqê zereyê çimanê to gina mi ser Pê tîja zerrîya xo bipêşe mi Ez zê aşme bidî sêneyê to ro ey cinîya mi Mi verare bike ez nêcemedîyî to de bimanî. Dest menê wisarî ra wa gila xo ra bimano Çimê mi wa perperikî bê vekganê to rê Ti bibe çiçege ci rê, ez xalofirê ci bibî Wa ez boya to ra serxoş bî û to de bimanî Ti wisar be ez bibî şilîye Ti çem be ez awa to ya zelale Ti çîçega narîne be ez mêsa hengimênî Ez vayê nermê wisarî bî boya to bibo tede.
XwendinEmrê xo de ez çiqas zaf menda şewan de Roj nêvejîya ez çiqas zaf şefeqî ser menda Estareyî ney, tarîyî niştî şewan ro Mi sewdaya zerrîya xo çiqas zaf gêraya Şefeq pawit mi nêeşt zerrîya mi ro Para çimanê mi rê estareyî ney hesirî kewtî Mi wisarî pawitêne, zimistan ame Sero xezeb da zerîya mi ro ez cemedîyena Keder meke ey zerrîya mi Bermayene ney huyayene wazena ez Zerrîya mi cayê şewatî ya, izdirab ancena ez Ziwanê mi lal, zerrîye xo ver ro dana Zerrîya mi timûtim to gêraya Emrê xo rê zê emir ilawe kerde mi to ey cuye Hende ke to gêraya ke qefelîyayay to dima sewda Eke êna bê êdî hema ke emrê mi nêqedîya Boya to nişte ro bedene mi, mi kerde rayber xo rê Ez kewta rayîran, kewta dîyaranê nenasan Mi tena to rayber zana, ti ya ke zerrîya mi de tek a Ver bi vêngê zerrîye bê ke vinderî rayîr şîya.
XwendinEz çend û çend kişîyayaya mi nêhûmarit Hepsîye kerde zerrîya mi tarîyan de Hêvî virare kerde, mi va rojê vejîyena roştî Tenganeyî de menda welatê tarîtîye de Mi yew xo yew zî ti gêraya ey sewda Estareyê çimanê mi mi ra girewtî û berdî Pêlanê tewr haran ver mi hêvî verare kerde Ez tefûdumandî de menda mi xo rê hêvî zanaye tîje Pirodê mi ra panê ey zalîmênê! Nêeşkena bimirî, sewdaya min a ke ez bivînî est a Mi bi çi hesretan şefeqî pawit tena ez zana Tayînan bi çimanê xo tayînan bi qesayanê xo ez kuwaya Eke rojê bêro ez şefeqî de bihuyî Vejîyayena tîje ilaweyê tiq-tîqanê ma bo Wa huyayîşê mi ger bê û germ bimanê Tim û tim tersena ez to ra ey tarî Mi hêvîya zerrîya xo kerde pîl Tena mi to ra hes kerd û virare fişte hêvî ra Wexo ke cemre ginaye wele ro Sewdaya zerrîya mi bizane ke ez to pawena.
XwendinAncîna ti ginaya sila de aqilê mi ro Yew hîso xerîb nîşeno zerrîya mi ro Şerabo ke sifeyê tamteşkîlî de şimitêna ma Destanê xo panayîşê porê to ra Bi çimanê xo yê estareyinan qayîtkerdena to çimanê mi ra Tamê kilaman de qîrrayîşê to zerrîya mi ra Çekuyê eşqî ke vejîyêne lewanê to ra Ez ê qayîkerdişanê to yê şermok û malûlan de menda Ez to de menda ê sifreyê dewlemendî dima Gama ke to şerab qilotnayêne ro cinîya mi Ez bibî o şerabo ke rişîyeno lewanê to ra Birişîyê xo û mimanê wertê çiçikanê to ra. Ez to de çimanê to de bimanî Ti aqilê mi de zerrîya mi qîrrayîş de Zerrîya mi de serewedaritene pêl bi pêl a Bê hîna ke zerrîye de vewre nêvaraya Huyayîşê to mi de mendî, hîna ke nêçilmisîyê bê Estareyê çimanê mi pêro sêwî mendî Çi ke rind mendo mehcûb mend çinbîyena to de Alîbaba ya ez zorê zerrîya mi şî vera to de.
XwendinEz rayîr şona patîka ra Zinaranê asê û çetinan ra Koyan ra bivîyarî û biresî sewdaya xo Destê mi de çogana mi, gonî de mendê lingê mi Zerrîya mi de bê to huzin est o Zê xelala qijkêk û narine Maye vîndî kerda çimî mat mendê To gêrena ez dîyaranê xerîbîye de Qeraxê gole de ronişta ez Awa ke pêl bi pêl hêrikîyena sipî ya zê vewre Vengê awa çemî yê asê Çîngeno koyan rê hêrsbîyaye Mij o dorme, şona ez mîyanê mij û dumanî de Mabênê di koyan de ver bi yew nêzanîye Ez bîya yew mennûn ke sewdaya xo gêreno Zê xezalêkê birîndarî dejena zerrîye Ganî ez şorî vînî bibî yew nêzanîye mîyan de Alîbaba vano ke zerrîyî sip û sîya û qehpe yê Ganî nîyadaşîşê masumî yê yew domanî/e de bimanı Bê qiler û gune zê însan mendene
XwendinCîyayîye, ne kewîyê asmênî yo Ne pêlê kewîyê okyanûsî yê Ne kî wextê şefeqî de Tîja ke vejîyena ya Yew kila gurr a cîyayîye Ke ginena zerrîye ro Cîyayîyê şewato ke bedenî veşnena Serewedaritiş o, dej o zerrîye de Cîyayîyê lasêrê hesîran o Çiman keno ziwa Cîyayîye yew tefûduman o ke Zerrîye keno têser û têbin ra Vera Lodosî şîyen o bi kelekan Vera êlanê haranê deryayî mücadele yo Awa ke hêrikîyena, şona resena derya ya cîyayîye Cîyayîye yew qewdê beybûnan o Erdê welatê dayîke ra ardîyayo Cîyayîye yew telefon yan zîlê berî yo Bê wext û nişka ra dano piro Sewda rengo çi weş o dîyeno zerrîye ro Hîna ke nêameya sedayêka weş a cîyayîye Hîna ko to berê mi nêdayo piro Zerrîya mi de kewîyîyê asmênî est bî Rindekîyê sewda û heskerdene est bî Xorînîyanê zerrîye de ya sewda To ke berê mi da piro cîyayîye Çimanê to ra hesirî rişîyayî zerrîya mi Eke ti çin a raywanîya sewda de Na raywanîye nêmcet û bê heskerdene manena.
XwendinRuhê min o ke to de bîyo hepsî serbest raverde Dejê zerrîya mi qerşuna des û di çewres û pan kalîbreyin a Çinbîyena to kendiro rûnin o qirrîka mi ra Girê bîyo nameyê to lewanê mi de Tam mi xo vîr ra kerda vatêne kewta aqilê mi reyna Qedîyena ti vaje na hesreta mi to rê Mi newela xerîban xo rê mesken girewte Bî xan û xaneyê mi dara hêjîran Çend û çend rey tîje awan şîye bê to nêzana Ez bibîyêne ziwanê xozanî wa biqîrrayêne zerrîya mi Bê aqort û bê perda biqîrrayêne zerrîya mi Wa biçîngo newale ro, teselîye bo hesirî Mi hesretanê xo tamê kilamandê bivatêne Tîrra kemane ra bigêrayêne dejê mi Xozan wexto ke cenenî dest têlê bamî pamene Çimê mi zê şilîyanê payîzan ê. Şaîro, mi û hesreta zerrîya mi Binuse û neqişê rêzanê xo bike Senî ke kanaviçe neqiş kenê neqiş bike sewdaya mi Alîbaba ya ez, xo rê xo vîr ra bikerî vizerî bimanî ewro de
XwendinYew kampê çadiran ke newale de ronîyayo Xo ano ro çadire dest de çay Destê bînî de kitab, çimî rîpelan ra Esto gelo zerrîya ci de yewna Ez deyax nêkena estena yewê bînî rê Yew qayîtekerdena to û yew kî dest panayena to Mi mi ra gêno beno wa emre ê to bo Cinîya ke newale kena roştî bi ridekîya xo Serewedaritiş kewto mezgê pêro çîçegan Mecilmisîyê çiçeğe newale Wa qralîçeya şima bo na cinîya rindeke Wa turab bo zerrîya mi rindekîya to rê Sereyê xo berz ke ez çimanê to bivînî Suzîyo henên gina ruhê mi ro ke Seke adirê şiwaneyan ameyo tafînayene Zerrîya cayê kila gurr a to rê ey cinîye Kedo pey fîstano reng eflatunin Porê xo sîya zê sîyayê komirî Muniteyê xo yew doşê çep yew ê raştî ra Alîbaba vano ke ez perperik bibî ê muniteyanê to ra.
XwendinRojî mi ver a bêveng ê Şewî mi ra heredîyayî Estareyî mi rê vîndîbîyayî Şodir tîje mi rê nêvejîyena Mi hêvî taloqê yewna biharî kerde Payîz de pela zerdbîyayîya tewr peyêne Hema ke ez nêginaya erd ro bê Bê cinîya tewr rindeke ya zerrîye Cinîya min a ti rindeka şiwaneyan Boye anûxine, nîyadeyana xo melule Berze vauî ver leçeqa xo ya rengine Porê xo yê reng kesataneyî raverde Zerrîya xo zerrîya mi de ca bike wa dem bigîro To bêrîye kerda wa demê xo bigîro Hema ke ez hesreta to ver qehir û weran nêbîya bê Hema ke estareyî terk nêkerdê çimanê mi bê. Şodir bibe tija mi û bê Huyayena ke mi kerdo xo vîr ra bê ti bimusne mi Ez bi virara pirrê estareyan bêrî Alîbaba vano ke bi kilam fekê xo bê.
XwendinGogerçîne nişta penceraya mi ra. Nuqûrnena bi telaş camî No telaşê to çinayî ra? Yan ti kî remena zê mi Ez çend rojî û çend mewsimî Qedexkerdeyî menda asmênî rê Nêvejîya pencera hêrsin bîya Sereberzkerdişê mi vera to nîyo ey xoza Aya ke mi wedarena û fam kena ti ya Çend rey dafike ronîyaye vera azadîye Kam zano çend zerrîye bi sewda vîyartî koyan ra Sewdayê xo koyan da dardî we Akerê mîyaneyê înan ra nasir vejîyo nîyadênê Tîje kela-kela xo de veşnayî bedenî Sîya yo sîyayê komîrî de û munite yo porê xo Eştê piştîya xo şale piskinî Gineno koyan ro vengê kilama azadîye Sewdaya henên a ke azadîye bena eşq Zerrîye ra kewena zerrîyêda bîne xoverdayîş bena Deyayî de yaqamoz, çemî de asê hêrikîyena
XwendinÇi zaf çîyî musnayî mi tenayîye Dejo ke gineno zerrî rê zê hengmênî hîs kerdêne Pîştena kula xorîn û xedarine Tawo ke cemedîya virara fîştena bi hêvîyan Wextê bermaneyene de pakkerdena hesiran Çi tersî zêdîyay çi tersî zerrîye de Ti qet virare fişte tersane xo ra? Tawo ke tersaya reyna virare fîşte ci ra? Şewanê bêhewnan de qet virarer fîşte xeyalan ra? Zê vera bêvengîye sereberzkerde fîtike kuwaye? Çîyê ke to mi ra girewtî û berdî Ez nêzana ke kotî de ameyî pêser ey heyat Mi kerd ke ez dost biba tenayîye rê Hetêdê mi sila hetê min o bîn tenayîye Çi aşmî çi mewsimî ez terkkerda Çi kederî peyda bîyî na zerrîye de Hêvîye mi şikîyayî ke şikîyayî To balişnaya tale ra vat şewa to weşe bo? To sifre de şerab pirr kerd qedeha diyine? Meperse a diyine helbet ke mi tenayîya xo rê pirr kerde.
XwendinAx gula min a delale! Ewro kî bê to derbaz bî Roje qedîyena gama ke şewe bena Ax ti zana derdê şewan! Se ke kardî anê qirika mi ver Çilmisîyenê ekuyê ke mi to rê arê kerdê Û gulê ke vazoyî de yê Şîîrê ke mi bi îtîna munitê. Çîçega ke to ci ra tewr zaf hes kerda, ez her roje dest panêna aye ra Mi tayê kî tîje darde we Mi zerrîya xo to reyde ruşnaye Eke ti bicemidîye, zimistan dest pê keno zerrîya mi de Bîyo çi wext keyeyê mi çin o Zerrîya to keye, çimê to welat o mi rê Ez sêwîya çinbîyena to ya û êdî qefelîyaya Bê to seydwanî rê beno seyd ruhê mi Êdî xeyalê mi kî rincan ê Û ez qefelîyayê to ya Ê mîlçikê ke to bi destê xo qut û awe dayêne ci Firrayê şîyê to dime.
XwendinEz to ra ney, xo ra şîya Ti xo reyde berda koyan Surginî ra şîya şurginî Lejê mi de sewdaya min a, zerrîya mi de eşq Ti cinîya bereya estareyine ya lejê mi Ti ge-ge bîya estare rêz bîya çimanê mi de Fenera şewanê tarîyan ti bîya Ge-ge zî çareyê mi ro maçêko bê wext bîya Ti seba mi nusîyaya rîpelanê kewîyan ra Ziwanê xozanî de kilama sewda Ziwanê şaîrî de azadîye rê sewdayin ê misrayî Ez her kuçeyê nê bajarî de yew lej bîya Ma bîy heskerdiş zê gudvewre sewda kerde girde Ma bîy estare herikîyayîme zerrîye bi zerrîye Koyan de filharizî deştan de azadîye qîrrayîme Mi ti nuşt dêsan ra sewdaya xo Tije ra sûrex o, estareyê sewda Pêro rengê dinya wa azad bê Mi cîyayîye nêkerde to, xo û heme rengan rê Cinîya mi ti ya klavuzê lejê mi Ez evîndar a azadîye û eşqî rê Erdo paynêbîyayî sewdaya min a azad a Emşo bedirê xotêrapîşe asmêno kewe Bifirrê çûçikênê bê seydwanan bifirrê azadîye
XwendinTrêne werzena merdene rê se û hîrê canî Nameyê to raywanê aştîye Werzena ver bi merdene trêne! Vagonê tip û tarîye! Bavo qey sîya boyax bîye vagonî Tarîyê cehenemî yo Garê Trênan yê Ankara Mîyanê gonî û gonîşerî de Se û hîrê xeyalê aştîye! Govendî, zilgitî nêmcet mendî Nameyê to qehpe bo Garê Trênan yê Ankara Tarîyo sim û sîya nişto roje ser o Boranî nêeşkayî ver bi aştîye bifirrê. Mîyanê gonîya sûre de mendo Arê bikerê parçeyanê bedene mi Se û hîrê reyî ameya parçê kerdene Qelbê mi bivînê bidêrê heskerdoxanê mi Nêqurê borana ke nêeşkena bifirro de mendo qelbê mi Gonî û gonîşerî de mendo nêqurê borane de Gonî pişkîyaye kilamanê ma rê Rîpelanê teqwîman ra bivejê Desê Têşrîna Verêne ya gonîne Nameyê ci borana ke nêeşkena bifirro panê Aştîye ra tersayî qehpeyî Bazarê ganî de ma se û hîrê canî bîme.
XwendinTo tim mi ra vatêne rind qaytê mi bike Qayîtkerdena to ya hende rindeke est a ke Agêre reyna qayît bike ke! No qayîtkerdene wa ma rê bibo şîîre Hema ke şîîra min a nusîyayîye sêwî nêmenda Hema ke hesirî nêrişîyayê misrayan Hema ke murekebê xo nêbîyo ziwa bê ey yarê Ez tim ê qyîtkerdişî ra menda To bi çimanê xo kile eşte zerrîya mi Ez ê şewatî ver a roje ra bîyo veşena ke veşena Emrê mi zay bî şî pêyê to ra û bi bê to mendene Zê pela zerdbîyaye vayî ver kewta Ez ameya kuwene Va yan hesreta mi? Pelexîyayî zê pelan xeyalê mi Mi ti ya ke zerrîya mi de ya nêçilmisna. Hesreta to de mi çi-çi xeyal kerdêne Zê beybûna bê awe mendeye Vileyê mi hesreta to ver çewt mend Bê awe mendena mi rê wele bermaye Tîje çelmisîyaye xeyalanê mi ra Zereyê qeyaxa qije de galonê min ê şerabî Orteyê gole de, tîje ra dûrî de Ez to qîrrena, ti gole ra vila bena zê pêle Penîr û şerabo ke mi tewr zaf ci ra hes kerdêne nayî ro Qeyaxe şerxoş a yan ez Dımen kontrolî ra vejîyayo xover o şona qeyaxe Mi şîîra ma wende bi vengêdo gurr, yakamozî şîyî xo ra.
XwendinTi Teşrîna Verêne hazir bena ke şore Ti se ke bireme şona Hela nîyade peyê xo ra! Nê eserê to yê, pê îftîxar bike. To çend zerrî bi huznî pirr kerdî Asmên bermeno bê ke vindero Hewran ra wedarde yê estareyî Erd û wele kerdo binê regê zerdî Darê ke pelê xo rişnayê rut mendî Zerrîya mina bê sewda rute Bê deyax û heskerdene mende zerrîya mi Xurbete serd a û bê sewda menda ez. Rayîrê çamurin ê merdim nêeşkîno ray şoro Ewro des û pancê teşrina verên a! To zerrîya mi de peyda kerde deja cîyayîye Hesirî nêmendî çiman de hende ke bermaya Çend teşrînê verênî vîyartî To emser kî eşq nêramit zerrî mi de To reyna zimistanî de verdaye na zerrîye Vaje mi ra derdê to bi mi çi yo? Çûçikî karwan bi karwan derbaz benê û şonê Ma zerrîya mi rê cayê koçkerdişî menda? Xatirayî ênê çimanê mi ver, dej dana xerîbîye Bê welat mendena mi manena dara rute Vayê teşrîna verêne dej da ro ruhê mi Zerrîya xurbete de bêmecal memane Koyan ra kilaman vaje ey waştîyê Mi bi çûçikanê koçeran zerrîya xo ruşnaye to rê.
XwendinKarwan rayîr ra rêz bîyo Desênê heqibeyê xo zê ê cacîman o Werdê rayîrî nane tenûre yo Karwandaro serrayber şona kotî? Mi kî bigêrê karwanî bicê û berê Mi tena meverdê nê yabanî de Sewdaya xo ya ke ez welat zana gêrêna Qelema mi hişş bîyê nênusena vengê zerrîye Curaya mi lal a vera vengê zerrîya mi Melodîyê dejin ê flute çîngeno Zerrîye pelexîyaya sewdaya xo dima Nê dîyarî de şewate sewda vejîyayo Bi leze şo rayîr ra serkarwan Mi biresne a yara mina şirine Hîna ke sewdaya eşqî nêbîya şewat zerrîye de Hîna ke nêbîyo bizote zerrîye nêvaşnaye Ez qîrrayîşê zerrîye ra ginaya rayîran Ruhê mi de tefûduman, çimanê mi ver guzgeleka tozine Gêrena sewadaya ke zerrîye der a Vera-vera dereyan ra rayê şîya aye dima. Ruhê mi teslîm girewt dejê çinbîyayene Ne bîye şilîye varaye çime mi Ne bîye erd û wele zîl daye zerrîye Bê eşqî bîye çol û yaban zerrîye
XwendinEz bi xeyalanê xo yê nêmcetmendeyan menda Ma sewdaya zerrîya mi Çend dîyarî ra ameya teberkerdene Ez bîya ez, zê xo ciwîyayaya? Hîşyar be ey emir ey ciwanîye Ma domanîya mi Ez doman bîya ke? Kamî girewte domanîya mi? Mi bidê mi ez mendeyî rê razî ya Kamî ke ez tirawit a rono yew taldeyî de Merhemê bigêrî zerrîya xo ya daxbîyayîye rê O ke mendo na zerrî ya ke bi kederan pirr a Kam ke şî şî û şî emir nika bîyo multecî Heqîbeyê mîyaneyê mi girs a Nêbo ke fekê ci rabo eman ha Zerrîya mi dîyax nêkena dejanê pêserbîyayan rê Xeyalanê mine vîndîbîyayan de bî vîndî şî her çî No lej çirê o ke bîyo pîl ez a? Kufeyê pîlî çin ê heqîbeyê minê derdan de Mi rê mehuyê, o ke vîndî bîyo domanîya min a Zalim ti ya yan xerîbî ya? Ti mi de ser de eşta hesrete Qehir bî zerrîye peyê şîyayîye ra Çîyo ke mendo çi yo zerrîye rê tena xem
XwendinEz bêveng xo ancena leyê to ra Wexto ke mi rê abirnîyayo qedîya? Ameyena mi ra haya kesî bîye ke Şîyayena mi kes bizano ey heyat! Rut ameya ez û xulam şona Wextê mi nêmend ke ez xo top kerî Telaşê çinayî girewto nê şîyayîşî Ne sewdaya ke ez biresî, ne lîmano ke ez xo bidî bextî Çimê to rayîr ancenê ruhê mi esîr Penceraya mi şîkîyayî ya zê zerrîya mi To tamîr kerdene rehet o pencera! Ma zerrîya mi, kese est a ke tamîr bikero? Teber huşka ezeb a, ruhê mi de zimostano xedar Şima mexapîyê çimanê mine huyayîşinan ra A ke bermena, şikîyena û rişîyena zerrîya min a Keso ke qîrrayîşê ruhê mi heşna nêvejîya Heskerdiş ney şewat gina ro zerrîya mi Zerrîyî bêveng ê û kerr ê qîrrayîşê mi rê Ziwan lal o yan zerrîyî? Çîyo ke zereyê mi ra ancîyeno ti ya, ma çi mend mi ra? Kam ame û şî kemerê eşte ci, se ke zerrîye birro bêbin o Kam ke şî xêz kerd se ke dîwarê hucre yo Herinda ke mi fam bikero, barê xo verda Ez bîya xulamê na dinyaya bêweyaye…
XwendinAya ke qelbê mi dax kena ti nîya? Xeyalê mi peyê şîyayîşê to yê bê wextî de mendî To girewte û berde sewdaya ma Zerrîya mi rût û rûpele mende zerrîye Mi qîrra û nameyê to eşkera kerd, ef bike Nika ez sêwî menda, ma ti! Ez xo bidî bextê kamî, zê milçîke xof kena zerrîya mi Dilopê vewre girewt sere xeyalanê mi Rengî manayê xo kerdî vîndî binê vewre de Vewre serê rêzanê enguran girewto Ez ameya kulubeya rêzvanî Toqeyo to yo sipî û perperikên masa ser o mendo. Tulumbaya ra we ante mi, tek xeyalê to mendo Çiqas zaf şîîrî nuştî mi to rê û darde kerdî Pêro binê vewre de mendê û herfî kewtê têmîyan Kile bîya ez, şîyayîşê to dima şewat bîya Zerrîya mi zê daristanê veşayeyî yo Şewat girewt xeyal û omidê mi Êyê ke berzê asmênî benê, şewatê zerrîya min o Ti wedarde menda zerrîya mi de, mi ti bi heskerdiş kerda pî
XwendinEwro ti bê wext ameya mi vîrî Mabênê di wextan bî, mi nêeşka wextî fam bikerî Zerrîya mi di yaxeyan mîyan de mende Mi nêzana û cêser de nêvetî mewsimî Ruhê mi bedenê mi terk kerdo Zerrîya mi destê dejan ra bêqudûm mende Ez yew rayîro ke tarîtîya re vejîyeno roştîyan gêrena Zê karwanî ke rayîrê xo vîndî kerdo Mi omid verare kerde, klavuzê mine roştîye Sila zê zebanîyan nişto ro bedenê mi Ez ne to rê ne tarîye rê teslîm bena ey sila Na zerrîye çend cengan de xo ver daye Venga înanê ke destê xo qeleme gêna bidê Şaîr binuse rêzanê xo rê yew şîîra bêhuzne Wa xozan kilame vajo, tede hesrete nêbo Ey tuwalê xo rê hesiran zêz meke Ez se bizanî înan ê ke dost zanena la dima zure vejîyenê Merdim vano qey însan ê la bazaran de ênê rotene û girewtene Merdim bazirgananê omidî sewdaya rastikêne bizano, heyf Bê ke meçhulen de vîndî bo sey însanî mendene Ez nêna war û nêra war vera tarîtîye de Estareyê do bivejîyê omidanê mi ser de Mi bi xeyalanê xo ti kerda pîl ey omid Bi tîja xo agêrê zerrîya mina cemedîyaye ser de.
XwendinA ez ameya Newalo verêno ke mi maç kerdbî de boya to menda Çibîyayîşê to de çelmisîyayê pêro çîçegî Zê vayî da hetê mine çepî ro çinbîyayîşê to Ez bîya firtine eşta ca bi ca Verê vayê sevda kewta Cira bîya kokanê xo ra Ez bibî a sewdaya kewî ya kokê xo to ra Mi heseretî rayan ra neqiş kerdî û ameya Huzino ke hesreta to ver ginayo zerrîya mi ro Adirê to de bîya bizote, wel-wel bîya Nêro va, nêerzo xo ver wela mi Bibe şilîye û bivare welanê mi ser Ez bibî boya to û biresî tîje Na şîîre ê ma ya, sewdaya ma rê nusîyaye Her di hetanê newale de xatirayê ma mendî Xatira û heseret e çîyê ke ma ra mende To dara tuyan ra dardekerde verdayê Va dano û erzeno xo ver etegê to yê keweyî ra Ef bike mi sewdaya zerrîya mi, mi nameyê to qîrra.
XwendinEmşo ez zaf tena ya Şewe zê girê nîşta qirika mi rê Gama ke mi ti xeyal kerdêne, huyayîşê to xeyalê mi de Deryayî de va vapure, rîyan de huzin. Kemanecen tîrkemanê to zerrîyan dax keno Bêçikê tenik û narînî qanûn cenenê Kilame vana kêneka cînganeye zerrîya mi dax kena Derya tarîyan ro şîyo. Lambayê guverte tarî de verdayo To ra qisey kena zerrîya mi ey waştîye Ruhê mi de persê zehmetinî rêz bîyî Çimê mi zê guleyo yo ke namluye ra vejîyayo Persî zê guleyanê kanan ê ke hedefe xo gêrenê Şewe huzin zerrîya mi xo rê mesken girewto Asmên huzinin o ey bajaro sewdayê xo vîndîbîyayî Xeribîya nişta ruhê mi ser, persî têdima rêzî benê. Tersena ma mi ke nêeşkaya to bivînî Destanê xo derg bike mi bigê ez nêzanîyeyan de ya Biancê mi nê izdirabê tenatîye ra Na senî sewdaya dest ra ez ginena rayan ra To rê vejîyenê pêro rayîrî ey meyxanedar Orteyê daristanî de meyxaneyo darên Se ke estareyanê şewe ra remeno Kobe û goşeyan de bermaya ez, ameya ke teselî bivînî Şerabê xo yê tewr sertî ra pirr ke, wa sûr bo Eke mendo qewdêkê heskerdiş, garnitur wa eşq bo Qey oyo ke eşqê xo dest ra şono, xo to de vîneno meyxanedar?
XwendinMi to rayber zana ey zerrîye Mi pers nêkerd qesêyê to vera Mi xo da qîrrayîşanê to ver, nê dîyarê yabanî de Nê tip û tarî de to zê roştî zana Çi firtineyî vîyarnayî mi la tîk menda vera Vileyê çewt nêkerd verê namerdi de Mi ti zê cewherê vatena xo zana Canê mi bi canê to, heskerdene bo zerrîye de Sewda ver zerrîye de şewat o, nifte çimê to Şewe rûtûrepa, bi roje qayîtkerdişê to Hêgayê xaşxaşikê kutikan zê hewrê verê tîje yo Hema a gama ke mi ti dîya veşa zerrîya mi to rê Mi xo eşt rayîran va xêx o. Xo pey de verdan rayîranê çetinan Seba ke biresî to emrê xo eşt awe Bîya şaîr ke to binusî ey zerrîye. Kîlit dîyayo zerrîya to ro Şîfreyê ci zerrîya to de yo yake kîlitê zerrîya xo Hesîrî murekabê qeleme yê Mi vayî kerdî kaxite, tede şîîrî nuştî Mi nameyê to pers kerd cinîya asîya koyan Heqîbeyê xo sûr, kufeya xo de sewda Çend û çend çîçeqî çilmisîyayî a qayîtkerdena to ya rindeke ra Cinîya mina rindeke vaje, ti vayê kamcîn koyî ya Kotî ya nika ti, şew a yan roj a? Sewdaya yemane ya kamcîn çemî ya Xaşxaşikanê kutikan ra nuştî mi şîîrê xo Ez zaf bêrîya to kena, cesaret û hêvîya mi pirodayîye.
XwendinVayê sewda ke mi erzeno verê to Zerrîya mina ke ge-ge ver bi zê vayê vakurî erzena Ge-ge zî tefûduman erzeno xo ver û benê xeyalanê mi Boya tenê to ano vayê koyanê mi Gineno ruhê mi ro vengê qelbê to Merhem beno dejê qelbê mi rê Resmê to yo ke to ra mendo Tebê xeyalê to teselî beno mi rê Çiqas ke ti ginenan aqilê mi ro waştîye Binê gireyê korî xeyalê bi to Hewnî qirika mi de manenê Hesir ginenê çimanê mi ra ênê balîşnaya mi bena hîte Ez xo pencera ver de vînena. Cixaray to ya nêmcete vindena Ez hewran ra qayît kena, xo xo de şona xeyalan dima Mi ti virara xo de xeyal kerde ey waştîye Ti hewranê tijî dima xo xo de şo Ez estareyanê çimanê to de bimanî Ez to fikirîyena dejî mîyan de Şewa mina bêhewne xo demdaye destê şodirî Peyê şîyayî/şîyayîye de şîyene yan nêşîyayene Zê kewtena bi kuçekorî yo Ziwanê mi nêgirewt ke nameyê to biqerrî. A game çinbîyena to bena girê, nefesêmi birîno.
XwendinMewsim zimistan o! Vewre girewta her ca û kobeyî. Koyan ra vengê zerencan êno Zorê Dara Çinare ya sedserrine şî vera firtineyî Hesretî firtine yê zerrîya mi de Xeyalê mi binê çınara demdîyaye de Zîpikê tuj ê sey fekê yew kardî Ginayê ruhê mi ro persê adirinî Zerrîya mi de kaşkayî lej kenê Vewre mevarne sewdaya zerrîya mi rê Narîn a zerrîya mi tede meveje firtine Rijîyena bena welê bi wele zerrîya mina qefelîyaye Boya kestaneyanê ke soba ser o yê vila bena Ocaxe de çay dem gêno kila gurre de To rişnayê hesretî zerrîya mi rê Adiro gurr veşeno zerrîye de, rişîyenê hesirê mi Wext vindet çinbîyayîşê to de Rîpelê nêvurîyayî teqwîman de Û ez çinbîyayîşê to de bê welat menda Zorê mi şî vera to de ey zerrîye
XwendinWextê to ra cîyabîyene rew ame Ez qayîtkerdişê çimanê to ra mird nêbîya Ti şîya, hîna mi nêvatbî ez to ra hes kena Qayîtkerdena to zê vayê huşkî da hetê minê çepî ro Ti zê vayî verda û şîya To dima çimê mi şîlî û şepelinî Rêz bîyî lewanê mi de çekuyî Serdo huşk da zerrîya mi ro Mi hes kerd mi ra qayîtkerdişê to ra Ez surginê heredîyayîşan a Mi nê koyî xo rê welat girewt Kemeran rê nuşt sewdaya zerrîya xo Nameyê mi zê eşqîya bivejîyo ke nê koyan de Rayîrê mi zor û çetin bo nafîle To gamê bieştêne mi warway vazdayêne Yew huyayîşê to ser o ez bi zerrîya xo ameyêne Hetê mino çep vîndîbîyayena to ver birîndar o Des û di qalîbre ya qerşune Dejê aye birîndar kerd ruhê mi, bê ke ma ma bibîme Wina bo qet bena weşe kula mi? Tîje erzena sewdaya ma ser o? Rayîrê mi sewda hemrayîrê mi ti ya To sewda verdaye zerrîya mi rê Ruhê mi xuzur dîyêne qayîtkerdişê to yê verênî de.
XwendinDest de sînîye mumî fîştê ta Sûrî ser ra yê reqis kena Destmala kewîye anta verê çimanê xo Mumê tafîştî çilkînê zerrîya mi ro Ti yew qedehe bi heskerden pirr ke Ez qedeha to de eşq bî Ti çimanê xo yê mexruran çimanê mi rê yake Ez tene to ra germîya tîje bicerî Tenê to û yê mi pîya vejîme estareyan Wa bo, wa aşme rindîya to rê bihesudîyo Ge eş bibîme biherikîme eşqî ro Ge yakamoz bibîme xo biverdîme deryayî ro Bibîme a kewîya ke pêl bi pêle vila bena şefaqî de Dilopa peyêna şerabî viloşîyena lewan ra Çîyo ke ez şimena şehweto ke çimanê to ra aseno Vejîme kulubeya sewda ke pîya bibîme eşqê adirinî Ez çiçikanê to ser o ronî sereyê xo Ti porê mi bi eşqî mîşt de Ez boya tenê to de bi eşqî sewda bibî Eşqo ke zê awe zelale zê tîje germ o bibîme cîhan de
XwendinWurzena trêna kewîye ver bi huznan Fîtike kuwena zerrîyan rê dejê cîyayî ya Nê bajarî de hesretî gewr ê! Ek şabîyayîşî mendê, ma mi rê huzn? Zerrîye heskerdoxa xo pînena bi hesrete Gar xayê mehşerî yo ke hesirî rişîyenê tede Dest şanîyenê peyê heskerdoxan ra çime huzninî Kile ginaya hawayê nê bajarî rê Ma zerrîya mi rê! Hesreta ke ginaya zerrîya mi rê qedîyena? Bêsebir ê çokê mine bêdermanî Çend-çend voltayî eştî pirodayena zerrîya mi Sênêyê mi derbe girewta Suzî keno persanê ruhê mi ver Dê bê wa êndî biqedîyo na hesrete Çend-çend cîyayîyê çimhesirinî verdayî zerrîyan rê Şewê mine bêhewnî mendî gar de Mi çend-çend şîîrî nuştî to rê ey yarê Mi vay dayî têmîyan bîy cemre de Eke biginê wele ro zîl bidê sewdayî Ge sereyê genimî ra varike Gê gilbeyê tirîyan ra Şerab beno hawayê honikê mahzeni de Sewa emir gêna, bena eşq zerrîyan de Resamê nê bajarî eşkenê xezê bikerê? Portreyê yara mi tuwale ra Kamcîn reng eftareno ke bibo renge eşqî? Bê to mewsimî bê mana yê waştîyê Çimê mi rayîrê trêne ra mende Mi akerdo sêneyê xo ha sereyê xo rone Ez canê to de ereqê xo to yê şîrgerm bî birişîyî Seraya mi germ a bi germîya sewa, wa biqedîyo hesret
XwendinNêm ê domanê nê bajarî Estareyî vîndîbîyaye yê nê bajarî de Medê domanan ro qehpeyênê Welatê xo binê îşxalî de! Ziwanê ey çin o hesibna, da kelemce ro Qedexe kerd ziwanê înan qehpeyan Qeşunî eştî renge mi ro, kuçeyanê tarîyan de Ez surginê welatê îşxalkerdeyî ya. Înan çi zaf da ruhê minê domanîye ro Xeyalê mi nêmcetî mendî, ez sêwî menda Ez domanê sifreyê ronîyayî nîya Dejê mi, werdo ke qazan de pêşeno nîyo Esmer a çimsîya ya, surgin a ez Bê welat serdo mi rê, cemedîyena! Kuçeyî keyeyê min ê, barîqet bedene mino rut o Zerrîya mi zereyê kila hare de, la îradeyê mi polad o. Pirodênê qehpeyêne canê mi poladên o Rawurzê payan ser domanê tîje! Qîrayîşanê xo xo gur û yê ma îradeyo polad o Bedenê mi doman o, zerrîya mi dinya ya. Rengî yewîya ma ya, vateyê ma îqtîdar o Yew bê domanêno, welatê şima binê îşxalî de yo Sewdaya to qedexe kerde qehpeyan Eke ti ci ra hes bikere, welatê înan beno lete. Ti koyî yî/ya, erxat, xizmetkar û hemal Domanê qedexekerdeyî yê welatê qedexekerde Ti pê vengê pîyano ney, pê vengê mazgalan bîyî/a pîl Mederê domanan ro, leşa înan qilêrin mekerê. Ge parçeyê şerapnelan ge guleyî (qerşunî) bedenî de Ziwanê şima yo qedexekerde sifreyanê înan de meze Ge warwaya kuçeyî ya ge parseka kuçeyî Kêneka çimkewe, çimkesk yan çimsîyaye destmale roşena kuçeyan de Tena yew huyayîşê to ser o tîje vejîna welatê mi de Heta ke ti bihuye domano/e kewe yo asmên Welat, beno welatê estareyan û ziwanê to beno azad Bihuye ke şerwazê (cengwazê) bêrehmî, talankarê bêwicdanî bitersê.
XwendinHuyayene! Domanê zereyê mi huyeno qet? Ez huyayene nêmusaya ke Înan tim ez daya bermayene û tena verdaya Hêvî û domanîya mi mi ra girewtî Ez ca nêbîya ez welatê xo de Dîyarê ke mi nêzanayêne mi xo rê welat nêdî Kuçeyî zalim û çetinî Çi îxanetî dîyî na zerrîye Zerê û teberê xo yew kes nêdî Destê mi de qeleme, ziwanê ni qisê vano? Eke ez vajî meşo, ti bena sewdaya mi? Roje ma rê meke tarî ey tîje… Wa şewe nêro, xatirayî ênê mi vîrî Eke estareyî terk bikerê asmênî A game zimistan, a game puk nîşeno zerrîya mi ro Tipûtarî nîşeno nê bajarî ser Û tersê mi benê zêde! Bêvengîya gena pêro kuçeyan Kuçeyê tarî benê zindan Huzn gineno mi ser, bermenê çimê minê zerrîye Birîndar a domanîya mi gelo bena weşe? Derdan sela piştîya mi ro ke Şo bimuse sewda ra pey se huyeno bimuse
XwendinEz qedexekerde ya û bi qedexekerde hes kerd to ra Welatê xeyalanê qedexekerdeyan de Bi zerrîya domanê zerrîya xo hes kerd to ra Bê hetê mine çepî de ronîşe û bimane heta bi heta Estareya tewr beriqîyayîye ya xeyalanê mine kewîyan Tîja sewdaya mi, vengê hetê minê çepî Mi sewdaya xo xeyalane xo de kerde pîle Hesiranê mi ver şilîye hiş bîye. Zincîrî dîyayî şîîran ro! Ma veşnîyayî, dardê bîme yew demê şefeqî de Sepîya hîrê lingine ronîyaye Celado telaşın hesabê hîrê qurişan de Ma tîje huyayîşanê xo de daye we Mi dûrîyan de zaf dûrîyan de hes kerd. Ez bê welatî bîya welatê estareyan Mi welat girewt xo rê koyî, sewdaya mi azad a Mi bê ke biçilmisîyo hes kerd cîfê to ra Simbile de ya boya to Rêzî bîyê koyan de simbilî Hesrete to ver pê simbile teselî bena.
XwendinEz qefelîya dê vinde bîna xo bigîrî Bîya hemal, mi piştî kerdî hende barî Bîya çoparêkedox, nêqedîya nîyame peynî Mi awe ro nuşt wa laser wurzo pêrune bero Ne dosto ke merdim xo biozno ro ci, ne zerrîye To ra di persê mi est ê zerrîye Mi peyê to ra çend mewsimî derbaz kerdî Ti qîraya ez vengê to rê bîya rayîr Huşka şewe kewte para mi rê Şewê bêhewnî, huşka şefaqî Ti qîraya, ez bê pers rayîr ra şîya Dê vinde ez xo rê nefes bigîrî Îzmîr Kemeraltı to de mend awiro tewr verên Kuleya Saete şîîre nuşte û bermaye Boranî bîyî sîper hesiranê şaîrî rê Resamî portreyê şaîrî viraşt tuwalî ra Nêginayî awirê to vejîyayîşê rojî ro Mi qalind pîşt tutinê cixara Îzmîrî ra Dumanê ci huzn boye dano, hesiranê mi de bî têmîya Bajarê minê sewda, Îzmîr boye dana cixara Na senî par a, edaletê to çin o? Îzmîrê mi to de sewda û hesîrê çimanê mi mendî Îskeleya Konakî ya vapuran lal mebe Yew cinîya rinde vîyarte verê to ra. Zerrîya mi eşte verê tefûdumanî vîyarte Huzno bêwext pare bîya to to rê Hesreta to zerrîya mi de, ziwanê mi lal Şefeq de hesrete, wextê xow ra şîyena tîje hesreta min
XwendinHîna ke roj nêvejîya mê Eke bêwext biginê aqilê mi ro xatirayî Ver bi omidî rayê şonê çimî Tarî nişêno ro zerrîya mi ro Xatirayî benê girêyî qirika mi de Zeman tekamul beno Yan emro ke qedîyeno Xatirayê ke mi de mende, kelemce yê zerrîye de Yew dilopa şilîye rê ke binê welê de menda Zîl dano toxim wisarî rê bena omid Estareyî vejîyenê asmênê zerrîye de Gineno lewan ro o nameyo ke zerrîye de şewat o. Dormeyê ruhî gene hezar û yew persî Nusîyenê rêzê sewda kila hare ginena zerrîye ro Ê xatirayê ke mi mi ra gene erzenê dîyarê dejan Xatirayî benê bar, benê îsyanî vera çinbîyena to Nameyê to mi de wedarde yo, huyayîşê to teselî Çimê to kewenê aqilê mi huzn nişeno ro ruhê mi ser Kewena vayan ver zerrîya mi, kaş bena dîyar bi dîyar Ez kewta tefûdumanê cîyayîye ver, cemedîyena ez Ti dinyaya siran de wedarde menda? Yan ez hewnanê xorînan de ya Çinbîyena to ver zerrîye esîr kewena destê huznî Ez rayîrê to rê hemrayîr, zerrîya to rê hes
XwendinTîja nê bajarî multecî ya Estareyî derya de awe ro şîyê Şîn girêdayo deryayî rengê xo sûrêx o Bedenê domanan quman de wedarîyayê Mi ra çend kesî wedarîyayî Okyanûs ti pê nêbîya mird? Pêlanê to yê serdin û xedaran de şîyî Şarlatanê cengan kewtê derdê talanan Zalimê qehpeyî lêsê kutikan dima yê Nêmê de mendî xeyalî ey lajo Ferê çiman tirawitî înan Omidî mendî binê xirban de Bombeyî parçe-perçe kerdî hewalî Asmênî kewîyîya xo kerda vîndî Rengo gewr girewto asmênî Çimê ke huyayêne nika pirrê hesretan ê. Tarî her cayê nê bajarî zebt kerdo Çiman de ters, warway ê dergûşî Xo kerdo derg henî quman ser o Porê aye yo sey komirî sîya kewto quman Hetê ra xo çerixnenê hetê ra hesiran rişnenê pelîkanî Qaqlîbazan de yew telaş ke çi telaş Wurze û biqîre hîna ke nêmerda merdimîye Wicdanî bîyê lalî, kesê ke heşnenê kerr ê Parselê dima yo şarlatano cengano qehpe
XwendinHa yê rayê ra yê, şonê çimê mi Zerrîya mi boverî de mende Hêvîyê minê şîkîyayî Reyna benê kewe? Ruhê mi îsyan der o Zerrîya mi boverî de mende Mi kerd parçe-parçe. Tarûmar û wêraneya ez. Ez namerd a! Eke reyna xo biçarnî û qayît be Beşerîyayîşo verên, o taw o ke mi dîya bî Beşerîyayîşo dîyin taw o ke mi ti xo vîr ra kerdbî. Mi xatirayê ke to ra eleqedar ê eştî Kewta rayê, şona rayê ra Ver bi yewna wisarî. Eşq bo heskerdene bo. Eşq bo heskerdene bo. Ez henî bîya ke xo bi xo xo gêrena. Hêvîyê minê vîndîbîyayî Pers û muhakemeyî ruhê mi de Ez kewta ro firtineyî ver, rayê sewda rê vejîna eceba Wa bo wa bi hêrsin bihêrikîyê çemî Mi huznê xo dayî verê awa çemî Ferat bêveng û zelale hêrikîna Çemê Dîcle Ti mi rê, boxçayanê xo yê qilêrinan ra pak be bê Ti mi rê, zê ti ya ke zerrîya mi der a bê. Ez kî ez a ke zerîya to der a bêrî Ma gule bibîme Eşk bibîme Yew û Pîr bibîme, hes bikîme û hes bibîme Zê awe Zê şîîre Dost bo heskerdiş bo haştîye bo wa way û birayîye bo. Ti bê qural û qaydeyan hes bike, ez eşq bibî Zê Muzirî zelale bihêrikî Zerrîya to rê birişî, ebedîyetî rê, bi eşq û heskerdene
XwendinLeşa mi to de esîre mende ey xurbet Zerrîya mi multecî mende to de Welatê mi, xatirayê mi mendî. Mi raverde ez azad bimanî Rayê şorî ver bi hesretanê pêserbîyayan Dewa mi, domanîya mi û sîya mi mende Ruhê mi sêwî yo leşa mi ra cîya No çendin o, sey talan o surgin. Nika ez kotî ra vajî welatê mi? Bêwelat menda, mapus de ya! Şilîya ke varena sey mazgalî can dejnena. Şewî tersonek ê zê multecîyan! Şefeqê xo vîndî kerdo dîyarê surginî yo xurbet Bedenê mi to de mend ey surgin Nê bajarî rengê xo yê keweyî vîndî kerdo Xurbet de her ca sîya boye bîyo Hesretê mi to de mendî ey welat Huyayîşo ke mi xo vîr ra kerdo biruşne sewdaya mi Bi comerdîye estareyan bike zereyê zerfe Xo vîr ra meke a qayîtkerdena lajekê masumî Adresa ci dîyarê surginî, pul heskerdene bo Boya welatî bo çar hetê ci de A cinîya cînganeye ke reqsê serewedarayîşî kena O kurdo ke sere şefaqî de bi tîlîlî govende kay keno. Horonê Behrê Sîyayî, Zeybek Egeyî ra Welat to de xatirayê mi mendî Fabrîka de karker, hêgayî de erxat, barîqat de xoverdayox Mi bêrîya a cinîya xoverdayoxe ke azadîye xoratêpîşta kerda
XwendinKaç vakit oldu.! Sayamadım geçen mevsimleri Kar boran gördü üşümedi gönlüm Saran kolların, seven yüreğinde kaldım. Dolunayda yaktığın ateşle dansın Gece koynunda nemlendi tenim Toprağa aktı terimiz çiçeklere hayat Gönlümüze sevda çağlandı.! Teninde harlandı, gönlümde ki aşk; Bizim hikayemizi yıldızlara yazdık Ay doğardı yıldızları kıskanırcasına Şafağın acelesi varmış gibi, gece bitmesin.! Seni sevmek ömrüm oluncaya:!! Koynunda güneşle dansını Ten kokunda uyanmak şafakta Savrulan dağınık saçların rüzgarla dansı. Ahlat toplarken dilinde ki türkü Dağınık saçlarında gözlerim kaldı. Seni sevdiğimi Irmaklara yazdım Sel olup aktın gönlüme.! Anılarımız sende saklı kalsın ahlat ağacı. Kah hüzünlerimiz gözyaşı oldu Kah kahkahalarımız yankılandı sende Yakılan ateşte hayallerim kaldı. Sakla bizi açık etme ahlat ağacı:! Şafakta, ansızın bir tek sual bırakmadan Niçini/nedeni cevap etmeden.. Kayboluşunda keder düştü gönlüme Yıkılır onca hayaller yarım kalır sevda Ahlat ağacı, sende sırımız saklı kalsın. Sevdamız karıştı ırmakların akışına, Muhabbet kuşların diline düşürme sevdamızı..
Xwendin“yıllar tespih taneleri gibi, Sıra sıra ipe dizildi yan yana… Bir bir dizilip evrile evrile Döküldü yüreğime anne Yıllar sensiz ne acı, Anne Bazende çaresiz ve çözümsüz anne.. Bazende dizilir şişe Köze konur cız eder yüreklerde… İste benimde yüreğimde Közden korlaşmış top yumağı gibi …. Alev alev her yanım, Susuz ve sensiz kaldı annem Sevdalıyım anne, Sevgi ve tarifsiz sıcaklık içindeyim anne Çiseleyen yağmur altında, Kokan toprak anne kokusu anne Anne bir bilsen sana hasretimi Ve ne çok özlemişim kokunu … Koynunda uyumayı ne çok istemişim Sıcaklığını nede özlemişim anne….. Anne sana doyamadım Koynunda uyamadım… Saçlarımı okşayamadın Güvende olamadım sensiz anne Anne bugün çok üşüyoru ve yalnızım sensiz gurbet diyarında…. Avcısından korkan püsünmüş Bir ceylan gibiyim anne Selvi ağacına konmuş kelebek gibi Bir serçe gibi ürkek Sensiz ve yalnızım anne, Avlanmayı bekleyen av gib”
XwendinSana haps olan ruhumu serbest bırak Yüreğimde ki acı on iki kırk beş kabreli kurşun Yokluğun boğazıma yağlı urgan gibi Düğümledi ismin dudaklarımda Tam unuttum derken aklıma düştün Bitecek mi sana olan özlemim Garipler vadisini mesken eyledim Evim yurdum oldu incir ağacı Kaç gün batımı geçti sayısını bilmem Ozanın dili olsam haykırsa yüreğim Akortsuz perdesiz haykırsa yüreğim Yankılansın vadide, gözyaşında teselli Özlemlerimi Türkü tadında söylesem Kemanın yayında dolaşsa acılarım Ozan çalarken dokunma bam telime Gözlerim bahar yağmurları gibi Şair, beni ve içime düşen hasreti Dizelerine yaz nakış nakış yaz Kanaviçe işler gibi işle sevda mı Alibaba 'yım dünü unutup bugünde kalayım
XwendinArayıp soranım nerdesin Karagözlüm Pencereme akşamın karanlığı düştü Gökyüzüne yıldızlar akıyor Odamı karanlık sardı ve sensizim Özlemler döküldü, karanlığın ortasına Toplamaya mecalim kalmadı Karıncalar misali her biri yayıldı odama Hasret vurdu yüreğimi gözlere yaş düştü Ağlama yüreğim acıya boğulursun Gözlerde yaşlar akmasın hasret olur Kaldım sensiz gurbet diyarında Yüreğim çarmıha gerilmiş yokluğuna Mavi renkler süzülüyor yüreğimde Salın haberi börte-böceklere Duyan duymayana sual olsun Gönül göze yıldızlar düşmüş Yüreğime şafak düştü, bahar kokusu Bir tutam sevgi alda gel aşk olsun Karagözlüm sende kaldı yüreğim Alibaba'yım nefesim nefesine Karagözlüm
XwendinSeni bekliyorum sevdam Gönlümün kadını ol şiir tadında Hangi diyarlardasın meçhul Soğuklarda, sıcaklarda mısın? Özgür musun tutsak mısın? Ben sende kaldım kadınım Seni beklerken ne çok hikayemiz birikti Bizi yazmak en güzel romanı Şairin dizelerinde okumak seni Şiir tadında gözlerini okumak Güneş sıcaklığında kalbinde ısınmak Dudaklarında kaldım malul bakışlım Yokluğunda bir yıl daha geçti Gayrı ne sabrım nede tahammülüm kaldı Ömür tükenmeden gel gayrı Seni yaşamak vardı aşk tadında Toprağa değil sana yar olayım Zamanların kavramı kalmadı Mevsimler anlamsızlaştı geçen zamanlar da Şafak güneşi gibi cemalime gel ki sen olayım
XwendinSana olan hasretim boğazımda düğüm Gözlerime düşen hüzünleri silmedim Biliyorum yüreğimdeki sen kadınım Sözcükler sana olan özlemi anlatamaz Öyle bir gariplik sardı yüreğimi tarifsiz Vadiye yol almış gözlerim, içim daraldı Yüreğim iki yakada kaldı, ruhum sıkıştı Çok uzaklara gittiğini söyleme kadınım Ben sılada senin hasretine yangınım Sen benden uzaklarda, yangınlar içinde Köz olur yüreğimde senin yokluğun Irmakların suyu değil, bir dokunuşun yeter Yürüyorum ırmağın akışına kapılıp Mavi lotus çiçeklerinin arasından Düştün aklıma mavi lotus çiçeği gibi Mavi fistanında kaldı gözlerim Öpmediğim alnında kaldı dudaklarım Mahzun bakışında gözlerime yıldızlar düştü Suskun diline konuşan gözlerinde kaldım Lotus çiçeği soldu kirpiklerine kadınım Gece çökerken suya eğilir yüzüm Her dalgada adını duyar gibi olurum Bir ses olsan ırmakta çağlasan Hasretim biraz olsun diner kadınım Eğer bir gün yolun düşerse bu ırmağa Lotuslara sor beni, seni anlatırlar Ben burada hâlâ seni beklerim Özüm mavi lotus, sevdam sana kalır
XwendinSoğuk bir kış akşamındayım, üşüyorum barakada Kar yağıyor, fırtına her yanı bembeyaz kaplamış Rüzgâr sızıyor tahta aralarından sinsi sinsi Şöminede meşe odunu yanar, içim yine ayaz Yüreğimde yanan ateş beni ısıtmaz, yakar Sorgu sual çökmüş ruhuma, gece dar gelir Kayıp giden insanlıksa eğer bu karanlıkta Söyleyin, geriye kalan nedir bu dünyada Nefes yalanın içinde boğulur, sözler kirli Gözler kurşun gibi ağır, bakışlar yorgun Doğru dedikleri şey nerede saklanır artık Bu çağda dürüstlük hangi barakada üşür Kaldıysa sevgi, deniz gibidir derin ve sabırlı Geleni bağrına basar, yüreğinde büyütür Saygı gökyüzü gibidir, mavi ve sessiz Dost dediğin az olur, insan onu saklar içinde Ama yaslanacak dal sonbahar gibi kurumuş Sevdalar sararmış yapraklar misali dökülür Tek bir yelle savrulur yere, paramparça Ne gökyüzü mavi kalmış, ne denizler temiz Pencere buz tutmuş, çiçekli saten perde suskun Bir serçe ürkek gagalar camı, içeri giremez Soğuk demiri de, camı da kilitlemiş Açılmaz pencere, umut dışarıda kalmış Gaz lambası titrer, odamı aydınlatmaz Rüzgârla sallanır, is kaplamış fitili Uğultu dolmuş içeri, korku ağır ağır çöker İsyan sarar ruhumu, içimde kıvılcım büyür Yüreğim kurşun gibi ağır, çığlıklar gecenin ortasında Dost sandıklarım nerede, insanlık nerede Yansın bu tahta baraka, kül olayım içinde İnsanlık ölmüşse eğer, ben de kül olayım
XwendinSeni severken yüreğimde ömrüm geçti Yüreğime düşen sevda, gel özüme Ne çok baharlar bekledim, gel gayrı Menekşenin özünde buldum kokunu Kurduğum düşlerimde sen varsın Saksıdaki menekşede seni hayal ettim Rengârenk menekşeler dizili pencerede Sanki güneşe gülücük atıyorlar Menekşenin renkleriyle seni giydirdim Hayalde olsa seni yaşadım sevdam Kâh uryan, kâh mor fistan içinde Alnına bir buse kondurdum, menekşe tadında Dudakların kırmızı menekşe renginde Gözlerinin karasına yıldızlar doluşmuş Beyaz gömleğine taktığın mavi broş Gökyüzü bile kıskandı o rengi Seni öylesine çok istiyorum ki Şafağın güneşe duyduğu hasret gibi Gecenin yıldızlara sevdası neyse Mor menekşelerin güneşe aşkı gibi Menekşe boynu bükük açar derler Benim boynum da sana eğik kaldı Kokunu içime çektikçe anladım Sevda bazen sessiz, bazen derin yanar Bir gün yolun düşerse bu pencereye Menekşeler sana beni anlatır Ben burada hâlâ seni beklerim Özüm menekşe, sevdam sana kalı
XwendinŞafakta kendimi pencerede buluyorum Bilmem kaç yıl kaç şafak seni beklerken Aynaya bakmaktan kaçıyorum Öylesine korkularım büyüdü ki Ya hiç gelmesen kar beyazı saçlarım Bazen ben beni tanıyamıyorum Ufaldıkça ufalıyorum pusunup kalıyorum Cevabı bende olmayan sualler Kaybolup giden ben nerdeyim? Uyanıyorum trenin uzun korna sesine Ayaklar mı yoksa yüreğimde ki sevda mı? Tren garında uyanıyorum seni beklerken Mevsimler geçti, gün gece, gece şafağa evrilir Bugünde gelmedin kaç zaman daha Mektubun sayısına ömrüm yetmez saymaya Mürekkebi biter, gözyaşlarım yazar özlemlerimi Seni dağlarda karanfiller içinde Papatyalardan taç. karanfillerden kuşak Seni börte böceklere anlattım Abandım Sevda pınarı çeşmesine doyumsuzca Sevdiğim sen özüme gel, tut ellerimden Ben gözlerine yıldız, Cam-aline türap olayım Kilim desenli şalvarıyla gel sevdiğim Ben kollarımla beline kuşak olayım
XwendinAğlamak düştü gözlerime Unuttuğum gülmeyi ararken Çocukluğum çaldı gözlerime Ben hiç gülmeyi öğrenmedim ki Ruhum kafeste, bedenim ateşte Hüzün düştü gözlerime baka kaldım Hayallerime prangalar vurulmuş Hayat sen bana zindan oldun Müebbet almış tutsak gibiyim sende hayat Neden geri sarıyor film şeridi gibi hayat Sokakta insan seli ve herkes bana gülüyor Sanki yalnızlığıma gülüyorlar Kuytu bir sokak köşesinde abandım toprağa Anne çok korkuyorum bul beni Al beni koynuna toprakla sar bedenimi Çok üşüyorum sensizim Anne Bu nasıl sensizlik Annem Ömrüme çaresizlik çöktü tahammülüm kalmadı Gelen yüreğime çeltik attı göden kanattı Çaldılar Annem yokluğunda çocukluğumu
XwendinGidişin kaldı hayallerimde Dönüşünü beklerken acılar içre yüreğim Sevdiğin bütün çiçekleri vazoya koydum En sevdiğin türkü dilimden düşmedi Dön gel hayallerimiz öksüz kalmadan Giderken en çok beni götürdün Ben beni nerede arayıp bulayım Canımda derman kalmadı, sızlar yüreğim Ağlıyorum içli ve sessiz Gözlerim değil, yüreğim ağlıyor Canıma öyle bir yangın düşmüş ki Söndürmeye kimim kaldı sen yoksa Yaralıyım, yarama derman sensin Gidişin ardında üç mum yandı yüreğimde Mumların ikisi canımı yaka yaka eridi Kalanı nefesimi yakıyor, soluksuzum Geceler uzadıkça uzuyor sensizlikte Duvarlar üstüme üstüme geliyor Bir adın var, dudaklarımda kilitli Söylesem dağılırım, susup duruyorum Ne sabah avutur beni, ne akşam Zaman bile geçmiyor sen yokken Yollarını gözlerim eskidi bakmaktan Bir umut kaldı, o da senden Gel ki yollarına yıldızlar döşeyeyim Şafağın kızıl güneşiyle sarayım Baharın yağmuruyla saçlarını yıkayayım Teninde can, gözlerimde yıldız ol sevdiğim
XwendinGülen gözlerinden yıldızlara bakmadım Saçlarını okşayamadım öpemedim Gamzenden süzülen terini silemedim Masum bir çocuk gibi, uyurken Seni seyredemedim doya doya Koynuna yıldızları koyamadım Geceliğin gökyüzü mavisi olsun Penceren açık kalsın tenin gökyüzüne karşın Seyre dal gökyüzündeki yıldızlara Sevgilim sal yıldızlara bir öpücük Pencerem açık poyraz esintisi Havada senin kokun var sevgilim Gökyüzü mavi gözlerimde yaşlar Mavi gözlerini hatırlatır bana Bakarken denize dalar gibi gözlerine Nefessiz kalışlarımı hatırlıyorum gözlerinde Seni kırmızı şarap beni gözlerin Çakır keyifle gökyüzüne seyre kalırdık Kıvrılıp koynuma sokuluşunu seni özledim Ben sensiz gökyüzüne bakamadım sevgilim
XwendinPenceremi kapattım, çektim perdeleri, kapandım dört duvar arasına. Yüreğimde bir çığlık yükseliyor, gözlerimde bahar yağmurları. Çıkmam sokağa, üstüme yıkılır sensizlik. Senden bana kalan bir tek resmin, abandım yüzüne, gözyaşlarımla ıslandı. Ellerimle siliyorum, okşar gibi, parmaklarım titriyor dokunurken. Gözlerim dalıyor en sevdiğin çiçeğe, saksıda büyüttüm çiçeği, seni yüreğimde. Yıldızlı bir akşam seni hatırlatır, sen olmadığın akşam sevmem yıldızları. Alın beni benden, götürün, kaybolayım. Bitsin bu ayrılık, sılada aşk acısı çekilmiyor derler, ben çekiyorum. Yüreğimi saran yokluğun, hasretlerimi büyütüyor. Odam mı soğuk, yoksa ben mi üşüyorum, bilemiyorum. Sarılmalarında kaldım, özlemim orada. Bütün çiçeklerde senin kokun, odamın her köşesinde hayalin asılı. Bahar nemli, sıcak tenini hatırlatır bana. Ve zaman ağır ağır geçerken, her şey yerinde, yalnız ben eksiğim. Sesini duyar gibi oluyorum bazen, dönüp bakıyorum— sessizlik. Özlem dediğin, bir insanın içinden çıkıp odanın ortasına oturmasıymış. Gitmiyor, kalkmıyor, benimle kalıyor
XwendinBir güzel gördüm gün ortasında, havada bahar kokusu. Çiseliyor yağmur ince ince, saçları dört örgülü, beline salmış. Dudaklarında hasret türküsü, gözlerine hüzün düşmüş. Boncuk boncuk yaş dökerken, ince bele mor fistan ne de yakışmış. İzin verir mi, sormaya varayım yanına, gözyaşını parmaklarımla sileyim. İki kaşının arasına bir buse kondurayım, bir tutam saç sol gözünü örtmüş. Seni seyre daldım, güzel kadın, gün akşama döndü, ay doğmuş. Ay gitsin, sen kal mor fistanlı güzel, gül cemaline ay, gözlerinde yıldızlar. Sol yanağında gamze, gözyaşıyla süzülür. Destursuz varayım cemaline güzelim, sarılmaya can olayım, candaş olayım. Tenine dokunayım, kokunda demleneyim, Zaman dursun, gece susup dinlensin. Ay çekilsin göğün kıyısına, Karanlık seni görmesin. Bir adım kalsın aramızda dünya, Bir nefeslik yer kalsın kaderle aramda. Eğer bu an geçecekse, Geçsin ay… Sen kal.
XwendinMunzur nehri asi ve hüzünlü akar Sana mı yakıldı bunca türküler Munzur Baş ucunda kaç çoban ateşi yakıldı Kaç acıları gömdün akışına Munzurum Berrak, heybetli ve kar beyazı akışın Bu heybetli akışın nereye Munzurum Yol uzun olsada çıkar beni bahara Gönlüme gelmeyen bahara beni götür Munzur gibi hüzün aksada gözümün yaşı Ömrüme çeltik atsanda sana varacam bahar Yol çetin ve soğuk olsada gideceğim bahara Dağlar yüksek ve öbek öbek karlarla kaplı Pir'in dilinden, Bağlamanın tellerinden yankılanır Değiş söylenir semah döner can cana Düzgün Baba yakılır sende umudun mumları Munzurun herbir gözeneklerin de yudumlanır Acele akışın Munzur, Fırat nehrine kavuşmak Kaç sevdaların dilekleri akışına karıştı Turnalar semah döner gökyüzünde Yürekleri dağlayan Türküler dillerde yankılanır
XwendinBen sende kaldım gün batımında Güzelliğine, ay gölgende kaldı. Gözlerine yıldızlar bir bir dizildi Yüreğinde ki maviye gökyüzü karıştı Sana bakmaya gözlerimin ferri çözüldü Al ellerimi avuçlarına ömrüm senin olsun Bana ilk bakışında gözlerinde ki buhuda kaldım Güzelliğine yüreğimde bahar açtı Günlük tutarmış, satırlarına benide yaz Sen yazdın yüreğimde ki sevdanın rengini Dağınık saçları rüzgara savurur Dalgalanır kıvrım kıvrım saçları Papatya sarısı gömleğinde kaldı gözlerim Bandanası unutma beni çiçeğin mavisi Dudakların ahu- dudu Gülüşünde pembe yanakların Yaz kadınım evrillen her sayfada Okunan her satırda seni anlatsın Yüreğinde ki sıcaklık güneşi gölgeler Alibaba ya bakışın gün batımında sevda doğ
XwendinAvucuma sıkıştırdığın kağıtta Yazılı ismini bırakıp kayboldun Ben senin kayboluşunda kayboldum Birde süzülerek bakışında kaldım Malul bakışına asılı kaldı gözlerim Nemli kirpiklerinde bir buse alsaydım Kolunda ki sepetin içinde yüreğimi götürdün Yüreğimi alev sardı üşümelerim kayboldu Ruzgarla ahenk içinde dans eden saçların Süzülerek yürüyüşünde kaldı gözlerim Ardında sana haykırışı mı bırakıp gittin Bir solukta kayboluşlarına kayboldum Kuruyan çam kozalağı gibi yüreğim Kibriti çaktın yangınlarda koydun beni Adressiz yol alışlarımda kayboldum Ruhum kayboluşlarına hapsoldu Beni bıraktığın zamanda kaldım Güzelliğine lal oldu dilim haykıramadım Yüreğimde ki seni suya yazdım Bu şehre gölge düşmüş gel ki güneşim ol
Xwendinİblisin biri dilime kilit vuracakmış, çarmıha çekecekmiş, ayağıma pranga vurup zifiri karanlık zindana atacakmış. Yağlı urganlara çekecekmiş beni… Hey be iblis, al dersini Hallâc-ı Mansur’dan! Yüzüldü, “Ayn’el-Hak’kım” dedi. Seyyid Nesîmî yüzüldü, Pir Sultan Abdal asıldı. Ama söz bitmedi, nefes kesilmedi. Açılın kapılar, Şah’a gidelim! Dil lal olsa da, yüreğe kilit vursalar da, gönül gözü cemale aynadır. Göze bandaj vursalar da, ruh cihanda divane olur. Turna olur, semaha döner, nefes olur, dile gelir. Erenler meclisinde muhabbet olur, sevgi makamında öz olur. Özü söz, sözü öz olur. Divanda iki söz bir olur. Cemal’de karışır, bir olur. Dostun gönlünde süzülür öz, pürüpak olur. Lokma olur, bölüşülür. Bir ve eşit… Ayrısı gayrısı yoktur. Ana, Pir, Hak katında can canadır. Ulu ozanların demine HÛ! Hakk’a yürüyenlerin yoluna HÛ! Xızır, gönlü pürüpak olanlardan şefaatini esirgeme. Aşk ile gönülden gönüle, sevgi ile muhabbete, canı canana bağla bizi. Dilimiz tutulsa da nefesimiz yürür. Zindan kararsa da Hak ışığı sönmez. Bir can düşer, bin can doğrulur.
XwendinBeni bırakıp gitti demişsin! Ben seni yarı yolda bırakmadım, hak ettiğin yerde bıraktım seni. Arayıp sorma, seni sana bırakıyorum. Senliyken üşüyorsa yüreğim, gözlerime yıldız değil yaş düşüyorsa; bedenim solup ilmik ilmik eriyorsa, ruhumu ihtiraslarına hapsetme sakın. Bahar değil, kışı yaşıyorsa yüreğim sende, kalan umuduma kara bulut gibi çöktün. Yüreğimde açan gülleri soldurdun, yalancı bahar gibi çöktün yüreğime. Seni değil, kendimi affedemiyorum. Sana verdiğim zamanı geri sarabilsem… Giden ömrüme mi yanayım? Yoksa sana verdiğim değere mi? Özün özüme yalan söyledi. Gözlerin on iki kırk beş kalibre kurşun gibi. Sen zalim bir avcı, ben avın oldum. Senli anılarımıza çizik çektim; bende yoksun artık. Bir mevsim sandım seni, geçer diye bekledim, oysa sen kışı bile utandıran bir soğuktun. Dokunduğun her şeyi eksilttin içimde, ben senden değil, kendimden çıktım yaralı. Şimdi yoluma bakıyorum, artık ne baharına aldanırım ne sözüne. Adını anmıyorum, çünkü öğrendim: yalancı baharlar geçer, insan kendine kalır.
XwendinSüzülür yarınlara özgürlük kavgamız, bu sevda güneşe koşanların sevdası. Yıldızlara uğurladığımız yürekler aydınlık yarınlar için koşanların kavgası. Salın kafesteki bütün kuşları, kanadı kırıklara merhem çalın. Alın kilidi, vurun kafese; avcıyı değil, özgürlüğü çoğaltın. Zalimin zulmüne çığlıklar bir ses olsun, birleşsin yürekler, can cana. Şafakta dizilelim yan yana, uğurlayalım yüreğimizdeki yıldızları gökyüzünün mavisine, sevdamıza kılavuz olsunlar. Matem değil, direniştir bize düşen; sevdalarına soluksuz koşanların yoludur bu. Çıplaktı barikatın en başında cihana haykırışı, bedenini siper edenlerin onurudur. Yıldızlı kırmızı bandajıyla kavgada, ilk ben olmalıyım diyen yürek… Barikatta yoldaş, akademide öğretmen; bilgiyi de direnişi de omuzlayanlar. Selam olsun karanlığa bir mum yakanlara, zulme karşı direnenlerin özgürlük kavgasına. Kanaviçe örer gibi örülen direnişe, güneşe selam olsun. Selam olsun, çıplak bedenle zindanda direnişi örenlere.
XwendinBir güzel gördüm ince ince süzülür İzin verde adını sorayım Sen gidersen adın kalır bende Birde kulağıma çalınan sesin Sen bu diyarda yolunu mu kaybettin Ne arar kimi sorarsın güzelim Aradığın ben isem aşığın olayım Ömrüm yoluna yoldaş olsun Oturmuş yol kenarına hüzünlü Elinde ince dal çubukla ne eylersin Seyre daldım güzele bi baksa da Yüreğimde ki buzlar çözülür O, vakit bahar çalar gönlüme Yüreğimde sevda nehir gibi çağlar Kar yağıyor ince ince kırmızı beresine Kar tanesi düşmüş kirpiklerine Bakarken güzele şiir şiir dolaştım Kah türkü olup bağlamanın telinde Kah şairin dilinde mısra olup dizildim Kah aşk romanı gibi okudum bakışını güzelim
XwendinIşıldayan gözlerine bakmadım Mavi giyinmiş gökyüzüne nispet Gül-yüzlü sol yanağında gamzesi Gözlerine mavi sürme çekmiş Kara kaşların arasında ben Dudağında kırmızı ruj Kulakların arkasına sarı lilyum Güzelliğinde kaldı gözlerim Sen gökyüzün en parlak yıldızımsın Kayıp şehrin doğan güneşimsin Boynunda ki sonsuzluk kolyen olayım Ömrüm geçti seni aramak sevdam Bahar kıskanır sende ki güzelliği Avuçlarını aç bırakayım yüreğimi Mutluluk gözyaşı döküyor gözlerim silme Gün batımı yıldızlar altında öpeyim soluksuz Şafakta koynuna düşeyim üryan Güneş örter üryan bedenimizi Saçları sarı lilyum çiçek renginde Gözleri deniz mavisi, dalıp kalayım gözlerinde
XwendinSaçları kıvrım kıvrım karanfil kokar Nasırlı elleri tütünden sararmış Tütünden sarmış kalınca Cigarasını Cıgaranın dumanı karışır saçlarına Gözleri uzakları seyreler kimi bekler.? Gün ortasında hüzünlü Türkü dilinde Suzulur ince ince gözyaşı yanaklarından Bir bakışta sevdalandım karanfil kokulum Hüzünlü türkü söyler yankısı kulağımda Esmer güzeli buğday tenlim Kara gözlüm buğulanmış gözlerin Bir damla gözyaşına hüzün düşer yüreğime Sen tarlada ırgat terin toprağa karışır Karanfilde özleşir, bulur hayat Güneşin renginde kırmızı karanfil olur Koparmayın karanfilleri yaşıyabilsinler Şalvarı Anadolu motifleri Sırtında heybesi omzunu tartar Emeğin sofrada ekmek aşımız Haykırışların dizilir barikat olur
XwendinGidişin ardında her şey anlamsız kaldı Anılar kaldı orta yerde sere serpe Senle sevdiğim geceler anlamsız Yağmurlu sokaklar sensiz ıssız kaldı Öksüzlük çöktü yüreğime yokluğuna Ürkek bir serçe gibi yüreğim Hangi dala varıp kalayım Bahar dilenir üşüyen yüreğim Sonbahar düşmüş yüreğime Umutlarım sararıp solmadan Sararmış yaprak gibi toprağa düşmeden Bir damla umut ol düş gönlüme Gidişin ardında bizi yıkıp enkaz koydun Bir daha yüreğime umut Gözlerime yıldızlar düşer mi? Sevda olup filizlenir mi gönlümde Ağlamaklı gözlerim yokluğuna Öyle yalnızlık sarmalında ruhum Üstüme gelme yalnızlık yıkılırım Öfkeliyim sana gidişine sensiz kalışıma
XwendinSana yenildim, kabulüm, yorgunum; bedenim değil, ruhum. Küfemde ne çok keşkelerim birikmiş, yüreğim çölleşmiş, yeşeren çiçek kalmadı. Kovdun, kovuldum bilinmezlerdeyim, beni benden alıp savurdun, neredeyim? Gidecek tek bir adresim yok, yok olup kaybolmadan dön gel… Her şey anlamsızlaştı gözlerimde, bir tek seni bildim yüreğimde sevda. Sen de yalancı bir bahar oldun, gönlümde sildim seni, zor olsa da. İçimde sessiz ağlıyor yüreğim, gözyaşlarıma inat, yüreğim ağlıyor. Gülüşlerin aklıma düştükçe içim acıyor, iğdeler çiçek açmış, baharın müjdesi. Hâlâ senin kokun var iğdenin gövdesinde, iğde çiçeğinden yaptığın taç asılı, kurumuş. Sevmeyeceğim bu baharı, yalan oldu her şey, nerede arayayım seni, kaybolan umutlarımı? İğde dalları eğilmiş, sanki adını fısıldar, rüzgâr sen geçtin sanır, her seferinde. Doğa bile alışamamış yokluğuna, bahar geliyor ama içim hâlâ kış yerinde. Eğer bir gün yolun düşerse bu suskunluğa, iğdelerden sor beni, seni anlatırlar. Aşk bazen çiçek açar, bazen kurur dalında, ama bil ki ben seni en çok çiçek açtığın hâlinle sevdim.
XwendinSen baharım, düşlerimin sevdası; ben sağanak yağmur olayım. Yağayım kuru saçlarının üstüne, sen ıslak ıslak düş koynuma. Aşkından kavrulan yüreğimle sarayım, ince, narin bedenini sal koynuma. Demleneyim ten kokundan, aşkla, gözlerindeki yıldızlara kat beni. Karışayım masmavi gökyüzüne, gece üşüyen yüreğimi sar. Ben gece yıldızlarla sarayım bedenini, ılık ılık süzülen terinde ıslanayım. Serpiştir sevdayı gönlüme sevgiyle, rüzgârlara sal saçlarını, dağınık kalsın. Al beni koynuna, şafakta sevişelim, sevişmelerimize güneş düşsün. Düşlerimin ve hayallerimin kadınım, ben sevdamıza bir avuç toprak olayım. Sen tohum olup düş koynuma, terinde filizleneyim, aşkla. Aşk ile bakan yıldızlı gözlerinle, ben sende sevda yolcusuyum kadınım. Çöz düğmelerini, sal ten kokunu, kısrak tay gibi tenin, tenimle sevişsin…
XwendinGel otur yanıma yüreğimde ki sevdam Ömrümün baharı sararmış solmuş Yitip giden ömrüme mi yanayım Yoksa seni doya doya yaşıyamadığıma mı? Suya hasret toprak gibi, yüreğim de sana Bir tek sözün özüm, yüreğimde sevda olur Bahar gelir çalar gönül kapımı Sevda hayat bulur gönlümde bahar Bir tek dileğim var sana seni yaşamak bir gün Ben suskun yüreğim haykırışta Bedenime yagın düşmüş mum gibi eriyorum Ben düşmüşüm sevdana seni ararım Saklı olduğun diyarda çık hasrettim bitsin Yüreğimde ki sevda kalk gidelim Çok uzaklara biz olmaya gidelim Ve kaç mevsim seni yüreğimde sakladım Kendimden bile saklı tuttum seni Senden bana bir tek ismin kaldı Hayallerimde değil özüme gel Dön gel ki evim, sevdam olasın
XwendinKalk gidelim bu eller bize yabancı Biz bu ellerde garip kaldık sığıntı olmadan Garip bir ağlama düştü yüreğim sızlar Ne çok bekledim bir gün döner gelirsin O gün güneş kızıl gökyüzü mavi olur Yol göründü kılavuzu yitirdim Ruhum kayıp gitme bedenimden Beni sensiz koyup gidersen paralanırım Düşmüşüm sevdaya, gözler yol gözler Yüreğim acılar içinde paralandı yokluğuna Çobanın kavalında ki ezgi seni hatırlatır.. Yankılanır en sevdiğin ezgi yüreğimde Harlanır yüreğim çoban ateşi gibi Sıralanmış dağları aşarım Bir tek senden iz aradım dağlarda Çiçeklerin özünde ten kokun var Sorarım seni börte böceklere Geçti mi gönlümün kadını bu diyarda Papatyanın özünde buldum ten kokunu Özleminde kaldım yüreğime tarifsiz acı çöktü
XwendinBen yalnızlığımla üşüyorum Yokluğun yüreğimde korku Bedenimde tarifsiz acılar Ayaklar badenimi taşıyamaz oldu Yokluğun çok ağır taşımaya Kudret tim yok Sana sevdamı hangi şairin dizelerinde Hangi ozanın dili anlatır sana aşkımı Bağlamanın tınısında özlemim var sana Sen çiçek olup çağlamışsın neyleyim Bana gelmeyen bahara, bahar demem Gözlerime düşmeyen yıldızı neyleyim Gerisine seyre dalar gökyüzüne gözler Toprakta buhar kalkar gökyüzüne Benim gözlerim buğulanır sensizliğe Tomurcuklar patlamış, çiçekler açmış Neyleyim polenlerin yaydığı kokuyu Senin ten kokundan başka koku bilmedim. Baharın çağla çiçekleri koku saçmış Beni ıslatan bahar yağmuru değil Alibabaya gel ki gözlerimin yaşları yüreğimin acısı bitsin...
XwendinYağmur yağıyor, hava rüzgarlı Pencereme vurup dağılıyor yağmur Sararmış yapraklar daldan kopuyor Toprağın örtüsü sararmış yapraklar Ya benim bedenimi kimler örter Yalnızlık düştü ruhuma Bir bir sararmış yapraklar gibi dökülüyorum Her yer İnsan seli ben içinde yalnız Yalnızlığımla kalabalık yaşarım dedim olmadı Geçti ömrüm kalanı gayrı yalan Doğru ne kaldı bir tek kalan senin hayalin Beni bıraktığın yaşta kaldım sevdam Yüz basamaklı merdiveni bir solukta çıkısını İnce belinde ki kuşağını Elinde tuttuğun ısırgan otu Malul malul bakısında kaldım Sensiz geçen onca ömre, ömür demem Elinde çapa dilinde Türkü, Gözlerinde ki bana bakış, unutmak mı? On altı yaşında sevdalandım sana Seninle yarım kaldı sevdamız Hayallerimiz öksüz kaldı, kaç mevsim geçti En sevdiğim türkü ismine söylenen Sensiz kaç Nisan ayı geçti sayamadım
XwendinKoy atasa bir demlik çay Bir tutam sevgi kat çay da dem Yüreğimde sevda, gözlerimde yıldız Tenimde ten kokun olsun bahar tadında Odunu meşeden, közü senden Essen poyraz yeller ateşi Çay demlenir demlikte Sevda demini alır yürekten İs kokar demlik köz karası bağlamış Ataştan harlı alevler yükselir Gör beni gönlümün sana yangın Çobanın kavalı yüreğimde ki yangını harlar Böğürtlen toplar dağların güzeli Dudakları mor ve kırmızıya boyanmış Kolunda sepeti böğürtlenle dolmuş Şalvarı takılmış çalıya yanmasın canı Dikeni canını yakmasın gönlüm kanar Ah o, çalı ben olaydım Sarılıp kalsaydım bir yanım ataşa Öteki yanım teninde kalsaydım
XwendinBen acılarımla kendimde kayboldum Sana bir tek sualim var dünya Bir tek benimi buldun onca yük sırtımda Bende güzel olan ne varsa çaldılar Herkes tozunu üstüme silkeledi Kah çocukluğum kah gençliğimi çaldılar Yurt bilemedim Vurgun gibi sürgün yedim Ne Ana dili nede Ana kucağı bildim Ben beni nerde kaybettim arar dururum Vurgun yedim yüreğim paralandı Ağlamaktan göz pınarlarım kurudu Çöle dönmüş göz pınarlarım Ben senin sevmelerini ipe serdim Güneş söyle bana sevgisi doğru mudur Susadım şehre vardım su kurumuş Koynuna vardım buz kesilmiş Baharı bekler gönlümde ki umut Şafakta düşerim yola güneş doğar mı? Gün batımına kalmadan gel ki Karanlıklar düşerse hüzünlenir gönlüm
XwendinSil desem yalnızlığımı silermisin Düş desem yakamda düşer misin Seni öfkeni sindiremedim yalan dünya Kapandım ışıksız bir dünyaya Aydınlık dünyada yalana tahammülüm kalmadı. Mevsimler yalan olmuş yaza kar yağmış Bahara dört mevsim karışmış Kışa yalancı bahar gelmiş tomurcuk yanmış Sevgisiz sevda olur mu yürekte Galonsüz üzüm şarap olur mu mahzende Şarap galonda sen yuregimde Varıp kal demleneyim özüm özünde Ben şarabından bir yudum olayım Sen gönlümde bir damla sevgi Ayazda kalan gönlüme güneş Işık sız kalan gözlerime yıldız ol Kelebek kozalağı gönlümde büyüttüm Gönlümde kelebek ol yıldızlara karışalım Ben Şafak olayım düşeyim gözlerine Sen Alibaba'nın gönlünde kelebek kozalağı.
XwendinSen makanım oldun Agop meyhanesi En sert içkisini koy ki sarhoş olayım Bu gece sen doldur ben içeyim Beni bu gece koyma hüzünlerde Ağladığımı kimseler bilmesin Masaların gürgen ağacında Budakları yüreğimde ki ize benzer Çek örtüyü kapansın budaklar Çilingir sofranın mezesi gözyaşı oldu Garnitür dilinde ki melodi Bir türkü söyledi ruhumu kopardı Gözlerime hüzün, gönlümde acı koptu Bu gece şişeler senin için devrildi Kadehlerde kırmızı şarap Sana kaldırılan kadehler bir bir kırıldı Dudağın kırmızı ruju kadehinde kaldı Yudumlarken şarabı usulca süzülen Şarabın akışı gamzene takıldı Bir gün ağlamak düşerse gözlerime O vakit yüreğim paralanır tuzla-buz olurum
XwendinBağdaş kurmuş darbuka çalar Kemancı eşlik eder yürekler dağlanır Ritmi yankılanır sokaklara Adalete davet isyana çağrı dansı Sen, ben biz bir bütün olmadan Nasıl çıkarız Adaletli gün doğumuna Yalın ayaklı kıvrak dans eder Romen kızı rengarenk fistanı Savrulur fistanı etekleri rüzgar olur Heybetli dönüşü kasırga olur göğe yükselir Dans eder ahenk içinde poyraz olur İnce bele kırmızı kuşak bağlamış Uzun ve zarif boyu, göğe boy vermiş Kömür karası saçlarını salmış beline Bir bu yana bir o yana savrulur saçları Sarı papatyadan saçlarına taç yapmış Kırlarda toplamış Çingenem papatyaları Dansa eder özgür sevdalara Bütün çirkinliklere inat dans eder Çingenem sana bana Adalet der
XwendinSen baharım ol, ılık ılık ak gönlüme Kadınım, Şafakta üstüme düşen güneşim Yüreğimin tek sahibi ve sonsuzum Karanlıkta ürken sol yanım, aydınlık yüzü ol Ben sevda olup gönlünde aşk olayım Sen sol yanıma güneş, gözlerime yıldız Ben havada baharın ılık esintisi olayım Sen gelincik çiçeğim ben toprak olayım Ben keşkelerimi okyanusa saldım Gönlümde kalan Uktem oldun kadınım Dön gel özüme ömür bitmeden biz olalım Gönlümde ki hayalim değil candaşım ol Sen bahar nehirleri gibi çağla gönlümde Ben yağmurun olup yağayım Sen toprak Ana, ben tohumun olayım Sen tomurcuğu patlayan Mavi Orkide ol Ben toprağın, saksın olayım Sen sevda ol cemre gibi düş gönlüme Ben şafak olayım üryan düşeyim tenine Sen güneşim, bedenimi üşüyen yüreğimi sar
XwendinMevsim bahar, çiçekler açmış rengarenk Portakal çiçek kokuları yayılmış Tomurcuklar patladı güller açmış Ya benim gönlümde çiçekler niye açmadı..? Başka bahara tohum saldım. filizlenir mi? Umudunu büyüt bir başka bahara Yalan gönüle düşen sevdaya aldanma Vakti tayın olunmamış şafağı bekle gönlüm Ben suya yazdım yüreğimde ki sevdayı Bahar nehirleri gibi çağlar sevdam Toprakta filizlenen tohumlar boy verir Gönlüme ektim seni sevdam Filizlen gayrı sanada bahar gelsin Kuruyan toprağın yağmura hasreti Nehirlerin denize, denizin okyanusa Zifiri gecenin yıldızlara hasretini düşün Şafağın güneşe sevdasını düşün Filizlenir mi gönlümde sevdam Yokluğuna yüreğim sabır eyler mi? Güneş tanrım yıldızlar gözlerin tek tesellim
XwendinDüşmüşüm yoluna aşk ile sevda Gözlerinde ki renkler de kayboldum Dilindeki türküden demlendim Yolum sarp, heybem ağır Sana hasretlerim birikti Her özleme yazılan mektup Zarfın içinde gözyaşlarım birikmiş Bilmem kaç ciltlik kitap eder Uğrunda feda olmaya düştüm yola Ben geceyi, gündüzü bilmen Yüzünde ki tebessüm de kaldım Gamzende saklı tut beni sonsuzun olayım Bahar geldiğinde yüreğime acı düşer Ten kokunu baharda buldum Bin bir çiçek renklerin toplamı yüreğin Kestane rengi saçlarına beyaz kelebek olayım Ben sen olmaya düştüm yola Heybemde sana yazdığım mektuplar Şiir dizeleri gibi özenle dizdim Ben seni yüreğime nakış işler gibi işledim
XwendinSen bana yurt değil zindan oldun Ben sana yurttaş olmadım Sürüldüm memleketimden sande sürgünüm Sen evim değilsin üşüyorum sende Adımı koydular mülteci !... Bir garip duygu sardı ruhumu Öylesine düşmüşüm ateşin ortasına Dumanı ruhumu alevi yüreğimi yakar Zemheri kış mı, bedenim mi yabancı Havası bana yabancı ben havasına Üstüme gelme gurbet ben sana alışamadım Sevdiklerim kaldı memleketim sende Gönül sevda arar memleket hasreti Gözler uzun uzun seyreler sürgün de Kılavuz eyleme memleketi gönül Sürgünde prangalar can yakıyor. Anılarım sende kaldı memleketim Barikata direnişe çağrı yapan Ayşeyi Direnmeyi haykıran en önde Hüseyini Grev gözcüsü Güneşi özlemlerim kaldı Umutlarımı çaldılar sözüm kaldı Hayallerim diri kal, büyüt umudunu Çiçekler karışır rengarenk doğa güzelleşir Tenler birleşir özgür yarınlar yaratır
XwendinSabah güneşim ol düş pencereme Geleceksin diye açık tuttum perdeyi Sen beni seyre dalarken pencereden O, vakit gölgen düşer koynuma Hayaline dalarım okyanusa dalar gibi Kulaç kulaç ve soluksuz dalışlarım olsun Her sabah penceremi gagalayan serçe Bu sabah gelme pencereme Uyanmadan kalayım sevdiğimde Kimselere eğilip bükülmedim Bir tek sana eğildim sevdam Günebakan güneşe ben sana eğildim Gönlün gül bahçesi ben bahçıvanım Sen serpil esin, ben toprağın olayım Üryan ol dolan tenimde şehvetle Ten kokun özüm, özüm tür-abın olsun Salın haber gelsin şairler Dizelerini nakış nakış işlesinler Her mısrası seni beni aşkımızı yazsınlar Bir şafak vakti gönüllere düştü sevda
XwendinYüreğimde ki sessizliğe ses oldun Hüznüme sevinç katan gözlerin Gözyaşıma mendil olan ellerin Ruhumda ki fırtınayı dindiren sen Güneşli günleri yüreğime getiren sevgin Sevdayı sevmeyi ve aşkı unutmuşken Sevmeyi öğreten yıldızlı gözlerin Unuttuğum baharı gönlüme getirdin Benden çok uzaklarda dediğim sevda En yakınıma ve gönlüme gelen sen Yaşama sebebim oldun bahar tadında Öyle bir tat ki sevda pınarında kana kana içmeli Gözler uzakları seyreyler buğulu Vakti tayın olmamış sevda habercisi Çok uzaklarda kalan özlemlerim Çoğalma hasretlerim dayanamam sılada Gölge olup düşme sol yanıma Yüreğime gelen sevdayı bahar tadında yaşayım Nemli bir bahar gibi usulca sardın ruhumu Aktın yüreğime su gibi, papatyalar yeşerdi.. İsmin dudaklarıma dokundu, ellerim terledi Gözlerin, gözlerime dokundu sevinç göz yaşları Seyrine bakıp, öpmelerine doyamadım Bedenimi saran sevdan yüreğimde çoban ateşi
XwendinBeni benden aldılar Annem Yokluğunda her gece kendimi aradım Sıcak koynuna sığınamadım üşüdüğümde Karnım ağrıdığında hep sessizce ağladım Senin kokunu ne çok aradım Annem Acıktığımda mezarına gelirdim Ne çok ağladım kalk acıktım Annem Yağmurun yağmasını ne çok isterdim Gökyüzüne yalvarırdım yağsın yağmur Solduğum koku senin kokunu bilirdim En çok yağmurlu havayı sevdim Toprak kokusunu senin kokunu bildim Çocukluğum kayıp arıyorum Banden habersiz çaldılar çocukluğumu Koynunda hiç uyamadım Annem Acıyan yerlerimi kimse öpmedi Annem Öyle insafsız ve zalim bir dünya ki Gelen şamar vurdu giden öteledi beni Bir yanım sensiz ve hep eksik kaldı Çalınan Çocukluğum, Ya gençliğim nerde
XwendinPencereye dizilmiş mor-menekşe Perdesi kırmızı ketenden Yanık bir sesle hüzünlü Türkü Havada nem ve sevda kokusu Gözler yıldızlanır, yürekler ataslanır Dilime sevda Türküsü dolanır Yüreğim dağlandı gözlerim buğulandı Hele bir çık pencereye Göreyim zülfü cem-alini Ben bu ellerde yabancıyım Susadım yol yorgunuyum Bir tas su ver Cem-alinde soluklanayım Heybemde yüküm ağır Yarım kalan hayallerim ve hüzünlerim var Karmakarışık heybemde ki yüküm Diyar diyar aradım gönlümde ki sen Çatıda güvercin seremonisi Pencereye çıkan güzele aymısın Yüreğimin bağı çözüldü dilim lal Kamaştı gözlerim kramplar girdi yüreğime
XwendinYar diye sarıldım koca bir yalan Dost diye yasladım uçurumda atar Senin neyine güveneyim yalan dünya Ömrüm sıladan sılaya sürgün geçti Düş yakamda sıla son nefesim olma Ben köyümü ve dağlarını özledim Beyaz berrak akan dereleri özledim Köyüm sende kaldı çocukluğum İzin verde döneyim çocukluğuma Köşe bucak arayıp bulayım Sürgün diyarı içimde saklı kalan Çocukluğumu da sen öldürdün Seher vakti düşeyim yola İçimde ki özlemlere yol alayım Kılavuzum özlemlerim, pusula Civarka Bekle beni köyüm ilk ve son nefesim Dünya fani ben sana sığamadım Ben sende mülteci sen kampım oldun Ne cenklere koydun beni yoruldum Düş yakamda fani dünya bende İnsanım
XwendinBahar gelmiş diyorsun..! Nehirler çağlamış, heybetli akar Yağmur yağıyor toprak sevinsin Benim gönlüme gelmeyen bahar Neyleyim yağmuru, çağlayan nehirleri Topraktan filizlenir binbir çiçek Benim gönlümde filizlenecek neyim kaldı Sen gittin gideli gönlümde zemheri kış Vakitsiz gönül kapımı çalarsa sevda Ruhum da bayram havası eser Sensizliktir ruhumu saran kavga... Dilimde ismin gözlerime yaş düştü Çok aradım seni zamanı tutamadım Herkes gibi sevmeyi, sevilmek istedim Dilinde ki şarkıda kaldım hasretim sensin Bir tek isteğim seni aşk tadında yaşamak O, vakit mevsimlerin toplamı bahar olur Duran ben mi, sen mi yoksa zaman mı? Çalışır mı zaman gece şafağa verilir mi? Güneş düşer mi gönülde ki sevdaya
XwendinSana özlem yüreğimde çaresizlik Bedenime yangın düştü sensizlik Senden bana kalan bir tek ismin Annem dedikçe kor kor yanarım Bir tek anın yok bende Annem Gezdiğin dağlarda kokunu aradım Binbir çiçekte kokunu bulamadım Topraktan aradım kokunu Annem Senli bebekliğim yok bende Annem Kaybolan ben miyim sen misin ? Yoksa umutlarım mı ? Çaldılar çocukluğumu Annem Gençliğim nerde sualsiz yok ettiler Dipsiz bir kuyuya düşmüşüm Öksüz dediler vurdular umutlarıma Sana değil kara toprağa sarıldım Yokluğunda baharım da öldü Yaz mevsimi geldiğinde hep üşüdüm Sana değil zalimlere isyanım Yokluğunda korkularla büyüdüm Annem
XwendinYağmur taneli gözyaşları süzülür Avcısından ürkmüş ceylan gibi Sığınacak liman arayan kaptan misali Sürüsünü kaybetmiş çoban telaşı Taşıyamadığın hüzünlerine heybe olayım İsmini sordum menekşe dedi Entarisi mor-menekşe renginden Fuları papatya beyazı Günebakan çiçek gibi boynu bükük Şafağı bekleyen yıldızların telaşı Maral bakışlım izin verde sarılayım Nemli bahar akşamı candaş'ın olayım Dilinde ağıt yüreğimi dağladı Haber salın Anama gelsin Yüreğime sevda, sol yanıma ateş düştü Anama anlatayım yüreğimi dağlayan kadını Entarisi ıslak tenine yapışmış Uzun ince boyu yükselir güneşe Sen yolunu mu kaybettin Menekşem Yoksa ben mi bu elde yabancıyım
XwendinKomşu kızı bi tutam çayın var mı? Suyu çoban çeşmesinde Ateşe odunu çamdan olsun Üç taş arasın kur ateşi Özlem, hasret ve aşk olsun adları Yanan köze dayanan kalır mı? Yanan yansın ataştan ötesi yok Kalan kabulüm olsun...! Kırılan kalbim, umutlarım diri kalsın Demlikler iki olsun, suyu kaynadıkça Alsın demini sevgi tadında Koy yanına bi tutam sevgi Har-lı ateşten olmasın.! Haşlanmamış yürekte olsun Sen doldur boşalan bardağı Ben şiir tadında muhabbette kalayım. Gecenin sessizliğinde çayın hazın da Yıldızların örtüsüne sarıl Baharı yolcularken son çeyreğinde Yaza hazırla yüreğinde ki başakları Temmuzda harman yeri olsun Yüreğinde ki başaklar harman kalsın Kalan ukdeler başka bahara kalsın Ne çok Ukdeler birikti yüreğimde
XwendinGökyüzüne saldım uçurtmamı Ardın Sıra gözlerim takılı kaldı püsküllerine Altıgen köşe rengarenk uçurtmam Savruldu rüzgara ve kayıp gitti bende İpini kopartan uçurtma Bir daha geri döner mi Sen benden öyle koptum ki Uçurtmanın ipi gibi koptun benden Elimde kalan ben ve hayallerim Bir daha biz olamayız benden gittin Gelişin dörtnal, gidişin uçurtma gibi Yeşil gözlerin kaldı gözlerimde Balıkçı düğümü olsa da tutar mı? Sen yarım kalan hayalimsin Gözlerimden damlayan yaşlar Çooook uzaklarda ki hasretim Kırıp döktün beni toplamaya küdrettim yok Sana inandıma mı, yoksa giden ömre mi? Kaldı bende denize karışan kokun Kumsalda kıvrım kıvrım yürüyüşün kaldı
XwendinGidişin vaktimiydi.? Seher vakti türkü hazında Diline dolanayım şiir tadında Tenine rüzgar gibi dolanayım Henüz şafak gelmemiş ken Gözlerine yıldızlar çalmamış ken Yüreğinde tomurcuklar açmadan Bahar kokuları tenine çalmadan Bahar yağmurlarından ıslanmadan Karanfili dalından koklamadan Gökkuşağı renklerine bezenmeden Gidişin vaktimiydi yalın kalışıma Sende kalan beni sal gelsin Üzüm dalında salkım salkım Şekerlenmeden tadında haz Tane tane dolmadan sepete Üzümler sıkılır harman yerinde Galonlara doluşur mazene inmeden Ben üzüm olayım yüreğin galon Karışalım yıllanmış şarap tadında
XwendinBuğdayda ferik, başak başak büyür Üzümde orruk, salkım salkım tartar Gözde ki bakış yürekte sevde olur Yıldızlı geceye şafakta güneş düşer Bahar gelir nem düşer toprağa Toprağa düşen tohumlar filizlenir Yüreklere sevgi düşer, sevda olur Nehirler çağlar hayat olur binbir çiçekte Gönülüm çağlamış Cemaline Bilmeme kaç zaman yol yorgunuyum Köylü kızı çeşme başında Çamaşır yıkar dilinde türkü paralar yürek Yüreğinde çığlıklar ihanet görmüş Saçları yüzünü kapamış Harlı harlı yanan ateşte kaynayan su Yüreğindeki yangını tarif eder ateş Şalvarı ıslanmış yalın ayak Kaldır başını misafirin olmaya geldim İzin verde saçlarını toplayayım Buğulanmış gözlerini sileyim Güzelliğin çiçeklere meydan okur Saçları sarı papatya renginden Gözleri deniz mavisi, yanağında gamzesi, Bir gülse ay kıskanır, gözlerinde yıldızlar saçar
Xwendinİğdeler çiçek açmış..... Ya benim gönlüme karlar yağar Her gördüğüm iğde ağacında seni aradım Her kıvırcık saçlı, sen diye koşarım Gülüşüne ay, gözlerine yıldızlar kıskanır Seni ilk öptüğüm iğde ağacını dilek yaptım İğdeler Çiçek açtığında sana yazıyorum Neyleyim sen yoksan bu baharda Bu baharda seni sana Sikayet ettim Öyle zamansız benden gittin ki Baktığım her yerde, hayalimde sen Bir tek senin kokun iğde çiçeğinde Bu nasıl bahar, hüzünlere boğuldum Geçen onca zaman ilk bakışında kaldım Yokluğuna yüreğim yorgun düştü Seni unutmayı ihanet saydım... Yürüdüğümüz patika yollar hendek olmuş Su içtiğimiz çeşme kurumuş Gölgesine oturduğumuz iğde kurumuş Ya benim yüreğime sevda düşer mi?
XwendinÖzlemlerimle sana geldim..! Bana değil toprağın koynundasın Yakışmadı beni bırakıp gidişin Candaşım kalk gidelim soğuklanmışsin Sana özlemimi nasıl anlatayım Alfabede ki harfler kifayetsiz kalır Mevsim sonbahar gecenin şafağında Usulca sokuldun sol yanıma Yıldızlar tek örtümüz dü O, anın tek şahidi gecenin sessizliğiydi Her ne yaşandıysa rüzgara yazıldı Nefesin sıcaklığın da, nefesim kaldı Yıldızlı geceler öksüz kaldı yokluğunda Erik ağacımız kurumuş hasretine Çiçek açmıyor artık sana taç yapamadım. Mavi fuların kuruyan eriğin dallarında Sen toprağın koynunda boylu boyuna Ben sensizliğim de, yalnızlığın koynunda Geceler süzülür şafağın koynuna Gözlerim kaldı yıldızlı bakışına cananı
XwendinZamanı tayın eylemişler sorgu- sualsız, danışsıksız Ahu- figan içinde gönül Kaydı tutulmuş meçhule yazılan Kalemi rüzgar mürekkebi kasırga Sırtımı defter eylemişler yazan yazana Beni kışa seni bahara yazmışlar Mecalim kalmadı çalınan ömrüme Kayıp giden hayallerim, payıma yazdılar Hasretine dağlandı yüreğim Kader diye tayın eylemişler payıma acıları Defteri tutulmuş sayfa sayfa yazılan Adını koymuşlar kayıp hayaller sormadan Kayan yıldızlar da seni aradım En parlak yıldızda gözlerini gördüm Şafakta dağlara kızıl doğar Güneşte sıcaklığını aradım üşüyen yüreğime Suyu salın arka kıvrıla kıvrıla bulur yolunu Pusulasız gönlüm nasıl bulur sevdasını Saatler güne, gün geceye akar ya ben
XwendinÇocuk.!. Haydutlar gözündeki ışığı çaldılar Uçurtmanı tutsak ettiler Pay edilmiş topraklara Yüksek yüksek tel örgüler çektiler Postallarıyla topunu çiğnediler Hayallerine prangalar Yüreğindeki sevda yıldızlara koşuyor Hangi barbar sevdanı tutsak edermiş Koşman korku salıyor haydutlara Çemkiriyor salyalı haydut gülüşüne Çocuk gülüşün inlerine korku salıyor.. Ekmeğine aşına göz koydular haydut ca Sana çöpçü, ırgat, köle olmayı reva gördü Kendisine saraylar saltanatlar Haykır çocuk, haydutun suratına Kalk ayağa çocuk yıldızlar çoğaldı Yüreğindeki sevdayı sal mavi gökyüzüne Şafak bekliyor güneşin doğuşunu.!. Halayda zılgıt, horanda isyan yükseliyor Güneşe
XwendinAkasya rengarenk çiçekler açmış Seni hatırlatır bana hüzne düşerim Vaki bilinmez yazılan sevdalar Dökülen gözyaşları, yakılan ağıtlar Heybemde hüzünlerim dolu Astım akasya dalına tartar ağırlığı Sakın kırılma saçılmasın hüzünlerim Orta yere kimseler görüp duymasın Sırrımız olsun, çektiğim acılar Seni sevdiğimi dağa taşa yazdım Her içtiğim yudum suda Döktüğün gözyaşın aklıma gelir Titreyen dudaklarını ıslatan gözyaşın Tenine ılık nem düşerdi.. Dilinde sevda ezgisi, yanık Yankılanır Vadinin iki yakasına Akasya çiçeklerin kokusunda ten kokun Sormayın, sual eylemeyin meçhuldeyim Ben hüzünlerde kayboldum Gördüğüm akasyalara seni sordum
XwendinGel bir sabah çal gönül kapımı Varsın yüreğime sevda yangını düşsün Yanıp kavrulalım senden gelen kabulüm Ruhuma temmuz sıcaklığı düştü Gönlümde ki sevda sen misin? Ömrüm seni aramakla geçti Senden gelen gönlüme sevda olur Kalan ömrüme gel ki bahar olsun Senden bana kalan ilk gülüşün Omuzlarına saldığın dalgalı saçların Kolunda sepet, içinde yüreğimi götürdün Emdanlı yürüyüşünde kaldı gözlerim Yürümeye dizlerimin bağı çözüldü Gözlerim karardı ışıldayan gözlerine Sana haykırışlarım dağlarda yankılandı Dilek çeşmesi harıl harıl akar Abandım su içmeye suletin çeşmede Nerdesin özüme gülüşünü alda gel Sen türkü tadında buğday tenli güzel Aklım zây olmadan gel özüme biz olalı
XwendinSenin olmaya geldim puro-pak Gönül kapındayım özümle geldim Sözümü, özümü, aldımda geldim Keşkelerimi meçhullere gömdüm Sana geldim, gönlüne sevda olmaya Kalan ömrümle, ömrün olmaya geldim Ozanın dilinde türkü oldu sevdamız Şairin dizelerine sığdıramadı sevdamızı Ressam tuvaline çizemedi aşkımızı Çobanın kavalında bizim ezgi Yanan ateşte çam kozalağı çatırdar Yokluğun kozalak ateşi yüreğimde Yüreğimde ki seni kılavuz eyledimde geldim Kayıp sevda şehrinden geldim Yorgun nehir gibiyim gülüm Sana akmaya sonsuzun olmaya geldim Bir tek gülüşüne şafak gelir Karanlık gecelere yıldızlar doğar Cıgara'nın tütünü tüter burnumda Hasretin boğazıma düğümlenir gülüm
XwendinRuhumda çığlıklar yükselir Özümü yaraladılar, Sözümü kestiler Konuşan gözlerim Siyah bandaj çektiler Susturdular dilimi Sıra sende konuş dudaklarım Kanımı murakkap Çıplak bedenimi barikat Haykırışlarımı mavzer Bu düzen gibi küf kokuyorsun Zifiri karanlık hücrem Bak şafak doğacak Senin saltanatın bitecek Yıldızlara karışanlar son sözü söyledi Bak güneş doğuyor!... Zifiri karanlık saltanatın yıkılır Hücreler sana meskan olur Ben yargıcın sen tutsak Sarayların saltanatın yıkılır Mazgalın sesiyle büyüyen çocuk Uçurtman özgür mavi gökyüzünde Postalsız ve kurşunsuz Pay edilmemiş sınırsız topraklar Senin, benim ve bizim çocukların
XwendinBen yüreğime yenildikçe kaybolurum Bu nasıl tesadüf ben kayboldukça Sende buluyorum kendimi meyhaneci Meyhaneci içimde fırtına poyraz Alev alev yanıyor yüreğim kibriti yalan Ruhum yüreğimle kavgaya tutuşmuş Çilingir sofra kur bu gece buralıyım meyhaneci İki dilim beyaz peynir kavunda olsun Bu gece menüyü toptan değiştir Kaldır fıçıdaki şarabı, Rakı diz meyhaneci Bir yetmişlik Rakı bolca buz olsun Yüreğimdeki yanan ateşi soğutur mu? Söndür ışıkları, sadece mum koy meyhaneci Döktüğüm gözyaşları kimseler görmesin Salya sümük ağladığımı kimseler bilmesin Kapat kapıyı çek perdeleri kimseleri alma Ben mi şişeye, şişemi yenik düşer bana Gecenin karanlığı örter döktüğüm gözyaşı Kimseler olmasın şahit çektiğim acıları Çoban ateşi yakılmış yüreğimde odunu meşe Yüreğimde yangını söndüren içkin var mı? Otur karşıma meyhaneci ben anlatayım Getir sırlarla dolu kara kaplı defterini Aç bana bir sayfa yaz yüreğime düşen yangını Bir not düş sayfama yalan olmuş sevdalar Dost aradım yaslanacak omzuna, Acılarımı anlatıp paylaşmaya dost bulamadım Ya ben geç geldim, yada dosta geç kaldım Halini soran yok, cebine göre dost yalana göre aşk Ben nasıl içmeyim kaç yetmişlik saymazsak Neden yüreğime dört mevsim bahar düşmedi Mevsimler hep kış mı tadında bahar düşmedi yüreğime....
XwendinSen baharım, düşlerimin sevdası; ben sağanak yağmur olayım. Yağayım kuru saçlarının üstüne, sen ıslak ıslak düş koynuma. Aşkından kavrulan yüreğimle sarayım, ince, narin bedenini sal koynuma. Demleneyim ten kokundan, aşkla, gözlerindeki yıldızlara kat beni. Karışayım masmavi gökyüzüne, gece üşüyen yüreğimi sar. Ben gece yıldızlarla sarayım bedenini, ılık ılık süzülen terinde ıslanayım. Serpiştir sevdayı gönlüme sevgiyle, rüzgârlara sal saçlarını, dağınık kalsın. Al beni koynuna, şafakta sevişelim, sevişmelerimize güneş düşsün. Düşlerimin ve hayallerimin kadınım, ben sevdamıza bir avuç toprak olayım. Sen tohum olup düş koynuma, terinde filizleneyim, aşkla. Aşk ile bakan yıldızlı gözlerinle, ben sende sevda yolcusuyum kadınım. Çöz düğmelerini, sal ten kokunu, kısrak tay gibi tenin, tenimle seviş
XwendinGönüle düştü mü bir sevda Gurbette aşk, hüzünlü olur. Gönül gitmek ister sevdiğine, Yol sana uzak,gurbet hüzün olur. Gözlerim uzakları seyreder durur, Yürümeye yol sabrın tükenir olur, Sürgün düşmüşsem gurbete, Yurtsuz, yuvasız kaldım kalmışım Bilirmisin ey can sevdiğim Seven gözler nice hüzünlü olur, Bir tek kokunla bahar gelir, Gül açılır cemâlin olur. Yada,haydi sen gel bana, Gelişin mutluluğum olur. Alırsan gülüşlerini benden, Bilesin,güneş doğmaz olur.
XwendinBu nasıl zalim bir sabah Boş yastığa günaydın dedin mi? Odama ölüm sessizliği çökmüş Düğümlendi günaydın sözcüğü boğazıma Bir tek nefesin kadınım Böler odama çöken ölüm sessizliğini Kahve yudumu düğümlendi boğazıma Bilmeme kaç kaşık şeker yine tatsız Öyle zalim sabaha uyandım ki En sadık dostum serçe yok Açtım pencereyi ne ötüşü nede gelişi Bir telaş düştü gönlüme sualler içindeyim Oturup yazıldımı bana yalnızlık Adına kader dediler yazgım buymuş Suallere düştüm gün geçer mi? Dünya bana zindan, ben tutsak Biter mi bu bana yazılan okumakla Gönlümde ki seni yaşamak tek umudum Hayalinde değil özümde seni yaşamak Bir günaydına şafaklanır gözlerim....
XwendinSeni düşledikçe, aklıma düşer yel Zaman hoyratça akıp gidiyor Öyle mağrur, gözlerinde ki bakış Utangaç gökyüzü gibi yıldızlar kaybolur Ay bulutlarla saklambaç oynar Dudakların şimşek gibi titrer Sol yanıma ateşler düşer kavrulur Avuçlarımda resmin titreyen ellerim Kalbim sızlar yokluğuna sevdiğim Bugün vazodaki çiçekleri yeniledim Yüreğimde ki çiçekler solmadan Gözlerimin feri yok olmadan dön gel Vakit akşam olunca, isyan düşer yüreğime Kah kahların çalınır kulağıma yıldızlar altında Üşüme düşer yüreğime ruhum sızlar Yıldızlar kaybolur zifiri karanlık çöker Akşamlar öksüz ve sessizlik çöker yüreğime Gözlerim buğulanır bahar yağmurları gibi Sana özlemimi nasıl anlatayım sevdiğim Sözcükler kifayetsiz kalır, seni anlatmaya
XwendinBu geceye şafak tez vakit gelsin Karanlıklar aydınlansın.! Küf kokan hücrelere güneş doğsun Mazgallar parçalansın sevdalar özgür olsun Gönülle kurulsun sofra sevgi olsun.!. Aşk-ı Muhabbet ola gönülden gönüle Mevsimler tadında, gönülde sevda Su arkında, özgür akmalı nehirlere Bu gece gökyüzünde dans şöleni Yıldızların ayla dansı şafağa evrildi Denizde hoyratça dalga yükseliyor Bak kızıl güneş doğuyor sevdamıza Gün değil, yarınlarda sevda özgür olsun Vurma saçına bağ, bırak özgür savrulsun At-tına vurma gem tutsaklık gelir aklıma Gönülle sevda ekilmeli hasadı sevgi olsun Beni çağırma şehre ihanette düşerim Dağlar saklar beni özgürlüğe koşarım Binbir çiçeğin bir toprakta özleştiği Renkleriyle karıştı çiçekler bahar tadında....
XwendinKağıttan gemiler yaptım Akdenize sularına saldım Seni gönlümde ki güvertede tuttum Martılara savurdum bi tutam saçını Bize türkü yazdım denizin sularına Bizi yazdım şarap şişesine koydum Saldım denizin derinliklerine Yıllansın bizim hikayemiz şarap tadında Deniz mavisi gözlerinde kaldım En parlak yıldız gibi gözlerinde Çay tadında demleneyim gözlerinde Ben kayboldukça sende buluyorum kendimi Yakamoz düşmüş denize, gözlerini hatırlatır Sarı şile bezi gömleğin de, kaldı anılarım Bilmem kaç vakit oldu seni anlatıyorum denize Denize düşen yıldızları senin için topladım Deniz kıyıya vuruyor, yüreğime acı çöktü Dans ederken topukların ritmin aklımda Kumsala ay düşmüş üryan dansında kaldım Kaç şişe şarap boşaldı, seni düşlerken sevdiğim Seni sevdiğim kadar hiç kimseyi sevmedim Gökte yıldızlar ve ay örttü uryan bedenimizi Akdeniz mavi dalgaları bedeninle hoyratça dansı Ben denizi mavi gözlerinden sevdim sevdiğim...
XwendinYorgunum sana gece gelme üstüme Gün evrilme geceye anılar tazeler Yüreğim mengeneye sıkışmış gibi O, yar düşer aklıma ruhumu acı sarar Üryan bedeninde kaldı ruhum yangınlar içindeyim O, vakit sessizlik çöker ruhuma karabasan gibi Taşıyamam bunca yaşanmışlıkların ağırlığı Git benden öteye yalnızlık sevdam gelsin Şafağa yol aldım aydınlık düşer mi gözlerime Öyle bir bilinmezin içindeyim ki kayboldum Bir yanım yangınlar içinde alevler ruhumu sardı Öteki yanım sende kaldı sevdam... Çözüldü dizlerimin bağı yol biter mi? Hayaldan kayık yaptım, kürek çekemedim Okyanus izin verde sevdama varayım Yüreğimde ki özlemler yük oldu gayrı Ben toprağın, sen tohumu ol Ben kıraç toprak, sen bahar yağmurum Sen boylan gönlümde ben tomurcuk olayım Ben karanfil, sen çiçeği sal kokunu özüme
XwendinSana değil ömrüm küskünlüğüm Doğrulara geç kalışıma hüzünlüyüm Toprağa gömülen vicdanlara Çığlıklara kulak tıkayan sağırlara Haydutlar türedi insanlık öldü... Ne dost kaldı nede sevgi Geri sar zaman çocukluğuma Dönmek istiyorum masum bakışlara Katıksız ekmek gülen gözlere Yalın ayaklı yırtık pantolonuyla Utangaç ve yalın bakışımı istiyorum Gözlerimde ki gülüşleri istiyorum Çoban olayım oğlaklara dağlarda Yanık sevda türküleri söyleyim özgürce Yankılansın vadinin iki yakasına türkü Kavalın yanık sesi karışsın sevda türküsüne Kekik kokar sırma saçlı çoban kızı Dağlar dile gelir sevdaya tütüşür Dereler durdu akmadı yol verdi aşka Turnalar semah döndü aşk aşk diye
XwendinSana yar demeye geldim Yarim ol vakti kalan ömrüme Gönülden gönüle akmaya geldim Canında can, gönlüne gönüldaş Gözlerini sevdaya kılavuz eyledim Gönlüne sonsuz olmaya geldim Kuruyan gönlüme bahar yağmuru ol Ten kokunu kana kana solmaya geldim Uzat elini düş kollarıma üryan üryan Sevdaya dans, kalbinin atışı ritmimiz olsun Harlanmış tenine, terim karıştı Altın sarısı saçların tenimde sahvet Bak sevgilim yıldızlar vedaya hazırlanıyor Şafağı karşılar sevişmelerimiz İlk güneşin sıcaklığı düştü üryan bedenimize Rengarenk kelebekler şehvetli dansa eşlik ediyor Uğur böceği konmuş yüzük parmağına Haber salın toprak olmuş Anama Yollar engel kime varayım gurbet diyarında Kime anlatayım sevdamı, sevdiğim Kadını
XwendinDöner dururum eksenimde Yolunu kaybetmiş kervan misali Pusula yitirmiş kaptan gibi halim Yüreğim liman arara sonsuza demir Açık denizde kara görünmüyor Öyle sessizlik çökmüş gökyüzüne Ne martıların dansı nede uçan kuş kervanı Zaman durmuş, dönmüyor yelkovan, akrep Zamanı yitirmiş hücrede ki mahpus gibiyim Bilmem kaç zaman oldu ben benden gideli Oysa ki sana yıldızlar ısmarlayacak tım Koynuna güneşi alacaktım.! Gülen yüzüne avuçla ay çâlacktım Gökyüzü neden mavi değil kızıla boyanmış Kirletmeyin gökyüzünü yıldızlar temiz kalsın Gökkuşağından beline kuşak saracaktım Bedenim geç kaldı sana ruhum kavuşur Çaldılar umutlarımı sende kayboldum Gün neye evrilir bilinmezde kayboldum Kaybolan ben miyim yoksa zaman
XwendinSen gideli kaç zaman oldu Ne takvimin yaprakları saymaya yetti Ne mevsimler ne aylar geçti Bir tek sana özlemim geçmedi Hasretin yüreğimde bağdaş kurmuş Sol yanımı yangınlara koyup gittin Bir tek sana öksüz kalan ben değilim Biriktirdiğimiz anılara yosun düşmüş En sevdiğin nergis çiçeği Sarı değil gri ve soluk açıyor Haziran da sevdaya düşmek Şairin kaleminde şiir dizeleridir Ozanın dilinde sevda türküsü Ressamın tuvalinde gözyaşı Kilim dokur motiflerinde sevda Haziranda sevdaya düşmek harlı ateştir Deniz de hırçın dalgalara kalmaktır sevda Deniz dalgaları kıyı dövmektir yürekte sevda Kemanın yayında özleşir sevda şarkısı Gözlerde sahvet, dudakta harlı sevişmedir sevda
XwendinSana geldim, sorgu sual eyleme Kırmızı kaplı defteri açtırma bana Sana yazmaktan kalemim tükendi Feryadımı duymaz zalim oldun Can-parem, gönlümde kanayan yara Ötesi berisi kaldı geride, bugüne geldim Özü-mü aldımda geldim, Özüne Soluksuz kalan ben, nefesinde harlanayım Yokluğunda mor düşmüş dudaklarıma Gözlerimin feri çekilmiş karanlıktayım Avuçlarım üşüyor ellerin sıcaklığı yok Bedenim yapraksız ağaç gibi Sonbahar mevsiminde kaldım Sararıp dökülen yapraklar gibi yüreğim Üstüne çıkıp tepinme, ufalır toprak olurum Küstüm çiçeği gibi savrulurum yelle Siz kalın biriken anılar, ben gideyim Bir tek bana yüklenmeyin taşıyamam gayrı Yüklenmişim anılar sizi, kamburum çıktı Bilesin bir tek seni sevdim senle güneşi
XwendinBen seni unutmak için uykulara daldım Uykularımı teslim aldın uyamadım Odamı hücre ben ise tutsağı oldum Kulaklarımda kah kahların çınlanır Bir gülüşüne güneş doğardı Gülerken gözlerin buğulanırdı O, vakit nehirler coşar çağlardı Bir bakışına yüreğimde mum yakardı.. Gün doğumu senle sevmiştim Nemli geceleri, yıldızların geceye vedası Yakamozun denize dalışını Seyre dalardım gözlerindeki yıldızlara Koynuna düşen ay ile özleşir dım Seni düşündükçe yangınlara düşer ruhum Seni sevdiğimin tarifine alfabede harf yetmez Öyle tarifsiz bir yangınsın bedenimde Ekmek pişirdiğin tandır gibi yüreğim Dilinde ki türkü gibi sana özlemim Sen köylü kızı ben çoban Kavalımda ki sevda ezgisi gibisin yüreğimde
XwendinVadiye kurulmuş tek göz baraka Dumanı tüter bacasından Söyler'misin güzel kimden kaçarsın Yaran yürek yarası mı yoksa can yarası Ben yolumu kaybetmiş, yaralı yüreğim Misafirin olayım börte böcek diyarıda İzin verde yaranı, yaramla sarayın Sen anlat kanayan yaranı, ben sargın olayım Bir yavru ceylan kapıya kurulmuş Zalim avcı dan kaçarcasına ürkmüş Sol gözünden yaşlar süzülmüş Ürkek ürkek bir bakışı var yürek paralar Vadiyi ortada bölen kar beyazı akan nehir Yalvarırım avcılara geçit verme nehir, Üstüne kurulan gönül köprüsü Nergisler saklar seni hırçın akışını nehir Kaç yaralı yüreği, aşkları sakladın Vadinin dili olsada inleyen sevda türküleri Dökülen gözyaşları, çekilen acıları Anlatsa şaire, dizilir bir sofra edasıyla Sordum sana güzelim bu nehrin adı Sevda nehri..! Dile gelir mi anlatır mı yaşanan sevdaları Yazılır mı en kalın cilt cilt aşk romanları Vadinin iki yakasına kurulmuş Sürgün edilmiş sevdalar, kanayan yaralar İzin verde gönlüne gönüldaşın olayım Sen aşk tanrıçam ben tur-abın olayım...!
XwendinGün akşama evriliyor, acı çöker ruhuma Yıldızlar doğar yüreğim paralanır Doğan yıldızlar gözlerini hatırlatır Akşam olunca üryan sarılman düşer aklıma Sen varken akşamlar aydınlık olurdu Gözlerin deniz feneri gibi aydınlığım olurdu Yaseminler çiçek açmış senin kokun Sokaklara senin kokunu yayılmış Ustume ustume geliyor koca binalar Odaya kapandım çektim perdeleri Bu yürek nasıl dayansın kokun her yerde Buğday tenlim kara gözlüm Sen yoksan ne yürünecek yol biter Nede akşamlar sabaha evrilir Sözün vardı bana halvet çekilecektik Şimdi ben halvetteyim ama sensiz Buğday biçme zamanı varamam tarlaya Senin tenini hatırlatır nasıl dayanayım Çeşmenin başında toplamış kadınlar Senin en sevdiğin türkü çalınıyor Kulaklarımda yankılanıyor türkü Yüreğim sızlar, bedenim çıra gibi tüter Biter mi sensizliğim bir daha gülermiyim Bu yazgıyla bozulsun harabım sensizliğe...
XwendinSenin verdiğin acılar ruhumda büyüdü Yüreğime attığın çeltikler kanıyor Sana inanmak mı tek suçum Yoksa sana verdiğim emek mi? Bir tek sesine gözlerime yıldızlar doluşurdu Ruhum sana inanmaktan yorgun Gözlerimin feri çözüldü ağlamaktan Gözlerin gülüşüne inandım Yüreğin çirkinliğini göremedim Yalanına kirlendi sevda bilip inandım Olurda bir gün dönersen, ben yokum Seni ilk gördüğüm dut ağacı meyve vermiyor O, malum kulubeyi ve içinde ki anılarla yaktım Yüreğimde yanan ateş sönmedi Seni sevmelere doyamazken ya sen Yüreğim hesap veriyor ruhuma nafile Sen kaybolup giderken, ben ardın sıra Seni ne çok aradı kalabalıklarda gözlerim Her gece dalıp kayboldum sende Bir tek sadık dostum pencereme konan serçe
XwendinAh be gülüm gidişin bende hüzün Gönlüm öyle bir derde düştü ki Yangın desem dumanı yok Tandır közü gibi yokluğun yüreğimde Tarifi yok bende, sana olan özlem Sayamadım sensiz içtiğim kadehleri Şaraba rengini veren dudakların Şarabın yudumu dudakların hazı Yüreğimde öyle bir iz bıraktın ki Deniz feneri gibi dolaşır ruhum Döner gelir bıraktığın ize demirler Gönlünü sonsuz liman bildim Dönüşünü bekler yalnızlığım Teknemiz inmez oldu denize Sevdiğin gökkuşağı renklerine boyadım Sen durgun denizi, ben gözlerine dalardım Efkar düştü gönlüme anılar aklıma düştükçe Sarmışım kalınca cıgara dumanı salmadan Cıgaramın tütünü saçların renginde Kehribar rengi üzün ince telli tütünüm
XwendinVadiye kurulmuş tek göz baraka Dumanı tüter bacasından Söyler'misin güzel kimden kaçarsın Yaran yürek yarası mı yoksa can yarası Ben yolumu kaybetmiş, yaralı yüreğim Misafirin olayım börte böcek diyarıda İzin verde yaranı, yaramla sarayın Sen anlat kanayan yaranı, ben sargın olayım Bir yavru ceylan kapıya kurulmuş Zalim avcı dan kaçarcasına ürkmüş Sol gözünden yaşlar süzülmüş Ürkek ürkek bir bakışı var yürek paralar Vadiyi ortada bölen kar beyazı akan nehir Yalvarırım avcılara geçit verme nehir, Üstüne kurulan gönül köprüsü Nergisler saklar seni hırçın akışını nehir Kaç yaralı yüreği, aşkları sakladın Vadinin dili olsada inleyen sevda türküleri Dökülen gözyaşları, çekilen acıları Anlatsa şaire, dizilir bir sofra edasıyla Sordum sana güzelim bu nehrin adı Sevda nehri..! Dile gelir mi anlatır mı yaşanan sevdaları Yazılır mı en kalın cilt cilt aşk romanları Vadinin iki yakasına kurulmuş Sürgün edilmiş sevdalar, kanayan yaralar İzin verde gönlüne gönüldaşın olayım Sen aşk tanrıçam ben tur-abın olayım...!
XwendinGün akşama evriliyor, acı çöker ruhuma Yıldızlar doğar yüreğim paralanır Doğan yıldızlar gözlerini hatırlatır Akşam olunca üryan sarılman düşer aklıma Sen varken akşamlar aydınlık olurdu Gözlerin deniz feneri gibi aydınlığım olurdu Yaseminler çiçek açmış senin kokun Sokaklara senin kokunu yayılmış Ustume ustume geliyor koca binalar Odaya kapandım çektim perdeleri Bu yürek nasıl dayansın kokun her yerde Buğday tenlim kara gözlüm Sen yoksan ne yürünecek yol biter Nede akşamlar sabaha evrilir Sözün vardı bana halvet çekilecektik Şimdi ben halvetteyim ama sensiz Buğday biçme zamanı varamam tarlaya Senin tenini hatırlatır nasıl dayanayım Çeşmenin başında toplamış kadınlar Senin en sevdiğin türkü çalınıyor Kulaklarımda yankılanıyor türkü Yüreğim sızlar, bedenim çıra gibi tüter Biter mi sensizliğim bir daha gülermiyim Bu yazgıyla bozulsun harabım sensizliğe...
XwendinSenin verdiğin acılar ruhumda büyüdü Yüreğime attığın çeltikler kanıyor Sana inanmak mı tek suçum Yoksa sana verdiğim emek mi? Bir tek sesine gözlerime yıldızlar doluşurdu Ruhum sana inanmaktan yorgun Gözlerimin feri çözüldü ağlamaktan Gözlerin gülüşüne inandım Yüreğin çirkinliğini göremedim Yalanına kirlendi sevda bilip inandım Olurda bir gün dönersen, ben yokum Seni ilk gördüğüm dut ağacı meyve vermiyor O, malum kulubeyi ve içinde ki anılarla yaktım Yüreğimde yanan ateş sönmedi Seni sevmelere doyamazken ya sen Yüreğim hesap veriyor ruhuma nafile Sen kaybolup giderken, ben ardın sıra Seni ne çok aradı kalabalıklarda gözlerim Her gece dalıp kayboldum sende Bir tek sadık dostum pencereme konan serçe
XwendinAh be gülüm gidişin bende hüzün Gönlüm öyle bir derde düştü ki Yangın desem dumanı yok Tandır közü gibi yokluğun yüreğimde Tarifi yok bende, sana olan özlem Sayamadım sensiz içtiğim kadehleri Şaraba rengini veren dudakların Şarabın yudumu dudakların hazı Yüreğimde öyle bir iz bıraktın ki Deniz feneri gibi dolaşır ruhum Döner gelir bıraktığın ize demirler Gönlünü sonsuz liman bildim Dönüşünü bekler yalnızlığım Teknemiz inmez oldu denize Sevdiğin gökkuşağı renklerine boyadım Sen durgun denizi, ben gözlerine dalardım Efkar düştü gönlüme anılar aklıma düştükçe Sarmışım kalınca cıgara dumanı salmadan Cıgaramın tütünü saçların renginde Kehribar rengi üzün ince telli tütünüm
XwendinHaziranda sevdalanmak zor be gülüm Garip bir haldeyim çaresizliğin ötesi Ben yüreğimde ki güzellikleri yaşayamadım Haziranı son gününde uğurluyorum Yüreğimde ki kış zemheri fırtınada Bugün dolaştığım sokaklar üstüme yığıldı En sevdiğin lavantaları topladım Bir demet iki demet derken kucak dolusu Geceye düşen yıldızları toplar gibi Serin esen haziran gecesi Esti ruhum savruluyor uzaklara Öyle sıkı sarılmışım lavantalara Senin ten kokun lavantalarda Alnımda ki kırışıklıklarda saklıdır Sana olan sevda özlemim Gözlerime yasak koydum ağlamak yok Gülmek düşmüyor dudaklarıma Akşamlar bana zinda hayalinde tutukluyum Seni düşlerken kayboluyorum hayalinde Kah kahlarla gülenlerden seni soruyorum...
XwendinŞafak vaktiydi Bedenimi saldım esen rüzgara Savruldum sokaktan sokağa Kan revan içinde her yanım Ben yoruldum hayat sende Sen beni savurmak tan yorulmadın Yosun bağlamış kayalar Dört yapraklı yoncalar boy vermiş Seyre daldım gün batımına Güneşin günle vedalaşmaya batıyor Ve ben kaç batan güneşi izledim Herkes ve her şey benden gidiyor Ben sende gidiyorum düşme yoluma Ve ben buralı değilim hayat Beni ve yalnızlığımı alıp gidiyorum Kime yaslanayım yoruldum hayat Dost bildiklerim meğer yalanmış Ne çok aldanmışım güvenmekten Çıplak kalmış yüreğim saranım yok Sabır ve tahammül tükendi hayat
XwendinSen beni kaldırım taşı mı sandın Döve döve yol eyledin bedeni mi? Sonbaharda dökülen sarı yapraklar misali Düşürdün beni toprağa gelen giden çiğnedi Her kes lokmalar, ben sözlerini yuttum Su yerine gözyaşlarımı yuttum Sana zalim demeye dilim varmıyor Ah sevgi düş gönlümde canım acıyor Yüreğimi yakana, bir çift söz söyleyemedim Edemedim sana bir acı söz sevmek mi bu Hamal oldum yüklediler sırtıma onca yükü Yoruldum soluklanayım dedim kötüsün dediler Ne ağlamaya gözyaşım kaldı Nede soluklanmaya nefesim yetti Ben bana dargınım, başkasına değil Nerde durmayı bilemedim, kendimden verdim Dost dedim yolu yolak soluksuz yürüdüm Omuzladım küfeleri içi dolu acılar... Özü-mü Üzüm gibi çiğnediler, posa eylediler Ben yoruldum İnsan bilip, sevdama türab oldum...
XwendinSen türkü, ben şiirin olayım Sen ateşin közü, ben kulun olayım Ben demliği su'yu, sende demi ol Ten kokun şekerim, doldur da içelim Sen yurdum evim, yorganım ol Ben gözlerin yıldızı, yüreğinin sevgisi Ruhunda mavi kelebekler olayım Gülen yüzün, ışıldayan gözlerin olayım Ben omzumu, sen göğsünün sol yanını Bir gün gidersen bu ellerden Ben yurtsuz evsiz kalırım Acılar düşer yüreğime kaybolurum Kirpiklerine nem düşerse yüreğim kanar İzin verde haykırayım, gönlümüm dili Sana sevdamın tarifini bulmaya çıktım Gezdiğim dağlara sual eyledim.. Var mı sevdamızı anlatan çiçek yo Saraflara sordun yazılan romanlar da Bizi anlatan roman yazılmış mı? Bizi yazdım Karadeniz'in hırçın dalgalarına..
XwendinYıldızları yitirmiş gökyüzü gibisin gurbet Kayıp şehrin karanlık yüzü'sün Barbarın elinde ki sopa gibisin Denizlerde poyraz, dalgaların hırçınsın Ne çok savurdular beni sürgün diyarlarına Gurbet beni lokmaya katık eyledin Mazgalı olamayan hücre gibisin Sen bir kaya ben yosun olur papatya açarım Kokuşmuş düzen gibi acıdan başka nesin Değirmen gibi öğüttün ufaldım un oldum Koydun küfelere ve tıka basa çiğnedin beni Dokunma bari hayallerim özgür olsun Bir şafak vaktinde savrulur küllerim Cemre gibi düşerim toprağa filizlenirim Günebakan çiçek gibi güneşe boynum düşer Ne sürgünlüğün nede zalimin zulmü Kar olup üstüme yağsan Kardelen olurum Yüreğimde ki sevda güneşle harmanlandı Ateşi gördükçe çelikleşir yüreğimiz Zulme direnmeyi, karanlığa aydınlık yüzü
XwendinHızlı hızlı giden yolcu, acelen nereye Dön bir bak etrafına güzellikler var Kervan olup yol alırsın yoldaşın yoksa Düşersin karanlıklara çekip alanın yoksa Yürüdüğün yolu sevmesen Ne yol biter nede varacağına varırsın Olma başkası, sen ol özün ol Gönülden, gönüle söz ile köprü ol Sevmek mi suç, yoksa mülksüz olmak mı? Üryan üryan geldik, üryan gideriz toprağa İnsan doğduk, İnsan kalalım Sevginin girdiği kalbe güneş doğar Bana neyin var diyorsun Ben varım sana yetmiyor muyum.? Sorarsın bana mal-mülk Aradıkların yok yüreğim var En hızlı yıldız gibi kayıp gidersin Nehir durgun, nehir derin... Akışın nereye, son limanın nehir Sende yaşandı mı sevdalar kaç aşkı örttün
XwendinKayıp sevda şehrin yolcusuyum Parçalanmış gönlün acının yüzüyüm Nicedir düşmüş yollara gönlümde ki seni ararım Omzumda heybem ekmek aş değil Yaralarım, hüzünler ve özlemlerim Nicedir lokmalarım özlem olmuş Çıktım yamanlar dağına Vardım karagöl'e gönlümde ki seni sordum Evimizi çizmiştin koyduğun taşlar Ve söylediğin sözler orta yerde Dizlerimin bağı çözüldü yıkıldım Sensiz nefesim düğümleniyor boğazıma Ben geldim, kalk gönül yaram Sevdiğin kekiği topladım Senin kokun var bu dağlarda Kokladığım her çiçekte senin kokun Alıç topladığın ağaçlara seni sordum Fiştanın takıldığı çalıda parçası duruyor Haykırdığın sevda türküleri Yankısı vadide çınladı kulağımda
XwendinYorgunum gönül sana..!!. Gönül yaram kanar sızlar ruhumda Ben tükendim seni aramaktan Gönlümde hasretsin köylü kızı.!.. Mevsimler tadında yaşanmıyor Durdurun geçen zamanı geri sarın Heybemde köylü kızına yazılan mektup Ömür tükendi vazgeçmedim senden Isırgan Otu seni hatırlatır baharda Güzeltepe dilin olsada sevdamızı anlat Çocukça oyunlar oynadık aşk ile Ben susayım sen konuş Güzeltepe Sade ve puro-pak yaşandı sevdamız Yamanlar dağın eteğinde papatyalar içinde Ceylan koşar gibi koşan seni arıyorum Dilim sustu, lal dediler bir daha sustu Yüreğimde ki haykırış susmadı Seni özlüyorum Ceylan gözlüm Her kadında seni aradım köylü kızı Her Isırgan Otunda konunu aradım Sen papatya güzelim köylu kızı Heybem kilim desenli Anadolu motifleri Omzumda eskidi "heybem içine de mektupların Sana yazıldı mektuplar mürekkebi salmış
XwendinHaber salmışsın seni nasıl sevdiğimi.? Çok özel sevdim tarif edemem ki Sen sevdiğimin kendisisin Seni ne çiçekler nede yüreğim tarif edebilir Hani çiçeklerin tek sultanı vardır ya Günebakan güneşe aşkından boynu düşer Ben seni illegal yüreğimde sevdim Sana aşkımdan ateşlendiğimde İsmini yüreğimde sayıklardım Kimseler duymasın töreler böyle idi Hayalin aklıma düştüğünde ruhum sızlar Bakışın yüreğimde kuru ot'a ateş düşmüş gibi Sana kavuşamamak mahşer yeri yüreğim Gönül yol alır kılavuzu sen adresi gözlerin İlmik ilmik bedenim kalbimde hasretin Düşmüşüm yola yokluğunu adımlıyorum Yol patika yürünmüyor sarp kayalar Vadiye bakan kaya'nın başındayım En sevdiğin lavanta kokulu mum yaktım Kelebekler dans'a tutuştu gözlerim yaşa boğuldu
XwendinGönlüm neden hüzünlenirsin Sana yazılanı oku ve yol al Bir nefeslik soluklan gönül Arayan değil bulduğunu yaşa Gece yıldızsız gönül sevdasız olmaz İnci taneleri gibi bir bir dizildi yazılan Seni gönlümde büyüttüm sevda Sal kokunu, kokunda soluklanayım Kor ateşe köz olur yanar kül olurum Sana verdiğim sözler közlendi Özüne geldim sözümle sazımla Sen haykır sevda türküsünü Ben notasız makamın olayım Ben ismini ağaca, taşa değil Gönlüme kazdım kalın puntolarla Zemher bi gecede ruhuma düşen sen Ah bilsen ne karanlıkları yardım Ne fırtınalara tutuldu gönlüm Sana kavuşmanın umudu diri tuttu beni Ayazlı geceleri yalın ayak aştım şafağa vardıım
XwendinBen köyümü özledim..! Anılarım, çocukluğum kaldı Ve çamurdan yaptığım oyuncağım Annemin mezar taşı kaldı sende Köyüm, bir derenin kenarında evim Sıra sıra dizilen dağlar vadiye açılan yol Her bir köşesinde su pınarları Kavak ağaçların rüzgarla dansı Su arkında suyun kıvrılarak akışı Kırmızı söğüdün gölgesinde uyumayı Bostanında salatalık kokusu Burham burham domatez kokusunu özledim Dere göletinde üryan üryan yüzmeyi Derede Alabalık avlanmayı özledim Ben köyüm Cıvarka'yı özledim Yaban armudunu ve elmasını özledim İlk okulumu ve oyun arkadaşlarımı İlk sevdalandığım kızı özledim Unutamadım falakalı Türkçe öğretiyi Henüz yedi yaşında Ana dilime vurulan gem İlk isyanı onikisinde okulda boykot İlk isyan ateşi harlandı yüreğimde Nice zulümler büyütü isyan ateşi Sığamadım köyüm zulme başkaldırı İsyan fitili ateşlendi korlaşan ateş gibi Yayında fırlayan ok misali soluksuz kaçışım Acılarım sokakta isyana ve kavgaya dönüştü Korkularımla kavga ederek, kavgayı öğrendim
XwendinŞehri İzmir seni özledim... Dağlarına sis çöker öbek öbek Toprağında buhar yükselir göğe Mimoza çiçekleri salar kokusunu Seni hep gizli ve saklı sevdim, Sevdam yüreğimde açan çiçeğim Kaldın yüreğimde acı veren ükte Balçovadan yamanlara kaç soluk aldım Buhar bulutlarında dağları aştım Yüreğimde seninle kavga ettim Hep gizli sevdim, ve yasaklı sevdim Açıktan seni sevdiğimi söyleseydim Sen açığa çıkmayasın hep gizli sevdim Gözlerinde Ege denizine dalar gibi daldım Senden habersiz yüreğinde kaç volta attım Ten kokunu en hoyratça soldum Hayaline daldım vapur kornası böldü... Martıların kanatlarında seni aradım Sana aldığım çiçekler koynumda soldu Sevda anılarım mimoza çiçeğinde kaldı...
XwendinGönül seni kılavuz bildim.! Sual eylemedim sözünü özüme. Haykırışlarına sığındım ıssız diyarda Kör karanlıklarda seni bildim ışık; Nice fırtınalar gördüm dik durdum. Eğilip bükülmedim namerde.! Seni bildim sözün özüme.. Canım cana, gönülde sevgi olsun. Sevdaya gönlüm yangın, kibriti gözlerin Gece üryan, gündüz bakışların Gelincik tarlası güneş bulutu gibi O, ilk bakışında yandı gönlüm sana. Düştüm yollara deli dediler.! Aşarım dağları çetin yolları Sana varmaya ömrümü koydum Şair oldum, gönlüm seni yazmaya Kilidi vurulmuş gönüle Şifresi gönlünde. aç gönül kilidini Gözyaşı kalemin mürekkebi Rüzgarı kağıt eyledim şiirler yazdım.. Adını sordum dağların asi kadını.! Heybesi kırmızı küfesinde sevda; Güzel bakışına gelincik çiçeği soldu. Hangi dağın rüzgarı âsi Kadınım.. Şimdi nerdesin gecemi gündüz musun? Hangi hırçın akan nehrin sevdası Gelincik yapraklarına yazdım şiirler Seni çok özlüyorum kuşanmış cesaretin umudum
XwendinEge'nin kıyı şeridini kaç soluk soldum Kavganın fitilini sokak sokak tutuşturdum İlk kavgayı sende öğrendim Şehri İzmir Gültepe'den, Göztepe'ye soluksuz Balçovadan, İnciraltı, balıkçı barınağı Saklı kalsın anılarım saçılmasın orta yere Seni yasaklı sevdim, kürdün kızı Tarlada ırgat, barikatta direniş çi Gözlerine İzmir'i yüreğine kavgayı sığdırdın Portakal bağların da saklı buluşmalar Avuç içinde içilen birinci Cıgarası Hararetli tartışmalar havada uçuşan sözler Konuşur mu portakal çiçeği Açık eder mi anılarımızı bizi Geceye inat yıldızlar şahidimiz Şafağa yorgun düştü bedenlerimiz Seni hep saklı sevdim gözlerimle olmaz Yüreğimde ve yasaklı sevdim Seni sevdiğimi dudaklarıma söyleyemedim Dudaklarım seni açık etmesin diye Tamda yoğunlaşmış sevdayı konusurken Ansızın çalınan bekçinin düdüğü Vedasız dağılmalar ceblerde portakal Saçlarında portakal çiçeği, bakışında sevgi Kirpikleri yorgun düşmüş yıldızlara Cemaline ay düşmüş, gamzesinde saklı kalayım İspanyol paça pantolon nede yakışmış Bilmem kaç karanlıklar geçti yüreğimde Denize ay vurmuş bana ne Yıldızlar dökülmüş denize neyleyim Gün doğacakmış çiçekler açacakmış Ya benim yüreğimde ki çiçek açmamışsa
XwendinEge sende ben kaldım...! Birde yaşanmışlıklar ve anılarım Yok sayma sende kalan sevda mı? Öylle bir güzel sevdim ki Tarifi bende yok, yüreğimde saklı Yüreğimi lodosa kaptırma İzmirim Sende yaşanan anılarımı saklı tut Sokak sokak örgütlendi sevdam Zeybek oynadık barikat başında Ben sende yasaklı kaldım Açık etme beni sende yasaklı kalayım Seni palmiye ağaçlarına sordum Göztepe, Karşıyaka vapurunda görmüşler Güvertede seyre daldım martıları Yudumlanan çaylar deniz kokusunda Gözler sevişir yeni sevdaları müjdeler İlk sende sevdalandım İzmirim Kavganın dilini ve direnmeyi Karanlığın aydınlık fitilini sende yaktım Kavgada direnmeyi sende öğrendim Hırçın dalgalarına dövdürtme beni Sende yaşanan sevdaları yok sayma Seyir tepesi kaç şafak düştü bedenimize Kokun eftelyada, özün bende kaldı sevdam
XwendinSeni sevdim harlı ateşte dansını Yıldızlarla dansa tutuşan gözlerin Seher yele yaktığın türküde şarhoş oldum Yakamozla uryan bedenin kıvrak dansı Gözlerinde ki yıldızlara karışayım Koynunda kelebekler, teninde harlı ateş Kıvrılan bedenin Rüzgarla dansını Dudakların şehvetinde kaldım Gözlerin gönlüme rehber seni anlatır Geceye ay doğmuş, aydınlığı gözlerinde Üryan bedenin gecenin harlı ateşi Kat beni harlı tenine közün kulun olayım Seni okumak maviliklerde soluksuz Sandalı akasya ağacından, küreği sevgi Denizin mehtabına sal yüreğini aşk olsun Gülüşün döküldü denize yakamoz sardı Yakamoz düşmüş saçlarına sevgilim Üryan bedenini sal yıldızlara karışsın Ben ilk denizi gözlerine dalışta öğrendim Sen gönlümün kılavuz, ben yüreğinde sevda olayım
XwendinToroslar En güzel haller yaşadım dağlarında Sende yürüdüm kah sığ ormanda çam kokusu Kah kıraç burham burham kekik kokar Dallı budaklı çam ağaçlarına kozalak verdin Kaç çoban sende saklı sevda yaşadı Kozalak yığınında çoban tüttürdü ateşi Göğe yükselen alev de kelebeklerin dansı Çoban çaldı kavalı börte böcek dansa kalktı Çok derinden bir ses bozlak yayıldı torosa Sevip kavuşamayan yanık yürek sesi Yörük kızı yayık yayar dilinde bozlak İster davetsiz misafir, ister yolcu de Beni sana yanık bozlak sesin getirdi Bir tas ayran ver de soluklanayım Çok uzak diyarlardan geldim yörük kızı Yüreğime düşen sevdayı kılavuz eyledim Beni sana getiren yüreğimin sesi Oyalı yazma başında entarisi motifli Kıl çadırında ayran döker yörük kızı Bir bakış attı yeşil gözlüm aktı yüreğime Sen yüreğimde alev, ben kül oldum Bozlak-ı sende sevdim acı olsada Yörük kızı gözüne dökülen saçını kıskandım Uzat ellerini tut elimden toroslar evimiz olsun
XwendinBenim uslanmaz gönlüm Senin sevdiklerin sen sevmedin Seni sevenleri sen sevmedin Bunca ömrü heder ettin ardın sıra Uslan ben gayrı yoruldum gönül Düşmüşsün sorgu suale nasıl edeyim Öyle bir çarka kaptırmışsın gönlünü Döndükçe ömür öğütüyor kalan ne Kah mecnun olup düştün dağlara Kah sevda dan şair olup daldın mısralara Dizelere vakitsiz dalışa kayboldun Hayallerin karıştı gece gündüze Bugün öyle hüzünlüyüm ki Bütün defterleri orta yere serdim Ne çok keşkeler birikmiş kara kaplı defter Okunmuyor biriken acılar sayfalar dolusu Sevdaya bir kere sorgu sual düştü mü.?. Keşkeler çoğalır ve yüreğini paralar Yüreğimde her bir çeltiğe hüzünler asılmış Ben benden kaçamadım kaldım keşkelerimle
XwendinGurbet sen avcım oldun..!! Karanlığımsın aydınlık arar oldum Yürümeye mecal koymadın nefessiz kaldım Haykırışlarıma çöktün soluksuz koydun Kırma umutlarımı gurbet..! Bahar gelsin yeşersin umutlarım Buğdayda başak, üzümde şarap olayım Günebakan çiçekte çekirdeği olayım Yağmur yağar kurşun gibi can yakar Ben seni hiç sevmedim alışamadım sana Sende üşüyorum, güneş soğuk doğar Mevsimler sende üşüyor ben neyleyim Değirmen gibi öğüttün onca zamana Sana alışamadım sal beni başka diyarlara Yarım kalan hayallerim, umutlarım yeşerir mi.?. En güzel yıllarımı hoyratça harcadın gurbet Gurbet sen beni kendi çarkında öğüttün Buğday gibi un, üzüm gibi çiğnedin Harlı ateş misali sende kül oldum.. Gecen zifiri karanlık yıldızlar doğmuyor gurbet sende
XwendinAdana tren garı.!!. Sen güneşimsin aymısın Göğebakan ay çiçeği misin? Güneşe boy vermiş ay kucaklar Gelişin yüreğimde deprem yarattı Seni tarif edecek dilim lal oldu Ayaklarımın bağı çözüldü Ellerime yangın düştü.!. Oturmuş banka şapkası kırmızı Buğday tenli, dudağında kırmızı ruju Çağırın ressamı portre ni çizebilir mi.? Bir solukta seni yüreğime cizdim Kırmızı şapkalı sen kaybolursan Yüreğime çizdiğim resmin var Seni aramaya ömrümü adarım Tren yol alır gavur dağına Pencereden gözleri yolla dalmış Kadehinde kırmızı şarabı Sen yudumlarken şarabın kadehini Ben soluksuzca dudaklarında kalayım
XwendinSen susar konuşmazsan.!!. Yüreğim lal olur, nefesim susar Dudaklarıma boran düşer... Gözlerim gömülür bilinmez karanlığa Ses vermezsen yalnızlık urgan olur boğazıma Ben sonbahar olur yaprak dökerim Geçtiğin yollara dökülen sarı yaprağım Bastığın sarı yaprakta benim.! Üşüyorum sol yanına sokulayım Ruhumu zemheri kış sardı Ses ver umutlarıma kar yağmadan Zemheri fırtına yüreğimi sarmadan Sen sevdam, yüreğimde Kardelenim Ses ver yüreğime düşen geceyi böl Al ellerimi avuçlarına şafağa yürüyelim.. Seher vaktinde koynuna düşeyim sar beni
XwendinYıllar bana dargın, ben yıllara Gönlüm düşmüş muhakemeye Ruhumda sorgu sualler çoğaldı Kime gideyim hakem tayın edeyim Kimseye değil kendime dargınım Küstüm sana hayat, harcandı ömür Kalan koca yalnızlık onca ömürden Akşam olunca ruhuma yalnızlık çöker Gecenin sessizliğine haykırıyorum Beni karanlığına tutsak etme ne olur Yol ver gurbet gideyim sevdiğime Ben sevdiğime hasret kaldım Kervan olup yola düşeyim kalan ömürde Kayıp giden ömre değil acılarım...! Sevdiğim senin kaybın yüreğimde acı Yaralarım kanar özlemler aklıma düştükçe Gurbet yalnızlık ve soğuktur sol yanım üşür Ela gözlerinde kaldım bilmem kaç yıl geçti Nisan aylarını sayamadım kaç ömüre bedel Dokunmaya öpmeye kıyamadım... Bahar gelmesin seni hatırlatır bana Papatyalar içinde masum bir ceylan gibiydin Sen yüreğimde tarifi olmayan sevdamsın Seni yaşamak bir günlük ömre razıyım sevdiğim...
XwendinBiliyorum uzaklarda biri var O, beni hep kaçak sevdi Bende onu hep kaçak sevdim Ve ömür geçti açık etmedim sevdiğimi O, Balkan göçmen kızı Ben ülkesinde sürülmüş Kürt Mavi gözlü altın sarısı uzun saçları Bir yürüyüşü vardı deniz kıyısın da Deniz utancında içe çekilirdi Bu şehre gece düştüğünde Gökyüzü mavi gözlerini kıskanırdı Yıldızlar telaş içinde gözlerin mavisine Seni sevdiğimi kimselere açık etmedim Karşıyaka sokaklarında utangaç bakısın Mavi gözlerinde esmer tenim kaldı Seni sevdiğimi bir tek yüreğim bildi Bu nasıl zalimliktir sen Balkan göçmeni Ben kürdüm seni sevdiğimi söylersem Ülke bölünür, haritalar değişir Sen kalbimin en özelinde hep var oldun Sürgün diyarında kalbimde ki sen Koca boşluk kaldı ve hep üşüyor İsmini kendime bile itiraf edemedim Seni gizli sevdim ve hep gizli kalasın Duydum ki hiç kimseye yar olmamışsın Saçların kar beyazı olmuş..! Meyhaneler dolaşır galon şarap içersin Dilinde türkü, O, Kürt ben Balkan göçmeni Yasaklı sevdim ne olacaksa olsun... Mavi gözlerim esmer teninde kaldı kürt Hançerle kazıdım İsmini sol göğsüme İsmini haykırsam gece bölünür mü?
XwendinTemmuz seni uğurlarken..! Gönlüme sessizce akışında kaldım Buğdayda başak, gözlerin üzüm salkımı Ortanca çiçeğin kokusunda sen Lavanta çiçeği kıskandı kokunu Narin bedenine gözlerim asılı kaldı Dicle nehri gibi asi ve usulca Fıratın gönlüne akar gibi sessizce aktın Sensiz ve susuz kalan gönlüm Avuçlarında seni içmek Nemrut dağında Lavanta ve Ortanca çiçeğinde seni bulmak Harmanlandı birleşik demette ten kokun Kaç bahar geçti özün düşmedi gönlüme Ne mevsimler nede giden ömürde Gönlüme sevda olup akışında özüm ola Gelişin ortanca çiçeğin kokusunda Lavanta ve Ortanca çiçeği sevda pınarım İzin verde gönlüne gönüldaş olayım Yoluna sevgi, kalbinde bahar olayım Sen yağmur ben toprak birleşik kokuda Aşk olalım
XwendinKızkalesi yüreğimde açtın yara Kapanmayan yara bitmeyen hasret Özlemine düştüm dağlara Seni sordum çobana yok dedi Çerçi kervanı size bir sualim var Geçtiğiniz dağlarda, meskan ettiğiniz vadide Sevdiğim kadını ararım, dağların Güneşi Şehirlerin direnişçi Kadını.. Pozantı dağı sarp ve çetin yürünmüyor Şimdi neredesin sorar ararım seni Yörük kadını yayık yayar sırtında bebesi Bu dağları mesken eylemiş yörükler Yaşanan sevdaları dağlar örtmüş Seni sevdiğimi söyleyemedim Yasak diyarın yasaklarıydık.... Sevmek, sevdiğini söylemek Yasaklı davana zeval gelir diye Kimseler görmesin yasaklıyız Bu dünyanın töresi batsın Hep yasaklı bakışında kaldım Gökyüzünde yıldız kaymış sandım O, yıldız yüreğime kaymış İsmin yasaklı, adını koydum yıldız Seni sevdiğimi söylersem yasak son bulur mu?
XwendinTemmuz akşamında düştüm yola Dağların arasında çobanın ateşi Yükseliyor alevler kelebekler dans eder Uzun barak havası yankılanır dağda Yürekleri dağlar aşkına kavuşamamış Çoban yüreğimi dağladın Ben yüreğimde ki aşkı anlatayım Sen doldur kadehleri kırmızı şarap olsun Al bağlamanı otur karşıma Nota makam istemez, yürek acısı karışır Anlaşalım ozan kırılanı dökülen burda kala Sakın göz yaşımı kimselere anlatma Dağılmışım, pejmürdeyim görme halimi Öyle aşk ki yüreğimde yaktığın ateş gibi Sakın ismini sorma, bende saklı kalsın Böylemi virane olacak sevenler Ben onu hep uzakta sevdim Niye diye sorma, yakında sevmek acıdır Uzakta olunca pişmanlık yok ayrılık yok Ben severken onu karşılıksız sevdim Aydoğmuş yıldızlar etrafında dans eder Ya bizim dansımız ne zaman Bazen güldüğünü görüyorum Acaba bana mı gülüşleri diye seviniyorum
XwendinYağmurlu ılık bir ağustos günü Yürüyorum hesapsız ve pusulasız Bir yanım sıla öteki yanım hasret kokar Yağmur yüreğime değil saçlarıma dey Hayallerimi hatırlatır, özlemlerim artar Kör bir kurşun gibi yüreğimi dağlar Senin bana baktığın gibi kimseler bakmadı Gökyüzü mavisinde kaybolan yıldızlar gibi Bende senin gözlerinde kayboldum Gözlerin bana güzel baktığı gibi Başkasına öyle güzel baktığını duyarsam Yüreğime yangın, hayallerime boran düşer Sarılmalarında kaldı yüreğim... Gökyüzü mavisi düşerdi gözlerime Buğulanırdı gözlerim tenin sıcaklığında Şimdi sen yoksun ya ağustos böceğide yok Bulutlar sarmış umutlarımı kaybolmadan Ara bul beni, mahpus düştüm sılaya Sonbahara kalmadan dön gel Hayallerim sararıp yaprak gibi dökmeden gel....
Xwendinİki dağın arası ıssız vadideyim Korkularım sığmıyor yüreğime Umutlarıma kış düşmeden Çalmayın gönlümde ki baharı Yüreğimde ki haykırışa ses ver Gidişin ardında aynalara küstüm Hangi haller geldi başıma ne haldeyim Ben beni unuttum seni düşünmekten Giden gitti ömürden kalan ne.? Ne kasırgalar gördü bu yürek Poyraz eser yokluğun ruhumda Bir tek resmine, gözlerime yıldızlar doluşur.. Denize küstüm gözlerini hatırlatır Mavi kelebekler çıkmasın yoluma Meyhaneci nazar boncukları kaldır Mavi ne varsa topla meyhaneci dayanamam Rakı ver su istemez meyhaneci Gözyaşım akar kadehlere su istemez Çağır meyhaneci Ressamı hesaplar bende Al kalemini defterini şair ben döküleyim Sen usta edasıyla dizelerini diz şair Dizelerinde rakıdan sarhoş olduğumu yazma Evet kabul ediyorum sarhoşum ama aşkımdan Rıhtıma çıkalım gün doğmadan yıldızlara veda edelim
XwendinNideyim gönül mevsimler geçiyor Takvim yaprakları bir bir dökülüyor Koparılan yapraklar ömürden eksiliyor Gel gönül üç beşin hesabını yapma Düş sevdiğinin peşine, kalbinin sesini dinle İster tayfalı ister tayfasız al kılavuzunu Sevda şehrim İzmire martılar rehberdir Susmadı kalbimin sesi kaç mevsim oldu O güzel sevgini unutmak ihanet olurdu Bana bakışında buğulanan gözlerin Düşlerimin kadını seni hayal etmek Gözlerimi susturmak imkansız olur Kaçak buluşmalarımızı unutma mı? Yasmin çiçeğin dili olsada konuşsa Yıldızlar örterdi şehvetli sevişmelerimizi Saçlarında dolaşan uğur böcekleri Yasmin kokular karışırdı ten kokuna Yüreğim ve gözlerim sende kaldı Yağmur yağmasın, yüreğim üşür Seyir tepesinde seni hatırlatır bana Nideyim gönül mevsimler geçiyor Takvim yaprakları bir bir dökülüyor Koparılan yapraklar ömürden eksiliyor Gel gönül üç beşin hesabını yapma Düş sevdiğinin peşine, kalbinin sesini dinle İster tayfalı ister tayfasız al kılavuzunu Sevda şehrim İzmire martılar rehberdir Susmadı kalbimin sesi kaç mevsim oldu O güzel sevgini unutmak ihanet olurdu Bana bakışında buğulanan gözlerin Düşlerimin kadını seni hayal etmek Gözlerimi susturmak imkansız olur Kaçak buluşmalarımızı unutma mı? Yasmin çiçeğin dili olsada konuşsa Yıldızlar örterdi şehvetli sevişmelerimizi Saçlarında dolaşan uğur böcekleri Yasmin kokular karışırdı ten kokuna Yüreğim ve gözlerim sende kaldı Yağmur yağmasın, yüreğim üşür Seyir tepesinde seni hatırlatır bana
XwendinSürgün açık denizde vurgun yemek gibidir Umutlarına bulutlar çöker ve hep üşürsün Sürgün diyarı gökyüzü maviyi yitirmiş gridir.. Gece yalnızlık çöker ruhuna gözlerine karanlı Memleketim sende sevdiğim kaldı Ben onu, O, beni hep kaçak sevdik Sevdiğim dağların asi kadınıydı Saçları çam kozalağı teni kekik kokardı... Memleketimde çok uzaklardayım Sana hasret lerim çoğaldı memleket Benden çok uzakta kalan seni özledim Sevdam ruhumda fırtınalar eser Bazende bir ağaç dalında bir çiçek Küçük bir balıkçı teknesinde Kadehsiz ve peynirsiz şişe şarap Bazende bir hamalın kamburunda Telaşım da ismini soramadığım Yeşil gözlü kıvırcık saçlı dilenci çocuk Yalın ayaklı soğukta titreyen elleri Mendil, ciklet satan kız çocuğu Mavi tulum içinde çöpçüleri özledim Midye satan kasketli Kürt Amcayı Simit salep diye bağıran sesi özledim Ben hepinizim ve hepinizi çok özledim.
XwendinSarmis her yanımı öbek öbek Özlemin tenimde yara Hasret kokar bakışlarım Bir vadinin iki yakası gibi gözlerim Bir gözüm özleme yol alır Öteki gözüm bilinmezlere dalar Yüreğim vadinin derinlikleri gibi Son limanına hoyratça akar Ruhum kardelen asiliğine akışta Bedenim bütünlüğünü yitirmiş Gönül yarım kalan hayallerine dalışta Ben bir yangın içinde sevdamı ararım Beni vadiye getiren senin kokun Vadi zambağı kadınsı ve taze çiçek kokusu Ve senin kokun sevdiğim, vadi zambağında Öyle bir özlemsin ki yüreğimde tarifi bende yok Seni bir yıldızın parlaklığında aradım Üşüdüğimde sıcaklığını buldun güneşte Beyaz giysisini vadi zambağı çiçeği nde ardım Sen yoksan ben Vatansız kalırım ve üşürüm
XwendinSen sevda şehrim İzmiri de Ben gurbette seni düşlerken Kordonda deniz ve gökyüzüne dal Ben gözlerine bağdaş kurup Şiirler yazdıran gözlerinde kalayım Hayalimde ki seni öpmelere doyamadım Ten kokunda kalayım arı olup solayım kokunu Yıldız olup gözlerine dalışta kalayım Ay doğmuş gökyüzüne sevdiğim Yıldızlar gözlerini sığınak yapmışlar Yakamoz denize düştüğünde Mavi sulara sal bedenini usulca Sen yakamozları topla koynuna Ay'ın gölgesi örter üryan bedenini Kısrak tay gibi heybetli ruhunda kalayım Deniz dalgaları sevişir üryan teninle Bu gece özelimiz ve sırrımız olsun Her ne yaşandıysa kabulümüzdür. Gökyüzünde yıldızlar altında Deniz kıyısında kelebeklerin dansında
XwendinSeni bahar yağmurlarında aradım Toprağın yağmura hasretinde Yıldızlı bakışını gece gökyüzüne sordum İzmirin iki yakasında seni aradım sevdiğim Yüreğim hasretinde yangınlarda Dudaklarım suskun ve susuz Bir tek seni sorgu sual eder gönlüm Gözlerim yoluna asılı kaldı sevgi pınarım Seni düşlerken kalbimde dinmeyen acısın Sen yoksan kalbim yıkık şehir gibi Virane olur, üstüme yıkılır bu şehir Toz bulutu çöker bu şehre, kaybolurum Düşmüşüm yola, kalbimde çöl fırtınası Sol yanıma poyraz vurdu. Ruhum özlemine alabora !. Şiirler dizilir yokluğunda ki hasrete İğde ağacı bu çölde çiçekler açmış Sen bu çölden mi geçtin söyle ne olur Parfum kokun İğde çiçeklerinde Şimdi hangi hallerde ve nerdesin Benim sevdam isyan ateşidir Harlı ateşte İsyan dansıdır Kıraç yamaçlarda asi ve dirençtir.. Ruhumda yakılmış destursuz ateştir SEVDAM
XwendinHavada aşkın kokusu var, soldukça seni bir nefeste... Mahzende yıllanmış şarabı içmiş gibi sarhoşum; yüreğimde kaç kalibre kurşunun izi var, kim bilir? Ne yürümeye hâlim var ne adım atmaya; sanki bütün denizler sustu bir anda. Al beni tenine, sende çelikleşeyim; yazılmamış aşk hikâyemiz seninle başlasın yeniden. Bir zaman dilimi çözülürse eğer, yüreğimin en sıcak köşesine yazacağım seni. Günebakan çiçeği güneşe aşkıyla eğilir ya ben güzelliğinin yolunda toprak olurum. Gönlünde yazılmamış aşk olayım; gün suskun, zaman hoyrat. Bülbül dilim senin güzelliğine kilitlendi, kalbimdeki mevsimler birbiriyle karıştı. Toplayın bütün kalemleri, renkleri; ozanı, şairi, ressamı çağırın. Seni yazan bir kalem var mıdır ki hangi tuvale çizebilir seni bir ressam? Ozanın teli lal, tınısı suskun; alın beni gecenin koynuna. Susar mı yüreğime düşen yangın? Gözlerindeki gülüşe yıldızlar bile suskun. Gülen yanaklarına güller soldu; hangi renk, hangi kalem dokunabilir yüreğin yazdığı sevdaya? Öyle berrak ki bakışların billur bir su gibi. Gözlerin topraktan taşan bir pınar, saçların Anadolu’nun barış rengi gibi, el değmemiş bir orman kadar gür. Seni anlatmaya alfabenin yetmediği yerdesin; hiçbir harf dokunamaz güzelliğinin tam yerine.
XwendinBir demet kırmızı şakayık çiçeği Kaldı senden bana, seni buluyorum renginde Kokusu seni ve anılarımızı hatırlatır Ve kırmızı fuların renginde şakayık çiçeği Toros dağlarını asi ve kavga kadınım Avuçlarında içtim pınardan akan suyu Kara göl sırımız sende ebedi olsun Aşkımıza birgün düşerse meyve suyu senden Ürkek ve yaralı bir kuş gibi pusunmuş Yolunu gözlüyorum toroslar sevdiğimi verin Ağustos yüreğim kış boranı ve üşüyorum Gece düşmeden bu toroslara bul beni Şimdi nerdesin gecenin gölgesi düştü Gönlüme öfke, gözlerime karanlık Dön gel özüme şakayık çiçeği solmadan Sevdamızın rengi ve aşkımızın tutkusu Toros dağları kaç çobana kucak açtı Kırmızı şakayık çiçeği kaç sevdaya renk oldu Çobanın kavalında aşk ezgini dinledi toroslar Kaç Kadın sevdasını barak türkülerle haykırdı
XwendinAlevlendi her yanım, Gözlerim buğulandı Seni anlatır her bir çiçeğinde Alev çiçeği saçlarını gibi dalgalı Her bir dalı ayrı güzelliğini tarif eder Seni ne toprağa nede vazoya Yüreğime ektim, kokunda kaldım Sevgiyle suyun oldum.!. Aşk ile gözlerine yıldız oldum Okyanus iznin verde gideyim Sevdiğim ben siz yalnız kalmış Dayanamam gayrı onsuzluğa yol ver Yıldız bakışlım.!! Bir gün olurda unutursan beni Bari bana güzel baktığın gibi Başkasına öyle güzel bakma Seni nasıl sevdiğimi gözlerine sor Birde dön yüreğime sor.. Yokluğuna dağılmışım Paramparça olmuş yüreğim Toplamaya gücüm kalmadı Yürüyorum kalabalık sokaklar Buğulanmış gözlerim hayalimde sen Ve ben sensiz kırık bakışlara Bir dal Alev çiçeğiyle yürüyorum.. Sevdiğim gibisin, çok renkli Alev çiçeğim Hayallerim çarpışır ve ben bilinmeze Yürüdüğüm sokaklar sana çıkıyor Alev çiçe
XwendinGece düştü bu şehre Ruhum sızlar karanlıkta Malum anılar düşer aklıma Ve ben benden kayboluyorum Gece bana, ben geceye dilsizim Gözlerim yörük kervanını arar Sokak bana, ben sokağa yabancıyım Yaralarım deşiliyor mevsim yaz olunca Ak denize gitmek ister gönlüm Seyre daldım dut ağacına Gölgesi düşmüş sol yanıma Muhabbet kuşu telaşlı tut gagalar Ben bir yörük kızı sevdim Peşi Sıra düşmüşüm yola ararım Toros dağlarında ilk bakışına vuruldum Bana bakışında kaldım yörük kızı Yayık yayar saçları kömür karası Ayranı döker köpük köpük Sen dağlarda çoban, ben sevdalın Kıl çadır na misafirin olayım Ben gözlerinden nefesleneyim Soluklanayım duru bakışlarında Yörük kızı cura çalar yankılanır kıl çadırda Dilinde dağların ezgisi yüreğimde yankılanır...
XwendinBen seni gül değil, Kadınım diye kokladım Ömrüne ömrümü katmaya geldim Sana gül demem, güneşe varınca solar Zakkum çiçek açınca korku düşer kalbime Seni benden alacakmış korkusu Kalbimin tek sahibi ve kalbimde sen Kiz kulesi gibi sonsuz hikayemiz olsun Sevda tepesine çık savur ten kokunu Şehri İstanbul sevdiğim kaldı sende Gönül kayıp gider uzak diyarlara Gözler kervan olmuş yol alır sevdiğine Gönül dinlemez engeli yol alır.. İstanbul sokaklarında ve bensiz Yürüyüşünde kaldı gözlerim Birde kulağıma çalınan sesin Gülüşünde kaldı hayallerim Ve ben seni bir bütün sevdim Ne çok çaldılar beni benden kadınım Payıma hüzün, gözüme yaş Sorguya düşer gönül keşkelere
XwendinBiz olalım bir ve bütün sevda.!. Ne kitaplara ne de öykülere sığmalı Yüreklere düşmeli saklanmadan sevgi Mecnun ile leyla kıskanmalı sevdamız dan.. Baharda çağlayan nehir olmalı sevda Yürekte sevda harlı ateş olmalı Yaza evrilmeli bahar tadında sevda Ben iğde ağacına, sen bana yaslan Gün akşama evrilsin sen kollarıma düş Ben gözlerinde ki şehvette kalayım Dudaklarına ay düşmüş sevdiğim Sen sevgi kuşan aşk ile gel gönlüme Esinti düşmeli en yüksek dağın esintisi Ten kokunda ben sevdanın özü olayım Yüreklerde Fırat olmalı akmalı denizlere Bingöl dağlarında su gözenekleri olmalı Saçlarını savur yelle okşar yanaklarımı Yüreğimde sevdan, kollarımda sen Sen çiçekte özü ben arı olayım Sen petek ben balın olayım nakış nakış
XwendinSeni ne çok aradım sevgi Arayıp bulamadım üşüdüm Yüreğimde zemheri kış Poyraz poyraz eser sol yanım Kayıp giden umutlar Yarım kaldı hayallerim Gönlümde kalan uktem Sen yeşerip başak ol Umutlarıma güneş serpilir Sevgi olur gönlümde bahar Gökyüzünde mavileşir umutlar Denizde dalga olur usul usul Düşmese tenime sevgi üşürüm Ne güneş nede ağustos Zaman kayıp gider kalan ne Hangi mevsim yüreğimi ısıtır Ne masal nede kitapta sevgi Düşmüşse çarşı pazara sevgi Bulunmaz yüreklerde sevgi İnsanlık ölmeden Özüyle sevgi olması
XwendinDuvarda asılı kırık saat Sanki zaman durmuş gibi Yoksa çalışmayan saat mı? Kırılan umutlar mı asılı duvarda Pencereyi telaşlı gagalayan Kanadı kırık yaralı kuş yardım ister Sürüsünden kopmuş ve yalnız Beni de vurdular yaram kansız Kaç zamana yayıldı özlemlerim Kafesteki kuş gibi tutsak düştüm Hasretlerim ilmek gibi düğümlendi Boğazımda sözcükler gardiyan Soluksuz kaldım saplanmış bıçak gibi Senli anılar orta yerde öksüz kaldı Gözlerim duvardaki kırık saatte asılı kaldı Vakti bilinmeyen yokluğunda kayboldum Bu ne yıldızsız gece zifiri karanlık Havada sensizlik kokuyor özlemim Seni yazmaya gönlüm tahammül etmedi Seni yazmaya kalemin mürekkebi yeter mi?
XwendinSeni uzakta sevmek kolay mı? Bana dokunan ellerinden mahrum Göğsünde ki başım yasta sensiz Senden başka bakmaz gözlerim Bir tek resmin yok tesellim olsun Ruhuma yorgunluk çökmüş Gözlerinden soluklanmadan Ay bakışlı gözlerinden aydınlanayım Dudaklarında ki seni seviyorum Sözcükler duymaya hasret kaldım. Özüne sözüne hasret kaldım Güzel sevmeyi senden öğrendim Yüreğim sevgiyi senden aldı Suya susamış toprak gibi yüreğim sana Ben yokluğunda kaybolurum Dağları saran bulut gibi yüreğim Ege denizin orta yerinde deniz sessiz Sen ve ben sandalda Güneş örtmüştü bedenimizi Denize çizildi aşkımızın resmi
XwendinNe saraylar ne saltanatınız Ne hükmünüz nede hükümdarlığınız Nede kahpe entrikalarınız Nafile salyalı çemkirmenin, Zalim öfkesinde boğulacak .. Umut dimdik ayakta şafak yakın Ceberrut karanığınızda kalın Siz bilinmeze, biz Güneşe sarıldık Bu şehre karanlık çökmüş.!!. Barikatlar kuruldu aydınlık için Direnişe çağrı koca yürekli çocuklar.... Haykırıyor isyan çığlıkları yükseliyor Fabrika da tarlada direniş var Akın akın insan seli barikat başında Kırmızı fularlı işçi kadın haykırıyor Üreten biz, yöneten biz olacağız.!.. Siz bu düzenin haydutları talancıları Hücre gibi küf tutmuş karanlıksınız Biz yıldızlara yoldaş olduk şafaklaştık Güneşi bildik tek tanrı selama durduk Korkun haydutlar ..!! Güneşe sevdalı çocuk geliyor.! Çöpçüyüm, hamalım, Irgatım ve işçiyiz Bir ve bütünüz, selam olsun zulme direnenlere
XwendinBasmane tren garı Ne çok anılarım kaldı sende Bir bir gelen trenleri bekledim Seni sevdiğimi söyleyemedim Açık edemedim sana aşkımı Her gece yüreğime hüzün düşer Ne uyku nede gözlerim sustu Yüreğimin isyan çığlıkları yankılandı Şehri İzmirin sokaklarında Sen barikatların direnişçi Kadını Gözlerinde İzmirin mavisi Her bir sokağında direnişim kaldı Seni özledim mavi giyişlerde Biliyorum sende beni çok sevdiğini Açık edemedin kendine acılarda kaldın Bakarken bana buğulanan gözlerin Gözyaşın açık olmasın, benden sakladığını Ben gözyaşımı içim içim yüreğime akıttım Mavi gözlerine kaç şiir yazdım Yüreğimde kaç roman yazdım bizi Ressam değilim seni yüreğime çizdim Kemeraltı tarihi keşkülcü paramız yoktu Bir keşkülü bölüşürdük çeşmeden su Hain bir pusuda yaralı kollarına düştüm İlk defa bu kadar yakında gözlerine baktım Bütün nehirlerin mavi suları gözlerinde Ben gözlerinde ki mavi suları kana kana içtim İlk defa ten kokunu yakında soldum
XwendinAlevler yükseliyor acelesi varmış gibi Her yer yangın ve mahşer.. Bi telaş bi telaş yıldızları yakarcasına Yükseliyor alevler, yanan börte-böcek İnsanlık yanıyor üç kuruşa tamah eden Doymazlar türedi talancı yal peşinde Efendisi han ve saltanat peşinde Değmeyin börte-böcekler ormanlar yaşasın Sevgilim gelip gölgesinde soluklandığımız Öpüşmelerimize koklaşmalarımıza Sırdaşımız ve aşk yuvamız Asırlık söğüt ağacımız kul olmuş Bütün aşkımızın sırları yandı... Anılarımız kor kor közden. kul olmuş Geriye kömür karası ve yanan iskeletler Göğe yükselen ağıtlar ve çığlıklar kaldı Göğün tonları örtünmüş ve griye boyanmış Toprak Ana, harlı köz gib yangın yeri Ana yüreği gibi acılı ve alevler içinde İnsanlık ölmeden ses ver bütün canlılarda yaşasın...
XwendinYazın son günü yas olur bana Hep düşersin aklıma o gün Yıllar yılı senin özleminle Yanıp tutuştu yüreğim acılardayım Adını sormaya kaç bakıştık Kaç gece bekledim yolunu Seni görünce heyecandan Sözcükler düğümlendi boğazıma Saklandım açık edemedim Sana nasıl aşık olduğumu İster korkak de, ister başka Hep aynı trene yolcu olduk Pencere kenarında kitap okurdu Trenin korna sesine telaşla inerdi bir elinde kitap öteki elinde sefer tası Uzun ve tek örgülü saçı belinde İnce beline mavi kuşak bağlamış Yürüyüşüne kurban olayım... Dönüp bir baksa mum gibi eririm Dizlerimin bağı çözülür, dilim lal olur Bakışına kelimeler tükenir Gülüşüne alev düşer yüreğime Sen Bergamalı Türk..!! Ben ülkesi talan edilmiş Kürt Seni sevdiğimi söyleyemedim Seni hep yüreğimde zazaca sevdim Hayal kurardım sen ve ben zazaca Kürt olduğumu kimseler bilmesin gözlerim konuşurdu
XwendinBak şimdi gidişinde kaldı ömrüm Geride kaldıysa ömür çizik çizdim Senli değilse ömür çizdim Bir talebe gibi aldım silgi elime Silem dedim senli anılarımızı Yaşanmışlıklar kaldı silemedim Sonbaharın ilk günü hüzne boğuldum Eylül adın yüreğimde özlem ve hasrettir Gölgesine sığındığımız ağaçlar Yaprakları bir bir sararmış.. Rüzgarlara savrulmuş dans eder Düşmeyin dalından kopan yapraklar Toprak sararır düşer düşlerinize Nehirler sarıya boyanmış Hüzün hüzün akar Fırat gibi Fırat yorgun akar diclesine Adın Eylül yüreğimde hüzün Saraypatı çiçeği renginde fuların eflatun Fiştanın sarı rujun kırmızı Bandajın pembe sarı saçlara ne yakışır Saraypatı çiçeğin tüm renkleri bedeninde Sararıp dökülen yapraklar arasında Rengarenk huzur veren gözlerin gibi Adın Eylül, olsada saraypatı çiçeğimsin
XwendinAkşam olunca sen düşersin gönlüme Akmıyor akşamlar sabahın güneşine Sığamam eve ustume gelir duvarlar Dört bir köşede sen, gözlerim kitlenir Pencereler kapalı perdeler sık çekilmiş Resmini görüyorum perdelere asılı O, vakit gece düğümlenir boğazıma Gözlerim kurumuş yaşlar tükenmiş Gözlerim asılı kalır yaşanmış akşamlara Sensiz dertlere düştüm geçmiyor akşamlar Eylül yazın hamalı, bende dertlerin Haykırışlarım sokaklarda yankılanır Yürüyorum kavşaktan sola döndüm Yol meyhaneye çıktı..! Getir meyhaneci en sert içkiyi koy Sıkı sıkı çek perdelerini.. Akşama görünmesin gözyaşım Saldım yorgun yüreğimi akşama Yazarsan beni Eylül defterine Sakın ağladığımı, kimselere söyleme Eğer sızar kalırsam kayda geçme Sabah güneşinde uyandır çıkıp gideyim Kırılan dökülen şişeler, olsun gönüller değil Hüzne düştü mü yol sana çıkar meyhaneci...
XwendinYanacaksam gülen gözlerinde Solacaksam teninde solayım Bahar nemli, sol yayında yeşereyim Köz olayım harlı dudaklarında Külün olayım sen közüm.! Gözlerinde bahar yağmuru olayım Kaybolan ben sende bulayım beni Eylül seni hatırlatır ruhum sızlar Pozantı dağında kekik kokulum Sırtında heybe kuşburnu toplar Dilinde sevda türküsü... Çınlar kulağımda billûr sesi İnler Pozantı dağları aşk sedaları Irmaklar kurudu aşkın harlı ateşine Heybesi işlenmiş yörük motifleri Sen dağların özgür ve asi Kadını Kuşanmış tüfeğini kuşakta kurşunları Dağların yiğit ve direnişçi kadını Sen sevdamın yıldızı, yüreğimin harlı ateşi Kaybolan yollarım sana çıkar Kadının
XwendinBen güzele lal oldum.!. Dilim sustu kalem dilim oldu... Dervişin tamburunda yüreğimin dili Döner döner bakarım doğan güneşe Börte-böceğe çalıya çırpıya Karanlıklara aydınlık yüz Kardelene hayat, canlıya umut Seni evrene tanrı bildim GÜNEŞ Söyle bana lal olduğum güzel nerde.? Söğüde yaslanmış Ney çalar derviş Mavi kelebekler semah döner Yüreğim hüzne boğulur. Mavi puskullu kısrak tay..!. Dörtnala gözü yaşlı arkasında toz kalkar Sen mujdemisin karar habermisin Eyeri eğridir sırtında ki güzele nice oldu... Acelen nereye dur sula cevap ol Al beni terkine lal olduğum güzele götür Kaç zaman, aylar mevsimlere evrildi Dağları, vadileri, ırmakları geçtim sana varayım..
XwendinAl heybeni omzuna Her iki gözüne koy keşkeleri Hüzünleri en derinine koy Güneşin ilk doğuşuna çık yola Yıldızlar yola revan olur uğurlar olsun Yorgun değilim seni bulamamak yorar Kavak ağacın dibine göm heybeni Rüzgarın hışırtısı alır göğe hüzünleri Keşkelerin toprak gömer... Her bir adımın bahara yol olsun Vardın mı öğlen güneşine Yaslan göğe yükselen kavak ağacına Özün güneşe, sözün yüreğine Dinle kavak ağacın melodisini Şiir yaz mısraları kilim motifli olsun Türkü ol, dilin dilden dile nefes olsun.!. Toprağa düşsün yüreğin sesi Sevda olup filizlensin, üzümün şarabı Gönlün mahzen, sevdana ömür düşsün Uryan olmuş gönlün sal özün gibi aksın...
XwendinBen seni yurt edemedim gurbet Sen bana, ben sana yabancı Sokakların soğuk ve üstüme geliyor Parça parça ufalmış bedenim.. Adın yüreğimde ayrı acı gurbet Bu kente sevda yabancı Sevdam kaldı yur bildiğim diyarda Kuşlar kervanı göçüyor bu kentten Benden sevdama mektup götürün O, dağların asi kadını...! Kuşanmış silahını elleri nasırlı zalimin zulmüne meydan okur Fabrikada işçi, tarlada ırgat Yüreğimde çok güzel sevda Bir dansı var yıldızlarla ay kıskanır Sen kavgamın kadını yokluğun kederdir Ben bu kentte sensiz öksüzüm Dil suskun ben bu kente yalnız Yıldızlar üstüme düşer gibi göğe asılı Ben yokluğuna asılı kaldım gurbett
XwendinBağdaş kurup oturdum.!!. Hayallerimin orta yerine Asılı kaldı yaşanmış anılar pencereme Öyle bir yerdeyim ki gökyüzü kayıp Akasya ağacın gövdesine yaslandım Deli gönlüm dertli keder içinde Gözlerim sakın ağlamayın Ağlama ki ayrılık gönül kapısını çalmasın Kimseler bilmedi yasaklı sevdamızı Hep gizli buluşmalarda kavuştuk Yıldızlar örttü öpüşmelerimizi Ay sakladı sevişmelerimizi Şafak güneşi ısıttı üşüyen bedenimizi Dilim suskun konuşan gönlüm Gönül nehirler gibi çağlar sevdaya Uryan bedenimiz nehir sarmadı mı? Vadiye hüzün bir kara bulut gibi çökmüş Gözyaşın kalmış akasya ağacında Ve bir tutam saçın dalında asılı Kırmızı fuların rüzgarla ahenkle dans ede
XwendinAvuçlarımda ellerin terlemiş sevgilim Boncuk boncuk terler dökersin Avcısından üreken ceylan gibi Gözlerin ay gibi, dudakların öpücük çiçeği Ben gözlerine bakarsam dilim susar ''Dilim serçe gibi ürkek'' olur Dudaklarım kor gibi alevlenir Konuşamam sözcükler ilmek olur Boğazımda düğümlenir her bir cümle Seni anlatacak alfabede harf bulamadım Dudaklarımda sözcükler lal oldu Cemaline baktıkça yüreğim ressam Gözlerine baktıkça dilim şair oluyor Maral bakışına sol yanım alevlenir Sol yanağında ki gamzende öptüğüm kaldı Göğsünde Anadolu kokusu kadınım Saçlarında deniz yıldızı öyle güzel ki Güzelliğine yüreğim şafak güneşi Sen gözlerimin yıldızı kadınım Göğsünde başım soluklanır mı yıldızlı gece de
XwendinZaman geçti kaç mevsim Ben tükendim sararıp soldum Sana öyle sevdalandım ki Günebakan çiçeğin güneşe aşkı Yüreğimin tek güneşi, Ömrümün tek hesabı sensin Ben seni korkarak sevdim Sevdiğimi söylemeye kıyamadım Ben ülkesi olmayan sığıntıyım Senin dilinde bana terörist derler Seni sevdiğimi nasıl açık edeyim Karanlıklar ülkesi postallar işgal etmis Güzel olan ne varsa kirlettiler postallar Özgürlüğe ve eşitliğe düşman Yine uykusuz bir gece sokak başları tutulmuş Zindanlar da çığlıklar yükseliyor direniş çağrı... Geceleri başım yastık görmedi Paket paket kaçak tütün sardım Tüketim gün doğumuna... Yüzlerce basamaklı merdivenleri Bilmem kaç adım ve, soluksuzca İlk tren kalkışına kavuşma telaşı Mavi giysi, başında pembe fötrü Her sabah olduğu gibi yüreğimi yaktı Parmaklarım tütünden sararmış Gözlerim sana uykusuzluktan Bir dönüp bakarsa kitlenir adımlarım Sen sabah güneşi, ben gölgen olayım
XwendinBeni bölüp pörçük ettin hayat Toplamaya kudretim ve mecalım yok Sen öyle bir kazansın ki, altında ateşin harlı Canımı yaka yaka piştim nasırlandı yaralar Sen kapanmayan yarasın sevdam Benim senle hesabım bitmedi.. Sen kapatıp bilinmeze gitsende Arar bulurum sorarım hesabı Geriye kaç mevsim kaldı ömür.. Tükettin ömrümü gelmedin Sen Rus ruleti gibi oynadın ömrümle Bölük pörçük. mevsimlere pay ettin Zemheri kış, boncuk boncuk terler akar Bu nasıl sevda ve ben üşüyorum Yüreğim bir günde dört mevsim yaşar Akıp giden gözyaşlarım sel olur Ömrümü önüne katıp bilinmeze sürükler Hiç bitmeyen özlem, sönmeyen yangınsın Yüreğime de çözümsüz sevdasın Ocağım tüter mi, gönlümde güller açar mı?
XwendinSen umutlarımın kar yağdırdın... Sana son sözüm bende saklı kalsın. Ve sana bir daha şiirim olmayacak Evet seni nefes aldıkça unutamam Sen yaşanmış bizi yok saydın... Ne bedenim nede yüreğim "Ruhuma yorgunluk çöktü" Sen aklıma düştükçe boğazıma ilmek iner Nefessiz ve kaynamış terler dökerim Bıraktığın vede mektubu açamadım Canıma ateşler düştü mektuba baktıkça Bizi yakarken kimin kibritini kullandın.. Giderken külleri hangi nehir attın... Sen ne çok suallerim birikti.. Bizi toplayıp koydum kırık dökük ne varsa Heybenin kefesine koydum.. Sevda yaşanmamış diyara yol aldım.. Sen benden değil bizden gittin... Yüzdüğümüz deniz artık mavi değil En sevdiğimiz gecelere ay doğmuyor... Akıp giden senli sualler nehir misali Kah köpürüp ekseninde döner Kah takılır bir oltanın sivri ucuna Kah poyraza vurur sol yanıma ruhum sızlar
Xwendin'Eylülün şafağında'' Güneşi soldum teninde Sen düşlerimin sevdası Gözlerimde ki ferim.!! Seni anlatacak sözcükler Güneşin sıcaklığında kaldı Bakışın da özüm dem bulur Teninde sevda olup düşer yüreğine Gözlerinde Anadolu.!!! Teninde hayat bulan ben Senin öğretilerin Işık oldu yoluma Yağmuru seninle sevdim Yağmurdan sonra gökkuşağına Şiirler dizen sesinde kaldı kulağım Bana bakışına geceye gündüz doğardı Dağınık saçlarında parmaklarım kaldı İğde ağacı sensiz öksüz sevgilim Eylül şafağında buluştuğumuz İğde yaprakları sararmış Dibine dökülmüş yapraklar savrulur rüzgara Yokluğuna yüreğimde poyraz eser İçimde ki çocuk öldü.!! Bir daha güler mi gözlerim sensiz Nasıl unutayım gülen cemalini Güneşe baktıkça yüreğini Yıldızlar baktıkça gözlerini Baharda ten kokunu unutmak Ben seni ömrüm bildim Kadınım.!!
XwendinHayallerimiz kaldı öksüz Bu kente beni sensiz koyma Umutlarım uçup gitmeden Seni benden neden aldılar ''Ve kimler aldı..!! ''Bilinmezlere düştüm'' Kayıp düşlere asılı kaldım. Vakitsiz gecelere düştüm Orda şafak var, bana çok uzakta Ne geceler senli tadında.. Nede bu kentte sevgi var Beni bir tek sen güzel sevdin.. Hasretine kaybolan ruhum Bahar yağmurları gibi sualler Peş peşe dizilir cevabı yok bende Hepsi bir bir göğsüme oturdu Nefesim hapsedilmiş kargaşa içindeyim Avcumda saç tokan kaldı Birde beni öptüğün kaldı İsmini haykırayım kuşlar salın sevdiğime haber..
XwendinGel ömrüme ömür katanım Bedenimi ve ruhumu saran Eşsiz güzellik getiren sevgin Yüreğime ektiğin güller filizlendi. Har-lı dudaklarında ki öpücükler Yanaklarım da haz-ı kaldı.! Birazdan hava kararır Sokul sol yanıma gidelim Kimselerin bizi fark etmediği Çok uzaklara dönüp bir daha sorma Niçin gidiyoruz ve nereye Sorma ne olur sevgilim Yeni tohumlar ekilir sevgimizle Sen ve ben aydınlık yarınlar Ormanlıkta küçük tahta baraka İçinde bir sedir ve küçük masa En eski şaraplarda ve aşkları Anlat sevgilim bensiz geçen ömür Ben dudaklarında buse alayım Boşalan kadehi doldurayim Arada durakla türkü söyle, Kalan boşlukları şiirle doldurayim Kollarına salayım bedenimi Sen şarabı yudumlarken. ben gözlerini
XwendinBu kenti Eylül sarmış.! Her yer sarıya boyanmış Yağmuru vakitsiz yağar Sararıp solan yapraklar üstüne Bulutlar güneşi çalmış kayıp kent Gözlerim bulutlara asılı kaldı Hayallerim sararmış.!! Düşmesin toprağa hayallerim Umudum tez vakit baharı kuşan Bütün çiçekler özgürce boy versin Toprağa düşen aşklar filizlensin Halaylar, horonlar, zeybekler çekilsin Yağan yağmur mu? Ağlayan Eylül mü? Yoksa ruhuma düşen hüzünler mi? Burası neresi kayıp kent mi? Yoksa kaybolan ben miyim... Bir bir sorular dizilir boğazıma Nefesim kitlenir prangalar boğazım da Hüzün ve yorgunluk çöker gözlerime "Sevdiğimi ararken" Ben sende kayboldum Eylül Vakitsiz acılara boğdun beni Çok üşüyorum güneşi özgür bırakın bulutlar...
Xwendin"Eylül Ekime yol almış" Veda etme Eylül sevmem vedaları Anılar öksüz kalır ardı sıra Gözlere bulut çöker yıldızlar solar Gözyaşı yağmur olur.. Hayallere soğuk düşer.. Umutlarına sonbahar çöker Gitme Eylül vedalar hüzünlü olur. Bilmem ömrümde kaç Eylül geçti Gönlüme sevda çalan..! Bir tek O malum Eylülü de kaldım Adını sormadım, gönlüme düşen güzel Sen bu ellerde misin.? Yoksa benim gibi yabancımısın Sepetinde nar, dudaklarında aşk Türküsü Şalvarı kilim desenli..!! Beline kırmızı kuşak dolamış Elleri kararmış nar toplamaktan Narlar çatlamış dibine düşmüş Güzel oturmuş nar taneler, İsmini soramadım Kazan fokurdar odunu meşeden Ateşi harlı közü alev alev Türküler dize kazan başında Dönüp bakarsa yüreğim fokurdar Gün sakın akşama evrilme Yoksa gönlüme soğuk düşer Umutlarım sararır düşer toprağa Sevdiğim Eylül akşamında ilk bakışın Sırtında sepet küfesinde narlar.. Bir tutam saçı sol gözünü kapamış Güzelliğin dizlerime kelepçe Yüreğimin feri çözüldü destürsüz varayım Gözlerin renginde kalyanım Yanakları nar taneleri gibi kırmızı Dilim lal, gözlerim suskun Dudaklarım seslenir görmez güzel Durdurun takvim yapraklarını Eylül'de kalayım..
XwendinBu gece yorgunum... Odam soğuk ve ben üşüyorum Senin ardında gönlüm öksüz kaldı Gönül yorgun düştüm aşka Kederler dizildi sol yanıma Sol yanım başkaldırma Aşk barikatında radikal sol'cudur Sana terörist deyip vurmasınlar Sol yanım dağları seversin Özgür akan derelerde su içersin Çobanın kavalına dertlenirsin Dervişin curasına ağlarsın Gözlerim efkara düşme Ne çok yangınlarda yandım Düşmüşüm gönül sorgu suale Dört duvar arasında Yıkıntılar içinde gönlüm Bana sözün vardı biz olacaktık Şimdi nerelerdesin dön gel yüreğimde açtığın yarayı sar. Yoksa meyhaneler evim olur Gazeteler kalın puntolar yazmadan Alibaba meyhanelere düşmüş derler Dön gel bize Eylül gitmeden sevdiğim...
XwendinSevdaya çağlayan yüreğim Çölleşen yüreğime bahar yağmurum Baharda gelinciklerin boy verdiği Papatya beyazı, lalenin pembesi Kızıl toprakta baş veren buğday Ağaçlarda tomurcuklar patlamış Yüreğime kıştan düşen sevda tohumu Baharda gelincik çiçeği gibi boy vermiş Kuruyan umudumun nehri Üşüyen yüreğimin güneşi Karanlığıma doğan yıldızım Yüreğime sevda, gözlerime ışıltı Dudaklarıma bir yudum sevgi Yüreğimde yeşeren sevdam Seninle umut buldu yüreğim, aşk Ruhumda sevdan harmanlandı Bedenime doğan şafak Ruhumda bahar esintisi Tenime düşen ılık yaz yağmuru Sevgi seli, sevda pınarım Seni yaşamaktır sevdayı yaşamak Yüreğimde yaz esintisi sevdan Çıplak bedenimi saran sensin Kızıl güneşten sıcak sevdam
XwendinVinde zerrîye wisaro ke êno to rê nîyo Ti çend wisaran de zimistanî menda zerrîye Mecalê mi nêmendo ke ez wisarî bipawî Leşa mi bîye kal, çogane ancena ke? Va da piştîya mi ro, kes çin o mi bipêşo Çar dîwarî şima şahidê min ê, wedarê hesiranê mi Ruhê mi bî teng, adir gina canî ro Virane bifîye mi ra wa şewat xo ra şo ro Ez bêdestûrî bikewî virana to Yew nefes de biancî xo zere boya to Çimanê to de qayîtê asmênî bikerî Biverde helmê xo yê tamwisarî lewanê mi Zerrîya to dinga pêyen a, biresî û tede bimanî Tenê to tenê mi ro, çimê to çimanê mi ro Destê to sey mêşanê hemgimênî bifetelîyê porê mi ra Ez destanê to yê ke porê mi mîşt danê de bimanî Lewê xo şîlanêne ez maçkerdişanê to de bimanî Ti bibê şandanê mi, ez qendîlê to bibî Sey şefeqî biancîye bê, tîja mi be Çimê to yê delalî çila bê zerrîya mi rê.
XwendinNika zaf erey bî, mi rê agêrayîşê to Mi çiqas ti pawit bê ke to pers bikerî kesî ra Şewanê bêhewnan de ti çin bîya Ez sey yew esîrî to de hepis menda Kilama ke mi goşdarîye kerda de ti û xeyalanê mi de ti Beno ke rojê mi bîyarê xo vîrî ti A roje çin bena ez Dûrîyan û zaf dûrîyan de sancîyan biancî ez Xo kerdo derg yew kobeyî de nîno naskerdene A no eserê to yo, nifte to tafîşte. Oyo ke veşa ez nêbîya, ma bîyîme wele Ez to ra şîbîya, ginaybîya huznan rê Nêbo ke ti reyna bivejîyê vernîya mi Biverde ez xorîyanê zerrîya xo de bicerî Mi ti xeyalanê xo de honde kerda pîl ke Kamcîn ko qasê to pîl o dê ti vaje Rayîranê ke ez ci ra şîyêne de ti est bîya Temamê cumleyanê mi de ti est a. Tim ez to de menda, tamê eşqî de Sênêyê to de hesîrê mi mendî, mi mi rê caverde.
XwendinÎhtîyacîya mi bi to û nefese to est a. Pê bice destanê mi çimanê mi de bimane Îhtîyacîya mi bi germinîya zerrîya to est a Destê mi vewre ver veşenê, bice zereyê destanê xo. Ez zemananê bê to ver bêzar bîya Ne doman bîya ez ne xo ciwan (xort) zana Emrê mi şî, qedîya mi hesbîyayene nêzana Timûtim teyna, mabênê çar dîwaran de hepsî menda Her çar mewsîman de zerrîya mi de vewre varena Çimê mi camî ra, mi tim nîyada rîyo ke huyeno ra Vejîye bê ke ez kî huyayene to ra bimusî Bê leyê cemalê mi hona ke mi perde nêanto. Mi akerd deftera zerrîya xo tede ti nusîyaye ya Leyê ci de qelbêdo kewî ameyo ronayene Mi fam nêkerd gelo na yew çibenok a? Bê waştîya mi hona ke mi xo nêwerdo û nêqedênayo Bê destanê mi pê bice, ez to de kewî bibî Hezaran çîçegan de cuye (heyat) bibî Ti keyeyê mi be, ez dîrega ey Bê ke ez vejîyayîşê tîje bivînî
XwendinWaştîye mi ke bêtarîf to ra hes kerdêne Xwezikan, feqetan û biranê xo Verdayî pêlanê asîyanê Karadenîzî rê Ez rûtûrepal ameya leyê to Sozê to esasê min o Mi halê to yê safî ra hes kerd Seba ke sey yewêna ney, ti ti bîya mi to ra hes kerd Ez bi usûlê şaîrekî çimanê to de bimanî Destê mi pê bigê, ma bivejîme koyanê Yıldızî Bivejîme serê kemeranê ke yosunî girêdayê Yosinan ra di qirşî kekvilî bîyê kewî Kekvilan ra yewe zerd a yewe sipî Fularê to zerd, îşliga to sipîye bo Sey çîçega Yıldızî tebatkerde bimanî ez zerrîya to de Xatûna mi, renganê sipî, zerd, sûr û keweyî ra Bandana virazî ke ti pêşane sereyê xo ra Evîna Arzu û Qemberî bo eşqê ma Biqerî û vajî ke seba ke ti ti ya hes kena to ra Wa biçîngo koyê Mahya ra vengê mi Koyê Yıldızî de çimanê to de menda ez xatûna mi
XwendinDemêdê şefeqî bî, ber ame pirodayene Mecalê mi çin o ke ez vajî kam o o? Yew ters gina çimanê mi ro Seke yew xencerî dîya mi ro Hewrê sîyayî bîy pêser çimanê mi ra Ziwanê mi bîyo lal, nêeşkeno veng bido Persê bêcewabî sey şerîdê fîlmêkî rêz bîyî Pers persî ra dima pêro kî bêcewabî. Ber akerd mi, a ya ke ameya ti ya Ke mi a bi hesîranê xo yê çiman pîl kerda Virane kerda mi hêvî emrê mi aye ver şî Sûrî dayê xo ra perperikî porê to ra Waştîya mi, tîja mina şefeqî mîyanê sûrexan de ya Mi nêeşka ke vajî ti bi xêr ameya emrê minê mendeyî, lal o ziwanê mi Venga ruhê mi bidê, wa terk nêkero mi Zerrîya mi jan dana û lete bi lete ya, Ti sey şilî ya ke hewran ra bîya Çend wext derbaz bî ez to pawena, ke ti bibî Pê huyayîşanê xo mi bipêşe ez emrê to bibî Pirodayîşê telefonî ser bîya hêşar ez, hewn bîyo ti nêvana, derman ame zerrîye.
XwendinŞaîr seke verê sifre de nîşto ro Rêz keno rêzan çimê xo pencera ra Hêvîya ey borane (gorgeçîne) der o, beno ke nişo pencera ro Seke xebere bido xo dana ro pencera ro Çend rêzê çaraneyî rêz kerdî şaîrî Seba ke xebere nîyameye waştîye ra Huzin gineno zerrîya şaîrî ro Rîpelê ci pel bi pelî Vaje mi ra zerrîye, mi çi sûc kerdo Mi rê na ceza qey û çira Ti nêzana ke çinbîyayîşê to mi dejneno Ez tek vengê to rê, zerrîya to rê turab a. Zerrîya to rê zerrîşîrik a, cemale to rê amade ya Tek yew nîyadayena to ser o, çimê mi benê pirrê estareyan Wisar yeno ruhê mi ser, tenê mi ra boya wisarî êna Bê waştîye tek hesreta mi ti ya. Hona ke ez ez ra nêşîya bê cemalê mi Siro ke aşme vejîyaye cemale to dî mi Ez bêwelat manena, her game silaya mi rê bê to Ti kitabeya mi bibe, ez bibî misrayê to.
XwendinEz şewa zimistanî de ya, cemidîyena. Firtine yo, vewre girewta her ca simsipî yo. Vayo ke dano ro baraqaya mi xayîn o Şomîne de kolîyê mazêran ê wertê kilan de Adiro ke zerrîya mi de veşeno, mi veşneno Pers û qalan dormeyê ruhê mi girewto Însanetîye vîndî bîya şîya, o ke mendo çi yo? Nefes wertê zure de, çimî sey qerşune raşt ê, o ke mendo çi yo? Eke mendo heskerdiş, sey dengizî yo. Kam ke bêro leyê, sênêye ser o gêno, zerrîya xo de pîl keno Hurmet o kewe sey asmênî sade yo Eke keso ke ameyo dost bo ey zerrîya xo de gêno. Gila ke însan xo bioznoro ci bîyo huşk sey payîzî Sey velgê payîzî yê pelgê payîzî Zerd bîyê bi sura şenikêke ginena serê erdî Ne asmên kewî yo ne kî dengizî
XwendinÎnan tîje çilmisnaya lajê/kênaya mi Ewnîyayîşanê (qayîtkerdişanê) masuman kerdê qilerin Qehpeyênê meçilmnê estareyan Tek sucê înan însanan ra heskerdene bî. Înan koyî sey welatê azadî zanayî. Cinî-camêrd sey însanê têduştî zanayî. Wisaran tenê înan ra boya zaxterî ameyêne Bejne eştbîye zerrîyê înan bi gurrê rojî Estareyê şewe, tîja şefeqî Qehpeyan dama xayine naya ro Qerşune xayin a, qerşune qehpe Her yewê înan bî qerenfîla sûrexe û gina wele ro. Wisar şefeqî ra ver kewî benê leyî (fîdenî) Leqate bi leqate benê pîlî êgîdî zerrîyan de Barîqatan de, xoverdayîşan de benê eslê xo Selam bo înan ê ke bi pêrodayîşî ginenê wele ro.
XwendinLete-lete bîyo ruhê mi. Mecalê mi nêmendo ke arê bikerî Pelixîyayî û wele bîy xeyalê mi Zê yew velga payîzî Hona ke ez nêgina erdî ro û wele nebîya Hona ke zimistan nîyamo mi ser Xeyalê minê ke tede ti est a hona ke nêcimîdeyê Zê vilika vewre kewî be, hona ke ez cemed nêgirewta. Seke cemre gineno erdî ro henî bigine zerrîya mi ro Tije be zerrîya mi rê, hona ke ez cemed nêgirewta Cemalê mi rê bimusne gul cemalê xo Zerrîya mi rê wisar, çimanê mi rê estare be Zê aşme bivejîye rayîranê mi de Rîyê xo biçarne ma, ehemîyetê mewsîman çin o Rayîr bigêrî û çimanê to ra rovileşîyî Zerrîya to de sewdaya pîr û paka bî Çinbîyayena to sey silayî zindan o. Estena to beno welatê mi, sila beno seraye Zerrîya mi sey şefeqî pawena tîja to. Çimanê to yê estareyinan ra ver bi qelbê to şorî.
XwendinÇerxê to xerepîyaye yo, bîrê bêbinî ya dinya Mi no nêzana dinya, ti fanî ya? Yan êyê ke xo însan hesibnenê? Peynîya zulmê zalimî çin a. Çi zaf xapîyaya ez, înan zerrîya mi xapite Sey hucre yo zerrîya mi, kam ke verd ra çentîke eşte ci. Kam ke şî xêz kerdo serê ci, gonî gonîşerî verdaye Seba ke reyna anêbo ber (çêber) hende kîp kerdo ke. Sey hucreyê bêdaxî yo zerrîya mi Wisar nîyaseno vernîye de Seke ez yew keştî ya ke erdî ser o nîşto ro Nêbo ke firtine rawurzo, ez binê ra şona. Mi nêzana ke kamî dost ê, kamî post ê Însanê ke postê luyan eşto xo ser peyda bîyê Hawayo xumamin nêbo zerrîya to de Verg û çeqelî benê pirr dormeyê to de Zimistan de mend zerrîya mi, mi hamnan nêdî Mi ti tim zerrîya xo de da we (nimit). Eke ti rojê ber biance şorê leyê mi ra Ti ya ke zerrîya mi der a, ti hertim wedardeyî bimane.
XwendinMi heşna ke to nê dîyaran ra bar kerdo Bê ke tek çîyê vaje Bê ke pers û sûalî rê mecal biverde To xo dima zerrîya birînd Mi bawer kerdbî ê çimanê to rê ke ci ra estareyî asayêne Porê to de hesûdîya çimanê to kerdêne Meçhûlo ke to mi ra girewt û berd rê Hesirî nêrê war çimanê to ra, huzin nêgino zerrîya to rê Ewro heştê gulan o, ez û ti Mi bi usûl lew na çareyê to ra Binê estareyan de ten bi tenî, gan bi ganî bîme ma Serê pêyaaştbîyayîşanê ma estareyan ant. Çinbîyayîşê to huznin kerdo şewa mi Xerîb o nê bajarî rê qelbê mi Lewanê mi de bêvengî, çimanê mi de hesir To maçkerdişê mino verên ame mi vîrî. Vengê sîrenê keştîye û maçkerdişê ma têmîyan bîyî Û zerrîya mi timûtim to de mende Ê çimê to ye ke weş qaytê mi kenê Qaytê kesê bînî mekerê, seke qayîtê mi kenê.
XwendinVila kena ez matemê şewe Wexto ke to fikirîyena, kewena xeyalan mîyan ke tede ti est a. Mi girewte kafa xo şewa ke tede ti est a. Asmênî ra estareyanê tewr beriqîyayan ra to gêraya. Şewlê aşme ginayo şewa mi ro, leşa mi rut a Tenê mi tenê to de, çimê mi çimanê to de hepsî bîyê Sey awa axmebîyaye, biherikîye zerrîya mi waştîye Sey toximo ke beno kewî, bena kewe zerrîya mi de Hesad bikerî, zerrîya mi bibo cûwen Şewe ganî (gereke) bigino virana to ro Ganî hetanî şefeqî biramê pêyaaştbîyayîşî Sey kila adirê şiwaneyî yê gurrî yê lewê to Waştiş o lewê to, ziwanê to de şehwet. Tenê to de germ a temmuze Pê wisarê zerrîya xo bipêşe leşa mi Tafîyaya sey mumî ez çimanê to de.
XwendinSeba to qefelîyaye yo sewda na zerrî Çimanê mi, çînbîyayîşê to ver hesirî rişnayî Hende ke rayîr şîya qudûm çokan de nêmend Hende ke nameyê to qîraya, bî lal ziwanê mi Ne ke vengê mi heşna ne kesî ez dîya Ti şeqitîya şîya mewsimî verdî ra. Mi ne koyî xo dima verdayî, ne firtineyan ver a menda Hesreta to zerrîya mi de bîye vayêdo serdin Mi rayîrê to de çend solî kerdî kanî Rayîro ke ez ci ra şîyêne çend mewsimî vîyarnayî To dima gêrayîşî ra bêzare nêbîye zerrîya mi Dîyarê ke ez tede vejîya rê vewrî varayî. Qelbê mi sey mîlçik a nêafterana duştê to de Hêvîya xo çin a ke reyna hes bikero Mi hende weş hes kerdbî ke to ra Senî ke vila rojî tîje ra hes kena. Bîya têşan, ez şîya resta çemî, çem bî ziwa. Resta binê vîyale ke bîna xo bijerî Vîyale şermayeye, sîye ancîyaye şîye. Ez menda ortê de têşan û qefelîyaye.
XwendinEwro ancîna bî şan Huznî girê bi girê rêz bîyê qirika mi de Çinbîyayîşê to de keder kewt para mi rê Çimê mi reyna pê hesîran pirr bîyê Odaya mi de bêvengîye zerrîya mi de dej Kewt çimanê mi ver kaxita ke ser o nameyê to nusîyaye yo Resmê to yo ke dîwarî ra dardekerde yo Goşanê mi de germinîya nefesê to Huznê to yew şewat o leşa mi de Bê to şanî nînê antene Mi şefeq tena çimanê to dî Eke ti çin be ez rojan û şewan se bikerî! Zerrîya mi sîya ya, sîya girêdaya Tek bi tek rêz bîy sêneyê mi de dejî Hesretê mi her yew mende rê yew guleyî (qerşune) Zerrîya mi hesreta to rê se deyax bikero? Birîndar a ez, bê to zereyê dejan de menda zerrîye Tek derman ti ya, zerrîya ke ci ra gonî şona rê Çîçega to ez bî, wela to ez bî rîyê xo to ser o biçarnî Bê to vewre varena zerrîya mi ro, mi tena meverde.
XwendinŞîyayîşê to ser ra zaf serrî derbaz bîy, Mi hesreta to verara kerde, ti çin a. Tim boya to êna, hesretan ra Ti me mi vîrî, dej nişeno zerrîya mi ra. Ruhê mi xeyalanê to mîyan de hepisî beno Şanî nêrê mi ser, ney ez nêwazena Tarîtîya simsîyaye nîşena çimanê mi ro. Mi waşt to xo vîr ra bikerî, zerrîya mi destûr nêda Çi wext ke to bifikirî dejêdo bêterîf zerrîya mi gêno Hesirê ke ez rişnena, înan de ti est a. Henî hes kerdo ke mi to ra, her nefesê mi de ti est a. Roştîya verêne şodiranê mi ti bîya, ti ya ke zerrîya mi de bîya. Qasê hesreta roja verêne bêrîya to kena ez. O tawo ke ti xo aznena ro şomîne û nîyadana mi ra Zerrîya mi sey vewra koyan rovilêşîyaye cayê xo ra Ê qaytkerdişê to ez mi ra girewta û berda. Ez şorî dîyarê xeyalan û uca xo rê mekan bigîrî Ge-ge me mekewe hewnanê mi Şodiran to caverdayene û hîşyar bîyene zaf zor o. Çi tawo ke ti kewena mi vîrî ruhê mi cemedîyeno.
XwendinHêvî rê yew rayîr gerêno zerrîya mina sêwîye Hîsêdê ecêbê zerrîya ni gêna Ez xatirayanê xo rê Yan emrê xo yê vîyarteyî rê biveşî? Çimanê sewbînan ra estareyî vila kerdî, Yê mi ra hesîrî rişnayî to. Zerrîya mi de serdê pukeleke est bî Ma ez nêcemidîye kam bicemidîyo? Raye (rayîrî) pînenê nê çimê minê hesirinî Çimê mi temaşeyê dotê çemî bikerê Boverê ey de xatirayê mi mendî Ma pirdê zerrîyan virazîyeno ke ez xo biresin xatirayan? Vengê xuşxuşê çemî êno, huznin o Çend sewdayî kerdî pîr û pakî to Menimne (mede we) sewdayanê ke tede ti est a Kewtî awa çemî ver xatirayê mi pêro Ey çem xatirayanê mi meonce mebe Zerrîya mi bena çole bena weran Gilê nêmanena ez pê bicerî, xatirayî nêmanenê ez xo biaznî rê înan Elî Baba vano dest menê xatirayanê mi ra wa pak bimanê.
XwendinEmrê mi sey pelê wisarî gina waro, fira û şî Leşa mina mendeye çilmisîyaye sey yew pelî Ruhê mi bedenê mi terk kerd û şî Xeyalê mi pêro binê tarîya asmênî de mendî. Nêzana ez tîje vejîna asmênê xeyalanê mi ra Nêzana vilêşîyenê ro xeyalê minê cemidîyayî Hêvîyê mi benê kewî (zergûn) sey vilanê wisarî Mi tek û tena to ra hes kerd û zerrîya to keyeyê xo zana. Mi çimê to xo rê rayîrê roştî zanayî. Boya bedenê to mi rê bîye tek derman Mi virana to ra teber wisar nêzana Hamnan mi lewanê to de vîyarna. Ti wextanê minê tarîyan de bîya qendîle Hêvîya mi rê bîya vila wisarî ya kewîbîyaye Ti sewdaya mi bi eşqî kewî (zergûn) be zerrîya mi de Ez emrê xo daxilê emre to bikerî, to rê bibî herre (wele) Bê to roje nîna şewe ser de Mi caran hes nêkerd huşka huşka şodirî ra To ano mi vîrî coka û huzn gêno çimanê mi Serd o xedar mi gêno, eke virana to de nêbîne.
XwendinEke ti hiş be dinya hiş bena. Binê bêvengîye de maneno kaînat Eke ti çimanê xo dûrî bigîrê mi ra Tarîye de manena ez, bê roştî manena. Ez ancax to de bîya ez Dinyaya ke tede ti çin a, tarî ya Eke ti bibe, tamê biharî dana Tîje pê to germin a, ti tek roştîya min a. Sewda çimanê to ra gêna mana Eşq şewat o ke zerrîya to de rameno Ez bibî wela şewatê to Ti bibe va, vila bike ma cîhanî ro. Wa bibo toximê sewdayanê rindan wela ma Eke ti bibe rengî benê wayîrê mana Mi wisarî tênê virana to ra zana. Germîya hamnanî heskerdena to ra zana Ti sey çemanê gurran herikîya zerrîya mi Mi newale (gelîye) vengê to yo ke goşanê mi de çingeno ra dî Mi estareyî çimanê to ra dîy Ti lewanê minê têşan mendeyan rê bîya hênî.
XwendinTo ma caverdaya û şîya, bêpers û bêsûalî Ma nika şewê şilîyinî do sêwî bimanê? Ma pîya hît nêbîme kuçeyan de, Ma pîya û hît vaznêdaybî ver bi tîja serê şodirî? Eke ti çin be ez tersena kuçeyan de Çîyo ke rayîrê mi keno roştî, çimê to yê ke şewle danê. Klawuzê mi heskerdişê zerrîya to bî, Ti ke sewdaya min a, ez cemedîyena ti ke çin be. Heyf nêbî ke ti bîya sebebê hende xeyalanê ma A sewdaya mina ke mi hoke bi hoke a munitbîye Tarîyîya bê to mendişî de mende zerrîya mi, wertê dejî de Bêvengîye de maneno, bêkes û bêhes o ruhê mi eke ti çin be Gama ke ti kewena mi vîrî ez xo vîndî kena Yew labîrentî de bena vîndî, nêeşkena ci ra bivejîyî Rayîrê mi benê tarî, ez bê roştî manena Nêçîrvanî dormeyê zerrîya mi gênê, ez bêçare manena. Bivejîye agêre bê ke wa xeyalê ma newe ra kewe bê Vilabîyayeyî mendî cumleyê ke min û to ra vatê Senî ke erd beno ziwa, beno çol bê şilîye Henî bena zerrîye çinbîyayîşê to de, hema ke rew o agêre bê sey şilîye
XwendinEke rojê ameye, yewî ez to ra persaya Nêbo ke ti vaje mi o terk kerd, beno? Nêbo ke ti vajê mi rengê çimanê ey xo vîr ra kerdo Sîya, ela, kesk yan kî sewbîna rengî vaje ci ra. Nêbo ke waştîya mi! Nêbo ke ti yewî ra vaje mi o xo vîr ra kerdo Eke ez pêbihesî ke to senî ke qayîtê mi kerdêne henî qayîtê kesêdo bîn kerdo to, wey limine! Ez qehir bena, binê dejan de manena ro yew xirbe Seba mi zaf rind qayîtê zerrîya xo bike, ti Heqî sînena A zerrîya to ya ke ez kerda meftun, zerrîya mi teder a Ti ke ê fîstanê xo ye keweyî xo ra de, kilî perenê mi fek ra. Wey ê şîyayîşê to yê bêwext û bêmana rê! Seke çay şono gula mi ra, henî şonê canê mi ra dejê ke to verdayê Hetê mino çep nêmcet mend, şîyayîşê to yê bêwextî ver Her roja mi şew a, wextê roje çin o mi rê. Çimê to kî to dima ra terkitî û şîyî Nêbo ke ti vaje ey estareyî xo vîr ra kerdê Mi xo xo vîr ra kerdo, aqil û vîrê mi de tim ti ya Elî Baba vano her kes zana, to nêzana ke ez to ra çiqas hes kena.
XwendinHal û xatir perskerdoxa mi, çimsîyaya mi, ti kotî ya? Tarîyê şanî da penceraya mi ro Estareyî reqis kenê asmênî ra Serranser tarî ya odaya mi û ez bê to ya. Hesretî verdîyayî orteyê tarîyî ro Mecalê mi nêmendo ke ez arê bidî Sey miloçikan vila bîyî hesretî odaya mi ra Hesretî ginayî zerrîya mi ro, hesirî ameyî çiman ra Meberme zerrîya mi, ti dejan ver xeneqîyena Çiman ra nêrê hesirî, hesretêda bîne zêdîyena Ez bê to menda, dîyarê xerîbîstanî de Ancîyayo ro çarmixî zerrîya mi çinbîyayîşê to de. Zerrîya mi de rengê keweyî raguzîyenê Xebere vila bikerê teyr û turan û miloçikan rê Înanê ke heşnayo ê pers kerê, pênêhesîyayan ra Çimanê minê zerrîye ra estareyî vejîyayê. Şefeq erzîya zerrîya mi de, boya wisarî êna Kulmêde heskerdiş bigê lepa xo û bê ke eşq peyda bo To de mende zerrîya mi, çimsîyaya mi Elî Baba ya ez, helmê mi ti ya çimsîyaya mi.
XwendinSerrî sey mureyanê tîzbeyî, Rêze bi rêze rêz bîy layî ra û têhetî de… Yew bi yew û dore bi dore Rişîyayî zerrîya mi ro dayê. Serrî bê to çi dejî dayî mi, dayê Ge-ge bêderman û bêçare dayê… Ge-ge kî rêzî benê şuşeyî, ê şuşeyî ke verdîyenê ro bizoteyî ser, cis vejîyeno zerrîyan de… A zerrîya mi kî henî bi o qayde Bizoteyî ver bîya kozireya pîle Sey kile veşeno her hetê mi, Ez bê awe û bê to menda dayê. Evîndar a ez dayê, Heskerdiş û germîya bêterîfe mîyan de ya ez dayê Binê şilîya barî-barîye de Wele boya maye dana dayê. Dayê to bizanayêne hesretê mi to rê Û mi çiqas bêrîya boya to kerda… Mi çi bêrîya germinîya to kerda dayê…. Dayê ez to rê mird nêbîya… Nêeşkîya virana to de rakuyî Nêeşkîya porê to mîştî bidî Ez asayîş de nêbîya bê to dayê. Dayê ewro mi rê zaf serd o, ez zaf cemedîyena dayê Û tena ya bê to nê dîyarê xerîbîye de… Ez sey yew xezal a ke tersayo rîyê nêçîrvanê xo ra dayê Sey yew perperiko ke nişto dara selwîye ra Sey yew mîlçikê tersonekî ya Bê to ya ez û sey nêçîro ke pabeyê nêçîrvanê xo ya dayê.
XwendinTi bi xêr ameya derguşa mi Ti hertim bihuye ke derguşa mi Wa rayîrê to heskerdiş bo, meşteyê to roştî bê. Meşteyê to roştî bê derguşa mina estareye Seke tîje vejîyena ti henî bîya Û ameya dinyaya mi Aleîda Lavîne Ti bîya şilîya wisarî zerrîya mina çoraxe rê Ti bi mirdîya xo bihuye derguşa mi Bihuye ke wa birijîyo seltanatê kovîyan Wa pêro domanî bieşkê bihuyê Ti hertim bihuye ke derguşa mi Şewe pirrê estayereyanê beriqîyayan bo Dormeyê to rê wisar bo Xeyalê to bixuşîyê Çemê to ser de şorê Ti hertim bihuye derguşa mi Estayereyî bivejîyê hêvîyanê to ser o Wa nêmcet nêmanê xeyalê to Ti bi mirdîya xo bihuye ke derguşa mi Wa wedarîyê sînorî, wedarîyê sinifî Way û birayî bê heme perperikî Ti bi mirdîya xo bihuye derguşa mi Meşteyê to azad, hêvîyê to xurt bê
XwendinWarway û bi îşliga serê minê qîş û vîş bîyaye Kuçe bi kuçe ray şona ez, înan ganê (canê) mi veşna. Kardî tuj a, qesa dahîna tuj a Gonî û gonîşer de menda zerrîye Nîşta ro ez yew kemera serdine ser o Hende bîya vêşan ke ez heskerdişî rê Ferê çimanê mi şîyo, bê roştî ya ez To ez tarî de verdaya, mi ra ke dûrî bê çimê to Heqîbeyê mi de mektuba sewda Mi zerfa kewîye kerde ya, nînê wendene satirî Hesîrê çiman rişîyayî ser, aye ra nîyanên ê Şaîrî nuştî nê rêzî, zerrîye kî tey bermaye Reyêna tîje erzeno na leşa mi ser Birînanê zerrîya mi rê derman êno vînayene? Nê ke seba ke bibe paçê pîştene, seba ke merhem be bê Înan tirawitî estareyê çimanê mi, ez tarî de menda. Vayê meltemî ver cemedîyena leşa mi Kuçeyî, qelabalix ê, ez kî tik û tena ya xo rê Heqîbeyê mi giran o, mektubî ganê mi veşnenê Pirrê xatirayan ê her satirê înan, ganê mi biveşnê kî
XwendinRoja peyêna hamnanî şîn o mi rê Çunke ti tim a roje kewena mi vîrî Bi serran o ke hesreta to ver veşaye, bîye wele zerrîye, ez dejan mîyan de Tersî ra, nêeşkaya nameyê to pers bikerî Çimê mi çend û çend şewî rayîrê to ra mendî Senî ke mi ti dîya yew kelecanî ez girewta Coka çekuyî qirika mi de bîy girê û mendî. Mi nêda teber, zereyê xo de dard we. Ez çiqas aşiqê to bîya, to na nêzaneyêne Hes kena mi ra vaje tersonek hes kena çîyode bîn Ma tim bîyêne raywanê eynî trêne Kobeyê pencera de kitab wanena Kornaya trêne ke heşnena bi telaşî peya bena Yew destê xo de kitab, yê bînî de tasa seyare Porê xo yo derg û munite mîyaneyî ra Mîya kewîye girê daya mîyaneyê xo yê barî ra Ez qurbanê a ray şîyena to bibî Eke xo biaçarno qayîtê yewî bikero, ez sey mume helîyena Çokanê mi de derman nêmaneno, ziwanê mi beno lal Qayîtkerdişê to ver a kokê çekuyan êno Beşerîyayîşê to kil a, erzîyena zerrîya mi ro Ti tirka bergamayij a! Ez, kurdo welatê xo talankerde Ez nêeşkîya to ra vajî ke to ra hes kena Zerrîya xo de mi tim bi zazakî to ra hes kerd Tim bi zazakî xeyal kerdêne mi, Seba ke ti nêzane ez kurd a, çimanê mi qisey kerd.
XwendinŞîyayîşê to de mend xeyalanê mi Mi ke agêrayena to pawitêne, mîyanê dejan de yo zerrîya mi Mi vazoyî de vazoyî de nayî ro pêro çîçegî ke to ci ra hes kerdêne Ziwanê mi ra nêginena waro a kilama ke to ci ra zaf hes kerdêne Agêre bê hona ke xeyalê ma sêwî nêmendê Ti ke şîya tewr zaf ez berda xo reyde Ez nika, xo kotî de bigêrî dê ti vaje Canê mi de derman nêmend, jan dana zerrîye Ti zana ke ez bi kedero giran û bêveng bermena Eslê ci de çimê mi ney zerrîya mi bermena Henî şewat ginayo zerrîya mi ro ke Kamê mi mendo ke bêro û bişayno Birîndar a ez, derman ti ya birîna mi rê Şîyayîşê to dima hîrê mumî veşayî zerrîya mi de Di muman canê mi veşna, henî helîyay û şîyî Muma ke menda kî qirrika mi veşnena û ez nêeşkena nefes bigîrî Ti bê ke ez estareyan vila bikerî rayîranê to ra Bi zerqê rojî to verare bikerî Bi şilîyanê wisarî porê to bişuyî Ez tenê to de can bî, ti çimanê mi de estare be ey yarê.
XwendinMi nêeşka çimanê to ra qayîtê estareyan bikerî, Ez nêeşka porê to mîşt bidî û maç bikerî, Mi nêeşka gama ke ti sey dergûşêda masume kewtêne ra Ê eraqê to yo ke surota to ra ameyêne waro pak bikerî Mi nêeşka bi mirdîya xo to seyr bikerî Mi nêeşka estareyan pistinê to bikerî Pirênê to wa rengê kewîya asmênî de bo Penceraya to akerde, leşa to ver bi asmênî bo Seyrê estareyanê asmênî bike ey yarê Yew maç bide ver bi estareyan ey yarê Penceraya mi akerde ya, va dano rîyê mi ro Hawa de boya to est a ey yarê Asmên kewe yo, çimanê mi ra hesirî Asmêno kewe çimanê to ano mi vîrî Ez çimanê to de xo xo de şona ey yarê Bênefes mendişê mi êno mi vîrî çimanê to de Ma bi ê çimanê to yê ke tamê (tehmê) xo manenê şerabê sûrî Sermestkî û bi keyfî qayîtê asmênê keweyî kerdêne Mi bêrîya o ûsul ûsul verara mi kewtena to kerde, bêrîya to kerde. Ti vana qey mi bê to qayîtê asmênî kerdo ey yara narîn û nazenîne.
XwendinMi pencereya xo pada, perdeyî antî Mi xo zereyî de girewt û orteyê çar dîwaran de menda Zerrîya mi de vengê zirçîye Çimanê mi ra şilîyê wisarî Nêşkena bivejîye teber, rijîyeno mi ser bê to bîyene Tek yew resmê to yo, o yo ke to ra mendo mi de Mi rîyê xo na ro resmê to ser, bî hît bi hesîranê mi Bi destanê xo kena pak, seke mîşt dana ey Çimê mi xo xo de şonê a çîçege ra ke to ci ra zaf hes kerdêne Mi vazoyî de resnaye a çiçeğe, ti zerrîya xo de Şewêda bêestereyan de to ana mi vîrî Şewa ke ez to nêbî, hes nêkena ez estereyan ra Mi mi ra bigîre berê, berê ez bibî vîndî Wa biqedîyo na hesrete, xerîbîye de dejê eşqî nîno antene Çinbîyayîşê to zerrîya mi girewta, hesreta mi beno pîle vera-vera Odaya mi serdin a yan ez cemidîyena? To çi weş ez verare kerdêne, verara to de mende hesreta mi Pêro çîçegan ra boya to êna Xeyalê sureta to aseno her goşeyê odaya mi ra Wisar, tenê to yê nemin û germinî ano vîrê mi.
XwendinÇemê Mizurî asê û huznin herikîyeno To ser o erzîyayî honde klamî ey Muzir? Kobeyê to de çend şiwaneyan adir tafîşt? To çend dejî defin kerdî binê awa xo de Mizurê mi? Zelal û ezametin o û sipîya vewre ya rengê herikîyayîşê to No herikîyayîşê to yo ezametin ver bi kotî yo Mizurê mi? Rayîr derg bo kî ti mi veje hamnanî Mi bere ê wisarî ke axir nîyame zerrîya mi Sey Mizurî huznin birişîyê kî hesîrê çimanê mi Ti çeltug bierze emrê mi kî ez resena to wisar Rayîr çetin û serd bo kî ez xo resnena wisarî Vewre yeman girewta sere koyanê mi Ziwanê (Zonê) Pîrî ra, têlanê tembûrî ra çingeno Deyîşî ênê vatene, sema êna girewtene can bi canî Baba Duzginî de ênê tafîştene mumê omidî Her kafe bi awa Muzirî bena pirr û resena can û ruhî Ti ecele herikîyenî ke birese Çemê Feratî Muzir Dîlegê çend evîndaran (sewdalîyan) hêrikîyayîşê to de bî têmîyan Qulingan sema girewto berzîya asmênî de Kilamê ke zerrîyan dax kenê, ziwanan de çingenê.
XwendinEz to de menda, roj şî awan Rindekîya to ra, sîya to de mende aşme Estareyî yew bi yew rêz bîyî çimanê to ra Bî têmîyan asmên keweyîya zerrîya to ra Mi qayîtê çimanê to kerd, ferê çimanê mi şî Bigê kafanê xo destanê mi, wa emrê mi ê to bo Qayîtkerdişê to yê verênî de, ez buxê çimanê to de menda To bi rindekîya xo wisar ard zerrîya mi rêVanê a rojnuşte nusena, satiranê xo de mi zî binuse To nuşt rengê sewdaya zerrîya miPorê xo akena verdana verê vayî Vay danê zulufê nazik û nazenînî Çimê mi a îşliga to ya zerde ra mendî, ke rengê aye maneno zerdîya beybûnan Bandanaya aye, kewî ya manena kewîyîya vila mi xo vîr ra meke Lewê to axududu yê Gama ke ti huyena alişkê (silotê) to pembe yê. Binuse cinîya mi, her rîpelî ra ke ti açarnena Her satira ke wanîyena to ra behs bikero Germinîya zerrîya to tîje sîye de verdana Ê qaytkerdişê to Alî Babayî ra, sayeyê ey de wextê awanşîyena tîje de ci rê sewda bîye.
XwendinEz bi dejanê xo pîya xo de vîndî bîya To rê tek yew persê mi est o dinya Ma to tena ez dîya, hende bar piştîya mi de Tirawit û berd her çîyo rind o ke est bî mi dest de Her kes ame wel û tozê xo mi ser o şana Ge domanîya mi ge ciwanîya mi tirawite Mi welat nêzana, surgun bîya ca bi ca Mi ne ziwanê dayîke zana ne virana dayîke Mi, xo kotî vindî kerd, gêrena ha xo gêrena Mi derbe werda, zerrîya mi bîya lete bi lete Hende ke bermaya çalê çimanê mi bîyê ziwa Çimanê mi de hal nêmendo, bîyê silkûsûre Mi heskerdişê to eşto verê tîje Hela vaje ey tîje raşt o heskerdena aye? Ez bîya têşan, mi xo resna bajar ke awe bîya ziwa Şîya virara aye, cemed girêdayo verara aye Payîz dima ya hêvîya zereyê zerrîye Şefeq de ginena rayîr ez, tîje vejîyena? Bê, hema ke şan nênişto dinya ser bê Eke tarî bido ro ser, huzn û keder gineno ro zerrîye.
XwendinTi mi rê welat ney, zindan bîya Ez to rê hemwelatî nêbîya Ameya surgunkerdiş, ez to de surgun a Ti keyeyê (çêyê) mi nîya, ez to de cemedîyena. Nameyê mi multecî na pa Yew hîsê xerîbî girewt ruhê mi Ez winî (henî) ginaya zereyê adirî Dumanê ci ruhê mi, kila ci zerrîya mi veşnena. Zimistan o puk û xedar o yan bedenê mi ci rê xam o? Hawayê xo mi rê xerîb o, ez hewayê ci rê xerîb a Me mi ser de xurbet mi xo nêdaro to Heskerdeyê mi to de mendî ey welatê mi Zerrîye hesrete gêrena, hesreta welatî Çimî xo xo de şonê surgunî de Welatî rêber meke ey zerrîye Surgun de qeydûbendî canî dejnenê. Xatirayê mi to de mendî ey welatê mi A Eyş a venga barîqatî venga xoverdayîşî dayêne O Huseyîno ke tewr vernîye de bî û xoverdayîş xoverdayîş vatêne Û Guneş a ke grevî pînitêne, ez hesret a înan pêrune rê. Hêvîyê mi tirawitî (tirtî) , vateyê mi mi dest de mend. Xeyalê mi şima ganî vindê, girs bikerê hêvîyanê xo Çîçegî têmîyanê wele benê, tebîet beno rind Tenî benê yew, û meşteyanê azadan anê.
XwendinMi va yar a, verare şîya pira, ti nêvana zura pîl a Mi va dost a, peyê xo ci şana, nêvana mi tirrî ra erzena Ez çîyê to rê bawer (înam) bikerî dinya? Mi emrê xo sila bi sila surgun de vîyarna. Sila pêsîrê mi ra waro gine, nefesê mino peyên mebe Mi bêrîya dewe û koyanê xo kerde Mi bêrîya dereyanê xo yê ke awa xo sey şitî kef dayêne kerde Dewa mina şîrine domanîya mi to de mende. Destûr bide ke ez agerî domanîya xo Bigêrî û aye ra bigêrî kobe bi kobe Çîyo ke zereyê mi der o dîyarê surgunî yo Domanîya mi kî ey bi xo kişte. Wextê seherî de ez bikewî rayîr Ver bi hesretanê zerrîye şorî Rêberê mi hesretê mi bo, pusulaya mi Civarke Mi bipawe (bipîye) dewa mi, nefesê mino verên û peyên. Dinya fanî ya, ez tede ca nêbîya Ez to de bîya multecî, ti bîya kamp mi rê. To ez çi şeran (cengan) de verdaya, ez qefelîya Ez kî însan a, pêsîrê mi ra waro gine dinya.
XwendinTi vana wisar ameyo Awa çeman gurr şona, xuş-xuşena Şilîye varena, wa wele (herre) şa bo Wisar o ke nîyameyo zerrîya mi Ez se bikerî şilîye, çemanê xuş-xuşîyayan Wele ra zîl danê hezar çîçegî Ma mendo ke zerrîya mi de zîl bido Ti şîya nêşîya mi rê zimistan o, puk û xezeb o. Eke bêwext piro do sewda berê (çêverê) zerrîya mi Vayê roşanî êno tey mi rê Qewqaya ke mi xo tede dîya, ci rê sebeb ti ya Ziwanê mi de nameyê to, hesîrî ginenê zerrîya mi rê Mi zaf ti gêraya (fetelîya) zeman bêhesab verd ra Mi kî sey her kesî waşt ke hes bikerî, wa hes bikero mi ra Kilama ke fekê to der a, aye de menda ez, hesreta mi ti ya Tek mi ti waşt qederî ra, mi va bi mirdîya zerrîye hes bikerî to ra O wext pêserê pêro mewsîmî wisar beno O ke vindeto ez a, ti ya yan zeman o? Zeman vîyareno, şewe dîyena destê şefeqî? Tîje dana serê sewdaya zerrîye ro.
XwendinHesreta to zerrîya mi de bêçare ya Sey şewatî gina zerrîya mi ro bê to bîyayene Çîyo ke to ra mendo tena nameyê to yo dayê Çi taw ke ez vajî Dayê zerîya mi gurr-gurr veşena. Tek yew xatiraya to çin a xafizaya mi de Mi boya to gêraye koyanê ke ti tede gêraya ra Hezar û yew çîçegan ra nêgirewte boya to Wele (herre) ra gêraya boya to dayê. Dergûşîya mina ke to reyde vîyarta çin a mi vîrî de Ez bîya vîndî yan ti vîndî bîya dayê? Yan hêvîyê (omidê) mi vîndîbîyayî yê? Mi dest ra tirawitî (tirtî) serrê minê domanîye Ciwanîya (gencîya) mi kotî ya, bêpers çin kerda a Ez kewta (ginaya) yew bîrê bêbineyî ro dayê Sêwî vat mi ra, dayî omidanê mi ro. Mi ti ney erdo sîya verare kerde Demê çinbîyayîşê to de wisarê mi kî merd Pêro hamnanan de kî serd bî mi rê Mi vera to de ney, vera zaliman de îsyan kerd. Çinbîyayena to de, ez bi tersan bîya pîl dayê.
XwendinBê, yew şodir piro de berê zerrîya mi Wa bo, kile bigino zerrîya mi ro û şewat bivejîyo tede Ma biveşîme pîya wele bibîme, wa bo to ra çi êno qebul Da ruhê mi ro germîya temmuze Sewdaya ke zerrîya mi de ya, ti ya? Emrê mi bi to gêrayene vîyart û şî Zerrîya mi de beno sewda to ra çi bêro, Bê emrê minê mendeyî ke wisarê mi bo. Oyo ke to ra mendo mi rê huyayîşê to yo verên o Porê to yo ke to doşanê xo ser o verdayo Harmeyê to ra sepete, to tede zerrîya mi berde Çimê mi rayîr ra şîyayena to ya nazike dima mendê. Çokan de mecal nêmend ke ez rayîr ra şorî Çimê mi bîy tarî vera çimanê to yê beriqîyayan de To rê qîrayîşê mi koyan ra zîma Awa hênîyê miradan xuş-xuşîyena. Mi xo kerd çewt ke awe bişîmî, sîluetê da ro hênî Kotî ya ti, huyayîşê bigê û pîya bê mi rê Ti tehmê kilaman de ya, tene to rengê genimî Hona ke mi aqilê xo zay nêkerdo, bê ma yew bibîme.
XwendinŞîyayena to ser ra çiqas wext derbaz bî? Ne rîpelê teqwîmî qîm kerdî hûmaritene rê Ne mewsimî, ne aşmî derbaz bîy, Tek û tena to rê hesreta mi derbaz nêbîye. Hesreta to lingê xo kerdê hîra zerrîya mi de To hetê mino çep şewatan de verda û şîya Tena ez nîya oyo ke to dima sêwî mendo Xatirayê ma yê ke pêser bîyê yosun girêdayê. Nergîs a ke ez çîçegan ra tewr zaf aye ra hes kena. Zerd nîya a, gewr û çelmisîyaye akena a Şîîr ê, şîîr ê ke qelema şaîrî/e ra vejîyenê yê Zerrîye rê cikewtena sewda aşma hezîrane de Fekê ozanî ra kilama sewda ya Tualê resamî de hesirê çiman o Neqîşê cacîman o sewda Hezîrane de zerrîye rê cikewtena sewda adiro gurr o Derya de pelanê asîyan mîyan de menden a sewda Pelî danê ro qeraxî, zerrîye de sewda Bena yew melodî têlê kemane de kilama sewda Çiman de şehwet, yewbînandeşabîyena gurr a sewda.
XwendinEz seba ke to xo vîr ra bikerî şîya hewnan ra. To hewnî kî mi dest ra girewtî, ez nêeşkaya rakewî Odaya mi hucre ya, ez kî esîrê to bîya Goşê mi de fîq-fîqê to çingenê. Ti ke bihuyayêne tîje vejîyayêne Tawo ke huyayêne çimê to buxin bîyêne O wext çemî pêro pîya xuşxuşîyayêne To bi yew nîyadayîşê xo zerrîya mi de mumê tafîştêne. Roj vejîyayêne, mi bi to vejîyayîşê roje ra hes kerdbî. Şewê neminî, sewdayê estareyan bi şewe bî Yaqamozê ginayêne serê dengizî ro Mi qayîtê estareyanê çimanê to kerdêne û xo xo de şîyêne. Seke ez bîyêne a aşme ke ginayêne sêneyê to ro Ez çiqas to fikirîyena ruhê mi hende gineno şewatan ro Terîfê heskerdişê to rê, herfê alfabe bes nîyê Ti hende şewat a bêterîf a ke zerrîya mi de Zerrîya mi sey a tenûr a ke ti tede nan pewjena Sey kilam a ke ziwanê to de ya, to rê hesreta mi Ti dewij a, ez şiwane ya. Ti melodîyê bilûra min a zerrîya mi de.
XwendinDejê ke to dayî mi gurr bîy ruhê mi de Çeltugê ke to eştî ro zerrîya mi, înan ra gonî êna Ma sucê mi to rê bawer (înam) kerden o? Yan emego ke mi dayo to yo? Honde ke vengê to bîyamêne, bi esterayan pirr bîyêne çimî Ruhê mi qefelîyayo honde ke mi to rê bawer kerdo Honde bermaya ke ez, roştî nêmende çimanê mi de Mi bawerîya xo bi çimanê to, bi huyayîşê to ardbî. Mi nêeşka ke pîsîya zerrîya to bivînî Pê zuranê to bîye qilerin sewda, mi no zana. Eke ti rojê agêra bizane ke ez çin a A dara tuyan a ke reya yewine mi binê aye de ti dîya, êdî meywe nêdana. A qulubeya malume tebê xatirayanê zerrîya aye veşnaye mi Adiro ke zerrîya mi de bîyo berz nêşî xow ra. Ez ke mird nêbîyêne heskerdişê to ra, ma ti? Zerrîya mi hesab dana ruhê mi, edî her çî nafîle ya. Tawo ke ti bîya vîndî û şîya, ez kî peyê to ra Çiqas zaf mendî çimê mi to dima, qelabalixan de mi ti gêra (cêra) Her şewe ez xo xo de şîya û bîya vîndî to de Tek dosta mi, na mîlçik a ke nîşta pencera ra.
XwendinRaywano çi eceleyê to est o, çirê na lêze? Reyê qaytê derûdormeyê xo bike çi rindîyî est ê. Benî kerwan û rayîran xo pey de verdanî eke embazê to çin bo Ginenî (Kewenî) tarîyan ro, eke kesê to yo ke to bianco çin bo Eke ti rayîrî ra ke ci ra şonî hes nêkere Ne rayîr qedîyeno ne ti resenî cayê xo Mebe kesêdo bîn, ti xo be, xalis û muxlis ti be Bi qisayanê xo yew (jû) pird be zerrîye biresne zerrîye Hes kerdene yan bêmilk bîyene suc o Ma rutûrepal ameyîme, rutûrepal şonîme binê wele (herre) Ma sey însan maya xora bîyîme, sey însanan bimanîme Zerrîya ke tede heskerdiş est o, tîje dana piro Ti mi ra vanî “Çîyê to est o”? Ez est a, ez to rê qîm nêkena? Persenî mi ra mal û milkî Çîyê ke ti dima yî çin ê, zerrîya mi est a. Ti sey estareyê bilezî şeqetîyenî û şonî Çem vindetî yo, çem xorîn o Ti kotî ser herikeyenî, lîmanê to yo peyên çem o To sewdayî vîyarnayî qet, to serê çend sewdayan girewtî?
XwendinEke ti huş be, qisey nêkere Zerrîya mi bena lale, nefesê mi huş beno. Boranî nişenê lewanê mi ra Çimê mi binê tipûtarîyan de manenê. Eke ti veng nêde tenayîye bena resene û şidênena qirika mi Ez bena payîz, pelanê xo rişnena. Ez pelê zerdî yê ke rişîyayê rayîrê to ya Pelo ke ti payna ci dana ez a. Serd o mi rê, bêrî hetê to yê çepî ra bikewî verara to Ruhê mi de tefûdumanêdo yeman werişto Veng bide, hema ke hêvîyanê mi ser o vewre (vare) nêvaraya Hema ke zerrîya mi binê vewre de nêmenda. Ti sewdaya min a, zerrîya mi de vilika vewr a. Veng bide, şewa ke nişta zerrîya mi bidirne Bigê destanê mi xo dest, ver bi şefeqî şîme Wextê seherî de mi bigê û verare bike.
XwendinQuleya Kêneke to zerrîya mi de birîne akerde Birîna ke nêbena weşe, hesreta ke nêqedîyena Ez hesreta to ver kewta rayîran Mi ti persa şiwaneyî ra, va çin a. Karwanê çerçîyan yew perse mi est o şima ra Koyanê ke şima ci ra derbaz bîyê û newala ke şima mesken girewta de Cinîya ke ez ci ra hes kena gêrêna, ke a tîja koyan a. Cinîya xoverdayoxe ya bajaran a. Koyê Pozanti asê û çetin o, merdim nêeşkeno tede rayîr şoro Nika kotî ya ti, ez ca bi ca kes bi kes to persena û gêrena Meşke şanena cinîya yoruke, piştîya pita xo est a. Nê koyî mesken girewtê yorukan. Koyan serê hesretanê nê cayan girewto. Mi nêeşkaya ke to ra vajî ke to ra hes kena Ma qedexeyê dîyarê qedexeyî bîy. Hes kerdene û heskerdişê xo vatene Seba ke ke zeval nêro dewaya to ya qedexeye rê. Seba ke wa kes nêvîno qedexekerdeyî yê ma Bikewo binê erdî wa şoro toreyê na dinya Ez tim qaytkerdişê (ewnîyayîşê) to yê qedexeyî ra menda. Mi va qey asmênî ra estare şeqetîya Nêvana ke şeqetîyaya zereyê mi Nameyê to qedexe, mi nameyê to Estare na pa Eke ez vajî ke to ra hes kena, qedexe wedarîyeno ortê ra.
XwendinMi çi zaf ti fetelîya Mi fetelîya, la nêeşkaya to bivînî, ez cemedîya Zerrîya mi de zimistanêdo xedar Vayo yeman werzeno hetê mine çepî ra Çi hêvîyê mi vîndî bîy û şîyî. Nêmcet mendî xeyalê mi Ti ya ke tek axa zerrîya min a Birese û berz be sey (zê) serê genimî Tije erzena hêvîyanê mi ser Heskerdiş beno zerrîya mi de wisar Asmên de benê keweyî omidî Pêl bi pêl benê sere dengîzî de Eke heskerdiş nêdo ro tenê mi ser, ez cemidîyena Ne tîje ne aşma tebaxe Zeman herikîyeno û şono sey awe, çi maneno Kamcîn mewsim zerrîya mi germin keno? Ne sanike (şanike) de yo ne kitaban de heskerdiş Eke ginayo çarşî û bazaran heskerdiş Zerrîyan de nîno dîyene heskerdiş Hona ke însanetîye nêmerda ganî (gereke) esasê xo bo heskerdiş.
XwendinDîwarî ra darkerdeyî ya saeta şîkîyayîye Seke zeman vinderto Yan saete nêxebitîyena? Yan hêvîyê şîkîyayî yê dîwarî ra darkerkerdeyî? Çûçika perrê xo şîkîyayî û birîndare Bi telaşî niqûr kena pencera û ardim wazena Refê xo ra visîyaya û tena ya Ez kî ameya panayene û birîna mi bêgonî ya. Çi wext ke ez hesretan ancena Sey çûçikê qefesî esîr kewta Hesretî girê bi girê bîyê zerrîya mi de Çekuyî gardîyan ê qirrika mi de Seke kardî dîyaya mi ro, ez bêsolix menda Ortê de sêwî mendî xatirayê ke tede ti est a, Çimê mi saeta şîkîyeya ya dîwarî ra dardekerdî mendî. Çinbîyayîşê to wedarîyayîşê zemanî yo, ke ez tede bîya vîndî Na çi şewa bêestareyan û tipûtarî ya nîya Boya to êna hewa ra, hesreta to ez girewta Qewetê mi qîm keno ke ez çîyanê zerrîya xo binusa? Gelo murekebê qeleme qîm keno ke ez pê to binusa?
XwendinEke ez do biveşî, çimanê to yê huyayeyan de Eke ez do biçelmisî, tenê to yê xasî de Wisar honik o, ez hetê to yê çepî de kewe bî Bizote bî ez lewanê to yê germinan de Ez welê to bî, ti bizotê mi be! Ez çimanê to de şilîya wisarî bî Ez a vîndîbîyayî çimanê to de bivînî Êlule to ana mi vîrî, ruhê mi de peyda kena dejî Ti ke koyê Pozantî de ci ra boya anûxî êna Piştîya xo de heqîbe, şîlanan arê dana Ziwanê to de kilamêda hesrete Êno goşanê mi rê vengê bilûre Nalînê lornayîşê kilamanê eşqî ênê koyê Pozantiyî de Çemî bîy ziwa rîyê adirê gurrî yê eşqî ra Heqîbeyê xo ra neqişê motîfê yorukan Ti ya cinîya azad û asî yê koyan. Eşto xo piştî tifingê xo, mîya xo de guleyî Cinîya egîd û xoverdayoxe yê koyan Ti ya estareyê hesreta mi, adirê gurrê zerrîya mi Rayîrê minê vîndîbîyayî pêro vejîne to cinîya mi
XwendinMi ti xo rê welat nêgirewt ey xurbet Ti mi rê, ez to rê xerîb a. Serdin ê û ênê mi ser kuçeyê to Bedenê mi to dest de parçe parçe bîyo. Nameyê to zerrîya mi de dejêdo cîya yo xurbet Hesreta nê bajarî rê xerîb a Hesreta mi ê dîyarî de mend, o dîyar o ke ez welat zana. Kerwanê teyran koç keno şono nê bajarî ra. Mi ra hesreta mi rê mektube berê Aye rê, a ya ke cinîya ê koyan ya asî ya. Dayo mîyaneyê xo ra tifîngê xo bi destanê xo yê nasirênan Meydan wanena vera zulmê zalimi de. Fabrîka de karker a, hêgayî de rencber Zerrîya mi de hesretêda weş a Yew reqs kena ke aşme û estareyî pê hesudîyenê. Ti cinîya wertê lejê min a, keder o çinbîyayîşê to mi rê. Ez nê bajarî de bê to sêwî ya. Ziwan lal o, ez nê bajarî de tena Ginenê mi ser estareyî seke dardekerde yê asmênî ra Ez çinbîyayîşê to ra dardekerde menda, xerîbîye de.
XwendinMi yew jû mendîle darde kerde penceraya to ya akerdeye ra Mîlçike nişta penceraya to ra Mîlçike tersaya nêçîrvanî ra, xo eşta bextê to Bigê zere aye hema ke nêçîre nêbîya, cade penceraya xo rîyê nêçîrvanî rê Vejîye pencera û dest bihejne estareyan rê Sênêyê xo ra hîrê bişkojan ake waştîya mi Boya tenê xo biverde estareyan ke ez boye bikerî. Porê to vilabeyayî bimano, tîrêjê deryayî erzeno ser Maxzenî de galon bi galon şerab Ez emşo pê şerabê to serxoş bibî Ti vaje şono xo ra şewatê zereyê mi? Şewat vejîyo zerrîya mi de Bê ke wa şo ro xo ra şewatê zerrîya mi Sey mi kewta yew labîrentî ti Vejîye rayîr şo, rêberê to vengê zerrîya to bo Rayîrê mi vejîyeno meyxaneyê Payîzî. Ez to pawena (pînena) kobeyêdo taldeyî de Kes nêvîno çi do waro, çi şikito19 Meyxanedar panjuranê zerdan kîp cade Bişayne lambayan, hende ke mume rone masaya ser Dejê zerrîye wa kes nêvîno Murekebê qeleme qîm keno ke binuso Tena mi binuse deftera xo ya qabsîyaye de Û tîje ke şefeq de vejîyaye, deftere bigê.
XwendinTi hona leya wisarî bîya Oxil Hona gilanê to bişkok (pind) nêdabî Ge varika xeleyî bîya ti Ge gila qerenfîle de bîya Ti hona teyînce bîya gilê xo de Hona sey tîra (engura) nêresayeye bîya Cuwen tipûtal mend Oxil Hamnan şîkîyayêne ro to Zimistan goreyê to nêbî Oxil Oxil ti dîyarê xerîbî de Kam gêra çimanê to nefesê xo yê peyênî de Kamcîn çekuyî sey girêyî mendî qirika to de No nêbî Oxil, no nêbî Wele rê yar bîyene goreyê to nêbî. Hardo sîya to rê nebî Kincê zamayan şîkîyêne ro to Oxil Se kî weş bejne eştbîye to ver bi tîje17 Sey vilika rojî Oxil, sey vilika rojî To zerrîyan de dej verdaya û şîya Oxil Ey merg wa nameyê to qehpe bo! Ali Haydar KARAKAŞ (Tornê Pîr Heyderê Mehemed Çawuşî) 17.10.1994 – 27.04.202118
XwendinÇimê to tayê çîyan vanê Megê çimanê xo çimanê mi ra Ax Gula mi reyê vinde bîna xo bigê Ez usûl-usûl qayît bikerî çimanê to ra. Çimê to, emşo estareyê tewr bereqîyayî çime to yê Harmeyanê xo derg bike, destê to lîmanê minê emnîyetin o. Çimê to derya yo, pistinê to guvertaya min a. Mi zerrîya xo de hepis bike, tede bimanî xo rê. Destê mi emşo sey qaqlîbazanê telaşinan ê. Nêeşkîyayî bifirê, niştê porê to ra winî mendê. Ez çimanê to hepsî bibî, wa mewsimî ravîyarê. Kam zano çend kitabî ca bîyê çimanê to de. Kam zano çend şîîrî nusîyenê çimanê to yê estareyinan rê Çi bi keyf êno wendene romanê çimanê to Gama ke wext demdîya şanî ser, ancîyenê şîmşêrî Asmên barîqet nano ro, estareyan dê. Ez to ne şewan ne kî rojan de To tena zerrîya xo de ca kena Rîpelanê teqwîman cira mekerê Saetî vinderê, qaydê wextî newe ra bêro girewtene. Manîyê ke ma rê nusîyayê pers bikerê derwêşan ra Tuwalê resaman ra xêz bîyo gelo eşqê ma? Awa serdina kamcîn koyî şaynayîşê şewatî yê hesreta zerrîya mi rê bes a?
XwendinÊlule dormeyê nê bajarî girewto! Her ca seke bi rengê zerdî boyax bîyo. Şilîya nê bajarî bêxewt varena Pelanê çelmîsîyayan ser o. Hewran tîje tirawita bajaro vîndîbîyaye Çimê mi hewran ra dardekerdeyî mendî. Bîyê zerdî xeyalê mi Nêginê (nêkewê) erdî ro xeyalê mi. Hîna ke rew o wisarî bianco xo ser hêvîya mi Pêro çîçegî xo rê azadanê kewe bê Eşqê ke ginayê erdî ro wa zîl bidê Govendî, horonî û zeybekî kay bê. A şilî ya varena? A Êlul a bermena? Yan huznê ke ginayê ruhê mi ro yê? Tîya kotî yo yan bajaro vîndîbîyaye yo? Yan o ke bîyo vîndî ez a? Tek bi tek arê benê hişê mi de persî. Bîna mi bena tenge, zîncîrkerde ya qirika mi Huzn û rincanîya rewşa çimanê mi. Tawo ke mi yara xo gêrayêne Ez kî bîya vîndî ey Êlule To ez binê dejanê bêwextan de fetisnaya Zaf cemidîyena ez, tîje serbest raverdê hewrênê.
XwendinEmşo ez zaf qefilîyaye ya Odaya mi serdin a û ez cemidîyena. Peyê to ra sêwî mende zerrrîya mi Zerrîye rincan kewte eşqî dima Kederî rêz bîy hetê minê çepî de. Hetê mino çep serewedaritiş o Çepgiro radîqal o barîqetê eşqî de To ra nêvajê terorîst û mepanê to ra. Hetê mino çep, ti koyan ra hes kenî Dereyanê ke azadane herikîyenê ra awe şimenî. Pê vengê bilura şiwaneyî derdin benî Pê vengê curaya derwêşî bermayenî. Xem şima nêgîro çimê mi Çi zaf veşaya ez şewatan de İfadeyê mi gênê ey zerrîye! Wertê çar dêsan de Mîyanê xirban de ya zerrîya mi Sozê to est bî mi rê kanê ez û to bîyêne ma Nika ti kotî ya, agêre bê Bipêşe birîna ke to zerrîya mi de akerda. Nêbo meyxaneyî benê keyeyê mi Hema ke rojnameyan bi puntoyanê qalindan nênuşto. Vanê ke Elî Baba kewto meyxaneyan Agêre bê ma, hema ke êlule nêvejîyaya
XwendinMy eyes long for nights with you, my love, The sole memory you left behind, Each time the chill returns, my heart still aches— I hold tight to the memories left behind. I linger in the dreams held by your tender gaze, With you alone, I’ve known the glowing nights. Stars fallen into the lake, frogs croaking softly— I’m drawn to the lantern glowing in your eyes. I watched the night unfold its magic, My soul steeped in the scent of your skin. We’d cast our dreams upon the lake, At dawn, our bodies stirred with morning light. The willow where we carved our names has dried, So many nights have slipped to dawn, The willow kept our secret embraces, Each branch held a memory of us. In your absence, our memories slipped away, My heart aches for the remnants left in me. I reached the lake—its bed dried, all mud, I wonder if a lifetime’s long enough to reach you once more.
XwendinNot my eyes, but my heart weeps in your absence Not my flesh, but my spirit aches Come, breathe life into my heart, my hazel-eyed love Let your curly hair fall loose With your first glance on the ferry, look into my eyes The bonds at my knees loosen at your gaze You lit a shepherd’s fire within my heart My body is wrapped in a warmth beyond words Take my heart, my beloved woman With only my heart as my wealth, I come to you Merge into the endlessness of your heart; let us become one Embrace me with a love so deep, let it blossom into passion The ferry sails through the sea, with pelicans as our guides Take us, ferry, to the harbor of love Drop anchor in eternity; let passion fill our hearts Let’s step onto the deck, let your hair caress my skin Your hazel eyes drift toward the endless blue Let me dive into your gaze, let’s kiss among the stars May the stars be your companions, I’ll be your soulmate My hazel-eyed love, moonlight falls upon your hair
XwendinSnow keeps falling — and I shiver Not on the streets, but right in the center of my soul. My soul was caught in a storm A cold wind struck my left side I lost myself in my homeland The snow that touched my heart back home Became a storm raging in my soul My body is left aching in that far-off place Longing for home in exile — It's a heavy burden, my friend I miss you, Istanbul And the scent of the sea, the cry of gulls I miss sipping tea on the ferry, with the scent of the sea all around Even the smoke rising from factory chimneys The scent of workers rushing through the early light of morning The smell of sesame simit and warm salep in the air My İzmir, city of love I gave you my childhood and my youth My dreams and hopes were left unfinished And my sweat still lingers in your streets Women in headscarves and shalvar I miss the voice of the young girl singing folk songs beside the tractor I miss the brave souls of Anatolia — its women and its men those nameless heroes who sing songs of freedom in the mountains The shepherd’s flute melody, The village woman on horseback — I miss my Anatolia. Homeland! Let go of me — I carry longings still unmet Don’t let my dreams remain unfinished I made a promise to the children — In free and full tomorrows Their kites won’t get caught on wires I vow to the workers’ rising power.
XwendinI miss you so much, my love If only you knew how I long for you Your laughter lingers in the poppy fields And your scent lives on in the warmth of your embrace The red of your scarf Made the poppies blush with envy There was sunlight shining in your eyes I couldn’t look—my heart’s knot came undone Your sudden leaving left me mute A northern wind swept through my soul Your absence shut me inside myself Come—so I may find life again Bring the part of me you still hold Let me flow into your heart as love Give me your affection, and I will bloom You, the scent—I’ll be the seedling Nights always bring you to mind And your laughter lingers in my days I dread the day's slow turn to dusk For sorrow settles in, and I see your smile That first glance—on a sorrowful June night Wrapped my heart in the heat of July I stood frozen, lost in your gaze My lips were sealed by your beauty
XwendinIf you go silent, the world goes still The universe sinks into hush and gloom If you take your eyes away from me I’m lost in darkness, stripped of all light In you, I found my truest self A world without you is cloaked in dark With you, life tastes like spring again The sun is warm with you—my only spark Love finds its meaning in your eyes And passion is the fire in your heart Let me be the ashes of that blaze Be the wind—scatter us across the world Let our ashes bloom into love With you, colors begin to make sense I knew spring by the warmth in your breath And rode the heat of summer in your love You flowed into my heart like a rushing stream Your echoing voice held the sound of valleys And in your eyes, I saw the stars You became a spring to my thirsting lips
XwendinAt dawn, my heart set out on its path Mist wrapped the mountains in thick veils My heart looked toward hope While my restless eyes stared into the unknown My heart made love its guide My life turned to ashes, scattered by the wind Still, my heart longs to live in you, unyielding It chases love, daring time itself Don’t count the years — they hold no worth If we can meet, time loses meaning I’d trade a butterfly’s life for love — what use are numbers? It’s true — my heart is white as a daisy for you My beloved rides a horse, the saddle bright red Her braided hair woven into the tassels Easy now, wild foal — don’t let her fall Dismount, my beloved — I’ll give you water by the handful The road is rough, the mountains steep, mist veils every path Storms have raged within my heart In my darkest nights, you were my hope You lit my nights, my love When I think of you, the seasons feel hollow What are months worth, if reunion is all that matters? I swear to you — I’ve buried all my regrets I come to you bare, like a newborn — stripped of every excuse
XwendinI'm so full of feeling, It weighs heavy on my heart. If they touched me, my tears would flood, Were these lonely years of pain meant only for me? The weight of loneliness is too heavy to bear. I’ve found no cure for my sorrow, No friend to share my solitude. The years flow on without you — and I remain alone. Sorrows pour into my heart, Each time I touch your photograph. My heart shatters, my wounds reopen. Don’t come with bandages — come to truly heal me. When your skin touched mine, Flames wrapped around my body. Tonight, I felt you once again — And fire took hold of my heart. I can’t call it life, this life without you. Though your absence keeps pouring pain into my heart, I hold on to your image — you became my hope As I think of you through sleepless nights.
XwendinThe ice in my heart has melted Tears of joy begin to flow Gently streaming down my cheeks Watering the seed planted in my soul Spring has arrived, knocking on my heart’s door Welcome, my love, whose heart feels like spring Nurture it, let tender wheat grow May my heart become a place of harvest Harvest the grain, let it turn to wheat Fill love’s storehouse for wintertime May joy echo within your heart’s cry Let each cry become joy, and each joy love Welcome—not as my guest, but as my soulmate Sit comfortably, settle in my heart My beloved, my beauty, my love The deeper we dive into this ocean, the lovelier we become My heart speaks my truth, and my heart belongs to you May our love be an endless harbor I dive into your eyes like a swimmer Be the sea, and I'll be your moonlit glow
XwendinWearing blues, defying the sea, Clad in sky’s own deep blue, Chestnut hair flowing over her shoulder, Reaching out as if to embrace the sun. She has a smile the moon envies, You’re like a blue orchid in a pot. Let me be the soil for you, You be the branch, I’ll be the leaf. Sitting by the sea with eyes of blue, My soul is captive to your beauty. For just one glance, I’d give my life, The wind has carried love’s scent to this land. My heart longs to run to you, my blue, As if shackles bind my feet. The bonds around my knees have loosened, yet I’m frozen, Reach out your hands, so I can run to you. Let me be the butterfly resting on your shoulder, Blue flames have fallen into my heart. Your beauty enchanted me, I’m dazzled, Heart, run—spring has knocked upon my door.
XwendinYou left us with no word, no reason Will rainy nights now be left orphaned? Did we not walk those streets together, soaked? Did we not chase the dawn, dripping wet? Without you, I fear the streets Your eyes were the light guiding my way The love in your heart was my compass I'm cold now—cold without you, my love You showed no mercy to our dreams To the love I wove stitch by stitch Silence fell on my heart, aching deep When you're not here, quiet floods my soul When you cross my mind, I lose myself I’m lost in a maze, no way out Darkness swallows my path, I walk blind Pain wraps my heart—I’m left without cure Come back, let our dreams bloom again The words we once built lie scattered Without you, I’m dry earth thirsting for rain Come before my heart turns to dust
XwendinA strange feeling wrapped around my heart Storms inside me keep rising in waves My soul longs to run to you But you are far, beyond the ocean’s reach You dwell in my thoughts, deep in my chest The air is heavy with sorrow, and my soul aches Don’t come near — don’t burn what’s left of my heart This love has taken over all of me Not my heart, but my soul caught fire Tears fall from my eyes — no hand to wipe them Go beyond me, homeland — you’re a wound I carry To fall in love in exile tears the heart apart To whom can I tell this aching heart? Exile is being alone, with no soul to hold As night falls, sorrow sinks into my soul My heart searches for you — I burn within November fades, it’s the final day Love slipped gently into my heart The air is cold, yet my heart’s on fire Love arrived from afar, carried on a soft sound
XwendinA blue voice echoed in my heart Come, my blue flame, my tender sin My eyes got lost in your blue gaze Blue clouds drift across the sky In the blue waves of the sea Foam dances in graceful rhythm Blue waves rise through your hair And wrap your bare skin in their embrace You dressed yourself in the blue of the sky While I burned crimson in the dawn In the love of blue and red, my blue flame Painter, take up your canvas — and cover the world in blue. My dreams are blue, my longing leans toward spring You ride a horse with blue tassels, my love Your braided hair slipped down the foal’s back Don’t rise up, wild colt — don’t let my beloved fall I loved the wind when I felt it in you I loved the blue burning in your gaze I broke so many vows for your touch With you, even the nights turned into light.
XwendinCOME, BE MY HOME I need your breath more than words can hold Take my hands, stay within my gaze I long for the warmth that lives in your heart My hands burn in snow—just wrap them in yours I’m tired of all the time that passed without you I was never a child, nor did I know my youth I never learned how to be loved in time Always alone, behind four silent walls Snow keeps falling inside me, season after season I wait at the window for a smile that won’t come Come close—maybe I’ll learn to smile with you Come before the curtain falls I opened my heart, and your name was written inside A blue soul was placed beside it I never could solve this riddle called love Before I lose myself, come, my love Come, take my hands and bloom with me Let me become life in a thousand flowers Be my home, I’ll be its pillar Let me watch the sunrise in your eyes.
XwendinMy soul trembles beneath your cold gaze Your eyes—like heavy skies Darkness sank into mine And the stars faded into night This city is full of forgotten love Each goodbye leaves sorrow behind Longing cries—my heart feels weak Don’t come too close, memories—I might break I asked for just a touch of love— Not a bandage for the wound in my heart Just be a companion to my soul Let me share my days with yours—let us be whole Come with your love, or I’ll be left in the frost Dew clings to my hair—I’m cold Out-of-season snow falls on my heart They tried to soothe me—but it all turned to ice Snow keeps falling, thick and still My soul rests like a sparrow on a brittle branch Covered in white, I can’t breathe It longs to fly—let love be its wings
XwendinHearts should be filled with joy, Love should flow like rivers in spring. Sometimes in the nightingale’s song in the woods, Sometimes in the cranes whirling in sacred dance. Sometimes on the wings of seagulls, Sometimes in a dream of freedom, Reflected in the lover’s eyes, Where the sky holds the soul of all colors. Love should find its essence in the stars, It is the seed that sprouts in the soil, In spring’s generous embrace, Love must be the green shoot that grows. As the soul enters the mother’s womb, Love is the essence of unborn life. It lives in a mother’s tender scent, Like the scent of earth after rain. Love is the crimson sun rising at dawn. It is the love of a snowdrop for the sun. It is the earth’s love for water, and the roots’ love for soil. Love is the name of what flows between hearts.
XwendinI'm searching for myself Where have I ended up? Like a caravan without a compass I vanished in your absence If you took me with you Let me go before I run out of breath I let you rise to the sky from my heart Don’t fall back down as rain to the earth Like you dried out my heart Don’t let daisies wither in the soil Cruel is a word I can't let touch my lips I loved you deeply, without a doubt You're a blossom that came too soon Your heart, like a tree that never bears fruit Your eyes—a muddy, bottomless well I got lost in them—let me drift free Don’t lock me in your desires Set my soul free My heart grows cold within your arms Is there any of me left from before you?
XwendinCranes circle the sky in a sacred dance They dance with love, their voices full of longing Oh cranes! If your path crosses Istanbul Pause and carry my greetings to the one I love Take my heart, and let it join your caravan Carry it to my beloved—my only treasure Say I loved her with a love that spanned a lifetime My wings are broken, I can’t fly anymore If I can't fly when that day comes I wrote your name not on my lips, but in my heart Your eyes became the light in my darkest days I long for your radiant face, and turn to the sun It is winter—has love touched your heart? Your heart turns to autumn—warm and full of haze Your joy is like a child reaching its mother You flutter like a bird without wings, drawn to the warmest moment If my beloved stays silent, winter settles in my soul Snow falls gently, my heart shivers like a sparrow At dawn, my memories were buried—I stood still and cold My dreams turned brittle, breaking like glass—don’t keep me apart from you
XwendinMy eyes won’t find sleep, My body no longer fits the bed, The four walls are closing in on me, My room, like home, is dark and cold. My heart, don’t tear apart, the day will dawn, Sunlight falls on your hopes, melting the ice, May my longing not cry, my heart burns, Your absence settled on my soul like a nightmare. Migrating birds, add me to your caravan, Take me to my homeland, include me there, My love remains in the city of blue dreams, Where the sun rises red upon the loves. You’ll be a flying butterfly in the beloved’s laughter, A sum of colors painting the beloved’s body, A gentle kiss upon the beloved’s forehead, The dimple on the beloved’s cheek, the scent of the beloved’s skin. You’ll love the rose upon its branch, Hold your beloved within your heart, Become a bee inside your lover’s soul, Weave your love stitch by stitch, Turn into a star and gaze into your beloved’s eyes.
XwendinI Came to Find You, But You Were Missing I came to you today But you weren’t there to find Like an abandoned house A crow perched on your window’s mind Like a herald of disaster, it cried aloud Each call scratched deep into my heart’s shroud Black winter, bitter cold, I’m burning inside Birds flying high, take me on your ride Cast me to unknown lands Carry me on winds, let me be the storm’s hands From mountain to mountain, let me softly roam Be the snow that cools the fire in my home I came to search and find you here Brought our memories, held so dear Said we’d lay them out, one by one But you were gone, my hopes undone My dreams slipped right through my hands My joy left incomplete, no laughter stands They stole my smiles, they broke me down I never lived you, come in any time, I’m bound
XwendinLoving you from afar is never enough Not when soul can’t meet soul Unless I rest my head upon your chest And your hands gently stroke my hair Unless our eyes meet in love’s embrace, Can dawn break unless I’m embraced by you? Leave the window open for the wind to come Let the wind cover our bare bodies On the ferry deck, we sip our tea My love, lost in the pelicans’ dance The scent of sea should blend with your perfume And your chestnut hair fly free in the wind Let your tangled hair fall wild and free It gently strokes my cheek with tender longing You toss bagels to the pelicans While I softly gaze into your hazel eyes The ferry’s whistle broke locked eyes Far off, a flute pierces the heart At Kadıköy ferry dock, a street vendor stands Barefoot, blue-eyed child selling handkerchiefs In you, my homeland, love suffers in silence This city needs love in children’s eyes Let pure gazes hold love and longing My heart yearns to love you like a child would
XwendinI came to find you, to make you mine. O Istanbul, my love lives in your heart. I let my soul lead the way, Unknowing of roads, I followed love. I set out from beyond the ocean, Without pause, I came to you. My lost years are held in you— I came to find the part of me you kept. Let my soul meet yours, my heart find yours. There’s a wound in me—only you can heal it. I lost count of the seasons gone by, Just show your face, and it will be spring again. At night I asked the stars, by day the sun, My heart spins for you—be the wind it follows. I longed to see the you within my heart, And found the sun in your smiling eyes. Let your kilim-patterned scarf dance in the wind, Let me breathe your scent and steep in its warmth. Spring—the queen of all seasons—blooms in your rose-like face. Open your door, let me see your grace, and find my soul again.
XwendinHow I loved you— To whom could I ever explain? My longing was an avalanche— I was buried beneath. Take my hand, lift me up— I've come to you. Lift that yellow scarf—let me see your eyes. The echo of your song rings in my heart. Blue plastic slippers on your feet, A basket on your arm—your fingers, rough with work. You cut grapes, cluster by cluster. Let me hold the basket—if you allow. My heart is screaming inside, I cried out my love for you—you never heard. All the dreams I left unfinished, I poured into a glass, drank—and came to you. Let me steep in you for a while. You be the water, let me be the flame. Like spring’s rushing rivers, The cry in my heart no longer fits inside my chest. It echoes through my city of love—Izmir. The clock tower in Konak has witnessed my tears. How many lovers kissed in your gaze? How many doves veiled their secret embraces? Shy glances turned to feed for the birds— Forbidden love beneath the trunk of the palm.
XwendinIt wasn’t the road I took, nor the pain I faced— It was longing for you that wore me down. It hurts to arrive and not find you there— My satchel overflows with all my yearning for you. I yearned for just a sip of love— Your scent became my only guide. Let me steep in its narcissus sweetness, And drink this love, handful by handful. You are my narcissus—gently you rise, Be my spring, spread your scent with narcissus grace. You be a sip of love, and I’ll be the rain— Let me be your soil—where your colors take root in my soul. The narcissus should be loved while still on its stem— Don’t pluck it, don’t touch—let it live in its color. Let it live, so love may blossom in hearts, Let your scent drift—let my soul steep in you. You, on the slopes of mountains, in hidden valleys— Let your scent drift, I’ll drink it in by the gallon. I loved with my heart, with all my soul. Love a friend with your heart—only then you're truly a friend. You be the narcissus, and I’ll be your color— You in yellow, and I in white. You be adorned in yellow, and I in white. And at dawn, let our souls dance together as one. You, with your colors—the graceful narcissus of the valleys. Let me be blended with your essence and grow beautiful. Let me be a purple butterfly on your tender bud, I stitched this love gently, like embroidery thread by thread.
XwendinIf one day someone asks about me, Don’t ever say you left me — please. Don’t say you forgot the color of my eyes. Say they were black, hazel, green — or any color at all. Please, my beloved— Don’t tell a soul you forgot me. If I hear you looked at someone The way you once looked at me, I will break. I would drown in sorrow and fire, So take care of your heart—for my sake. My heart still lingers inside yours, And if you wear that blue dress, I’ll burn again. To your untimely and senseless leaving— I drink the ache like tea each day. Your untimely leaving left my soul unwhole, Each day turned to night — daylight faded from me. After you left, my eyes kept chasing you. Please don’t say I forgot the stars. You forgot me — but I stayed in thoughts of you. Even Alibaba couldn’t tell you how much I loved you.
XwendinLet those with no words for tomorrow Stay silent today! Let no word be stained. One whose heart and word are not as one Can never be pure, nor whole. And can never know of love, or of falling in love. If no eyes gaze upon the sun, No heart will know how to love. If one does not know how to walk in the rain, How could one withstand the hail? One who walks the path alone Can never share a heart’s true bond. Those untouched by love’s sweet light Can never learn to love. The unripe soul cannot learn To wipe away another’s tears. I leave you be— My pen wished to capture you. My fingers couldn’t hold the pen, Tears spilled, the paper ruined— I couldn’t write you, nor myself. We never were truly us. My heart stayed with you, My eyes hung on green. Sleep never came— Did you have no word at all? You struck my heart like wind’s blow, I rose up like a cloud of dust. You left behind a wounded heart— Let rain, not tears, flow down my cheeks.
XwendinIt’s far too late now for you to return I waited so long—you never called or asked On sleepless nights, you were never there I was trapped in you, like a prisoner In every song I heard, in all my dreams—you were there If one day you happen to remember me I won’t be around that day I’ll be far, far away, aching in silence Curled up in a corner, unrecognizable This is your doing — you struck the match It wasn’t just me — we both burned to ash I walked away from you, and fell into sorrow Don’t you ever face me again Let me bury you deep in my heart I made you so grand in my dreams, No mountain was ever as tall as the one I built for you. In every path I walked, you were there In every sentence I spoke, you lived I always ended up in you—in the taste of love My tears remained on your chest—now let me be
XwendinI set off with my satchel on my back... I don’t even know where I’m headed. Is it the satchel, or what I’ve lived? Let the stab wounds on my back keep bleeding. To whom can I call a friend and speak my truth? The wound in my heart hurts my soul. A wound from a twelve-caliber bullet — What’s left pure when love has been fed lies? Those you called friend wound you from behind, Love cuts deep into your heart. Like a caravan without a compass, I move on. A loveless soul is like a tree without leaves. Let beauty be untouched, let it be sacred, Don’t break violets from their stems. Let colors blend and beauty live on, Don’t taint it — let LOVE be life. Hope blossoms when your heart is called upon. You fall onto love’s path with your whole heart. Love ends before it takes a breath. Can there be love in a heart that holds no love within?
XwendinHere I am, with all my whys and reasons And I’m leaving myself behind, without a word I couldn’t name what brought me to you Were you the address written just for me? Or were you a pebble resting at the lake’s floor? You left without a word, without farewell Before I could feel the cry in my chest Like a toy, worn out in your hands in days I became the one you no longer remembered Was it spring or autumn when you came? Like yellowed leaves, my heart faded And fell apart, slowly, in tiny splinters The storm hurled me into the steppes Wounded and bleeding, a bullet without a question You remained in my heart, your name upon my lips And my eyes were left hanging in your chestnut hair Let the part of me you hold be scattered by the winds Let it drift to lands with no name, no return I couldn’t name the wound that was your coming I looked to the window—yet never saw you leave
XwendinI am humble earth for hearts full of grace, Turned into a grape, I became wine. I bloomed like a tulip, the gathering of all colors, Became the smile of a frostbitten night. I became a star to light the darkness, I became a breath of warmth in the bitterest cold. I called the universe home and drew no line between you and me, Don't be a bandage to my wound—be the healing balm and come. I never bowed to the unjust, Blew like a wind against the foul and the false. I am the scent of love in the soul of a daisy.
XwendinNo one asks about me—where are you, my dark-eyed love? Evening’s darkness has fallen on my window. Stars are flowing across the sky, And darkness has filled my room—I'm left without you. Longings spilled into the heart of the night, I have no strength left to gather them. Like ants, they scatter through my room, Yearning struck my heart—tears fell from my eyes. Don’t weep, my heart—you’ll drown in sorrow. Let no tears fall from your eyes—they turn into longing. I’m left without you, in a land not my own, My heart is crucified in your absence. Blue hues flow gently through my heart. Send the news to the birds and insects. Let everyone ask, so none remain unaware. Stars have fallen into the gaze of my soul. Dawn fell upon my heart, with the scent of spring. Take a handful of love—come, let it be love. My dark-eyed one, my heart stayed with you. I am your Alibaba—my breath is bound to yours, my dark-eyed love.
XwendinI’m waiting for you, my woman Be the woman of my heart, with the taste of a poem In what distant lands are you—I don’t know Are you in the cold, or in the warmth? Are you free, or are you captive? I remained in you, my woman So many stories piled up while waiting for you To write us would be the loveliest novel To find you in the poet’s tender lines To read your eyes like verses steeped in grace To feel the sun’s warmth within your heart I lingered on your lips, my sorrow-eyed beloved Another year has passed in your absence I’ve no more patience, no more endurance Before life runs out, come back to me If only I could have lived you with the taste of love Let me belong not to the earth, but to you Time has lost its meaning The seasons faded, the past became senseless Come to my face like the dawn’s first light, So that I may be yours.
XwendinThe longing I feel for you knots in my throat I haven’t wiped the sorrow from my eyes I know, you are the one in my heart Words can’t express how much I miss you An unnamed sorrow wrapped my heart so strange My eyes have wandered into the valley's range My soul is strained, my heart torn in two Don’t say you’ve gone too far, my love—don’t say it's true I burn with your longing in this land While you’re far away, burning in your own flames Your absence smolders like embers in my chest It’s not the river’s water I need, but your touch I walk along the river’s flow Among the blue lotus flowers You came to mind like a blue lotus bloom My eyes remained on your blue dress My lips stayed on the forehead I never kissed Stars fell into my eyes from your weary gaze I lingered in the speech of your silent eyes The lotus faded upon your lashes, my love
XwendinIf you ever seek me, my water lily, I'm not lost — I'm where you know. When you cross my mind, my love, It stings like a thorn in my heart. Without you, the streets I walk are silent, I hide in corners, weeping for your absence. No hand to dry my tears, nor to hold mine. Only the purity of a water lily in your smile. You come to mind, and sorrow falls in my eyes. I cry out, my water lily. My eyes mist over and drift away— The valley where I breathed your scent is my final stop. In the valley of love’s spring, I live in our memories, Barefoot, I walk the lake’s pebbled shore. I weave crowns from lilies for you, How beautifully the shade of red graced your hair. Let me stay in the purity of your lily-like heart. You be the lily bud, and let me be the bee. Let me dwell in the lily-clear depths of your eyes. My water lily, filled with love like your heart.
XwendinLoving you, my lifetime passed within my heart The love that fell into me—come, return to my soul So many springs I waited—come, don’t stay away I found your scent in the heart of a violet In every dream I’ve built, you were there In the potted violet, I imagined you Colorful violets lined up on the windowsill Blooming smiles to the sun I dressed you in the colors of violets Though just a dream, I lived you, my beloved Sometimes bare, sometimes in a purple dress A kiss on your brow—tasted of violet Your lips, red as a violet Stars filled the darkness of your eyes A blue brooch upon your white shirt Even the sky envied your hue I want you so deeply— Like dawn longs for the sun Like night’s love for the stars Like the purple violets' love for the light— I want you.
XwendinYears have passed since love touched my heart So many seasons, my soul fell apart How far away is the day we reunite? Waiting for you, my hair has turned white Did you hear, my sorrowful heart? The one I love still hasn’t come today. My eyes are tired from tracing the road, My soul has withered like autumn leaves. My gaze remained fixed on your picture Nights have blended into days Sleep has escaped from me My eyes are caught in memories’ haze Rain seeps in through the window’s frame Tears roll down, into my heart they fall My soul is imprisoned, a captive to you It’s not seasons, but life that slips past all Before a harsh winter falls upon my hopes Be my spring, and come to my shivering heart Let my heart rejoice and dance with spring Come to me before time flies like migrating birds
XwendinThey've dimmed the sun, child Tainted the innocent gaze Don’t dim the stars, you cowards— Their only crime was to love humanity They called the mountains home of the free Saw women and men as equals Their skin carried the scent of thyme in spring, Their fiery hearts rose tall toward the sun Stars of the night, sun of the dawn— The cowards set a treacherous trap Bullets were vile, bullets were cruel Each became a crimson carnation and fell to the earth Spring arrives even before the break of dawn, And saplings begin to sprout. In every heart, heroes grow tall like fields of wheat. On barricades, in resistance, they are remembered Salute to those who fell fighting
XwendinAt dawn, I find myself by the window Don’t know how many dawns I've waited for you I avoid looking in the mirror My fears have grown so large What if you never come, my hair turns snow-white Sometimes, I don’t recognize myself I shrink and sink into quiet despair With questions I never had the answers for Where am I, the one who drifted away? I wake to the long horn of the train Is it my feet or the love in my heart? I wake in the station, still waiting for you Seasons passed, day turned to night, night into dawn It’s been so long since you left I can't count the letters, a lifetime isn’t enough The ink dries up, my tears write my longing I found you among carnations in the mountains A crown of daisies, a belt of carnations I told the beetles and bugs all about you And leaned into the spring of love, endlessly drinking Come back, my love, take my hands Let me be a star in your eyes, and the soil before your beauty Come in your patterned shawl, my beloved Let my arms be the belt around your waist
XwendinIt’s a cold winter evening, I’m shivering The storm has wrapped everything in white A sly wind creeps into my shack The oak logs blaze in the hearth The fire in my heart is burning me My soul is tangled in silent questions As humanity fades, what is left behind? When each breath is a lie, what truth remains in the eye like a bullet? If love still lives, it flows like the sea It holds the one who comes and grows them in the heart Respect is blue—pure as the sky If it’s a true friend, it stays deep in the soul The branch to lean on has withered like autumn Loves, like autumn leaves, have fallen away Yellowed and scattered with a single breeze Neither the sky nor the seas are blue anymore The window is frosted over A satin curtain with flower patterns A sparrow timidly taps the glass The window won’t open—it’s frozen shut The gas lamp fails to light the room It shivers in the wind, covered in soot Howls have filled the room, I’m gripped by fear Rebellion has seized my soul, sparking wild flames My heart screams like bullets at midnight Those I called friends are gone, where is humanity? Let my wooden shack burn, let me turn to ash If humanity is dead, then let me become ash too
XwendinWhen evening falls, sorrow wraps my heart My eyes stay fixed on the window In my dark room, only one light remains Even the stars have left the sky I've fallen into the heart of the ocean My scream is caught in my throat They stole my hope, I’m left without light Winter's chill has settled into the night They’ve stolen the stars, and dreams are half-lived Have you ever loved the impossible? Have you ever dived into pitch-black depths, Knowing union was never meant to be? Did you love as if tomorrow still held a voice? Did your eyes weep like open springs? Pain touched not my body, but my soul I sigh, and my heart catches fire Each sigh draws pain across my soul Don’t leave me, or my eyes will drown in darkness. I fell for the beauty and fire in your gaze— No one’s ever looked at me like you You know, it felt like you were always near As I set the table, I place your plate across from me. I pour two glasses of red wine And as our talk deepens, the tears come Mine is just a dream I built around you I drift into dreams — just you and me. I wanted to lose myself in your hazel eyes Let me be the last drop of wine from your lips...
XwendinIf you ask me about yesterday and today, They stole my yesterday, I don’t know today. I was a child, made my tears a toy, Did you cry quietly in dark corners? Did you hold the earth as if a mother’s embrace? Did you cry out in longing when the rain fell? Did you get wet, half-naked, in the rain? After the rain, to the smell of the earth? Did you hold on as if it were your mother’s scent? Did your tears mix with thin bread? Did you hug the grave as if a mother’s lap? When your stomach hurt, did you seek refuge in the grave as if it were your mother’s home? Without knowing yesterday, I am homeless today. At twelve, I suffered exile, How many lands I was exiled to, yet I never settled. I became a wingless migratory bird, To whom should I tell about the woman I loved? Mother, I couldn’t lay my head upon your chest. I couldn’t make your scent a cure for my pain. If you’re not here, mother, who will kiss my sorrows? The longing in my heart burns my soul, mother, If you’re not here, who will soothe the pains in my body? You didn’t kiss my forehead, you didn’t stroke my hair, You didn’t wipe my tears, didn’t kiss or smell me, mother.
XwendinOn this night, my love left me alone, Flames descended in my heart for you not coming. Your laughter remains with me, my sole comfort, My heart struck by your starry gaze. Her playful coyness burns my soul, her eyes kindle my heart. I loved such a beauty, lost within her eyes I stayed. The moon kissed her rose-like face, and captured my heart. Her smile holds the rise of morning sun. My love flower, my spring fragrance, The love in my heart flows like a roaring river. Like the mighty Meriç River, you streamed into my heart, Let me gently kiss between your eyebrows. Your kisses set fire in my heart, Your face, a sunflower smiling like a blooming rose. My heart can no longer bear your gaze, All I knew was erased, only you remained. Sitting on a bench in Longoz Park, Red scarves on your head, your eyes with me. Flames fell into my heart, my tongue became mute, My knees loosened, unable to walk. Deer envied your dark eyes, My Zeynep with tender gaze, You are light in my darkness. You are the sun of my hope and love, You reflect the love that settled in my heart, my woman.
XwendinMy poor heart, don’t shiver alone Don’t think I’ll stay in harsh winters My hands are blue from the snow’s cold Come, hold my hands in your palms Snow falls not on my skin, but deep in my heart Winter’s storm has fallen on my heart in your absence Like a shy sparrow perched on a fragile twig My fears grow, I shrink—like a single snowflake big I packed my wooden suitcase Not with clothes, but with sorrows Tears have gathered deep—cry on, my eyes No stopping now, cling to hope and move on I have no complaints against others, only myself I came, I go, I was a guest I looked out the window to the world, close the curtains Close the letters so they won’t remain orphans I’m lost, no one knows where I am, I’m on the road No compass, no address to reach Who is mine, who stayed with my cold heart? I am Alibaba, I served no master—come, you who dwell in my heart
XwendinBarefoot, torn shirt, street by street I walk, They burned my soul as I go along. Knife is sharp, words sharper still, My heart bleeds, broken and ill. I sat down on a cold stone’s face, So hungry for love’s embrace. The light in my eyes has run dry, You left me in darkness, no eyes to rely. In my satchel, love letters lie, I opened the blue envelope, lines hard to spy. Tears have blurred the faint-written rows, The poet wrote the lines, the heart wept so. Will the sun rise again on my body? Will the wounds in my heart find remedy? Come not as a bandage, but as healing balm, They stole the stars from my eyes; I’m in calm. My body shivers in the gentle breeze, Streets are crowded, yet I’m lonely with ease. The satchel is heavy, the letters burn my heart, Though every line, full of memories, burns my soul.
XwendinYou said “come,” I came, but you, my beloved, were not there The village square was set with the wedding’s halay dance Those who saw me whispered among themselves Forget-me-not flowers stayed in my hands Your lilac scarf, in the hue of the forget-me-not flower By the riverside, the forget-me-not flowers I would craft a crown of lilac to suit your head The forget-me-not flower, like me, was left an orphan I wrapped my sorrows with the little joy left My dreams no longer fit in my heart I withdrew to the foot of the highest mountain The love in my heart does not leave my side As I cry, my sorrows grow heavier As I shout, my heart breaks apart Girl, I loved you so much, I thought you were my only love But you have become someone else’s beloved The floral satin dress you wore for me My only wish is that you keep it in your trousseau Oh heart, be patient, nurture your hope One day the door will knock, embrace your hope My eyes searched for you a lot, I am where you first kissed me My eyes got stuck on the lilac forget-me-not flower I am on the rock where you carved our love’s name Don’t lean from the steep cliffs to the river, be my true word Let your words become my very essence.
XwendinMy beloved, loving you beyond words, My regrets, my hopes, my wounds I cast them to the Black Sea’s fierce tide, Naked, bare, to you I confide. My words reflect the very truth of my soul... I loved you for who you truly are, Not for resemblance, but your true star, With poet’s charm, in your eyes I’ll spar. Hold my hands, together we’ll climb The moss-clad rocks of mountain of stars Where two daisies have blossomed in the moss One yellow, one white, a gentle toss. Let your scarf be yellow, your shirt pure white, Like the starflower, in your patient heart, let me dwell. In hues of white, yellow, red, and blue, A bandana for your head I’ll make true, My woman. Let our love be the passion of Kamber and Arzu, Let me cry out loud, may it echo through Mahya’s peaks. That I love you deeply for simply being you, On the mountain of stars, in your eyes I grew, my woman.
XwendinAs I fled from you, barkeep, All roads led to you, frostbitten night. Do you have wine left from autumn? Pour me red and cold wine, dear barkeep. Would it quench the fire in my chest? Don’t interrogate me, barkeep— Let the meze be plenty, and let the burn be red. Let the ache not sit still in my heart as it does on the plate. Do you keep secrets, barkeep? Open the red-bound book—no commas, no delay. Let me tell of the love that drained my life away. I’ve waited long, but the love in my heart never came. How many wounds has Alibaba borne in his soul? Pour me a gallon of red wine, barkeep. Draw the curtains so none shall see, Let no one see me cry, nor whisper that I did. Red wine in my glass, now stirred with tears. I drifted into dreams tinted blue, barkeep. Play the violin as I sip your sorrow, I belong here now, write that down, barkeep. What I thought true turned out to be lies— Lies in word, lies in soul. Close the book of love for me, For neither loyalty nor truth remain Among the people I once knew.
XwendinIf I asked, would you wipe away my loneliness? If I begged, would you fall from my collar? Your fury burned too deep—I couldn’t bear it, hollow world I shut myself in, to a lightless realm. In a world so bright, I’ve no more patience for lies. Seasons have betrayed the truth—snow falls in summer, Spring was blurred by all four seasons, False spring came to winter, and the bud was burned. Can love exist in a heart that’s never known love? Can wine be born in cellars without a cask? Wine rests in the cask, you in my heart Come and stay so I may steep myself—my soul within your soul. Let me be a sip of your wine, A single drop of love—you in my heart. Be the sun to my heart left cold in the frost, Be a star to my eyes that have known no light. In my heart, I’ve nurtured a butterfly cone, Be the butterfly—let’s soar to the stars. Let me be the Dawn, fall into your eyes, And you—be the butterfly cone in Alibaba’s soul…
XwendinThe years, like grains of time Lined up one by one, side by side Each one unfolding, transforming Spilled into my hearth, mom Years without you, oh, how painful, mom Sometimes helpless, unsolvable, mom Sometimes the years line up like skewers Laid on glowing coals, hearts sizzle and ache In my merhaba as well A molten knot of embers, glowing fierce I burn on all sides Thirsty and silent, mom I am wrapped in love, mom In a warmth beyond words Beneath the gentle rain Earth herself is Mother, her very scent is Mother I wish you knew my longing for you How deeply I missed your scent How I’ve longed to sleep in your embrace How I miss your warmth, mom Mom, I never had enough of you I couldn’t sleep in your arms You never stroked my hair I couldn’t feel safe without you, mom Mom, today I am so cold And alone in a foreign land without you Like a deer, mom Trembling at the hunter’s approach I am like butterfly on a cypress tree A timid sparrow Alone, without you mom Like a prey waiting to be hunted
XwendinMy soul is trapped, encircled tighter and tighter I have no strentght left to fight Smoke coils and wraps around me in thick clouds I am buried alive in sorrow One side of me is longing for home The other side aches with yearning The streets are cold and the screams of death have Engulfed the universe, disaster has taken the throne Is there any love or friendship left? Are you cold or warm, my son Mt lungs are left breathless Take me away, take whatever is left of me Bind the rest of my life to my lungs Frost and silence have fallen, my son May I have sleepless night, my son Rise, my comrade, the springtime of my life Your smiles are left orphaned, my beloved I shiver in your absence, my son My heart lies in ruin beneath weight of your absence Do not trample over me, homeland, I turned into ice and crumbled
XwendinSilence has fallen upon the cries Screams rise within the wails The world has become deaf to silent screams Bodies, naked, melt away stitch by stitch They cry out to you, to me, for justice They die, humanity dies Multiplied blind eyes The blind and the deaf have thrived Ears have become deaf to screams Screams are unheard, those who hear are deaf Icy weight has fallen upon hearts As if layers of ice stretch for meters Hearts buried beneath ice Love has died, consciences are deaf The horse barley in despair While the master seek his throne The merchant has placed justice on his scale Sword in his right hand, a noose in his left The bandit snorls, drooling While the servant chases scraps from a broken pot Humanity is dying, silently They have stolen one pan of the scale With the remaining one they drink blood Rise up, you hearts with conscience Today we have diminished by one, hearts ache with sorrow Tomorrow we shall multiply with thousands, beneath the crimson sun Rise up, stars will be born into our night For you, me and all of us, let Justice live.
XwendinO Son, you were a sapling in your spring Your branches hadn’t yet sprouted buds At times, like golden gleam of wheat At times, a carnation on its branch You were still a green fruit on the branch Not yet a grape Harvest ground was left empty, Son You were ment for spring, Son Not winter O son, in a distant, lonely land Whom did your eyes seek In your final breath? Which words choked in your throat? It didn’t suit you, Son To embrace the soil as your final love The soil didn’t suit you A groom’s suit would fit you better, Son You had grown so tall Reaching toward the sun Like a sunflower, Son Leaving pain in the hearts, you went Cursed be the name of death.
XwendinWellcome, my little one May your smile bloom forever So that your path be paved be love And your tomorrows lit with the light. A bright star of tomorrows, my baby You were born like the rising sun To my world, Aleida Lavin. As a spring rain You fell in the wasteland of my heart May your mouth be filled with laughter My baby Let the reign of barbarians collapse So all children can smile Always keep your smile, my love May the brightest stars fill your nights Let spring wrap your body So your dreams flow Like rivers swelling Keep smiling, my baby, always May stars bloom in your hopes So your dreams never remain unfinished Smile with a mouthful of joy, my baby Let the borders and lines fall May all babies be siblings Smile with a mouthful of joy, my baby May tomorrow be free and your hopes be alive
XwendinSeviyorsan, sonsuz sevginle sar, ten kokunda uyut sevdiğini. Yüreğim ateşten korlaşmışsa, yangın her yanımı sarmışsa… Aşkla, sevgiyle sar bedenimi, yüreğime düşen alevler dinsin. Varsın her gün aşkından yanayım, sevdanla acı çekmekse kaderim. Varsın çekeyim, razıyım aşkla; tek dileğim sana kavuşmak. Nice yüksek alevleri aşarım sevda yolunda; kalbim sana hep hızlı çarpar. Sana varma arzusudur gül yüzüne, gözlerimde süzülen yaşlar yüreğimdeki sevdasını büyütür. Yüreğime kramplar giriyorsa, bil ki sana olan aşkımdandır. Seni düşünmekse yüreğimdeki acı, ben bu acıyı bal eylerim. Seni yüreğimin derinliklerinde hep saklı tutarım; orada olduğunu bileyim. Bilesin ki sana olan sevdam bakidir. Yüreğimde acıya yer veriyorsam, kasırgalara karşı duruyorsa yüreğim, ve ben hâlâ ayaktaysam, aşkımdandır. Yağmurlar altında ıslanıyorsam, seni aramak ve sana kavuşmak içindir. Yüreğimde eşsiz bir sıcaklık doluyorsa, gözlerim nemli ve ışıldıyorsa, tarifini kâğıda dökemiyorum; sana olan aşkım yüreğimde hep saklıdır. Sevda yolu çetin; bildim ve sevdalandım.
XwendinMisafir değil, sonsuzum ol. Gönlümün kabulüsün, sualsiz. Düştüm yola, gönlümdeki sevdaya, Varsın deli divane desinler. Yollar çetin, yürümeye takatim yok. Sarp dağlar sıra sıra dizilmiş. Âşka giden yol zemheri olsa da Şafak bulutları güneşi müjdeler. Gökyüzü kızıl bulutlara boyanmış, Nemli bir yel eser, gönlümde yangın. Sensiz geçen zamanı yok saydım, Gönlüme düşen sana varayım. Uykusuz geceler, yorgun yollar olsun, Şiirler yazdım, rüzgârlara saldım. Haber salmışsın dağlardaki çobana, Beni aramaya yollara düşmüşsün. Rüyama geldin bu gece, kırmızılar içinde, Gelincik tarlasında beni beklediğini. Soluksuz sarp patika yolları aştım, Sevdam, sana varmanın heyecanı. Gönlüm seni ister, fırtınalar nafile, Âşka susamış gönül ferman dinlemez. Abandım kar beyaz akan sulara, Nafile gönüldeki susamışlık: aşk. Derviş tamburun telleri gönlümü yakar, Öyle bir türkü söyle ki derviş; Mutlu son olsun, sonsuzluk olsun, Gönül peşin sıra yorgun düştüm. Şafak kızıllığında düşeyim koynuna, Teninde sarhoş olup gözlerinde ayılayım. Kırmızılar içinde ince beline kuşak olayım, Gelincik tarlası mutlu son olsun.
XwendinBugün seni bekleyeceğim, Geçen ömrüm feda olsun. Kalan ömrüme gel, razıyım, Yüreğimdeki sen: sevdam. Sensiz geçen ömrüme, sevgilim, Ateş üstündeki kazan gibi yüreğim. Ateşi harlanmış kızılçam odunu, Bacasından tüter dumanı ruhumun. Düşmüşüm yollara, dağlardan dağlara, Ne ayları bilirim ne mevsimleri. Ben yüreğime düşmüş baharımı bilirim; Sen yoksan, gündüzüme karanlık çöker. Yürüyorum soluksuz, yol sarp ve çetin, Sevdanın yolu kim demiş çimendir? Bile bile düştüm sevda yoluna, Dikeni gül bahçesi eylemeye geldim. Kıraç dağları çimen etmeli aşk. Eğer bulamazsam gönlümdeki seni, İster gece rüyalarıma düş, İster şafakta koynuma düş. Kalan ömrüme dön gel, sevgilim, Bir gün, bir saatine razıyım. Sevdan yüreğimde harlanmış ateş, Özlemim, hasretim: yüreğimdeki sen.
XwendinDilimin sessizliğine bakmayın, sessiz çığlıklarla doludur dilim. Gözlerimdeki haykırışı taşıyıp toprağın yedi kat dibine gömdüler. Gömün, vicdansızlar, toprağa dilimi; bahar yakın, hem de çok yakın. Yağmur toprakla buluştuğu an tohum misali filizlenir karanlıkta. Haykıra haykıra, zalime inat tomurcuk açar. Gözlerim avaz avaz bağırır. Gözlerimin haykırışına aldanma; ismini öyle bir yere yazdım ki… Sol kaburgamı deş, işte orada adın. Gözlerime toprak düşse bile, o vakit yüreğim konuşur. Beni ararsan, bahardayım. Nar çiçeğindeki tomurcuğa bak, kabara kabara akan nehirlerin sesindeyim. Geceleri yıldızların arasındaki hoyratım, en yüksek dağlara bak: yüreğimdeki sensin. Kayanın yosununda filizlenen papatyayım. Seni unutmaya çalışsam da ismini yazdığım sol kaburgamsın; orası hiç susmadı, sana hep haykırdı.
XwendinSeni düşünüyorum şafakta, bakışlarındaki gülüşü, gözlerindeki yıldızlı ışığı, sol yanağındaki gamzeyi. Dalgalı saçlarındaki güzelliği düşünüyorum, özlediğim, yüreğimdeki sen. Yazılmayan sevdamızı kitaba değil, kalemi sevgi olan yüreklere yazdık. Sevdamız çobanın kaval ezgisinde, bağlamanın bam telinde yankılandı. Sarp kayalara kazındı adın, papatyanın filizlenen tomurcuğunda saklandı. Sonbaharda toprağa düşen tomurcuk, ilkbaharda sevdamızla uyanır. Toprağa yazılan sevda sonsuzdur, en güzel çiçekte bulur hayatı. Sensiz karanlık aydınlığa çıkar mı? Bahar yürekli sevdam, çağla ak yüreğime. Yüreğimde papatyalar, gözlerimde yıldızlar açsın, üşüyorum yokluğuna, ten kokunda ısıt beni.
XwendinŞafak vaktiydi, senden aldım haberi, Gökyüzünde bütün yıldızlar karardı. Yalınayak, yarı çıplak bir halde Düştüm yola, yağmur çiseliyordu. Yağmur bedenime değil, yüreğime yağıyordu, Biriktirdiğim mektuplarını savurdum rüzgâra. Gözlerim karardı, mecalim tükendi, Yürümeye dizlerimde fer kalmadı. Ruhum bedenimden ayrılmış gibiydi, Bilmem kaç parçaya, kaç kavgaya bölünmüş. Oturdum yosun tutmuş bir kayanın başına, Gözlerimdeki ferle birlikte sustum. Kızıl doğan güneşi görmedi gözlerim, Oysa güneş hep kızıl ve sımsıcak doğar. Yüreğime düşen sevda misali… Ve ben üşüyorum ayrılığına. Güneş değse de bedenime, Sevdasını yitirmiş yüreğim üşüyor. Kim sevgiyle alır başımı sıcak koynuna, Sen yoksan kim şefkatle okşar saçlarımı? Kim parmaklarıyla tarar saçlarımı? Sen yoksan yüreğime dert düşer. Dermansız kalır içim, acı ağırlaşır, Yokluğuna korkar oldum, gülüm. Çıplak kalır bedenim, üşürüm, Gözlerim sevgisiz kalır yokluğunda. Ne olur beni sensizliğe mahkûm etme, Beni dağlara değil, yüreğine mahkûm et.
XwendinHeybem sırtımda yol aldım… Nereye yolcuyum ben de bilmiyorum Heybem mi ağır, yoksa yaşanmışlıklar mı? Sırtımda bıçak darbeleri, kan durmuyor Kime, kimlere dost deyip anlatayım? Yüreğimdeki yara ruhumu incitiyor On iki kalibreli kurşun yarası bu Sevdaya yalan düşmüş, temiz kalan ne Dost bildiklerin sırtından yaralar Sevda sandığın yüreğini yaralar Pusulasız kervan misali yola revan Sevgisiz can, yapraksız ağaç gibidir Dokunmayın güzele, can olsun Koparmayın menekşeleri dalından Renkler karışsın, güzellikler yaşasın Kirletmeyin; sevgi olsun yaşam Gönül kapın çalınır, umutlar yeşerir Sevda yoluna yüreğinle döşersin Nefes kadar yol almadan biter sevda Özü sevda olmayan yürekte aşk olur mu? Vurulmuşum sırtımdan, yüzümden değil İhanet arkadan gelir, bilir bu yürek Yarayı sarmadım, taşırım onur gibi Kanadıkça öğrendim insanı seçmeyi Yol uzun, heybem ağır, sırtım kan içinde Ama başım dik, adım yerinde durur Sevda kirlenirse terk ederim yolu İnsanı insan yapan, yarasını satmamaktır
XwendinMemleketim sende kaldı gülüşlerim En güzel öykülerim sende yaşandı Ben sevdim, Gözleri deniz mavisi İki yanağında gamzesi..! Öyle utangaç ve malul bakışları Sanki kaçak sevmeleri saklamış Ben sevdim yasaklı dediler. Tarlada ırgat sarmış pusu başına Geçtiği yollara gönülden köprü Sevda türküsünde yol ettim Ağlayan göz yaşımı silemedim İsyanlarım bir bir barikat oldu. Yasaklı âsi derler, sakın gözlerini Kahpece vurdular kelepçeye O, vakit mahpusa alırlar mazgal sız hücre Ayrı düşmenin acısı düşer göz ferine Renklere düşman, istemem karanlığı Kuşanmış gözlerim fişek gibi Ne aradığını soran olursa Yitirilmiş yıldızlarımı ve güneşi mi? Bazen susmak devrimci eylemdir Yıldızları seversen yasaklı eylem derler Gökkuşağını seversen saltanatlar bozulur Renkleri seveceksen ayrı ayrı sev diyorlar..!!
XwendinYüreğim nar taneleri gibi dağıldı Döküldüm, dağıldım, tanelendi bir bir Yüreğime düşen sonbahar, üşüyorum Ne vakit yüreğimdeki gül soldu Kuruyan yapraklar yüreğimi çiziyor Dön tez vakit gel nar tanem Gönlüme düşen sen hep kızıl kal Şafakta doğan güneş gibi kızıl kal Sensizliğe isyan, ateş düştü yüreğime Üryan üryan bedenimi saldım sonbahara Ağacına elveda diyen sarı yaprak gibi ömrüm Bir bir döküldü, tükenmeden Solup sararmadan gönlümdeki sevda Tez vakit geldi ömrüme sonbahar Yüreğime düşen yangın bedenimi sarmadan Toprağa değil, sana yar olayım bir nefeslik Ihlamur ağacına bağladığın kırmızı fuların Kolundaki sepeti, ceylan bakışını unutmadım Kuşlar ölmesin diye sapanı teşhire koydun Yüreğim nar taneleri gibi dağılmadan gel sevgilim Nar çatlağında saklı kaldı adın Dilim susar, yüreğim çağırır seni Gecenin koynunda kızıl bir iz gibi Hasretin durur, kanar içimde Gel, dağılmadan topla beni Bir narın kalbinde birleştir ömrümü Sonbahar çekilsin yüreğimden Adınla kışa direneyim, nar tanem
XwendinŞimdi çok geç oldu bana dönüşün Seni ne çok bekledim arayıp sormadın Uykusuz gecelerde sen yoktun Bir tutsak gibi sana hapsoldum Dinlediğim türküde ve hayallerimde sen Bir gün olurda beni hatırlarsan O, gün ben olmayacam Çok amma çok uzaklarda sancılar içinde Kıvrılmış bir köşede tanınmaz halde İste bu senin eserin, kibriti sen çaktın Yanan ben değilim biz kul olduk Ben senden gitmiş, hüzünlere düşmüşüm Sakın bir daha karşıma çıkma Bırakta seni yüreğimin derinliklerine tutayım Seni hayallerimde öylesine büyüttüm ki Hangi dağ seni büyüttüğüm kadar büyük Yürüdüğüm yollarda sen vardın Kurduğum cümlede sen varsın Hep sende kaldım, aşk tadında Koynunda gözyaşlarım kaldı sal beni bana
XwendinBu gece meyhane meyhane dolaştım Ne sarhoş olabildim Nede efkar atabildim Kemancı yüreğimi çiziyorsun. Vur darbukacı dağıtayım efkarı Bu gece her ne yaşandıysa Sırrımız olsun kırılan dökülen Hıçkıra hıçkıra ağladığımı. Kimseler bilmesin özlediğimi Onun için ağladığımı unutamadığı mı? Meyhaneci.......... Kırdığıma döktüğüme affola Doldur meyhaneci kırmızı olsun Boş kalmasın kadehim Bir türkü çal bağlamacı İçinde ayrılık geçmesin. Hüzünlü olsun ağlayım Varsın ağlatsın sazın telleri Dökülen gözyaşlarım olsun Kırılan yürekler olmasın. Onarması çok zor kırdığın sevdiğinse Gece bitiyor yıldızlar vedaya hazırlanıyor Meyhaneci..... Siparişimi al gün başlarken. Bir kırmızı şarap şişe Mezesi Türkü Şiir içinde ayrılık olmasın Helle yalan hiç olmasın Katıksız sevgi garnitürü olsun. Ayrılık olmayan sevda olsun Kemancı sen dur.... Sen çaldıkça yüreğime jilet sürülmüş gibi Yanıyor yüreğim avcının kurşunu gibi. Yaralıyım acılar içindeyim Sürüsünde koparılmış ceylan gibiyim...
XwendinYarınlara sözü olamayan Bugün sussun.! Kirletmesin sözü Özü söz... Sözü öz olamayan. Puro-pak yekpare bir ve bütün olamaz Sevmeyi sevdalanmayı nerden bilsin Güneşe bakacak göz yoksa.!.. Sevecek yüreği de yoktur. Yağmurda ıslanmayı bilmeyen Dolu'ya nasıl dayanır Yola yoldaş olmayan Gönüle gönüldaş olamaz Sevgi görmemiş!... Sevmeyi hiç bilemez Cemali kamil olmayan Gözyaşı silmeyi bilemez Seni sana bırakıyorum Kalemim seni yazmak istedi Parmaklar kalemi tutamadı Dökülen gözyaşı kağıt taro-mar Yazamadım seni beni, Biz, biz olamadık Yüreğim sende kaldı Gözlerim yeşile asılı kaldı. Uyku tutmadı bir tek sözün yok muydu Yel vurur gibi yüreğimi vurdun Bir toz bulutu gibi yükseldim Ardında yaralı yürek koydun Gözyaşı değil yanaklardan süzülen Yağmur süzülsün yanaklarından
XwendinBir nefeslik canım kaldıysa O da sana feda olsun, özgürlük. Ruhuma acı düştü, nasıl dayanayım Kalemini üç beş kuruşa satanlara. Aymaza ne demeli, nasıl yanmayayım, Çıplak doğdum bu dünyaya. Ne cep getirdim ne cüzdan, Çıplak düşeceğim toprağa. En büyük servetim onurum, Ne sattım ne de satıldım. Yüreğim kavruluyor yetmezliğe, Bu ne tarifsiz, ne yaman bir acı. Üç beş talancı hükümdar olmuş, Eşkıyaların adı efendi. Sokakta aç yatan çocuklar, Alınıp satılan körpe bedenler. Yüreklere sessiz çığlık düştü, Birleşelim baldırı çıplaklar, ötekiler. Sokaklar bizim, özgürleşsin, İnsan seli olup akalım. Bu dünya emeği yaratanların, Ses verin, hayallerimiz yarım kalmasın. Bedenime mum ateşi düştü, Eriyorum damla damla. Bedenim ilmik ilmik dökülüyor, Kahpeliklere, düzenbazlara dur de. Kadın, erkek, çocuk — üreten biziz, Yüreğini, bilincini kılavuz yap. Biz ne dalgalı denizlerde yüzdük, Yağma yok, kara göründü. Şafakta yıldızlara halayla uğurladık, Yakılan, asılan, yüzülen bizdik. Çobandık dağda, asit kuyusunda yakıldık, Bir gece sevdiklerimize son bakışla veda ettik. Peş peşe “Daye”, “Apo” çığlıklarıyla Uğurlandık karanlığa. Ruhuna ateş düştü mü son çığlıkta, Ak saçlı anan, baban acına öldü mü? Kayıp ülkenin kaybedileni oldun mu, Savaşın orta yerinde çocuk kaldın mı? Savaş uçaklarının sesi ninni oldu mu, Kayıp ülkenin kayıp kimliği oldun mu? Şarapnel bedenini parçaladı mı, Acılarını oyuncak yaptın mı?
XwendinGönlüm neden hüzünlenirsin Sana yazılanı oku ve yol al Bir nefeslik soluklan gönül Arayan değil bulduğunu yaşa Gece yıldızsız gönül sevdasız olmaz İnci taneleri gibi bir bir dizildi yazılan Seni gönlümde büyüttüm sevda Sal kokunu, kokunda soluklanayım Kor ateşe köz olur, yanar kül olurum Sana verdiğim sözler közlendi Özüne geldim sözümle sazımla Sen haykır sevda türküsünü Ben notasız makamın olayım Ben ismini ağaca, taşa değil Gönlüme kazdım kalın puntolarla Zemheri bi gecede ruhuma düşen sen Ah bilsen ne karanlıkları yardım. Ne fırtınalara tutuldu gönlüm. Sana kavuşmanın umudu diri tuttu beni Ayazlı geceleri yalın ayak aştım şafağa vardım.
XwendinHaber salmışsın seni nasıl sevdiğimi.? Çok özel sevdim tarif edemem ki Sen sevdiğimin kendisisin Seni ne çiçekler nede yüreğim tarif edebilir Hani çiçeklerin tek sultanı vardır ya Günebakan güneşe aşkından boynu düşer Ben seni illegal yüreğimde sevdim Sana aşkımdan ateşlendiğimde İsmini yüreğimde sayıklardım Kimseler duymasın töreler böyle idi Hayalin aklıma düştüğünde ruhum sızlar Bakışın yüreğimde kuru ot'a ateş düşmüş gibi Sana kavuşamamak mahşer yeri yüreğim Gönül yol alır kılavuzu sen, adresi gözlerin İlmek ilmek bedenim, kalbimde hasretin Düşmüşüm yola yokluğunu adımlıyorum. Yol patika yürünmüyor sarp kayalar. Vadiye bakan kayanın başındayım. En sevdiğin lavanta kokulu mum yaktım. Kelebekler dans'a tutuştu gözlerim yaşa boğuldu.
XwendinŞehri İzmir seni özledim Dağlarına sis çöker öbek öbek Dağlarında buhar yükselir göğe Mimoza çiçekleri salar kokusunu dağlara Seni hep gizli ve saklı sevdim, Sevdam yüreğimde açan çiçeğim Kaldın yüreğimde acı veren ükte Balçovadan yamanlara kaç soluk aldım Buhar bulutlarında dağları aştım Yüreğimde seninle kavga ettim Hep gizli sevdim, ve yasaklı sevdim Açıktan seni sevdiğimi söyleseydim Sen açığa çıkmayasın hep gizli sevdim Gözlerinde Ege denizine dalar gibi daldım Senden habersiz yüreğinde kaç volta attım Ten kokunu en hoyratça soldum Hayaline daldım vapur kornası böldü... Martıların kanatlarında seni aradım Sana aldığım çiçekler koynumda soldu Sevda anılarım mimoza çiçeğinde kaldı...
XwendinBu kentin güneşi mülteci Yıldızları denizde alabora olmuş Deniz yaşta kızıla boyanmış Kumlara gömülmüş çocuk bedenler Okyanus kaç beden gömüldü doymadın mı? Soğuk ve acımasız dalgalarına. Savaş çığırtkanları talan peşinde Kahpe zalimler yal peşinde. Yarım kaldı hayaller Çocuk Çaldılar gözlerde ki feri Umutlar kaldı enkaz altında Bombalar parçaladı uçurtmayı. Gökyüzü maviyi yitirmiş..! Griye bürünmüş gökyüzü Gülen gözler hasrete boğulmuş Karanlık sarmış bu kentin her köşesi Gözlerde korku, yalın ayaklı bebeler. Boylu boyuna kumlara uzanmış Kömür karası saçları gömülmüş kuma Pelikanlar gözyaşı döker döne döne Martılara düşmüş bi telaş Kalk ve haykırın İnsanlık ölmeden Vicdanlar lal olmuş duyan sağır. Kahpe savaş çığırtkanı parsel pesinde...
XwendinEge'nin kıyı şeridini kaç soluk soldum. Kavganın fitilini sokak sokak tutuşturdum İlk kavgayı sende öğrendim Şehri İzmir Gültepe den, Göztepe'ye soluksuz Balçovadan, İncir altı, balıkçı barınağı Saklı kalsın anılarım saçılmasın orta yere Seni yasaklı sevdim, kürdün kızı Tarlada ırgat, barikatta direniş çi Gözlerine İzmir, yüreğine kavgayı sığdırdın Portakal bağların da saklı buluşmalar Avuç içinde içilen birinci Cıgarası Hararetli tartışmalar havada uçuşan sözler Konuşur mu portakal çiçeği Açık eder mi anılarımızı bizi Geceye inat yıldızlar şâhidimiz Şafağa yorgun düştü bedenlerimiz Seni hep saklı sevdim gözlerimle olmaz Yüreğimde ve yasaklı sevdim. Seni sevdiğimi dudaklarıma söyleyemedim Dudaklarım seni açık etmesin diye Tamda yoğunlaşmış sevdayı konuşurken Ansızın çalınan bekçinin düdüğü Vedasız dağılmalar ceplerde portakal Saçlarında portakal çiçeği, bakışında sevgi Kirpikleri yorgun düşmüş yıldızlara Cem-aline ay düşmüş, gamzede saklı hüzünler İspanyol paça pantolon nede yakışmış Bilmem kaç karanlıklar geçti yüreğimde Denize ay vurmuş bana ne Yıldızlar dökülmüş denize neyleyim Gün doğacakmış çiçekler açacakmış Ya benim yüreğimde ki çiçekler açmamışsa..
XwendinSeni sevdim; harlı ateşte dansını Yıldızlarla dansa tutuşan gözlerin Seher yele yaktığın türküde sarhoş oldum Yakamozla üryan bedenin kıvrak dansı Gözlerinde ki yıldızlara karışayım Koynunda kelebekler, teninde harlı ateş Kıvrılan bedenin Rüzgarla dansını Dudakların şehvetinde kaldım. Gözlerin gönlüme rehber seni anlatır Geceye ay doğmuş, aydınlığı gözlerinde Üryan bedenin gecenin harlı ateşi Kat beni harlı tenine közün külün olayım. Seni okumak maviliklerde soluksuz Sandalı akasya ağacından, küreği sevgi Denizin mehtabına sal yüreğini aşk olsun Gülüşün döküldü denize yakamoz sardı Yakamoz düşmüş saçlarına sevgilim Üryan bedenini sal yıldızlara karışsın Ben ilk denizi gözlerine dalışta öğrendim Sen gönlümüne kılavuz, ben yüreğinde sevda olayım...
XwendinGurbet sen avcım oldun..!! Karanlığımsın aydınlık arar oldum Yürümeye mecal koymadın nefessiz kaldım Haykırışlarıma çöktün soluksuz koydun Kırma umutlarımı gurbet..! Bahar gelsin yeşersin umutlarım Buğdayda başak, üzümde şarap olayım Günebakan çiçekte çekirdeği olayım Yağmur yağar kurşun gibi can yakar Ben seni hiç sevmedim alışamadım sana Sende üşüyorum, güneş soğuk doğar Mevsimler sende üşüyor ben neyleyim Değirmen gibi öğüttün onca zamana Sana alışamadım sal beni başka diyarlara Yarım kalan hayallerim, umutlarım yeşerir mi.?. En güzel yıllarımı hoyratça harcadın gurbet Gurbet sen beni kendi çarkında öğüttün Buğday gibi un, üzüm gibi çiğnedin Harlı ateş misali sende kül oldum.. Gecen zifiri karanlık yıldızlar doğmuyor gurbette..
XwendinBir çığlıktı şafakta yükselen, Doğan güneşe karıştı sesimiz! Dağlarda yankılandı sevdamız, Özgürlüğe adanmış bedenimiz! Devrim dedik, sosyalizm dedik, Kırmızıyla örttük yarınları. Yıldızlara uğurlandı yoldaşımız, Kırmızı bandaj, alnımızın yazısı! *Devrimin öğretmeni o... Komünist Hüseyin Demircioğlu! Sevdanın öncüsü o... Bir ömrü siper etti umuda doğru!* Temmuz yirmi bes, tutuştu yürek, Takvim kızıla boyandı o gün. Demircioğlu düştü tarihe iz gibi, Beyinlerde kaldı onun bilinci! Kızıl bayrak elden ele yükseldi, Ulucanlar yankılandı isyanla. Demircioğlu Akademisi dedi ki: "Öğretmenimiz, komutanımız halktır!" Yüreklerine gömdüler yoldaşları, Halaylarla, zılgıtlarla uğurladılar. Özgürlük kavgasına sevdalılar— Söz verdi: Bitmedi, buradayız hâlâ!
XwendinBedenim sende tutsak gurbet Yüreğim multeci kaldı sende Memleketim anılarım kaldı. Sal bedenimi özgür kalayım.. Yol alayım biriken özlemlere Köyüm çocukluğum ve gölgem kaldı Ruhum öksüz bedenimden ayrı Bu kaçıncı, vurgun gibi sürgün. Şimdi ben nereye memleketim diyecem? Memleketsiz kaldım mapustayım.! Yağan yağmur mazgal gibi can acıtır. Geceler mülteci gibi ürkek..! Şafağı yitirmiş sürgün diyarı gurbet Bedenim sende kaldı sürgün .. Mavilikleri yitirmiş bu kent Gurbet, her yer siyaha boyanmış Memleket özlemlerim kaldı sende Unuttuğum gülmeyi yolla sevdam Zarfın içine cömertçe yıldız koy Unutma masum çocuk bakışını .. Adresi sürgün diyarı, pulu sevgi olsun. Memleket dört köşesinde kokusunu İsyan dansına tutuşan Çingene Kadını Şafakta zılgıtla halaya duran Kürdü. Karadenizin horonu, Egeden Zeybek Memleket sende anılarım kaldı. Fabrikada işçi, tarlada Irgat, barikatta direniş çi Özgürlüğü kuşanmış direnişçi Kadını özledim
XwendinMemleketim sende kaldı gülüşlerim En güzel öykülerim sende yaşandı Ben sevdim, Gözleri deniz mavisi İki yanağında gamzesi..! Öyle utangaç ve malul bakışları Sanki kaçak sevmeleri saklamış Ben sevdim yasaklı dediler. Tarlada ırgat sarmış pusu başına Geçtiği yollara gönülden köprü Sevda türküsünde yol ettim Ağlayan göz yaşımı silemedim İsyanlarım bir bir barikat oldu. Yasaklı âsi derler, sakın gözlerini Kahpece vurdular kelepçey O, vakit mahpusa alırlar mazgal sız hücre Ayrı düşmenin acısı düşer göz ferine Renklere düşman, istemem karanlığı Kuşanmış gözlerim fişek gibi Ne aradığını soran olursa Yitirilmiş yıldızlarımı ve güneşi mi? Bazen susmak devrimci eylemdir Yıldızları seversen yasaklı eylem derler Gökkuşağını seversen saltanatlar bozulur Renkleri seveceksen ayrı ayrı sev diyorlar..!!
XwendinBiliyorum uzaklarda biri var O, beni hep kaçak sevdi Bende onu hep kaçak sevdim Ve ömür geçti açık etmedim sevdiğimi O, Balkan göçmen kızı..! Ben ülkesinde sürülmüş Kürt Mavi gözlü altın sarısı uzun saçları Bir yürüyüşü vardı deniz kıyısın da Deniz utancında içe çekilirdi Bu şehre gece düştüğünde Gökyüzü mavi gözlerini kıskanırdı Yıldızlar telaş içinde gözlerin mavisine Seni sevdiğimi kimselere açık etmedim Karşıyaka sokaklarında utangaç bakısın Mavi gözlerinde esmer tenim kaldı Seni sevdiğimi bir tek yüreğim bildi Bu nasıl zalimliktir sen Balkan göçmeni Ben kürdüm seni sevdiğimi söylersem Ülke bölünür, haritalar değişir Sen kalbimin en özelinde hep var oldun Sürgün diyarında kalbimde ki sen Koca boşluk kaldı ve hep üşüyor İsmini kendime bile itiraf edemedim Seni gizli sevdim ve hep gizli kalasın Duydum ki hiç kimseye yar olmamışsın Saçların kar beyazı olmuş..! Meyhaneler dolaşır galon şarap içersin Dilinde türkü, O, Kürt ben Balkan göçmeni Yasaklı sevdim ne olacaksa olsun... Mavi gözlerim esmer teninde kaldı kürt Hançerle kazıdım İsmini sol göğsüme İsmini haykırsam gece bölünür mü?
XwendinYine bugün aksam oldu. Hüzünler dizildi bir bir boğazıma Yokluğuna keder düştü payıma Ağlayan gözlerim yaşlara boğuldu Odama sesizlik yüreğime acı İsmin yazılı kağıt ilişti gözüme Duvarda ki eğri duran resmin Kulaklarımda ki nefesin sıcaklığı Hüznün bedenimde yangın Sensiz çekilmiyor akşamlar Bir tek Şafağı gözlerinde gördüm Sen yoksan gündüzü geceyi neyleyim. Karalar düşer yüreğime sevdiğim Dizildi göğsüme acılar bir bir Özlemlerim kurşun gibi Yüreğim hasretine nasıl dayanır. Yaralıyım yokluğuna acılar sarmış yüreğimi Bir tek sesin kanayan yüreğime derman Güne bakan çiçeğim Toprağın olayım Koyma beni yalnız karlar yağar yüreğime.
XwendinKelebekler dansa dursun Geceye inat ay düşsün Gözlerde fener olsun. Çoban kavalıyla eşlik etsin Suyu sevda pınarından Çayı közden..! Demlikler kömür karası Harlı ateşin odunu çam kozalağı Çay demlikte, sevda gönülde demlenir Şekeri sevgi olsun... Bardak çay buharı yükselir Kirpiklerde nem olur. Dudakta harlı ateş Dil muhabbete yol alır Süzülür gözler gönülden gönüle Şafağın gizemine dile düşer şiir. Güneşin kızıllığı dörtler şiiri Ozanın tamburunda dile gelir şiir Gök mavisi bulutlar arasında seyrelir Denize ayna, gözlere renk olur...
XwendinYürüyorum yol patika Sarp ve çetin kayalardan Dağları aşayım varayım sevdama Elimde asam kan reva ayaklarım. Yüreğimde hüzün sensizliğe Ürkek bir yavru ceylan gibi Annesini yitirmiş şaşkın gözler Seni arıyorum yaban ellerde Nehrin kıyısına oturdum Dalga dalga akan kar beyazı su Hırçın akan nehrin sesi Yankılanıyor dağlara öfkeli İki dağın arasında bir bilinmeze Sis çökmüş dumanlı dumanlı yürüyorum Sevdasını arayan mecnun oldum Yaralı ceylan gibi inliyor yüreğim...
XwendinBir güzel gördüm, yaslanmış nar ağacına; narlar çatlamış, dökülmüş dibine. Türküsünü söyler, yankısı vadiye savrulur; varıp sormak istedim: “Seni hangi rüzgâr, yoksa savuran sevda mı getirdi buraya?” Saçlarına dolaşmış nar çiçeği kırmızısı, yanaklarına vurmuş akşamın alacası. Gözleri, dallarından süzülen iki damla su; ne zaman baksam çoğalır içimde susuzluk, dudaklarında yarım kalmış bir gülüş uyur. Eteklerinin ucunda gezer serin bir rüzgâr, içimde biriken dumanı savurur uzaklara. Nar taneleri gibi dağılmış yıllarım yere; her tanede başka bir bekleyiş, başka bir yaram, bir ben toplamıyorum kendimi, kalıyorum öylece. Dedim ki: “Güzel, narlar gibi çatladı içim, döküldü dallarından çocukluk mevsimlerim. Sen hangi şarkının içinden yürüyüp geldin?” Sustu, sadece nar yaprakları kımıldadı; yüreğime düştü ismini bilmediğim bir sızı. Bilirim ki her nar tanesi saklar bir sır; kim bilir kaç sevdanın yeminine şahit bu ağaç. Sen de yaslanmışsın gövdesine, ben de yüreğine; birimiz dalında kalmış, birimiz dibine düşmüş, ikimiz de aynı türkünün içinde savrulmuşuz.
XwendinKalem tutan elin yazar mı aşkımızı En güzel aşk öyküsünü Kadın yazar En güzel sevmeyi ve aşk tanrıçası Kadındır, Anadır, Sevgilidir, Aşk'tır Hayattır cana, can verendir Kadın Bir damla dölle insana hayat verir.... Kadındır hayatın ve yaşamın kendisi Bedenin her bir çizgisi aşkı anlatır Yeter ki sevmesini bilesin Kadını Yağmur toprağı okşadığı gibi Toprağa bir tek damlası düştüğünde En sert kayada ki yosunda hayat bulur Papatya filizlenir aşk sarar kayayı Yağmurun toprağa verdiği hayat gibi Kadına sevgiyle dokunmayı bil Sevda olur yüreğinde aşk olur Sayfalara yazılan aşklar kitapta kalır Yüreğe yazılan sevda sonsuza gider Şair yazsın en güzel aşk şiirini Ressam çizebilir misin aşkın tonlarını Taçlandır tuvaline aşk portresini Sevdamız kitap sayfalarında değil Yüreğimize yazılsın kalemi sevgi olsun Her bir bahar çiçeğinde hayat bulsun...
XwendinVurulmuşum hayın bir kurşunla Pusu atmış ölüm mangaları Yıkılmış kanlar içinde haykırıyor Özgürlük Sevdam yazıldı gökyüzüne kızıl harflerle Bileklerime vurdular kelepçe can yakıyor Bir dağın eteğinde kanlar içinde yaralıyım Tutsak düştüm zalimlere kan gölü Sevdiğime papatyalar topladım kana bulandı Unutma beni seni hep gizli sevdim Aklıma sevdiğim düştü, son hayal mi? Eğer ölmemiş sağ kalırsam ilk görüşüme gel Beni ara bul koyma beni zalimlere yalnız Yarım kalan hayallerim, umutlarım vuruldu Bileklerime vurulmuş kahpe kelepçe Ayak bileklerime pranga, gözümde bandaj Vurun kahpeler, ne bandaj nede kelepçeler Ben özgürlük türküsünü dağlarda söyledim Zindanlarınız yıkılır sözümüz var Çocuklara Güvercinleri yüreğimde uçurttuyorum Hücreyi maviye boyadım hayalimde Yıldızlar doğacak, kuşlar özgür uçacak Uçurtma tel örgü ye takılmadan özgür uçacak Dili rengi sorulmadan çocukça ve özgürce Pay edilmemiş topraklarda bir ve eşit oynasınlar
XwendinBeni gömün güneşe ateş olayım Harlı harlı yanayım yürekte kor olayım Yangın olup karanlıkta aydınlık olayım Gökyüzünde yanan kandil olayım Sen ay ben çoban yıldızı koynuna düşeyim Sen okyanusum, ben yakamoz olayım Gözlerin deniz ve gökyüzü mavisi Ben sende gözlerinde mavileşeyim Yürüdüğün yollara sevda kılavuz olsun Sevda yolu taşlı ve karmaşıktır incimesin ayakların Ben kül olayım taşlı yoluna serileyim Sen incinme, yüreğim yol olur yürüyüşüne Kor kor ateş düştü yüreğimde yangın Gözlerimde yaş değil hüzün akıyor Yorgun düştüm sayısını bilemedim kavuşmaya Sana şafak güneşi bana gözlerin düşsün. Yakamoz olup denize düşeyim Topla beni denizden koynuna al Koynunda şafağın nemli sıcağı olayım Teninde bahar kokunda papatya olayım. Nemli gözlerinde kalıp bahar olayım Sen çoban yıldızım ben nemli esintin olayım Salayım yüreğimi gecenin yıldızlarına Alibaba'yım yıldız olup saçlarına yağayım..
XwendinAh sevda şehrim izmirim.. Memleketim, nice renkleri harmanladın Sevdalar aşk tadında yaşandı sende Kim sayabilir sende yaşanan aşkları. Her bir sokağında aşk kokar Aşk ve sevda şehrim!..... Sende saklıdır nice yürek acıları Kordonda bir başka yaşanır aşk En güzel sevişmeleri ve sevmeleri Böler vapurun havalı kornası sesi Her bir palmiyenin gölgesinde Nice saklıdır sevdalar sende Kadınım serpilmiş palmiye gibi Yıldızlarla buluşmaya boy vermiş İzmirli kadınım ela gözlüm Sarışın, kumral, buğday tenli, Esmerim kömür gözlüm Deniz mavisi nasılda kıskandı gözlerini Bütün mavi tonlar gözlerinde toplanmış Denizin kıyısında ki kumsaldasın. Kaç sevişmelere yatak oldu Yıldızlar kaç çıplak bedeni örtü Deniz kokusu karışır sevdalara Dilin olsada saat kulesi Anlatsa yaşanan aşkları Sair dizelere dökse en güzel aşkları Kemeraltı tarihi keşkülcü Kaç sevdalıya mekan oldun. Konak iskelesi ne buluşmalara sait Kaç yürek kaç göz bakıştı Vapurda göz göze yudumlanan çaylar Bakışanlar ve nice yeni aşklara Denizin orta yerinde, dalgalar yükseliyor Vapurun güvertesinde kümelenmiş martılar Seni seviyorum sevdalı bakışına Martıların kanatlarında saklıdır. Şehri izmirim dökülen gözyaşı Kırılan yürekleri, yıkılan hayaller Şafakta güneş gibi doğan sevdalar Selam olsun şehri İzmirim ve sevdalara..
XwendinAlevler yükseliyor acelesi varmış gibi Her yer yangın ve mahşer.. Bi telaş bi telaş yıldızları yakarcasına Yükseliyor alevler, yanan börte-böcek İnsanlık yanıyor üç kuruşa tamah eden Doymazlar türedi talancı yal peşinde Efendisi han ve saltanat peşinde Değmeyin börte-böcekler ormanlar yaşasın Sevgilim gelip gölgesinde soluklandığımız Öpüşmelerimize koklaşmalarımıza Sırdaşımız ve aşk yuvamız Asırlık söğüt ağacımız kul olmuş Bütün aşkımızın sırları yandı... Anılarımız kor kor közden. kul olmuş Geriye kömür karası ve yanan iskeletler Göğe yükselen ağıtlar ve çığlıklar kaldı Göğün tonları örtünmüş ve griye boyanmış Toprak Ana, harlı köz gibi yangın yeri Ana yüreği gibi acılı ve alevler içinde İnsanlık ölmeden ses ver bütün canlılarda yaşasın...
XwendinSana tutsak düştüğümü sanma, Ben sende sürgünüm. Küf kokan bir hücre gibisin, Yosun bağlamış duvarların. Zindan gibi kokuyorsun. Ben özgürlüğe sevdalıyım. Kavgada bilendim, Yüreğim güneşle sarmalandı. Beni sana sürgün düşüren, Barbarlara isyanımdır. Çıplak bedenimi barikat, Yüreğimi silah, Yumruğumu mermi, Öfkemi bilince çıkardım. Her yer direniş, her yer zafer. Selam olsun özgürlüğe! Kavgasında tutsak düşenlere, Selam olsun kavganın kadınına, Selam olsun kavganın erkeğine, Selam olsun kavgada yıldızlaşanlara...
XwendinBak şimdi gidişinde kaldı ömrüm Geride kaldıysa ömür çizik çizdim Senli değilse ömür çizdim Bir talebe gibi aldım silgi elime Silem dedim senli anılarımızı Yaşanmışlıklar kaldı silemedim Sonbaharın ilk günü hüzne boğuldum Eylül adın yüreğimde özlem ve hasrettir Gölgesine sığındığımız ağaçlar Yaprakları bir bir sararmış.. Rüzgarlara savrulmuş dans eder Düşmeyin dalından kopan yapraklar Toprak sararır düşer düşlerinize Nehirler sarıya boyanmış Hüzün hüzün akar Fırat gibi Fırat yorgun akar Diclesine Adın Eylül yüreğimde hüzün Saray-patı çiçeği renginde fuların eflatun Fistanın sarı rujun kırmızı Bandajın pembe sarı saçlara ne yakışır Saray-patı çiçeğin tüm renkleri bedeninde Sararıp dökülen yapraklar arasında Rengarenk huzur veren gözlerin gibi Adın Eylül, olsada saray-patı çiçeğimsin...
XwendinYüreğim karanlıklara gömüldü Karanlıklar evrilir mi şafağa Gün doğar mı aydınlığa Bütün acılar anlaşmış gibi Bu gece evrildi yüreğime Yüreğim gecenin karanlığında Meyhaneci yine yollar sana çıktı Aç defterini meyhaneci Yaz beni sayfana Benden bir not düş bu geceyi Meyhaneci doldur kadehi Bu gece sendenim. Dolup boşalan kadehleri Dökülen gözyaşı Devrilen, kırılan şişeleri saymazsak Sarhoş olduğumu söyleme İçtiğim şaraptan değil meyhaneci Sevda bilip kandım Umutlarım çalındı. Gözlerimde yıldızlar kaydı. Bağrım yanıyor meyhaneci Bir yalana avunmuşum Ben beni affeder miyim? Bir daha güneş doğar mı ? Yüreğime bir daha sevda düşer mi? Bahar çiçekleri açar mi yüreğimde Gözlerime yıldızlar, yüreğimi aşk düşer mi.? Kapanır mı meyhane defterim.
XwendinAkşam olunca sen düşersin gönlüme Akmıyor akşamlar sabahın güneşine Sığamam eve üstüme gelir duvarlar Dört bir köşede sen, gözlerim kitlenir Pencereler kapalı perdeler sık çekilmiş Resmini görüyorum perdelere asılı O, vakit gece düğümlenir boğazıma Gözlerim kurumuş yaşlar tükenmiş Gözlerim asılı kalır yaşanmış akşamlara Sensiz dertlere düştüm geçmiyor akşamlar Eylül yazın hamalı, bende dertlerin Haykırışlarım sokaklarda yankılanır Yürüyorum kavşaktan sola döndüm Yol meyhaneye çıktı..! Getir meyhaneci en sert içkiyi koy Sıkı sıkı çek perdelerini.. Akşama görünmesin gözyaşım Saldım yorgun yüreğimi akşama Yazarsan beni Eylül defterine Sakın ağladığımı, kimselere söyleme Eğer sızar kalırsam kayda geçme Sabah güneşinde uyandır çıkıp gideyim Kırılan dökülen şişeler, olsun gönüller değil Hüzne düştü mü, yol sana çıkar meyhaneci...
XwendinGideceksen benden suale ne gerek Son bir kezde olsa sarılda öyle git Seni sevmiştim sualsız keşkesiz Güzel ne kaldı sevip sarılacak Giderken bütün bayramları alda git Bayram bir tek seni bildim, Gecenin yıldızı gözlerini bildim Senin ardında gecem zifiri karanlık olur Şafak, yüreğinde ki sıcaklığı bildim Kaldım karanlığa bir daha ışık görünür mü? Beni gönlümden vurdun ateşler içindeyim Bir ve yekpare olmadıysa sevgi neresinde Yüreklere ayaz düşmüş sevgi öksüz Şair şiir yazamaz oldu sevda yalan oldu Dokunmayın sevdalara temiz kalsın Özün sözün kifayeti kalmadı kirlendi... Sevdam güneş, ben günebakanın olayım Sen su ben toprağın olayım Çağlayarak ak üstüme ben filizleneyim Alibaba'yım özüm sen, sözün ben olayım sevdam
XwendinBen güzele lal oldum.!. Dilim sustu kalem dilim oldu... Dervişin tamburunda yüreğimin dili Döner döner bakarım doğan güneşe Börte-böceğe çalıya çırpıya Karanlıklara aydınlık yüz Kardelene hayat, canlıya umut Seni evrene tanrı bildim GÜNEŞ Söyle bana lal olduğum güzel nerde.? Söğüde yaslanmış Ney çalar derviş Mavi kelebekler semah döner Yüreğim hüzne boğulur. Mavi püsküllü kısrak tay..!. Dörtnala gözü yaşlı arkasında toz kalkar Sen müjdemisin kara habermisin. Eyeri eğridir sırtında ki güzele nice oldu... Acelen nereye dur sula cevap ol Al beni terkine lal olduğum güzele götür Kaç zaman, aylar mevsimlere evrildi Dağları, vadileri, ırmakları geçtim sana varayım..
XwendinAl heybeni omzuna Her iki gözüne koy keşkeleri Hüzünleri en derinine koy Güneşin ilk doğuşuna çık yola Yıldızlar yola revan olur uğurlar olsun Yorgun değilim seni bulamamak yorar Kavak ağacın dibine göm heybeni Rüzgarın hışırtısı alır göğe hüzünleri Keşkelerin toprak gömer... Her bir adımın bahara yol olsun Vardın mı öğlen güneşine Yaslan göğe yükselen kavak ağacına Özün güneşe, sözün yüreğine Dinle kavak ağacın melodisini Şiir yaz mısraları kilim motifli olsun Türkü ol, dilin dilden dile nefes olsun.!. Toprağa düşsün yüreğin sesi Sevda olup filizlensin, üzümün şarabı Gönlün mahzen, sevdana ömür düşsün Üryan olmuş gönlün sal özün gibi aksın...
XwendinBen seni yurt edemedim gurbet Sen bana, ben sana yabancı Sokakların soğuk ve üstüme geliyor Parça parça ufalmış bedenim.. Adın yüreğimde ayrı acı gurbet Bu kente sevda yabancı Sevdam kaldı yur bildiğim diyarda Kuşlar kervanı göçüyor bu kentten Benden sevdama mektup götürün O, dağların asi kadını...! Kuşanmış silahını elleri nasırlı zalimin zulmüne meydan okur Fabrikada işçi, tarlada ırgat Yüreğimde çok güzel sevda Bir dansı var yıldızlarla ay kıskanır Sen "kavgamın kadını" yokluğun kederdir Ben bu kentte sensiz öksüzüm Dil suskun ben bu kente yalnız Yıldızlar üstüme düşer gibi göğe asılı Ben yokluğuna asılı kaldım gurbette..
XwendinCemaline vuruldum, gönlüm virane Harabım yolunda, izninle niyaz olayım Gönül bahçene gireyim, Aşkı meşk ehleyim. Gönlüme sevda ekleyeyim, Yüreğini mesken eyleyeyim Gönlünde taht kurayım, Zülfüne nur niyaz eyleyeyim. Gönül deryanda yüzeyim, Nur cemaline erişeyim Beni benden mahrum etme, Hoş sedanla dirileyim. Çaldım gönül kapını, Misafirin değilim, gönüldaşınım Beyhude değil kadınım, Gönlümde bir çıban: Merhemi gül cemal indir. Kilit vurulmuş yüreğime, Anahtarı cemalindir İzin ver ki yoldaş olayım, Gönlünde gönüldaşın kalayım
XwendinDur gönül gelen bahar sana değil Kaç bahar, gönül kışta kaldın Mecalim kalmadı beklemeye baharı Bedenim yaslandı bastona taşır mı? Sırtıma yel vurdu saranım yoktur Dört duvar şahidim sakla gözyaşımı Ruhum daraldı, ateş düştü bedenim Sarda bedenimde ki yangın sönsün Ben koynuna destursuz düşeyim Bir solukta ten kokunu solayım Gözlerinde gökyüzüne bakayım Sal nefesini dudaklarıma bahar tadında Gönlün son durağım varıp kalayım Tenin tenime, gözlerin gözlerime Ellerin arı misali saçlarımda dolaşsın Saçlarımı okşayan ellerin de kalayım Şilan(kuşburnu) dudakların öptüğünde kalayım Akşamım ol gözlerin kandilim Şafak edasıyla süzül güneşim ol Süzülen gözlerin aksın yüreğime...
XwendinGayrı sustum, konuşacak ne kaldı Söz bitti, kelimeler düğümlendi boğazıma Sayılarda sekiz yıldızlara gömüldü Gece isyan etti, gün karanlığa gömüldü. Dağlar haykırdı duyan suskun Gören gönül, göremez oldu Vicdanlar bir bir taştan duvar örmüş Gömülmüş derin balçıklara. Ahh be yavrum çığlıklarını duyan sağır Ay gülüşlü Narinim sekizinde kaldı gülüşlerin Duydum ki seni güneşe gömmüşler Gözlerini yıldızlar kıskandı NARİNİM. İnsanlık küçücük torbaya sığdırılmış Çocuk bedeninde insanlık kan içinde Çaldılar Narinin gülüşlerini haydutlar Kaç Narin daha yarım kalır hayalleri. Kahpelik taht kurmuş Talan edilmiş parsel parsel memleket İnsanlık ölmeden, ses ver insan ol Sekizinde kıydılar vahşice körpe cana...
XwendinAvuçlarımda ellerin terlemiş sevgilim Boncuk boncuk terler dökersin Avcısından üreken ceylan gibi Gözlerin ay gibi, dudakların öpücük çiçeği Ben gözlerine bakarsam dilim susar ''Dilim serçe gibi ürkek'' olur Dudaklarım kor gibi alevlenir Konuşamam sözcükler ilmek olur Boğazımda düğümlenir her bir cümle Seni anlatacak alfabede harf bulamadım Dudaklarımda sözcükler lal oldu Cemaline baktıkça yüreğim ressam Gözlerine baktıkça dilim şair oluyor Maral bakışına sol yanım alevlenir Sol yanağında ki gamzende öptüğüm kaldı Göğsünde Anadolu kokusu kadınım Saçlarında deniz yıldızı öyle güzel ki Güzelliğine yüreğim şafak güneşi Sen gözlerimin yıldızı kadınım Göğsünde başım soluklanır mı yıldızlı gecede..
XwendinGözleri deniz mavisi, Kirpikleri buğday başağı. Saçları palmiye gibi — sık, uzun, Gülüşleri yıldızlar deryası. Binbir çiçekten aradım kokusunu, Toprak dile geldi: “Bende yok.” Oturdum evine karşı, Sordum usulca esen rüzgâra: Kaç hayalimi savurdun? Özlemler keskin poyraz gibi, Gönlümdeki güzeli yaz desem, Kaç dize yeter, kelimeler susar. Romanlar yazılsa da bize, Seni nasıl sevdiğimi Sayfalara sığmaz. Yüreğim yorgun — sokak lambası gibi, Gün batımına savurdum sessizce şiiri. Balçova-Karşıyaka arası, Vapur güvertesi: aşk deryası. Güneşe karşı yanakları al al, Bu sevdanın delisiyim ben. İzmir, sevdamın yarısı. Kordon boyu adımlarım sensiz, Martı çığlıklarında adını duyarım. Bir çay bahçesinde unutur gibi yaparım, Ama her bardakta seninle yanarım.
XwendinBize yurt olmadı bu eller, Sevdamız sığmadı bu diyara. Başka limana rastgele savrulduk, Koca Ege bile sığdıramadı bizi. Esmer tenli dediler, “Bizden değilsin” Oysa sen, sevdiğim deniz gözlüm! Hayallerimde kaç kulaç attım, Deniz gözlerinde kaldım. Yüreğin deryam, varıp saklı kalayım, Kimseler görmeden sakla beni. Ekmek, aş, katık istemem, Gönlüm seni ister, deniz gözlüm. Meyhaneye günlük oldu vakitlerim, Sal gideyim yalnızlığıma. Sende kaldıkça ben kaybolurum, Meyhaneci, en sertinden koy içkimi Işıklar şafak loju'nda kalsın, Dökülen gözyaşlarım sessizce aksın. Soluksuz kadehleri kimseler görmesin, Görüp sevdiğime söyleyip üzülmesin. O vakit türkü olur, dillere düşerim, Şairin dizeleri dizer gibi süzülürüm. Ruhum hayal denizinde kaybolur, Kaç kafiyesiz şiir yazdım yokluğuna. Gözlerim okşadı gülen yüzünü, Karanlık çökmeden ruhuma. Buğulu gözlerimle süzüldüm, Gözyaşlarım defterin sayfalarını ıslattı. Yıldızlar gökyüzüyle dans ederken, Gözlerim karıştı karanlığa. Ah be gülüm, hayalimdeki kadınım, Yüreğim yarıldı, hüzünler bıçak gibi. Acılarım saçıldı orta yere, Yağmur gökyüzünden boşanırcasına. Acılarımın üstüne bir de sen yağma, Ruhum Eylül gibi, esintilerde savruluyor. Meyhaneci, sal gelsin bir türkü, İçinde ayrılık olmasın, hüzün düşer. Kaldır kadehi, galon koy şarabı, Geceye perde çek, güne kadeh kaldır...
XwendinSılada gönlüme düşen aşk Sen vatanım ol... Dokun hasretime özlemlerime Ben hamalın olayım; Tez vakit karanlıkları aşayım Sana varayım dokunayım sevgilim Okyanusu ve sınır kapılarını aşayım Sen bana unuttuğum gülmeyi öğret Anlat bana vatanımdan Çocukları Çobanları, çöpçüleri, ırgatları Fabrikada ki işçileri ve sevdalarını Bildiri dağıtan isimsiz kahramanları Direnişe çağrı yapan Ayşe'yi Anlat ak saçlı Annaları babaları Pazarda limon satan Kravatlı öğretmeni Yoksulluğa meydan okuyan Maydanoz satan Ayşe teyzeyi Güneşin doğusunu Yıldızları anlat sevgilim. Denizi anlat sevgilim martıları Denizin kokusunu anlat Vapurda simit satan Yoksul çocuğu anlat. Yalın ayak mendil satan çocuğu Bedeni kirletilmiş çocukları anlat Mavi gözlü kıvırcık saçlı Dilendirilen kızı çocuğunu anlat Memleketimde sevdaları anlat...
XwendinBaharda ayrılık düşmesin yüreğine Mevsim bahardır olmaz yakışmaz Ama yüreğine kış düşer Yüreğinde ki papatyalar solar Vakitsiz ve vedasız ayrılıklar O vakit ruhuna çığ düşer Ve kaybolursun hayallerin içinde Issız ve bilinmezlere düşersin Ve bütün yollar çıkmaz sokak Her yolun köşesinde çıkar karşına Birde bakmaz mı sana malul Sen düşersin hayallere Diz çökersin umutların karşısında Boynu bükük yüreğin yaralı olur Her gün yürüdüğün sokak sana yabancı Ve yaslanıp öpüştüğümüz Elektrik direği karartmış lambasını O an sanki ruhun sende değil Bedenden çıkmış gibi Adımların santim santim gitmiyor Sorgu suale düşer yüreğine Keşkeler sarar ruhunu Gözlerindeki yıldızlar kayar O vakit benliğin karanlıklara gömülür Gecede kalırsın düşmez yüreğine Ve güneşin doğuşuna hasret Gece zifiri karanlık yıldızlar kayıpta Bir daha gözlerime yıldız düşer mi?
XwendinRengini kim bilebilir Adın saklı evrende Kah papatya rengi Kah Anadolunun kendisi Bazen gözyaşların Hüzünlerinde merhem Kadınım aynanın kendisi.. Bazen işlenmiş kanaviçe Kilimde emektir, motifinde renk Çiçekte tomurcuk Buğdayda başak Nar tanelerin de Kırmızı rengi Üzümde şarap Kadehlerde haz Vakitsiz alnına konan buse Yoluna yaren Evrende Kadınım Aşk olur gönülde Kah Güneşin rengi Kah Ayın özü, Toprakta Ana Yüreklerde sevda Sevgi de hayat Gözlerde yıldız Bazen adın mevsimlerde Baharla özleşir Bazen yaz sıcaklığın kendisi Kadınım bedende nefes Yüreklerde sevdamsın...
XwendinSelam olsun koca yürekli çocuk Karanlığı paçavraya çeviren lere Hücrede karanlığı oyuncak yapan Mazgala kafa tutan koca yürekli Küçücük bedenleri anlatın Ne çabuk büyüdün çocuk Henüz beş yaşında bebe Annesinin saçlarını uçurtma yapan Korkuyorlar bebe senden barbarlar Ufukta kızıl güneş Selam olsun gözlerinde ki yıldızlara Koca yürekli çocuk Tel örgüyü parçalamayı Annenin saç örgüsünden öğrendin Barbarların saltanatları yıkılası Seni mamalar değil Acılar büyütür çocuk Korkuyorlar senden çocuk Koca yüreğine sığdırdığın güneşi Gözlerinde ki yıldızlardan korkuyorlar. Öğrendiklerinden korkuyorlar Sen bebe akranların gibi Özgürce sokakta değil hücrede Uçurtmayı yüreğinde uçurdun. Sen büyüdükçe bebe Barbarların korkuları büyüyor Sen barikatı çıplak bedeninle Hücrede Annenle direnişle ördün. Selam olsun çıplak bedenlere İlmik ilmik barikat örenlere Emziğini molotof yaptın hücrede Korkuyorlar küçücük bedeninden. Yıkılası saltanatı barbarların Sınırların tel örgülerin olmadığı Bedenleri kirletilmemiş Özgür sokaklarda Oynayabilsin çocuklar çocukça...
XwendinZincir vuruldu sabaha, sustu meydan, sustu halk, Bir emirle çöktü göğe, demirden bir cellât alçak. Kurşun yağdı duvarlara, kitaplar yandı birer birer, Bir ülke sustu postalla, bir millet düştü kedere. Siyah beyaz ekranlarda, kan kusardı birer yemin, Yüzü maskeli cellatlar, dönerdi zulmün çarkını. Bir çığlık yankı bulurdu, bodrumlarda, duvarlarda, Güneşin çocuklarıydı, direnen o karanlıkta. Eylül geldi, ayaz indi, dağlar bile sustu birden, Zemheri düştü yüreğe, umutlar gömüldü derin. Barikat oldu bedenler, çıplak ama dimdik duran, İşkenceye inat yaşar, özgürlüğe kurulan an. Kurşun değil sadece, söz de saplandı etimize, Kalibreli cümlelerle, işkence oldu dilimize. Bir harf bile suç sayıldı, bir şiir bile tehditti, Ama susmadı kalemler, direnişti her heceydi. Salyalı emirle gelen, postallı zebaniler, Kalktı amuda vicdanlar, sustu hukuk, sustu er. Yeminli katil dönerken, halkın üstüne gölgesi, Bir çocuk ağladı sessiz, duvarlarda yankısı. Memleketin dört bir yanı, gözaltıydı, hücreydi, Bir sabah alındı gençler, suçları: düşünmekti. Ne bir mahkeme sorardı, ne bir savcı dinlerdi, Adalet postal giymişti, vicdanlar sürgündeydi. Ama bir kıvılcım vardı, karanlığın tam ortasında, Bir şarkı yükseldi ansız, zincir kıranların ağzında. Bir duvar yıkıldı birden, bir slogan yankılandı: “Bu ülke bizimdir hâlâ, zulme boyun eğilmez!” Şimdi tarih yazıyor, o günleri bir bir yeniden, Unutma 12 Eylül’ü, unutma düşenleri erken. Her mısra bir direniş, her kıta bir hatıradır, Özgürlük marş olur bir gün, halkın sesi yankıdır. Onlarca genç şafakta, darağacında ser verdi, Sır vermedi cellâda, gözlerinde isyan teri. Yıldızlara karıştı birer birer sosyalist düş, Toprağa değil tarihe gömüldü onlarca yiğitbaş.
XwendinKadın, şafakta doğan güneş gibi Ve en sevdiğim roman gibi... Kadın En güzel aşkı sayfalara dökmeli Çünkü kadın, efsane bir aşk romanıdır Kitabın ta kendisi olmalı Okundukça her paragraf Noktasıyla, virgülüyle evrilmeli Gözler ayrıntılarda kaybolmalı Her cümlesine aşk sığmalı Kadın, kitabın özü olmalı Okundukça ruhunda bahar açmalı Sayfalar kısrak tay gibi akmalı Kitabın ortasına gelmeden Dönüp önsözü tekrar tekrar okumalı Kadına!! Kitap sayfasına dokunur gibi dokunmalı Dokundukça... Erkeğini yeniden yaratır Bir ressamın tuvale çizdiği gibi Yüreğinde renklerle dans eder Sol yanına güneşi çizer Kadın sanattır... Sanatın ta kendisidir Kültürdür, felsefe ve edebiyattır Kadını okumalı, öğrenmeli Kitap sayfalarına dokunur gibi Dokundukça aşkı öğretir Yüreğinde sevdayı işler nakış nakış..
XwendinSılada gönlüme düşen aşk Sen vatanım ol Dokun hasretime, özlemlerime Ben hamalın olayım Tez vakit karanlıkları aşayım Sana varayım, dokunayım sevgilim Okyanusu ve sınır kapılarını geçeyim Sen bana… unuttuğum gülmeyi öğret Anlat bana vatanımdan çocukları Çobanları, çöpçüleri, ırgatları Fabrikadaki işçileri ve sevdalarını Bildiri dağıtan isimsiz kahramanları Direnişe çağrı yapan Ayşe’yi Anlat… ak saçlı anneleri, babaları Pazarda limon satan Kravatlı öğretmeni Yoksulluğa meydan okuyan Maydanoz satan Ayşe teyzeyi Güneşin doğusunu Yıldızları anlat sevgilim Denizi anlat sevgilim… martıları Denizin kokusunu anlat Vapurda simit satan Yoksul çocuğu anlat Yalın ayak mendil satan çocuğu Bedeni kirletilmiş çocukları anlat Mavi gözlü, kıvırcık saçlı Dilendirilen kız çocuğunu anlat Ve anlat sevgilim… Memleketimde sevdaları Yaralı umutları, suskun bakışları Bir ekmeğe bölünen kardeşliği anlat..
XwendinBu gece yorgunum... Odam soğuk ve ben üşüyorum Senin ardında gönlüm öksüz kaldı Gönül yorgun düştüm aşka Kederler dizildi sol yanıma Sol yanım başkaldırma Aşk barikatında radikal sol'cudur Sana terörist deyip vurmasınlar Sol yanım dağları seversin Özgür akan derelerde su içersin Çobanın kavalına dertlenirsin Dervişin curasına ağlarsın Gözlerim efkara düşme Ne çok yangınlarda yandım Düşmüşüm gönül sorgu suale Dört duvar arasında Yıkıntılar içinde gönlüm Bana sözün vardı biz olacaktık Şimdi nerelerdesin dön gel yüreğimde açtığın yarayı sar. Yoksa meyhaneler evim olur Gazeteler kalın puntolar yazmadan Alibaba meyhanelere düşmüş derler Dön gel bize Eylül gitmeden sevdiğim...
Xwendin"Eylül Ekime yol almış" Veda etme Eylül sevmem vedaları Anılar öksüz kalır ardı sıra Gözlere bulut çöker yıldızlar solar Gözyaşı yağmur olur.. Hayallere soğuk düşer.. Umutlarına sonbahar çöker Gitme Eylül vedalar hüzünlü olur. Bilmem ömrümde kaç Eylül geçti Gönlüme sevda çalan..! Bir tek O malum Eylülü de kaldım Adını sormadım, gönlüme düşen güzel Sen bu ellerde misin.? Yoksa benim gibi yabancımısın Sepetinde nar, dudaklarında aşk Türküsü Şalvarı kilim desenli..!! Beline kırmızı kuşak dolamış Elleri kararmış nar toplamaktan Narlar çatlamış dibine düşmüş Güzel oturmuş nar taneler, İsmini soramadım Kazan fokurdar odunu meşeden Ateşi harlı közü alev alev Türküler dize kazan başında Dönüp bakarsa yüreğim fokurdar Gün sakın akşama evrilme Yoksa gönlüme soğuk düşer Umutlarım sararır düşer toprağa Sevdiğim Eylül akşamında ilk bakışın Sırtında sepet küfesinde narlar.. Bir tutam saçı sol gözünü kapamış Güzelliğin dizlerime kelepçe Yüreğimin feri çözüldü destursuz varayım Gözlerin renginde kalyanım Yanakları nar taneleri gibi kırmızı Dilim lal, gözlerim suskun Dudaklarım seslenir görmez güzel Durdurun takvim yapraklarını Eylül'de kalayım..
XwendinSen benden gideli yıllar oldu Özlemlerime sarıldım sen yoksun Hep senin kokun özlemlerde Sen aklıma gelme yüreğime acı çöker Ruhum hayallerine haps olur Akşamlar gelsin istemem Bir karanlık çöker gözlerime Seni unutmak istedim yüreğim izin vermedi Seni düşündükçe yüreğime çöker tarifsiz acı Döktüğüm gözyaşlarımda sen varsın Öyle sevmiştim ki, aldığım nefeste sen Sabahlarımın ilk ışığıydın yüreğimde ki sen Seni ilk günkü özlemiyle özlüyorum Şömineye yaslanıp bana baktığın o, an Yüreğimin bütün bağları çözüldü Bakışına öylesine daldım ki Varıp kalayım sonsuz mesken eyleyim Bazı bazı rüyalarıma gelme Sabahları seni bırakıp uyanmak çok zor Sen aklıma düştükçe ruhum üşüyor..
XwendinDüşlerimin kadını mavi giyinmiş Oturmuş banka deniz kıyısında Telaşlı ve bir o'kadar hoyrat bakışlı Yavrusunu avcıda koruyan ceylan misali Tedirgin ve özgüvenli dürüşü Kısrak tay gibi hoyrat hoyrat bakışı Bir elinde çanta bir elinde cigarası Ya ben bu şehre yabancıyım Yada sen kayıp şehrin kadını Yanına varayım mavili kadın Destursuz oturayım istedim Dizlerimin bağı çözüldü....... Takatım yok adım atmaya Çözüldü can bağım Yüreğimde mangal ateşi yaktın Hoyrat bakışınla, mavili kadın Güneşi gören buz misali Eridi yüreğim, gözlerimin feri çözüldü Sen baharın nilüfer çiçeği Ben arı misali konayım yüreğine Nemli bir bahar günü nilüfer kokusu Sen yağmur, ben toprak olayım Sevgiyle üstüme üstüme yağ Ben yüreğinde aşk olup filizleneyim Bakışına yıldızlarda dansa tütüşürüm Sen Cigarayı tüttür ben ten kokunu Gece yolun düşerse buraya mavili kadın Yıldızlar gözlerine mahçup düşer O vakit denize dökülür yıldızlar Denizde ki yıldızları koynuna toplayayım Gökyüzü mavi elbiseni kıskanır Vuruldum hoyrat bakışına mavilim kadınım..
XwendinNe çok şey öğretti yalnızlık Yüreğine düşen acıyı bal eylemeyi Kanayan yaraya bandaj olmayı Üşüdüğünde umutlarına sarılmayı Ağlarken gözyaşını silmeyi Ne çok korkular büyüdü Sen hiç korkularına sarıldın mı? Korktukça bir daha sarıldın mı? Uykusuz gecelerde hayallere sarıldın mı? Sessizliğe isyan ıslık çaldın mı? Benden alıp götürdüklerin Nerde birikti bilmem hayat Yalnızlıkla dost olmaya çabaladım Bir yanım sıla, öteki yanım yalnızlık Ne aylar ne mevsimler terk etti beni Gönlümde hüzünler büyüdü.. Umutlarım küçüldükçe küçüldü Boş yastığa iyi geceler dedin mi? Sofrana iki kadeh şarap koydun mu? Sorma ikincisini elbette yalnızlığıma koydum...
XwendinPuslu bir ağacın kuytusunda Boncuk boncuk yaşlar süzülür usulca. Heybetli bir kalbin atışı, yaralı bir kuş gibi— Çırpınışı yürekleri dağlar, sessizce. Hangi ihanetin kurşunu dağladı seni? Yüreğimden vurulmuşum pervasızca. Ürkek bir serçenin şaşkın bakışları gibi Kirpiklerin, ıslak bir keman yayı gibi ince. Sakın açıp kapama gözlerini, Kirpiklerin yüreğimi çizmesin yeniden. Dudaklarına, davetsiz bir öpücük yolladım— Belki yüreğindeki kırgınlığa bir çare olurum. Yüreğimdeki vurgun, seninkine ne çok benziyor. İzin ver, bağdaş kurup oturayım yanına. Sol yanım, sol yanına dokunsun— Belki derman olur, belki bahar olur sana. Gözyaşını sileyim, yüreğine derman olayım. Baharı kışa çevirmişler yüreğinde. Zemheri kışı bahar eyleyeyim yeniden. Ali Baba der ki: Sen bana, ben sana derman olayım...
XwendinBen geldim uzun bir yoldan; Bir nefesle, soluksuz. Kah kahırlandım bu yolda, Kah gözyaşlarımı içime gömdüm. Sol yanıma bütün acılarımı sığdırdım, Gizleyemediğim “keşke”ler kaldı açıkta. Telaşlı yüreğim kaygılı ve yorgun, Ruhumda tahammülsüzlük hâli. Gözlerim yorgun düştü karanlığa, Kalan kısa ömrüme Seni katmaya geldim, sevdam. Sol yanım yenildi hüzünlere. Göğüs kafesim yangın yeri; Yitirdiğim umutlarımı arıyorum. Eylül, sonbaharın başlangıcı— Yüreğim sararan yapraklar gibi. Sere serpe döküldü kışa. Kapanmayan yaramsın gönlümdeki sen. Gönlüm dayan: her acının bir merhemi, Her yükün bir hamalı var. Bir tek sesin ruhuma derman. Ressam seni çizdi dağlara, Şair aşkı mısralara döktü. Seni sordum her geçen yolcuya. Yüreğimde kanayan yarasın, yokluğun. Yeni umutlar yeşerir mi içimde? Bahar kokusu düşer mi tenime? Buğday tenin başak açar mı yüreğimde? Gazeteci haber eyledi Yüreğe düşen sevdayı. Ben seni yüreğime yazdım— İki vadide yankılandı sesim. Aşk ola yüreklerde, gözlerde yıldızlar. İzin ver de gönlüne yol alayım. Bir türkü söyle, içinde sevda olsun…
XwendinUzaklar mı yakın, yakın dediğin mi uzak? Sorguya düşme gönül— hayat dediğin rakamlardan mı? Kaç rakam mevsim eder, kayıp ömre sığar mı rakam? Ömrüne kattığın güzellikte saklıdır Gerisi, berisine düşmeden. Nefes nefese can, cananda değilse özündeki yüreğe akmıyorsa gönülde ne dost olur, ne sevda— küfene kattığın kadar varsın. Sevgiyi büyüt gönül, ayaza düşmeden sevgi ek. Gönüle sevgi ek ki biçtiğin sevgi olsun. Sevdan, şafak güneşi kadar güzel olsun. Aşkın yolu emektir, sevgiyle örülen. O vakit, rakamlar anlamını yitirir. Aşka düşmüş gönül rakamda değil— özünde akan, gönlüne aynadır.
Xwendinİstedim seni kuruyan toprağın suya Kardelenin güneşe sevdası Kainatın güneşe aşkını Benim sana aşkla susamışlığım Hele çık pencereye Cemal cemale Aşk ile muhabbet olmaya geldim Gülen gözlerinde aşk almaya geldim Göreyim gül Cem-aline niyaz olayım Saçların örgüsü ben öreyim Tarak incitmesin saçlarını Dokunmaya kıyamadığım Öpmelerim tenini incitmesin Gelincik çiçeği gibi narin bedenine Sarılayım sen yıldızları ben gözlerini Seyre dalalım ufka bir nefesle Sokul sevgilim sol yanıma usulca Bırakalım bedenlerimiz nehrin akışına Suya yazılsın aşkımız sevgiyle Vardığımız diyara sevda yazılsın Çatı bilmem yüreğini evim bildim...
Xwendinşair yazamadı dizelere elleri titredi aşkın hallerini tarife dudakları yetmedi mürekkebi tükendi aşkın tarifini yazamadı aşk, deprem gibi ansızın düşer yüreğe gözler tayin eder kaç şiddetinde bedende tsunami yürekte poyraz yıldırım gibi düşer bir sevda sevda düştü mü yüreğe kramp girer kalbe parmaklarda karıncalanma bedeni sarar bir alev bacası yoktur ki dumanı tutsun dumanı tüten bir baca olsaydı herkes bilirdi aşkın bedenini sardığını aşk, iki yürekte yaşanır sakın ola renk arama çünkü aşk renklerin toplamıdır yürekte kızıl bir ateş gözlerde yıldızların izdüşümü bir annenin rahmine düşen cenin gibi sevgiyle beslenir aşkla büyür yaşanılan tarifsiz anlamlı bir sevgidir aşk şafak vaktinde doğan kızıl bir güneştir pencereden içeriye sızan ışığın ta kendisidir ruhumdaki eşsiz güzelliğindir aşk aşk pınarında akan su gözeneklerimdir...
Xwendinpencereme bir güvercin kondu telaşla gagalıyordu camı bu telaş kime, neye? yoksa sen de mi kaçıyorsun benim gibi kaç gün, kaç mevsim yasaklı kaldım gökyüzüne hasretle çıkmadım pencereye öfkem doğaya değil sana hiç değil beni saklayan, beni anlayan yalnız sendin kaç hain pusu kuruldu özgürlüğe kaç sevdalı yürek dağlardan geçti sevdalarını yıldızlara gömdüler bak sırtlarına nasır bağlamış güneş harlamış bedenlerini kararmış tenleri kömür karası saçları tek örgü bellerinde püsküllü şal sessiz bir direnişin simgesi dağlarda yankılanır özgürlük türküsü öyle bir sevda ki özgürlük aşk olur düşer yürekten yüreğe direniş olur denizde yakamoz nehirde asi akar özgürlük, akan bir türküdür susmaz...
XwendinSöylersem yarınlara bir türkü, Adına sevda vede aşk Özgür olmaksa sevdamla Ben özgürüm zalimlere inat Feryat ediyorum barbarlığa Çocuklar ölmesin yaşayabilsin diye Rengini, dilini, ırkını sormadan Yaşayabilsin çocuklar özgürce Oynayabilsin çocuklar çocukça Özgür ve mutlu yarınlarda Gözlerine hüzün düşmesin Hayalleri yarım kalmasın Sınırı çizilmemiş özgürce Pay edilmemiş topraklarda Bombalar patlamasın Vahşet, kan ve barut kokmasın. Ekmek aş ve şekerde Yiyebilsin çocukça ve özgürce Çocuk olmalı özgür yarınlarda Savaşsız bir dünyada Temiz ve masum bakışını Bombalar kirletmesin yarınlarını Yari çıplak bedenleri üsümesin Gözleri gülebilsin çocukça Karınları tok sırtları pek Ve özgürce oynayabilsin Olmasın oyuncakları, şarapnel parçaları ve boş kovan Kopmasın kolları ve bacakları Bedenlerinde şarapnel parçaları olmasın. Kan barut kokmasın bedenlerinde Gözlerine yaş düşmesin Özgür yarınlar için birleş ve ayağa kalk Birleşsin insanlık barbarlara karsı Savaşsız ve özgür bir dünya için Birleşin çocuklar özgür yarınlar için...
XwendinBen, Sen, O, Onlar, Bizler Ve yeryüzü Börte böcekler Bitkiler, ağaçlar ve ormanlar. Kainat biziz Biz kainatız Doymazlar, Talancılar, Tanıyın onları... İnsanlık ölmeden Yerkürenin yaşam hakkı için Evrende tüm canlılar için Sevgiyi büyütelim ki Evren güzelleşsin Hayat şiir tadında yaşansın Zalimin zulmü Savaşın baronu Doğanın talanı Sevgi hâkim olsun Kardeşlik, barış Dostluklar büyüsün Aşk ile sevgi ola Adımı soranlar Kır çiçeği... Börtü böcek Ağzında yavrusu Gözünde yaşı Sırtında kamburu Ak saçlı nene Pos bıyıklı dede Heybemi sormayın Topladım hüzünlerimi Toprak Serpiştir kapansın Yangınlar Sönsün Alevler kül olsun Umutlar Dirilsin aşk ile Yüreklere aşk çalınsın Bahar gelsin Çiçekler açsın rengârenk Börtü böcek de yaşasın Aramayın yıldızları Gözlerinde toplandı Ay düşmüş koynuna Kır çiçeğin gönlüne Ve bilinsin… Bir çiçekle başlar diriliş, Bir damla sevgiyle büyür insan. Kır çiçeği susmaz, Toprak anlatır olanı biteni. Gönül gözüyle bakana Her yaprak bir dua, Her rüzgâr bir haber taşır. Aşk, Yalnızca iki kalp arasında değil, Kainatla kurulan bağdır.
XwendinYasaklı haller düştü payıma Saklı kaldım sende yurdum Kucak açan Longoz ormanı Sayamadım bilmem kaç gölün var Ve sessiz denize akan nehrin Yapraklarda kayık yaptım.. Adını yazdım sevdamın saldım göle, Beyaz nilüfer çiçeğine takıldı.. Ekim nemli ılık gecelerinde kaldım.. Nehrin akışına saldım hayallerimi Ya ruhuma çöken sessizlik Yasaklı ve sensiz kurduğum hayaller. Kelepçe vurulmuş hayallerime Bilmem kaç kalibreli kurşuna Vurulmuş hayallerim ıssız ormanda Ay doğmuş geceye bir fener gibi Düşlerim kaldı Sokağında Her bir duvarına yazdıklarım kaldı Bugün kaş can düştü toprağa Vurmuş sevdam zincire..! Bedenler çıplak gözlerde bandaj Cellat korku içinde telaşlı telaşlı Ağzı salyalı bir çanak yal peşinde Vurun kahpeler prangalara Düşeriz toprağa tohum olup Longoza ekiliriz Göllere, nehirden, denize karışır okyanus oluruz Nilüferde beyaz çiçek, kardelende asi Çıplak bedenlerimiz ilmek ilmek direnişi ördü
XwendinGecenin karanlığına koydular yüreğimi, Şehrin köşelerinde özlemlerim kaldı. Tutuldu yüreğim sana, ateşlere düştüm, Vakitsiz gidişlerine nasıl alışayım? Kayıp Sualler ve Sessiz Eller Bilinmeze savruldum, kayıp suallerle, Kenetlenen eller, bakışan gözler kaldı mı? Sevgiyle bakan gözler nerede şimdi? Yaslanacak ne bir dost, ne bir sevda kaldı. Yağmur ve Rüzgârın İçinde Bir yanım rüzgâr, öteki yanım yağmur, Yağmur düştükçe bedenim ıslanır. Yüreğime perva düştü, nasıl edeyim? Bu şehirde sevdalar kayıp artık. Tutsaklık ve Arayış Tutsak düştüm şehre, hücre gibi karanlık, Seni nasıl arayıp bulayım sevdam? Vuruldu gönlüm kadir bilmez ellere, On iki kırk beş kalibre kurşun yüreğimde. Tenhalara Göç ve Özlem Ben beni alıp göçüp gideyim tenhalara, Saklı kalan sevda, çık gel yüreğime. Sevda sözcüklerine avundum usulca, Gökyüzündeki yıldızlarda gözlerini aradım. Kalemin Gölgesinde Ey sevda, ey yitik düş, ey yıldız bakışı, Kalemimle seni yeniden çağırıyorum. Yüreğimde yankılanan son cümleyle, Perva düştü yüreğime… hâlâ seninle.
XwendinSenden bana bir tek hayalin kaldı Ne bir resmin, ne de saçından bir tel Sadece kulaklarımda yankılanan sesin Yıllar geçse de hayalimde kalan sen İnce ve narin bedenin kaldı düşümde Çıkmıyor gözümden gülen gözlerin Yamanlar Dağı’nda başındaki papatya tacı Papatyalar kadar güzel, kadar narindin Hayalimde sen, ruhum sende kaldı Her sana baktığımda sevgilim Yüreğim hırçın akan nehirler gibi çarpardı Gözlerinle bana gülümseyerek bakarken Ve pembeleşen yanaklarını unutmak mı? Titreyen dudaklarını, sımsıcak bakışlarını Yağmur altında seni kokladığım an Kokun kaldı bedenimde, sevgilim Uykularımda sen, sesin kulaklarımda Yola çıktım seni aramaya Susadım, vardım bir çeşme başına Gözlerim seni aradı her zarif kadında Bakışları utangaç, kaçamak Elindeki tasla su verdi, örgülü saçlı Rengârenk elbiseler içinde Bir an sen sandım, bir an sustum Ellerinde helkeleriyle su kuyruğunda Kızların arasında gözüm seni aradı Her biri sade, doğal, al yanaklı Kömür karası örgülü sırma saçlı Ne tatlı gülüşüyorlardı, yankısı kulaklarımda Kaçı sevdalara tutulmuş kim bilir Sevda acı çekmek midir gerçekten? Yoksa benim payıma mı hep zor sevda düştü Köyün orta yerinde kocaman bir çeşme Önünde havuz, suretin yansıdı suya Kim bilir kaç sevdalara tanıklık etti Kaç kaçamak bakışa su yudumlattı Asırlık çınarın gölgesine oturdum Hüzünlendim, gözlerimden yaşlar aktı Kanadı kırık bir kırlangıç sesi Yaralıydı, uçamıyordu Benim gibi yaralı, benim gibi yalnız Sensiz kalacaksa yüreğim Çak kibriti, yanayım, kul olayım Gündüz hayalimde sen varsın Gece düşlerimde sen Sen yüreğimde açtın yara Kabuk bağlar yaram belki Ama sen dokunmadan, sevgilim...
XwendinTren kalkar ölüme yüz üç can Adın barış yolcusu, Kalkar ölüme tren.! Vagon zifiri karanlık ..! Baba niye siyaha boyanmış vagonlar Zifiri kara Ankara tren garı Kızıl akanlar kar içinde Yüz üç barış düşleri..!! Halaylar, Horon, zılgıtlar yarım kaldı Gündüze zifiri karanlık çökmüş Adın kahpe olsun Ankara tren garı "Barışa Güvercinler Uçamadı" Kızıl kanlara bulanmış Toplayın bedenim kazın betonlardan Yüzüç parçaya bölünmüşüm Kalbim bulun sevdiklerime verin Uçamayan güvercin gagasında kaldı kalbim kızıl kana bulanmış güvercin gagasında Türkülerimize, şarkılarımıza kan düştü.. Takvim yapraklarından çıkarın 'Kanlı on Ekimi" Uçamayan barış güvercini koyun Barıştan korktular kahpeler Yol verdiler kanlı can pazarına yüzüç candık...
XwendinKanlı topraklar susmadı, Aç mahlûkatlar doymadı. Öldük, öldürüldük, eksilmedik, Zindanlar adımıza kefen biçti. Asit kuyularında kül olduk, “Birkaç Kürt” dediler alçaklar. Zindan duvarları soğuk ve çıplak, İsimler faili meçhul oldu. Özgürlüğe halay çeken eller, Kana bulandı o meydanlarda. Şarkılar yarım kaldı dudaklarda, Yıldızlar bile küstü geceye. Özgürlüğe sevdalı canları, Parçaladı bombaları zalimin. Bir güvercin havalanmadan vuruldu, Barışa kan sıçradı yeniden. Çığlıklar yankılandı taş duvarlarda, Kırık kemikler anlatır şimdi tarihi. Bir ağıt kaldı dillerde, soluk soluk, Geceden sabaha küllenmeyen bir sızı. Yürüdük umutla, türküyle, barışla, Karanlıkta yüzü ışık olanlar olduk. Kimi göğe kavuştu sol yanıyla, Kimi meydanlarda yankılandı suskunluk. Darağacında büyüyen çocuklar var, Elleri ceza, gözleri yasak dolu. Bir çiçek gibi kırdılar yaşamı, Ama yeşerir toprak, unutmaz bu soluğu. Selam olsun 10 Ekim’e, Barış uğruna toprağa düşen cana. Bu şiir bir mezar taşı değil, Direnenlerin yüreğinden akan çağrıya...
XwendinGeleceksin diye kaç şafak geçti Gözlerim yolunda uyku görmedi Alıç mevsimi geldi kolunda sepetin Gözümde bir film şeridi gibi geçti Dilinde yanık sevda türküsü Kulaklarımda melodisi hep kaldı Yüreğime düştüğün günde kaldım Düştüm sevda ateşine kül olmadan gel Seni aradım umutla kayıp gittim Hangi hayalimsin diye sorma Sormayın gözümde ki yaşları Saçlarımda ki kar beyazlığı Alnımdaki kırışıkları hiç sormayın Her Bir çizgi anlatır sensiz geçen yılları Ömrümde ki cefaların tarifini yapamam Seni ressama anlatayım istedim Seni tuvalle değil sol yanıma çizsin Sonbahar değil bahar olda gel gönlüme Alıçlar çiçek açmadan gel Sen alıç topla ben gözlerinde ki yıldızları...
XwendinBana hep böyle güzel bak derdin. Öyle güzel bakışın var ki Dön bir daha bak ki..! Bu bakış bizim şiirimiz olsun... Yazılan şiirimiz öksüz kalmadan Mısralara gözyaşı düşmeden Mürekkebi solmadan gel sevgilim Ben hep o, bakışta kaldım.. Gönlüme bir ateş düşürdün O, ateşten yanar dururum Ömür harcandı sensiz kalışlarımda Savruldum sararmış yaprak gibi "Dövüldüm" Rüzgar mı yoksa hasretin mi? Çırpındı yaprak gibi düşlerim Gönlümde ki seni soldurmadım Özlemine hayaller kurardım Susuz kalmış papatya gibi. Boynum hasretine bükük kaldı.. Susuz kalışıma, toprak ağladı... Güneş soldu hallerime Küçük kayık içinde galon şarabım Gölün orta yerinde, güneş uzakta Seni haykırıyorum göle dalga dalga yayılıyor En sevdiğin şarabı ve peyniri koydum Kayık mı yoksa ben mi sarhoşum.. Dümeni yitirmiş bilinmeze sürüklenir Haykırdım şiirimizi yakamozlar soldu...
XwendinAynısefa çiçeği Ekim ayın yüzakı Saçına sarı ve turuncu bandaj çekmiş Aynısefa çiçeğin renkleri öyle yakışmış ki Elimde demet aynısefa çiçeği Gönlüm seni ister çiçek bahane Ela gözlerine mavi sürme çekmiş Oturmuş gölün başına Sarı yapraklara yazdığını göle atar Gölü sarı yapraklar kaplamış Yazılanı çizileni suya bırakmış Yaslanmışım kastana ağacına Güzele baka kaldım yüreğime sızı düştü Seslenecek dilim lal oldu.. Cümleler boğazıma düğümlendi Dizlerimin feri çözüldü güzelliğine Ne çok dilek biriktirmiş saldı göle Sen yaban ellerde ne ararsın Benim gibi sevdaya mı düştün Ben yüreğimde büyüttüğüm sevda mı Gayrı sığmaz oldu yüreğime büyüdükçe Göle ceylanlar su içmeye inmiş Bir koru sanki şiir dizeleri gibi dizildiler Güzel adını soramadım aynısefa çiçeği desem Gönlüm hep Ekimde mi kalır... Sakın sende terk edip gitme, seni bulmuşken Gözlerinde boncuk yaşlar süzülür Dilinde isyan türküsü yankılanır vadide.. Gökyüzüne savurdun gözyaşımı yağmur olup yağma Sefa Çiçeğim ıslanıp, üşümesin yüreğim sızlar. Geçti ömür elde kalan özlemler yorgun yüreğim Seni çok aradım onca geçen zamanda Sen kaderimsin bizi yazmışlar birbirimize sefa çiçeğim
XwendinEkim, gitmeye hazırlanıyorsun Kaçıyorsun sanki, sessizce Bir kez olsun ardına dön bak Yarattığın hüzünle övün kendini Kaç yüreğe hüzün ektin Gökyüzü ağlıyor Yıldızlar gömüldü bulutlara Toprak sarıya bürünmüş Yapraklarını döken ağaçlar çıplak Benim yüreğimde öyle, sevdasız ve savunmasız Gurbetin soğuğunda üşüyen bir ben kaldım Sevgisizliğe terk edilmiş bir ben Yollar çamur, yürünmüyor artık Bugün on beş Ekim Yüreğime ayrılığın acısını koydun Ağlama'ya gözyaşım kalmadı Kaç Ekim geçti Bir kez olsun aşk ekmedin yüreğime Yine kışa bıraktın beni Söyle, nedir benimle derdin? Kuşlar kervan kervan göçüyor Benim gönlüm göçecek yer mi bulur? Anılar tazelenir, gurbet acı verir Vatansız kalışım, çıplak ağaca benzer Ekim rüzgarı ruhuma acı taşıdı Gönül, düşme artık yorgunluğa Ey sevdiğim, haykır dağlarda bir türkü Ben yüreğimi göçebe kuşlarla sana yolladım...
XwendinYaz gazeteci beni de yaz Aç gazetede bana bir sayfa gazeteci Bir kayıp ilanı yaz altına ismimi koy Yaz kayıp giden sevdaları Kalın puntolarla yaz gazeteci Benden çalınan sevdamı Umutlarımı hayallerimi de yaz Kahpe ihanetleri de yaz Yaz gazeteci sual sorma yaz Ya nankörleri, kahpeleri yazabilen Kalemin var mı gazeteci Hangi kalemin mürekkebi yeter ki Yalansız sevdayı yazmaya cüret eder Hangi çiçek sevdayı anlatabilir Gözlerin yürekte yazdığı sevdayı Ne amazon yağmur, nede nehirler Yazabildi heybetli sevdayı Süzülen İki damla göz yaşı Bazen acının dili Bazen mutluluğun dili olsada Sözcükler tükenir ve son noktası olur Yalan düştüyse sevdaya Asırlık çınar ağacın gövdesine Kurt düşmüş gibi kemirir kemirir Yel esintisine yenik düşer ve yıkılır Yüreklere ayaz, gözlere karanlık düşer Kirlendi kirletildi doğru bildiklerim Sevdaya aşka dair ne kaldı Hangi köpük köpük sabun Sevdaya düşen lekeyi temizler Kirletilmesin sevdalar temiz kalsın Yaz gazeteci bütün bunları yaz..
XwendinSen sürgün yaşadın mı? Sürgünde sevdalandın mı? Sevda hasreti bilirmişin? Sen gündüzü karanlık yaşadın mı? Ben sana ait olamadım sıla Seni vatan bilemedim Sıla sana mahpusluğum bitecek Sıla sen hücre ve gardiyanım oldun Sana tutsaklığım bir gün bitecek Sürgünde vatansız olmak Bir başka diyarda vatansız Gülmek yerine hep ağladın mı? Hep sol yanın acıdı mı? Güneşi yalanız seyrettin mi? Her gece ayni rüyayla uyandın mı?. Özgür olmak vatanında özgür. Sürgünde sevdalandın mı? Göz yaşların yüreğini acıttı mı? Sürgünde yağan yağmur, Bedenini değil yüreğini ıslatıyor......
XwendinUMUT DAİMA DİRİ OLMALI Aşık olmalı en yüksek dağlara Koşmalı soluksuz özgür sevdalara Kuşanmalı en güçlü silahı umudu Yıldızlara karışmalı sevda mavileşmeli Özgür akan nehirlere katmalı kavgayı En soğuk sularından kana kana içmeli Özgürlük kavgası, çağlayan nehir olmalı Kavgam karanfil kokmalı Sarp ve çetin yolları aşmalı Kavga kuşanmalı yüreğinde sevda Katık eylemeli bilinci kavgaya Sarılmalı umuda en zorlu anlarda Sevdayı kadının gözlerinden öğrenmeli Paylaşmayı çocuktan öğrenmeli Zalimin zulmüne karşı direnişi Özgürlüğe sevdalı kadın öğretmeli Çalmayın kahpe düzenbazlar Çocukların gözünde ki umudu Sönmesin yüreklerde ki umutlar Yarınlara özgür bakabilsin çocuklar Birleşin yarınların büyükleri Yıldızlar gibi çoğalın gökyüzü mavi Yer-küre yemyeşil hayat olabilsin Güneş gibi kızıl doğsun kavga yarınlarımıza
XwendinO, Malum gece gözlerinde demlendim Dudaklarında şafağın kızıllığı Nefesinde bahar sıcaklığı Yanaklarına ay düşmüş sevdiğim kadınım Gözlerinde gökyüzünün bütün yıldızları Seni öpmeye sarılmaya doyamadım Püsküllü eşarbın göğsüne düşmüş Saçların örgüsüne kelebek olayım Mavi entarin belinde kıvrım kıvrım Gökyüzü kıskanmasın mavi entarini Oturmuş çimlere lale sanırsın Utanmış mavi kelebekler kümelenmiş Bakan gözler dizlerimin bağı çözüldü Sana varıp koynuna düşsem Kelebek ömrüne razı gelirim Ağlayan gözlerim bahar yağmuru Sana yüreğim toprak filizlen bahar tadında Bir bakışına gözlerim yağmur olur Sen güneşim ben kardelenin olayım Bir tek bakışına yüreğime bahar gelir...
XwendinGüneşi evrene tanrı bildik, Ne yerde ne gökte aradık. Başka evrende tanrı arama, Ne Mekke’de ne Kudüs’te—gönülde baktık. Her neyi ararsan, kendinde bulduk, Haq hakikatti, nurunda gördük. Nefes eyledik o yolda, Sevgiyle yürüdük şafakta cemaline. Her karanlığın ardında nurunu gördük, Kızıl doğum sancısında aydınlandık. Doğdum doğuda, sıcaklığımı veren sen, Gönlüme düşen, senin ışığın. Börtü böceğe can veren, Ağaca, bitkiye, çiçeğe hayat sunan, Kâinatın aynası bildik seni Güneş, İnsanı topraktan yarattın, can verdin. İnsana, hakikate gönül verdik, Kutsal eyledik sol yanı, cana can eyledik. Gönül gönüle niyaz eyledik Haq yolunda, Musahip olduk, bir kefene girdik can cana. Hakikatli insan, inci gibi pas tutmaz, Gerçek dost, çelik gibi gözleri parlar. Yüreğinden başka sermayesi olmayan, Sualsız, katıksız gönülle yürür—Aşk ola.
XwendinAl bir fincan çayını denize karşı, Yudumlarken çayını denizi seyreyle sevgilim Ayaklarını sal denize dalgalar okşasın Dalga dalga yükselen denizi seyreyle Yüreğinde ki sevdanı sal denize Boğuşsun hırçın dalgalarla Baskın gelir yüreğimdeki sevda Tılsımı aşk ile sevdadandır.. Seyre dal denizi gün geceye evrilsin O vakit yıldızlar düşer denize Yüreğine düşen aşk gibi Yakamoza sal gözlerini.. Yıldızlara karışsın gözlerin sevgilim Deniz kıskansa da gözlerini Sen sal bedenini denize sevgilim Denize düşen yıldızları topla Al koynuna yıldızları okşasın memelerini Sal saçlarını denize dalgalar tarasın Yakamoz dans pistimiz olsun Ten tene aşk ile dansa tutuşalım Sen deniz mavisi etek sevgilim Koynuna yıldızları alda gel Ben kızılı giyineyim güneşi arkalarım Yakamozda sevda dansına tutuşalım Beyhudedir denizde hırçın dalgalar Sevdaya karşı nafiledir dalgalar Şafakta güneş kızıl doğar Denizin kumlarla seviştiği gibi Sevişelim göz göze sevgilim Dudaklar kıskansa da sevişmeleri Tenlerimiz alev alev tutuşsada Yürekte bahar güneşi doğsun sevgilim.
XwendinBen bugün bir gazap içindeyim; ıstırapla bedenim, ruhum daralmış—yüreğimde keder ve yangın. Aşkın ruhumu sana tutsak eylemiş; yaram sevda yarası—ne melhem ne de sargı tutar. Çağırın, gelsin o yar; sızlayan yaralarıma melhem olsun. Yandım, köz oldum aşkından; sensiz ben kendimi unuttum. Yangınlar içindeyim—yağmurlar söndüremez; gel, al beni; sevginle sar, kollarınla sar bedenimi. Bahtıma kara bulutlar çökmüş; yağmur yağsın ki dağılıp gitsin. Yüreğimi saran yarayı yardan başkası saramaz gayrı. Güneş açıversin ki her yer aydınlık, sıcacık olsun; yeşersin bin bir çiçek, kokuları sarsın her yeri. Gönlümün kurak toprağına düşsün rahmet; umut, ince bir yağmur gibi dinmeden yağsın. Yeni sevdalar yeşersin bağrında, güller açsın—hayat bulsun. Sensiz, kanadı kırık ürkek bir kuş misali ötemez oldum gayrı. Bahar gelsin; bin bir bitkiye can olsun, tomurcuklar açsın. Sevdamızda gül çiçekler açsın; güneş doğsun yeniden. Sensiz bahar kışa döner—üşürüm; adını andıkça içimdeki yangın diner mi, bilmem…
XwendinBugün öylesine yalnızım; Mevsim yaz, ben üşüyorum. Oturdum kıyıya, denizin kokusu Götürdü beni uzaklara. Götürdü taa eski diyarlara; Dönemedim bir türlü geri. Kumsalda el ele koşuştuk, Yine kaldım kıyısında. Midye yerken yarısında Sen beni geçmiştin, çocukça. “Dondurmam Gaymak!” sesine koşturur, Sen sade-çikolata, ben limonlu. Bugüne dönünce yüreğim yangın; Ben alevler içindeyim. Vapurun kalın düdüğü çalar, Martılar yükselir göğe. Masmavi ortasında sevgililer; Bir kayıkta gezinir usul. Martılar, pelikanlar alçaktan süzülür; Beyaz bir özgürlük göğünde. Çıkardım tütün tabakam; Kokusunu içime aldım. Birkaç nefeste bitti sigaram, Son buldu tabaktaki tütünüm. Vapur ağır ağır iskeleye yanaştı; Halat atıldı, kapı açıldı. İtişe kakışa indi yolcular— Kim bilir kaç sevdaya tanıktı? Kaçı ayrılığa vardı, Kaçı mutlu sona erdi? Deniz sustu, rüzgâr konuştu; Ben yine kıyıda kaldım.
XwendinBugün hava puslu, ince ince yağmur çiseliyor. Gözlerime bir karartı çöktü; yıldızsız kaldım. Gündüzüm karanlıkla sarıldı... Dizlerimde yürümeye derman kalmadı. Bilinmez bir yola düşmüşüm; sis bastı havayı. Ufuk kör oldu, yol ışığını yitirdi. Gündüze gece çökmüş, yüreğim karardı. Yürüyecek yol yok, sığınacak dost kalmadı. Selam verecek dost kayıp, Sığınacağım yüreğe çığ düşmüş. Yaz mevsimine kış gelmiş; Ne güzellik varsa kar altında kalmış. Baharın yüzüne yalan düşmüş, mevsim nefessiz. Çiçekler solmuş, yürekler kararmış. Yüreğinde beni sevecek yar kalmamış; Sevgi susuz, aşk kurak. Yüreklere çöl düştü, insanlık tükendi. Ve o çölün tam ortasında tek bir elma ağacı: Yapraksız, çıplak, donmuş… Sevgi su olsa, belki yeniden filizlenecek. Toprak tümden çölleşmeden, Akan suyu salın arkına. Sevdaları büyütelim; güller solmasın. Ben senin yükünü taşıyayım, ben senin yol yoldaşın olayım; Yüreğimde büyüteyim sevgiyi, sevdayı. Açın yüreğinizi, sevgi solmadan. Dostlukları, sevdaları büyütelim; aşk olalım. Bahar geri gelsin, papatyalar yeniden yeşersin. Emeğimizi toprağa verelim ki Sevgi yeniden yeşersin.
XwendinSessizlik!! Ve ölüm kokuları saçıldı Ölüyorlar ve hıçkıra hıçkıra Ne bir sevdiği ne sevenleri Ne bir uğurlayanı Nede bir avuç toprak atanı San ki lanetlenmiş cesetler Yarım kaldı her birin hayalleri Ne son bir veda, nede uğurlayanı Yer kürede insanlık ölüyor Altın kafesin nafile…..! Doydunuz mu? Üç beş talancı akbabalar Kirletmeyin doğayı İnsanlık ölmesin Börtü böceklerde yasasın Yüreğime dört mevsim Bir günde çöktü…….! Sokaklarda ölüm sessizliği Sair öldü, şiir yetim kaldı Ressam renkleri yitirdi…. Sadece tuvale siyah düştü Sessiz ve sensizlik çöktü ruhuma Gündüze karanlık çökmüş Dudaklarım acıyı mırıldar Hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim Akacak göz yaşı kalmadı ki Söylenecek söz tükendi Haykırış boğazıma düğümlendi Ölüm sessizliği çöktü insanlık ölüyor Duyun çığlıkları talancılar İnsanlık ve doğa ölüyor Kazancın altın kafesin beyhude...
XwendinGöğüs kafesinde nemli gözlerim kaldı; bir serçe gibi ürkek, bir kelebek gibi özgür. Varıp sol yanına yaslanayım, susuz kalmış bir sevda yolcusu gibi. Sal saçlarını avuçlarına; al başımı, koy göğsüne. Derin derin soluyorum bahar kokunu; yüreğime bahar, gözlerime yıldız düşsün. Gözlerimde ıslak bir gelincik; yıldızlı gözlerin dokundu kalbime. Kulağıma fısıldayan sevgi sözlerin— kirpiklerimin nemi süzülsün yanaklarına. Bu sevda yürüyüşünde yoldaşım ol; gönlüme ılık bir şafak rüzgârı. Uçurtmanın beşgenin sal göğe; yükseklere uçsun, bulutlara karışsın. Bedenime tarifsiz bir sızı düştü; dilime kelepçe, ayaklarıma pranga. Vurulsa da haykıran yüreğim, susmasın; hangi kudret engeller aşkı haykırmayı? Dön, sevgilim—avuçlarında yerim var; saçlarım sende, sesim sende sığınak. Bir öpüşünle çözülür gecenin bağı; adını anınca aydınlanır karanlık.
XwendinBahar gözlüm, kadınım, sevgilim; şiir mısralarında okudukça seni keyiflenirim. Ressamın tuvalinde renklerin toplamısın, şafağa düşen cemre gibi düştün kalbime. Okunması zor, derin bir kitap gibisin; her bir sayfanda ayrı bir sır, ayrı bir haz. Sayfaların kendiliğinden çevrilir, ayraç istemez; seni okudukça durmam, hiç duraklamam. Bir pazar sabahı keyifle seni okumak, gözlerimin her kelimede seninle sevişmesi; atlamadan en ince ayrıntını, noktanı, virgülünü, susuşlarını izlemek isterim. Bu hikâye bizim, yalnızca ikimizin; bu şiir bize yazılmış, bizim için yazılmış. Sen, her mısrasında şiir tadında kadınımsın; yıldızlar altında mavileşen kadınım. Kumsalda tango yaparken topuk vuruşunda, denizin mavi dalgalarıyla cilveleşen kadınım; söğüt gölgesinde kitap okur gibi gözlerinin satırlarını okurum, şehvetle bakan kadınım. Sen papatyanın sarı tomurcuğu, ben mavi kelebek olup omzuna konayım. Sen iki dağın arasındaki serin su pınarı, ben eğilip kana kana içeyim hayatından. Sen şafakta esen meltemim ol, ben çevrende dönen yel değirmenin. Sen baharım, yağmurlarınla gel; ben sana coşan çağlayan nehir olayım, kadınım. Sen saksıdaki mavi orkidem ol, kadınım; ben toprağın, suyun, seni taşıyan saksın olayım. Bilirim, sevgi toprağa değil, kalbe ekilir; sen sevgiyi kalbime ek, ben sana aşkımı ömür boyu vereyim.
XwendinYüreğime damlayan, sevdamsın Sen bir damla yağmur ol, Düş bedenime usul usul, Ben çağlayan nehirin olayım. Keşkeleri önüme katayım, Kıyılara vurayım dalgalarla. Bir sabah güneşiyle filizleneyim, Gönlünde gelincik bahçesi olayım. Ten kokunu soluyayım sessizce, Yüreğinde bahar gibi çağlayayım. Sen bana bir dörtlük şarkı söyle, İçinde seni bana anlatan bir dörtlük. İsmin dudaklarıma dokunduğunda, Yüreğimde özlemler yangın olur. Gökyüzü maviliklerine sal düşlerini, Karışsın yıldızlara, buluşsun özlemlerimiz. Bir damla sen, bir kıvılcım ben, Aşkın izinde yanar içimde özlem. Her gece seni düşlerken yıldızlara, Gönlümde bir sevda büyür sessizce. Yüreğimde açan çiçek sensin, Her kıta sana yazılmış bir dua. Bir gün kavuşmak umuduyla yaşarım, Seninle tamam olur eksik dualarım.
XwendinGözler uzaklara dalar durur, düşme gözlerim, gidenin ardına. Baharımı çaldılar, zemheri kıştayım; gülüyorsam, namerde inat bilesin. Şafakta sana özlem bir türkü dilimde, yüreğimdeki seni anlatır iki damla yaş. Yokluğunda yıkık bir duvar dibine çömeldim; öksüz kalmış yüreğim hâlâ seni bekler. Bu şehre ağır bir toz bulutu çökmüş, sigaramın dumanı karışır hüzünlerime. Hüzün sarmış ruhumu, gönülde yangın; yüreğim, yitirdiklerimizin ardından isyanda. Yürüdüğüm her yol sana çıkıyor, düşlerimde sen, dudaklarımda ismin. Bedenim isyanda boşa geçen yıllara; zemherinin soğuğunda kaldı yüreğim. Sensiz kalan ben, üşür bu yürek; gönül, umuda sarıl, bekle baharı. Ruhumdaki bu kış bahara döner mi, ela gözlerime yıldızlar düşer mi yeniden? Tenimde senin kokun, sevdam iz gibi; ukteler baş kaldırmış gönlümde. Lal olmuş yüreğim, dilim suskun; anlatamadım yitirdiklerimi kendime. Yüreğim yangın yeri, kalan ukdelere.
XwendinBakışlarında kaldı gönül gözüm, çözüldü yüreğim bu güzel bakışına. Bilmem, kaç kalibrelik bir kurşun yüreğime düşen seni kime sorayım? Seni kime sual edeyim şimdi? Kervan kuşanmış, aşka yol alır. Gün doğmayan bu kentte güneş misin, ay mısın; aydınlık oldun. Yoksa yağmurdan sonra açan güneş misin? Yasak koymuştum bir daha sevmemeye; yağmurlu bir günde mahzun bakışında kaldım, ıslak tenini saran rüzgâr ben olaydım. Unuttuğum gülmeyi seninle güleyim; öyle güzelsin ki, yüreğime oturdun. Tükenen sevda umudum, gülüşlerinde yeniden filizlenir, sen sevda ol, sar üşüyen ruhumu. Mavi düşler vatanımız olsun; saçlarında süzülür usul usul yağmur, dudaklarında buhar güneşe yol alır. Sen bu şehre hangi rüzgâr savurdu? Gel, sığınalım aynı göğün altına; paylaşalım bu kentin yalnızlığını. Bir fincan yoksul geceden koyalım, mavi düşlerde büyüsün sevdam
XwendinUzaklarda durup seyretme beni, çık gel beri ki gül yüzünü göreyim. Yüreğime dokunan o seni göreyim; gezdim âlemi, seni anlatan çiçek görmedim. Güneşe döndüm, gül yüzünü gördüm; yıldızlara sordum, gözlerini gördüm. Yürüdüm yalınayak cemalin şafağına, döndüm toprağa, ten kokunu soludum. Kadınım, cihan sende; sen cihanda, çaldım gönül kapını, yüreğim türabın olayım. Aşkımla geldim, sevginle büyüt, cihana sevda eyle; Haq, Haq ola; yekpâre canında can olayım. Gönül deryanda muhabbetin aşk olayım, baktım dünyanın penceresinden sana. Göçüp gitmeden göster gül cemalini, geçen mevsimler ömrümü alıp götürdü… Diz çöktüm eşiğine, niyaz ile geldim, yaralı yüreğimi avuçlarına serdim. Bir kelâmınla dirilir bu ten, bu can; sensiz her nefeste biraz daha eridim. Gözlerim akan nehir gibi çağlar, susuz kaldı yüreğim, çöl olmadan gel. Bahar ol da gel, yüreğinde çağlayayım; rüyalarıma değil, cemalini al da gel… Cemaline cemal olup eriyeyim nurunda, ne ayrılık kalsın, ne hicran yurdunda. Haq şahid olsun bu yanık duama; sen bende, ben sende kaybolayım -sırlaşalım.
XwendinBugün kapını çaldım, aç da gireyim içeri, koyma beni sılanın kapı eşiğinde. Nafile… Ne açılan bir kapı, ne “gel” diyen bir ses var beklerken. Komşuna sordum: “Göçtüler, bekleme,” dedi, yüreğime sıkılmış kurşun gibi yıkıldım yere. Öyle çaresiz, öyle çözümsüzüm ki canım, sana bir daha kavuşamaman anlatılır gibi değil. Yüreğimdeki ateş söndü sandım, yalanmış gülüm; ortak hayallerimiz, kurduğumuz düşler yarım kaldı. Bir yıldızdın içimde, kayıp gittiğin o güne dek; sensiz kalan düşleri neyleyeyim şimdi ben? Yan yana geldiğimizde çocukça oyunlar kurardık, birlikte gökyüzünü seyreder, yıldızları sayardık. Tırmanırdık şeftali ağacına, dal dal meyve toplardık; bir seferinde bekçiye yakalandık, tutamadık kahkahayı. Elinde kızıl ağaçtan bir değnek vardı bekçi amcanın; sen eteğine, ben gömleğime doldurduğum şeftalileri yere saçtım, o kulaklarımızdan tutup silkelerken. Şimdi bütün bunlar da mı yalan, sen ve ben yok muyuz artık? Mahallemiz dağın yamacına kurulmuş gecekondulardan, yolu, suyu yok—ortasında bir çeşme. Akşamüstü süslenen genç kızlar, delikanlılar metrelerce uzayan su kuyruğunda buluşurdu. Kuyruktan memnun olanlar da vardı, mesela ben; sevgilimi biraz daha görmek için, dokunmasam da uzaktan. Alüminyum helkeler sıra sıra dizilir, dolmayı beklerdi, helkesini doldurup dönen kadınların yüzü yorgundu. On iki saat ırgatlık yapan kadınlar, bir de su kuyruğuyla iki kat yorulurdu. Zaman zaman kavga çıkardı, ayırmak zordu; evlerden yine o tanıdık koku yayılırdı: kavrulan soğan. Şafak vaktinde çalan çalar saatin sesiyle bir bir yanardı evlerin ışıkları. Usulca açılırdı kapılar, bakkal yoluna düşerdi kadınlar, çocuklar, sıcak somun kuyruğunda. Olmazsa olmazdı margarin yağı, iki yüz gram zeytin, iki yüz gram beyaz peynir… Yedi kişilik aile, iki küçük odada siyah-beyaz televizyonun karşısında yorulurdu. Kamburu çıkmış kadınlar, erkekler; ırgattı, hamaldı, fabrikada işçiydi hepsi. Zarif, ince boylu, saçları örgülü sarışın sevgilim ise ela gözleriyle içime bakardı. Yapmazdım sabah kahvaltısını çoğu zaman, tren saatini kaçırmayayım diye. Her sabah başka bir heyecan, başka bir duygu; yüreğim ateş topu, elim ayağım yangın yeriydi. Sevda düştü yüreğime; Lokman Hekim bulamazdı derdime derman. Nafile… Ateş doldu gözlerime, gözyaşlarım sel oldu aktı yüreğime. Sensiz kendi yaramı saramam gülüm, benim yaram sevda yarası. Sevgilim, sevdan kızıl güneş gibi düştü yüreğime; bazen dolunaya döner, buz keser, kristallenir. Yine de sözüm olsun sana: kırlarda düğünümüz kurulacak, halayımız çekilecek. Rengârenk kır çiçeklerinden taçlar yapacağım sana, sen benim kraliçemsin, ben de yüreğinin sılada kalan sürgünü.
XwendinBugün kapını çaldım, aç da gireyim içeri, koyma beni sılanın kapı eşiğinde. Nafile... Ne açılan bir kapı, ne “gel” diyen bir ses var beklerken. Komşuna sordum: “Göçtüler, bekleme,” dedi, yüreğime sıkılmış kurşun gibi yıkıldım yere. Öyle çaresiz, öyle çözümsüzüm ki canım, sana bir daha kavuşamaman anlatılır gibi değil. Yüreğimdeki ateş söndü sandım, yalanmış gülüm; ortak hayallerimiz, kurduğumuz düşler yarım kaldı. Bir yıldızdın içimde, kayıp gittiğin o güne dek; sensiz kalan düşleri neyleyeyim şimdi ben? Yan yana geldiğimizde çocukça oyunlar kurardık, birlikte gökyüzünü seyreder, yıldızları sayardık. Tırmanırdık şeftali ağacına, dal dal meyve toplardık; bir seferinde bekçiye yakalandık, tutamadık kahkahayı. Elinde kızıl ağaçtan bir değnek vardı bekçi amcanın; sen eteğine, ben gömleğime doldurduğum şeftalileri yere saçtım, o kulaklarımızdan tutup silkelerken. Şimdi bütün bunlar da mı yalan, sen ve ben yok muyuz artık? Mahallemiz dağın yamacına kurulmuş gecekondulardan, yolu, suyu yok ortasında bir çeşme. Akşamüstü süslenen genç kızlar, delikanlılar metrelerce uzayan su kuyruğunda buluşurdu. Kuyruktan memnun olanlar da vardı, mesela ben; sevgilimi biraz daha görmek için, dokunmasam da uzaktan. Alüminyum helkeler sıra sıra dizilir, dolmayı beklerdi, helkesini doldurup dönen kadınların yüzü yorgundu. On iki saat ırgatlık yapan kadınlar, bir de su kuyruğuyla iki kat yorulurdu. Zaman zaman kavga çıkardı, ayırmak zordu; evlerden yine o tanıdık koku yayılırdı: kavrulan soğan. 63 Şafak vaktinde çalan çalar saatin sesiyle bir bir yanardı evlerin ışıkları. Usulca açılırdı kapılar, bakkal yoluna düşerdi kadınlar, çocuklar, sıcak somun kuyruğunda. Olmazsa olmazdı margarin yağı, iki yüz gram zeytin, iki yüz gram beyaz peynir... Yedi kişilik aile, iki küçük odada siyah-beyaz televizyonun karşısında yorulurdu. Kamburu çıkmış kadınlar, erkekler; ırgattı, hamaldı, fabrikada işçiydi hepsi. Zarif, ince boylu, saçları örgülü sarışın sevgilim ise ela gözleriyle içime bakardı. Yapmazdım sabah kahvaltısını çoğu zaman, tren saatini kaçırmayayım diye. Her sabah başka bir heyecan, başka bir duygu; yüreğim ateş topu, elim ayağım yangın yeriydi. Sevda düştü yüreğime; Lokman Hekim bulamazdı derdime derman. Nafile... Ateş doldu gözlerime, gözyaşlarım sel oldu aktı yüreğime. Sensiz kendi yaramı saramam gülüm, benim yaram sevda yarası. Sevgilim, sevdan kızıl güneş gibi düştü yüreğime; bazen dolunaya döner, buz keser, kristallenir. Yine de sözüm olsun sana: kırlarda düğünümüz kurulacak, halayımız çekilecek. Rengârenk kır çiçeklerinden taçlar yapacağım sana, sen benim kraliçemsin, ben de yüreğinin sılada kalan sürgünü.
XwendinKasımın soğuğunda açtın gönlüme, solmuş günlerin ortasında taze bir nefes. Yaprakların titrerken usulca dokunuşunla, her bir yaprağındaki ayrı renk dokundu yüreğime. Elin değdiğinde serinler akşam; ıslak toprakla karışır reyhan kokusu. Mor kasımpatı gibi durur adın, gökyüzünde sönmeyen bir ışık gibi. Rüzgâr üfler, poyraz yürür üstümüzden; sen, susmayan cümlesin dudaklarımda. Her bir yaprağın, kat kat sır gibi, siper olur üşüyen kalbime karşı. Bakışın değdi mi çoğalır renkler; beyazın bembeyaz, geceye ışık. Kulağıma eğilen en ince rüzgâr “geç geldim,” der, “ama dönmedim hiç.” Teninin kokusu yağmur sonrasıdır; yanımda titrer nazlı bir kırlangıç. Dizlerin kıyım, ellerin kıyı, dalga dalga vurur içime aşkın. Adını içime kat kat işledim; her harfi tutuşur, geceyi deler. Kasımpatı gibi direnen kalbim, kışın ortasında yine yaza döner. Gel, üşüyen omzuma baharı serp; nefesin göğsümde çiçek açsın. Sevgim ince bir su yolu gibi içimin en loş yerine değsin. Ve bil ki, ey güzel; bu sevda kasımpatı, soğuğa, rüzgâra, zamana direnir. Takvimlerden yıllar silinse de bir bir, adın kalbimin en taze yerinde açar.
XwendinUsulca kuşandı gönlüm sevdayı; sana dair yıldızlar dizildi gözlerime. Gözlerimle değil, yüreğimle sevdim seni; yıldızlı gecede maviler kuşandım. Gökyüzüne yol almış çoktan yüreğimde taşıdığım o sevda. Sende kalan seni, bende büyüyen seni yıldızlarla döşedim karanlığa. Ay gülüşün kaldı bende; gece mağrur, ben sende kaldım. Hayalini yurt eyledim sualsız; liman bildim, sığındım hayaline. Martının kanadında savruldu hayallerim; mavi defterlere sana şiirler yazdım. Martı haykırdı gökyüzüne ismini, yüreğim yazdı seni nasıl sevdiğimi. Geleceksin diye kaldırdım bütün kilitleri, yıktım önüme kurulan kapıları. Gönül kapını çaldım; aşkla geldim, özümle, sözümle sana geldim. Bir tek gülüşüne bahar iner dünyaya. Sen çan çiçeği ol, ben arı olayım; sen kokunu sal, ben renginde kalayım. Maviler kuşan çan çiçeğim… ben seni kuşanıyım.
XwendinSavruldum hain rüzgârlara, kapıldı gönlüm umutsuz fırtınalara. Lodos vurdu, ruhum alabora; kavruldu yüreğim sevda ateşinde. Tutuşturdun gönlümde üç mum; birini sensiz kalışıma yaktın, birini yıkılan hayallerime… Yıkma umutlarımı, mum gibi erimesin. Sensiz bırakıp hangi diyara kayboldun? Kasımda sevdaya düşmek zor, sararmış yapraklar gibi savrulur yüreğim; hayalden köprüler kurdum gökyüzüne. Çekme perdeyi, Kasım, yüreğim sızlar; ben sende düştüm sevdaya, ey Kasım. Sende yağmura döndü gözlerim, gökyüzünü gri bulutlar sardı. Kapatmayın maviyi; şiirler yazılsın, mavi temiz kalsın ki yazılsın sevdalar. Kurulur gönülden gönüle sevda köprüsü; Kasım, kal yanımda, savurma beni kışa. Zemherinin boranına koyma beni; mavi sayfalara yazdım “biz”i. Kışa inat çalar mı gönül kapımı aşk? Özümle, sözümle gönlüne geleyim. Kışın zemheri soğuğuna terk etme beni, dökme umutlarımı sararmış yapraklar gibi. Öyle bir yerdeyim ki: bir yanım özlem, öte yanım poyraza savrulmuş; sızlar ruhum…
XwendinEy benim gül yüzlü yârim, bahar kokulu sevgilim; gelincik çiçeğim, papatyam— ışık saçan gözlerin, aydınlığım ol. Özgürlüğe sevdalı yüreğim, aşka susamış yüreğim; aç yüreğini yüreğime, sevgilim— susamışım sana, sevdam sana. Kavurucu yaz sıcağı gibi, toprağın yağmura susadığı gibi; susuz kalmış bir karanfil gibi boynum bükük olur sensiz. Sokağa düşmüş sevda dilenirim; avuç değil, kalbimi açtım aşka. Kelebek olsam, konsam sol omzuna; bir günlük ömre razıyım hatta. Servetim yüreğim—sana bırakıyorum; dokunabilsen, yüreğime derman olursun. Sen yoksan, sevdam acı çeker; sevda gölgen yoksa buz gibi eririm. Gel, ten kokunla çözülsün gecem; adını üfleyeyim ateşime, ısınsın. Bir dokunuşun yeter, sevgilim— bende donan her şey sende bahar olsun.
XwendinSILADA SÜRGÜN Yine kaldık mı, ıslak sokakta Seninle baş başa gönlüm? Akşam olunca ruhuma yangın düşüyor, Gündüz yüreğime vatan hasreti. Malum defteri önüme koyma artık, Keşkeler, sorgular, sualler bitmedi mi? Hesap vermekten yoruldum sana gönlüm, Bu yıl da baharsız geçti içimde. Ömrüme bir çeltik daha attın, Bahar karları gibi eridi zaman. Gönlüm paramparça bu senede, Yüreğim iki eksikle geçti bu yıl da. Hayallerim tarumar, Soldu yüreğimdeki çiçekler. Ben seni hiç istemedim sıla, Afrika’daki köle tüccarı gibisin sıla. Ben senin kölen olmayacağım sıla, Seni reddediyorum, Sen efendiysen, ben köle olmayacağım. Ruhuma prangalar vurulmuş. Umutlarım kaldı kayıp ülkemde, Kimliksiz kaldı çocukları o ülkenin. Umutları parçalanmış bir coğrafyada, Yarım kaldı hayalleri çocukların. Gözü yaşlı, ak saçlı analara, Babalara sözüm vardı. Kefensiz yatan evlatlara kefen, Mezarsız yiğitlere mezar olmalıydı. Oldu mu şimdi, sılada sürgün? İkiye bölünmüş bedenim kaldı burada, Yüreğim kayıp ülkemde kaldı, Ruhum çıkmaz sokakta, sılada...
XwendinDayan gönlüm sılada hasrete Çıban misali hasret yüreğimde Ateşlere düştü bedenim harlandı Süpürün yalanı aşkı kirletmesin Kaybolan ben miyim insanlık mı? Özü sözü bir olan dost kaldı mı? Evrende temiz olanı kirlettiler Bırakın umutlar temiz kalsın yarınlara Dokunmaya kıyamadıklarım bana kıydılar Yalan uzak dursun sevdalar kirlenmesin Özü sözü bir olan sevda kaldı mı? Gönlüm bir tek gücün bana mı yetiyor Gönlüme düşen ateş biter mi? Kimim var kime gideyim sılada Geceler öylesine zalim yokluğunda Dayan gönlüm yalnızlığa umuduna sarıl Ey benim mazbut yüreğim Sevdaya tutsak yüreğim Sevda yangınları sardı bedenimi Kozalak gibi tutuştu bedenim yangınlarda ALİ BABA KARAKAŞ
XwendinEy benimim gül yüzlü yarim Bahar kokulu sevgilim Gelincik çiçeğim, papatyam Işık saçan gözlerin aydınlığım ol Özgürlüye sevdalı yüreğim Aşka susamış yüreğim Aç yüreğini yüreğime sevgilim Sana susamışım sevdam.. Kavurucu yaz sıcağı gibi Toprağın yağmura susadığı gibi Susuz kalmış karanfil gibi Boynum bükük olur sensiz Ben sokağa düşmüş sevda dilenirim Avucumu değil kalbimi açtım sevdaya Kelebek olsam konsam sol omzuna Bir günlük ömre razı gelirim, Servetim yüreğim sana bırakıyorum Dokunabilsen yüreğime dermanım olursun Sen yoksan sevdam acı çeker yüreğim Sevda gölgen yoksa ben buz gibi eririm
XwendinArdın sıra kaldı gözlerim Baka kaldı gözlerim sevgilim. Gözlerim sende kaldı Yüreğimde ki seni arıyor Darmadağın her bir yanım Perişan pejmürde bir haldeyim Anılarımıza yosun düşmeden Sevdamıza mazı değmeden Vazoda ki güller kurumadan Yüreğime ayaz düşmeden gel sevgilim Dönüp geleceksin diye sevgilim Gömleğimin düğmelerini iliklemedim Bağrım açık sevgilim Soğuk düşmeden gel Yokluğunda yorgan bedenime. Yastık boynuma değmedi Gözlerim tavanda asılı kaldı Ya anılarımız sevgilim ......! Buruşturup bir torbaya koymadın mı? Duvarda aşılı kaldı anılarımız Tozlanmadan anılarımız Geri dön, geri dön sevgilim Duvarda indir anılarımızı Ser yatağımıza dağınık kalsın Yorgan, çarşaf gibi dağınık kalsın Dön sevgilim anılarımız öksüz kalmadan Ne çok severdin baharı ve yağmuru Yüreğime baharı çalan kadınım Dön bahar kokulum, nergis çiçeğim Denizi, sahili ve kumsalı Ne çok severdin sevgilim Köpük köpük yükselen dalgaları Dalgalar kumsalı döverken Seyretmeyi ne çok severdin Çıplak bedenle dalgaları yara yara Memelerin dalgalarla dansa tutuştuğu an Ne şehvetli bakışla bakardı Gözlerin, gözlerime sevgilim Ah sevgilim.......! Bir bilsen yüreğimde ki seni Yokluğuna yüreğimde ki isyanı Ne acılar sığdırdım yüreğime Gözlerim tavanda asılı kaldı. Hiç kapatmadım yatağımızı Ten kokun kaybolmadan gel Yüreğim hep seni aradı sevgilim Dön gayrı anılarımız öksüz kalmadan Şafak doğar gibi düş koynuma sevgilim
XwendinIraklarda yüreğime düşen aşk Gönül yol aldıysa Kılavuzu sevdadır. Ne zifiri karanlık Nede sarp ve çetin yol Sevda bedende harlandıkça Yürekte köze dönüşür Karanlıklar aydınlık olur Yazalım sevdam. Aşkımızın hikayesini Seni beni anlatan mısralarda İsimsiz sevdaları,aşkları yazalım Çobanın sevdasını yazalım Kekiğin güneşe sevdasını yazalım Nergis çiçeğin efsane sevdasını Yazalım efsane sevdaları Yazdıkça efsane sevdaları Beslenip büyüsün sevdamız Yazın harman ola Kış gönül sofrası Baharda tohum olup Toprağa düşsün Yeni sevdalar filizlensin Gönül ile aşk ile harman ola
XwendinSen vatanım ol Dokun hasretime özlemlerime Ben hamalın olayım Tez vakit karanlıkları aşayım Sana varayım dokunayım sevgilim Okyanusu ve sınır kapılarını aşayım Sen bana unuttuğum gülmeyi öğret Anlat bana vatanımdan Çocukları Çobanları, çöpçüleri, ırgatları Fabrikada ki işçileri ve sevdalarını Bildiri dağıtan isimsiz kahramanları Direnişe çağrı yapan ayşe'yi Anlat ak saçlı annaları babaları Pazarda limon satan Kravatlı öğretmeni Yoksulluğa meydan okuyan Maydanoz satan ayşe teyzeyi Güneşin doğusunu Yıldızları anlat sevgilim Denizi anlat sevgilim martıları Denizin kokusunu anlat Vapurda simit satan Yoksul çocuğu anlat Yalın ayak mendil satan çocuğu Bedeni kirletilmiş çocukları anlat Mavi gözlü kıvırcık saçlı Dilendirilen kızı çocuğunu anlat Memleketimde sevdaları anlat
XwendinBen bugün bir gazap içindeyim, Izdırap keder içinde bedenim Ruhum daralmış Yüreğimde ızdırap, Keder içindeyim Aşkına ruhumu tutsak Yürek keder içinde Yüreğimde sevda yarası Ne merhem nede sargı tutar Bir dokunsan yüreğime Bedenime güneş doğar Sızılıyor yaralarıma Kan reva içinde yüreğim merhemi bir dokunuşundur. Sensiz ben beni unuttum Yangınlar içindeyim yokluğunda Bir dokunuşun sevgilim yüreğime bahar gelir. Gözlerime yıldızlar doğar. ALİ BABA KARAKAŞ
XwendinZordur be dostum Sılada sevdalanmak Ben kime koşayım Gülen gözlerimle Sevdamı kime anlatmaya Nasıl sevdalandığımı Sevdalandığım kadını Kime nasıl anlatayım Sıla seni yurt bilemedim Sıla çok soğuk Senden korkar oldum Nasıl anlatayım sevdamı Güzel seven kadını Nergis çiçeği gibi narin Mısır püskülü gibi saçları Ceylan bakışlı ve narin Kime anlatayım sevdiğim kadını Gözlerine düşen yıldızları Yüreğinde ki güneşi Esmer narin kadınımı Kime nasıl anlatayım Malul bakışlı sevgilimi Sen sevda pınarım Sevda Kadınım aşk pınarım
XwendinEller birlesin vahşete dur demek için, Yürekler birlesin yaşamak için... Zambaklar, papatyalar, menekşeler, Karanfiller, kokabilsin diye Koparılmasın dalından..... Yaşadıkça canlılar, güzeleşir Ve çoğalır hayat olur, Sevgi can verir hayat olur yaşam olur Papatyalarım solmasın diye.. Birleştir yürekleri sevgi olsun, Avcılar olmasın ceylanlarda yaşayabilsin Özgür dağlarda koşabilsin... Hırçındır dağlarda akan nehirler, Beyaz gelinlik giymiş Masum kadın gibi akar akar..... Asidir ha nehirler bitkilere hayat olur Bağrından yeşertir mor menekşeleri Pembe, beyaz papatyaları... .Nede özlemişim dalından koklamak papatyaları Pınarından yudum yudum su içmeyi.. Dokunmayın nehirlere temiz akabilsin Dokunmayın çocuklara kirli ellerinizle Masum bakışları bedenleri kirlenmesin Ve kirletilmesin gülebilsinler çocuklar Sevda pınarından birleşin yürekler, SEVGİ güç olabilsin diye, Vahşeti ve savaşları durdura-bilsin.. Sevgi ve sevmeyi büyütelim ki Canlar solmasın yaşayabilsin Nefeste alabilsin, güzel kokabilsin diye. Aşkı büyütelim ki sevgi harman olabilsin Tohum olup toprağa düşün Filizlensin salkım salkım büyüye bilsin... Su ve toprak birleşsin Hayat verebilsin mor menekşelere, Kardelenlere, zambaklara, Karanfillere ve papatyalara... Dokunmayın solmasın diye, Koparmayın ölmesin diye, Kokabilsin dalından Papatyalarım....
XwendinAh yüreğimdeki söküp atamadığım, Gözyaşlarımla sulayıp büyüttüğüm, Sevgimle sarıp sarmaladığım, Herkeslerden sakınıp sakladığım… Seni gözlerimden bile sakındığım, İsmini kimseler öğrenmesin diye, İsmini dudaklarımdan dahi sakındım, Gündüz güneşte saklı tuttuğum ismini. Gece en parlak yıldızlarda aradım seni, Dağlarda, en güzel çiçeklerde. Baharı müjdeleyen çağlayan nehirlerde, Güneşle taçlanan kardelende seni aradım… Bahar geldiğinde gülen gözlerinde, Gelincik çiçeğinin tomurcuğunda seni aradım. En sık ormanda yürüdüm, kan revan içinde, Örtüye, böceğe haykırdım; seni sordum. Yüreğimdeki heyelan bedenime düştü, Ruhumu poyraz esintisi sardı. Kasırga koptu içimde, her yan tarumar, Üşüyorum senin yokluğuna. Ve korkularım çoğaldı seni bulamamaktan; Şelalenin akışkan suyunda aradım seni. Gözlerimde isyan çığlıkları yankılandı dağlarda, Herkeslerden saklı tuttuğum, yüreğimdeki sen… Bir adın var içimde, söylenmeyen, Sessizliğe emanet ettiğim. Kalbimin en kuytusunda açan Bir gelincik gibi kan kırmızısı— Dokunsam dağılır korkusuyla, Sadece bakıp sevdim seni.
XwendinAdımı sormayın; ben kır çiçeğiyim, yoldan esen rüzgâra, yoldan geçen sevdaya açık. Yolum sevgiyedir, gönlüm sevdaya; gönlüme düşene yarenlik eylemek niyetim, ki susuz kalmasın bir tek filiz, gölgesiz kalmasın bir tek yürek. Heybemi sormayın; topladım hüzünlerimi, bir küfesine yükledim eski yaraları, ötekine koydum çocukluk hayallerini. Toprak Ana’ya serpiştireyim hepsini, umutlar filizlensin, aşkın suyuyla şişsin, göğün mavi kasnağına tutunsun dal uçları Bahar çiçekleri açılsın yüreğinde; ben bağdaş kurup oturmuşum sesine, Toprak Ana minderim, sabrım yastık. Ressam, tuvaline beni düşürür bir an, kirpiklerinin kıyısına konar renkler; gülüşünün tonunu gizlerim avucumda. Ve yüreğimdeki sevdayı, atlamadan tek bir ayrıntısını rengin, şair gözlerimle uzakları seyrederim: Yamaçlar çağırır, dere iç çeker, bir turna gölgesinde çoğalırım; dize dize akar içim, sana varır. Derviş gibi bağdaş kurmuşum; sazın akorta ihtiyacı yok, çünkü telin perdesi gönül perdemdir. Dokun, perde perde gezsin parmaklarım, hüzün düşmesin gönüllere artık. Kır çiçekleri yarenlik eylesin bana; her notada bir papatya, bir menekşe koksun. Sırtım doğan güneşe, gönlüm sevdana çevrili; arayıp durmayın yıldızları, gözlerimde toplandılar. Ay düştü kır çiçeğinin gönlüne, gümüş bir iz kaldı geceye; o izi sürerek bulurum seni, susuz bir pınara su yürür gibi. Heybemden çıkarırım kakılmış acıları; toprağa karıştırır, üstünü sevdayla örterim. Bir tohumdur sözüm, bir ışıktır bakışın; birlikte nöbet tutarız kırağıya karşı. Yel dindi mi, bilirim: kalbinin kıyısında kök salmıştır adım. Gelin, canlar; sevgi olalım, aşk olalım, paylaşalım ekmeği, göğü, gölgesini ağacın. Ben kır çiçeği, sen rüzgâr; birlikte eğilelim dünyanın yorgunluğuna. Adımı sormayın yine de— ben sizin yüreğinizde açan o küçük, inatçı çiçeğim.
XwendinSeni çok özledim sevgilim....! Bir bilsen sana özlemimi? Gelincik tarlasında gülüşlerini Sarılışında kaldı kokun Kırmızı fuların rengine Gelincik çiçekleri kıskandı Gözlerinde güneş ışıltısı Bakmadım yüreğimin bağı çözüldü Birden kayboluşuna dilim lal oldu Gönlümde poyraz geçti savruldum Yokluğun beni bana kapattı Gel ki yeniden hayat olayım Sende kaldı beni alda gel Sevda olup yüreğine akayım Sen sevgi ver ben filizleneyim Kokusunu sen fidesi ben olayım Geceler seni hatırlatır bana Gündüzleri gülüşlerin kaldı bende Gün ikindiye evrilmesin istemem Yüreğime bir acı çöker gülüşünü hatırlatır Hüzünlü bir haziran gecesi ilk bakışın Yüreğime temmuz sıcaklığı sardı Kalkamadım gözlerine baka kaldım Dudaklarım kitlendi güzel bakışına...
XwendinBu kente sessizlik çökmüş, ruhumda kargaşa fırtınaya dönüştü. Yağar mı yağmur kirlenmiş bu kente, yağma; dolu çocuk bedenler üşür. Toprağından mı, havasından mı, yoksa gökyüzünden mi bu koku? Her yer mülteci kokuyor ve korkular; yakma, ne olur, yazmayın beni kara kaplı deftere. Düşlerim kaldı memleketimde, çaldılar umudumu, yarım kaldı hayallerim. Mülteci kalırsam bu soğuk kentte, “sığınmacı” yazmayın, yaralanır yüreğim. Son bir kere daha daldım düşlerime, kaçıncı öykü yazıldı bana, bilemedim. Bana acıyan gözlerle bakmayın sakın, düşlerimin küllerinde yürüdüm, eğilmedim. Düşlerim, hayallerim kaldı memleketimde; koyarsan beni mülteci diyarına, özlemler boğazıma düğüm düğüm oturur, yağlı urgan gibi iner boğazıma. Bu kentte yabancıyım, diline laliyim, sözlerim pasaport bulamaz dudaklarınızda. Ülkemde Kürt, bu kentte zenciyim; tenimi değil, sesimi kararttınız aslında. Sığdıramadılar beni, “asi” dediler; hüküm: sürgün, hayat: bekleme odası. Ne çok öldük ve dirildik şafakta, her seferinde yeniden yazıldı cezamız. Kızıl doğan güneşin doğum sancılarında yeniden kurulur içimde memleketim. Bir çocuğun gülüşünde yırtılır sınırlar; düşlerim döner yurduna, ben de peşinden.
XwendinSürgün, açık denizde vurgun yemek gibidir Umutlarına bulutlar çöker ve hep üşürsün Sürgün diyarı, gökyüzü maviyi yitirmiş gridir Gece yalnızlık çöker ruhuna, gözlerine karanlık Memleketim sende sevdiğim kaldı Ben onu, O beni hep kaçak sevdik Sevdiğim dağların asi kadınıydı Saçları çam kozalağı teni kekik kokardı Memleketimden çok uzaklardayım Sana hasretlerim çoğaldı memleket Benden çok uzakta kalan seni özledim Sevdam ruhumda fırtınalar eser Bazen de bir ağaç dalında bir çiçek Küçük bir balıkçı teknesinde Kadehsiz ve peynirsiz şişede şarap Bazen de bir hamalın kamburunda Telaşımdan ismini soramadığım Yeşil gözlü, kıvırcık saçlı dilenci çocuk Yalın ayaklı soğukta titreyen elleri Mendil, ciklet satan kız çocuğu Mavi tulum içinde çöpçüleri özledim Midye satan kasketli Kürt amcayı Simit, salep diye bağıran sesi özledim Ben, hepinizim ve hepinizi çok özledim..
XwendinBu kent bana yalan söyledi Ben bu kentte hep acı çektim Yüreğime düşen sevdamı arıyorum Sen da kalıcı değilim yolcuyum.! Yoluma engeller çıkarma.! Yanmayım daha fazla canım acı içinde Vurulmuşum yüreğimin orta yerinde Öyle güzel bakışa vuruldum ki Kaç kalibreli vuruştu bakamadım Mavi paltosu kırmızı bereli bakışı kaldı bende Uzun ince belli narin kal diyemedim Kömür karası örgülü saçlarında kaldım Elinde kırmızı kaplı defteri benide yazar mı? Sanki dudaklarıma kilit vurulmuş Bir tek söz söyleyemedim gitme kal.!! Sen kal, kalan ömrümü ömrüne katayım Sensiz geçen ömre, ömür diyemem Adını bilmeden hayalinde kaldım Seni ay mi yoksa güneş mi yolladı..? Üşüyen yüreğime güneş oldun.. Nasıl seni yüreğimde yaşanmamış sayarım. Kitabem ol seni bir solukta okuyayım. Eskişehir tren garı anonslar karıştı sessizliğe Soğuk bir kış günü geçtin yüreğimde... Sen Balkan göçmeni, ben Kürt Seni sevdiğimi söylesem felaket olur Postallar sokakları işgal eder Memleket bölünmesin içimde sevdim seni...
Xwendin